Türkiye’de Grup İçi Yanlılığın Toplumsal Adalete Etkisi

Dr. Salih AKYÜREK
05 Ocak 2016
A- A A+

Son dönemde gençler arasında bireyciliğin yükseldiği Türkiye’de toplum, pek çok doğu ülkesinde olduğu gibi; toplulukçu eğilimlerin daha fazla öne çıktığı bir kültür olarak tanımlansa da  toplulukçu yapının doğurduğu sonuçlar ve etkileri hala açıklanmaya muhtaçtır.  Toplulukçu kültür özelliklerinin Türkiye’de adalet olgusunu nasıl etkilediği konusu ise bu açıklanmaya muhtaç nedenselliklerden birisidir.

Toplulukçu kültürle ilgili açıklayıcı bir tasnifi GLOBE çalışmasında bulmak mümkün. Bu çalışmada, toplulukçuluğun “kurumsal toplulukçuluk ve iç grup toplulukçuluğu (institutional collectivism – in group collectivism) olmak üzere ikili olarak tasnif edildiği görülmektedir. İç grup toplulukçuluğu, bireylerin çalıştıkları firmalarıyla, aileleriyle, arkadaş çevreleriyle vb. küçük gruplarla övünmelerini, onlara sadakat ve bağlılık duyguları beslemelerini ifade etmektedir.  Bu tasnif çerçevesinde, Türkiye’deki toplulukçuluğu; grup çıkarlarının toplumsal çıkarların önünde tutulduğu, pek çok zaman gruplar arası adaletin grup içi yanlılığa feda edildiği iç grupçu toplulukçuluk olarak tanımlamak doğru olacaktır. Bu durumu, on yıllar ve hatta yüzyıllarca geriye giden bir kültürel eğilim olarak görmek ve tüm toplumsal kesimlerle özdeşleştirmek yanlış olmayacaktır. Genel olarak şark kurnazlığının neden olduğu fırsatçı bireyselliği ve bir diğer grubu ötekileştirmeyi de beraberinde getiren bu değerler, alt grup kimliklerinin oluşumunu destekleyen bir dinamik olarak daha fazla işlemektedir. Bu yapı, toplumsal akıl ve ortak çıkarlar yerine, grup içi yanlılığı ve gruplar arası adaletsizliği doğurmaktadır.

Türkiye’de toplulukçu kültürün evirildiği iç grupçu yapı ve bu hiyerarşik yapı içindeki itaat eğiliminin yarattığı en ciddi problematik sonuç; her tür toplumsal ve meslek/iş ilişkisinde bizden-öteki ayrımının yapılmasıdır. Burada ortaya çıkan problem, sadece toplumsal ilişki veya iletişim temelindeki ayrımcılıkla sınırlı da kalmamaktadır. Türkiye’de bu kültür çerçevesine giren büyük çoğunluk, iç gruptan olan liyakatsiz ve vasıfsız insanları grup dışında olan nitelikli kişilere tercih etmekte;  haksız da olsa iç gruptan olan kişileri diğer gruplara karşı savunmakta ve gerekirse onun için yalan söylemekte veya gerçekleri gizlemekte; iç grubun lehine her türlü hile ve hukuksuzluğu mubah sayarak ve bu temelde ortaya çıkan her türlü adaletsizlik için kendince etiğe büründürme çabası sergileyerek savunma mekanizması geliştirebilmektedir.
 

Back to Top