Dış Politikaya Fabrika Ayarları

Prof. Dr. Atilla SANDIKLI
25 Aralık 2015
A- A A+

Önceki yazılarımda açıkladığım gibi 2002-2011 yılları arasında adeta dış politikada bir devrim gerçekleştirildi. AB ile ilişkiler geliştirildi. Asya, Afrika, Latin Amerika açılımları yapıldı. En önemlisi komşularımızla yüksek düzeyli işbirliği konseyleri oluşturularak bölgeye özgü bir entegrasyon süreci başlatıldı. Dış ticaret hacmi hızla yükseldi. Refah arttı ve Türkiye cazibe merkezi bir ülke haline geldi.

Ancak 2011 yılından sonra dış politika ayarları bozulmaya başladı. Olumlu gelişmeler gerilimlere ve düşmanlıklara dönüştü. Bölgemizdeki ülkelerle ilişkiler bozuldu. Bölgeye barış ve istikrar ihraç eden ve ülkeler arasında sorunlarda güvenilir bir arabulucu olan Türkiye, sorunların bir parçası haline geldi. Haziran 2016’dan sonra dış politika yapıcıları özeleştiri yaptı ve “Dış politikada fabrika ayarlarına dönülmesi” kararı alındı.

Son aylarda tekrar olumlu gelişmeler yaşanmaya başladı. AB ile müzakerelere devam kararı alındı ve hızla ilerleme sağlanacağı konusunda umutlar arttı. Kıbrıs’ta Rum ve Türk tarafı arasında devam eden görüşmelerin, anlaşmayla sonuçlanacağı beklentisi yükseldi. İsrail ile sorunların çözümü ve anlaşmaya varılacağı konusunda açıklamalar yapıldı. Mısır ile görüşmelerde ilerlemeler kaydedildiği hususunda haberler çıktı.

DOĞU AKDENİZ’DE ENERJİ KEŞİFLERİ

Dış politikada yaşanan dönüşümü birçok etmen teşvik etmektedir. Bunların en önemlisi şüphesiz “Doğu Akdeniz’de keşfedilen yeni enerji kaynakları”dır. ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi’nin 2010 yılında yayımladığı rapora göre; Doğu Akdeniz’de zengin enerji kaynakları bulunmaktadır.

Kıbrıs Adası ile İsrail arasında kalan ve Leviathan olarak adlandırılan bölge; Mısır ile Kıbrıs Adası arasında kalan ve Nil olarak adlandırılan bölge; Girit Adası’nın Güneydoğusunda kalan ve Heredot olarak adlandırılan bölge ile Kıbrıs Adası etrafındaki bölgede, toplam enerji rezervi yaklaşık olarak 30 milyar varil petrole eşdeğer bir rakama ulaşmaktadır.

Bu rakamın piyasa değeri yaklaşık 1,5 trilyon dolar olarak hesap edilmektedir. Bölge ülkeleri yeni keşfedilen enerji kaynaklarından maksimum ekonomik fayda sağlamaları için bir araya gelerek ortak projeler geliştirmelidir. Doğal gazın tüketici pazarlara ulaştırabilmesi üç yolla mümkündür.

Birinci yol çıkarılacak gazın deniz altından döşenecek bir doğal gaz boru hattıyla önce Girit’e, oradan Yunanistan’a ve nihayet İtalya üzerinden Avrupa’ya ulaştırılmasıdır.

İkinci yol gazın Kıbrıs’a taşınması ve burada inşa edilecek bir doğal gaz sıvılaştırma santralinde işlenip sıvılaştırılarak tankerler yolu ile tüketim pazarlarına taşınmasıdır.

Üçüncü yol ise gazı doğrudan Türkiye’ye ulaştırmak ve burada mevcut boru hatlarıyla tüketici pazarlara aktarılmasını sağlamaktır.

EN EKONOMİK YOL TÜRKİYE

Tercih edilebilecek ilk yol için yapılması gereken toplam yatırım yaklaşık 19.5 milyar dolar, ikinci yol için yaklaşık 12.6 milyar dolar, üçüncü yol için ise sadece 4.7 milyar dolar civarındadır.

Diğer bir ifadeyle gazın Türkiye üzerinden taşınması ilk yola göre yaklaşık 15 milyar dolar, ikinci yola göre ise yaklaşık 8 milyar dolar daha ucuzdur.

Bölgede keşfedilen enerji kaynaklarının tüketici pazarlara ulaştırılmasında tercih edilebilecek en ekonomik yol Türkiye’den geçmektedir.

Bu nedenle Doğu Akdeniz’de Türkiye ile diğer bölge ülkeleri arasındaki sorunlar çözülmelidir. Bölge ülkeleri arasında işbirliği süreçleri başlatılmalıdır. Girişimler artmış sonuçlar görülmeye başlamıştır.

 

Bu yazı 25.12.2015 tarihinde Yeni Yüzyıl Gazetesinde yayımlanmıştır.
http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/dis-politikaya-fabrika-ayarlari-632



 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top