Orta-Doğu Krizindeki Gelişmeler ve Türkiye (II)

A- A A+

IŞİD 

 

IŞİD’in kuruluşu Zerkavi’nin 2000 yılında Afganistan’da kurduğu “Tevhid ve Cihat Örgütü”ne kadar uzanmaktadır. Bu örgüt ABD’nin Irak’ı işgalini takiben 2004’te Zerkavi’nin Usame Bin Ladin’e bağlılığını ilan etmesinden sonra adını “Irak El Kaidesi” olarak değiştirmiştir. Zerkavi’nin 2006’da öldürülmesi ve daha sonra Suriye’deki iç Savaşın yarattığı kaos ortamında Suriye’ye yönelen örgüt Temmuz 2013’te Suriye’de IŞİD ismini almıştır. Suriye’deki başarılarını takiben Irak’ta Sünnilerin çoğunlukta olduğu Bağdat’ın kuzey ve kuzey Batısındaki bölgelere yöneldi. Fazla bir dirençle karşılaşmadan ve Irak ordu birliklerinin çekilmesi sonucu Irak-Suriye hududundan Musul civarına kadar bölgeyi işgal etti. IŞİD’in bu bölgeye yönelmesinin ana sebepleri arasında 2003 yılında Irak’ın yenilgiye uğratılmasının sonunda Irak’a Genel Vali olarak atanan ABD Bremer Irak Ordusundaki tüm Sünni subayları Saddam yanlısı olarak herhangi bir tazminat  veya emekli maaşı vermeden ordudan tasfiye etmesinin, bunu takiben iktidara gelen Şii Maliki’nin de Sünnileri tamamen mezhepsel mülahaza ile toplumdan tecrit ederek ötekileştirmesinin Sünnilerde yarattığı psikozu saymak mümkündür. Bundan faydalanan IŞİD bölgeyi kısa sürede kontrol altına aldığı gibi Saddam’ın subaylarının bir kısmını  da kadrolarına katmıştır. Bazı yorumcular IŞİD’in operasyonlarını profesyonel subaylara yaptıran belki ilk terör örgütü olduğunu ileri sürmektedirler.

 

IŞİD’in kısa sürede elde ettiği başarıların ardından işgal ettiği bölgede halifeliğini ilan ederek devletleşme imajı yaratmaya çalıştığı  bu çerçevede vali tayini, şeriat mahkemeleri kurma, hemen tüm kamusal hizmetleri üstlenme, muhtaçlara sosyal yardım verme gibi faaliyetlerde bulunduğu görülmektedir. IŞİD’in Musul’daki Irak Merkez Bankasının kasalarından 500 milyon dolara el koyduğu, bunun bir kısmını halka yardım olarak dağıtarak halk kitleleri nezdinde sempati kazanmağa çalıştığı basın haberlerinde belirtilmektedir. Bunun yanı sıra IŞİD karşısında bozguna uğrayıp kaçan Irak askerlerinin modern silah/teçhizatı örgütün eline geçmiş bulunmaktadır. Örgütün işgal ettiği alanın İngiltere’nin yüzölçümünden fazla olduğu ileri sürülmektedir.  IŞİD kontrol ettiği coğrafyada devlet ilan eden ilk terör örgütü olmaktadır.

 

IŞİD’in gelirlerinin iki ayrı kaynaktan geldiği sanılmaktadır. Birinci grupta IŞİD’e kaynak aktaran ülkelerin sayısının 40’a yaklaştığı G-20’nin Antalya Zirvesinde açıklanmış bulunmaktadır.  Bunlara ilaveten IŞİD’e karşı koalisyonda kendileri yer almış olmakla birlikte  zengin vatandaşları tarafından örgüte yapılan önemli miktarlardaki bağışlar da birinci gruba girmektedir. IŞİD’in kendisinin yarattığı gelirler ikinci kaynağı oluşturmaktadır. Bunların önemlileri olarak Irak ve Suriye’de kontrol ettiği petrol sahalarından elde  ettiği ve günde l milyon varil civarında oluğu tahmin olunan petrolün komşu ülkelerdeki kaçakçılar yolu ile satışından elde edilen gelirler bombalayıp tahrip ettiğini ilan ettiği sitlerden ele geçirilen antikaların gene aynı yollardan satışından sağlanan gelirler, fidyeler ve bezeri faaliyetlerden elde edilen gelirler. Görülebildiği kadarı ile bugün IŞİD’in herhangi bir mali sıkıntısı olmadığı anlaşılmaktadır. ABD’nin bombardımanları sonucu geçen haziran ayında öldürülen IŞİD  mali işler sorumlusu Abu Sayed’in mali işlerle ilgili tüm evraklarının ABD’nin eline geçtiği bilinmektedir. Başkan Obama’nın bazı beyanlarının bu bilgilere dayandığı sanılmaktadır.

 

IŞİD’in silahlı gücünün sayısı hakkında  30.000  ila 70.000 arası değişik  rakamların ileri sürüldüğü görülmektedir. Aylık katılımın 1000 civarında olduğu buna mukabil her ay küçümsenmeyecek sayıda firarın da gerçekleştiği bilinmektedir. Örgüte katılanların 100’e yakın değişik ülkelerden geldiği, bunların örgütün gücünün 1/3’nü teşkil ettiği, AB ülkelerinden bugüne kadar katılanların sayısının 3000 civarında olduğu ileri sürülmektedir. IŞİD’in bazı ülkelerde  camilerde din adamları vasıtası ile propagandasını yürüttüğü özellikle Balkanlardaki Müslüman toplumlarını etkilemeye çalıştığı, Balkanlarda Müslümanlar arasında dine verilen önemin giderek arttığı, bu ülkelerde görevli Selefi/Vahabi imamların camilerin dışında da toplumu etkilemeğe çalıştıkları, bu faaliyetlerin ister istemez gençleri IŞİD’e katılım yönünde teşvik ettiği anlaşılmaktadır. Ancak bazı Müslüman toplumlarda gelişen dini taassubun diğer etnik grupların milliyetçilik hislerini tahrik ettiği de görülmektedir. Yabancı istatistiklere göre Türkiye’de IŞİD’e sempati duyanların azımsanmayacak bir oranda olduğu ve Türkiye’den katılımlarında çok olduğu vurgulanmaktadır. IŞİD’in yeni katılımlar temini bakımından gayet ustaca hazırlanmış bir plan dahilinde hayata geçirdiği büroların katılımcılara her türlü yardımı göstererek bunların IŞİD saflarına ulaşmalarını bugüne dek sağlamış bulunmaktadır.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                 

 

IŞİD’e katılımların çoğunun son zamanlara kadar   Türkiye üzerinden geçiş yapmalarının Ankara’ya ağır suçlamaların yönelmesine neden olduğu ancak son samanlarda alınan sıkı önlemlerle sınırların kontrol altına alındığı ve Türkiye’ye yöneltilen tenkitlerin bir ara azaldığı/durduğu görülmektedir. Son olarak Rus uçağının düşürülmesi dolayısı ile Putin’in Türkiye’ye yönelttiği suçlamalar arasında IŞİD petrolünün Türkiye üzerinden satıldığı yolunda iddialar uluslararası bazı basında çeşitli şekil ve ölçülerde yer almıştır. Bu çerçevede bazı haberlere göre IŞİD petrolü Zaho’dan Silopi’ye tankerlerle taşındıktan sonra Türk-Suriye ve İsrail uyruklu kişilerin bu petrolü Kuzey Irak petrolü imiş gibi Ceyhan Limanından İsrail’in Aşdod sevk ettikleridir. Diğer bazı haberlerde ise İran’lı ve Irak’lı yetkililere atfen İŞİD’in Türkiye kanalı ile yılda 800 milyon dolar sattığı iddialarına yer verilmektedir. Rusya Savunma Bakanlığı bu konuda bazı görüntüleri yayınlamış ise de bunlar ABD yetkililerince gülünç olarak nitelendirilmiştir.   Bu iddiaları Türkiye Sayın Cumhurbaşkanı’nın ağzından en kuvvetli şekilde reddetmiş bu hususta keza uluslararası basın ve yayın organlarında  geniş yankı bulmuştur.

 

Türkiye uçak düşürme konusunu hemen NATO Konseyine götürmüştür. NATO Konseyi Türkiye’nin toprak ve hudut güvenliğini desteklediğini açıklamıştır. Putin’in süre gelen tehditkar beyanlarının uluslararası basında giderek kanıksandığı ve zaman içinde etkisini daha da kaybedeceği düşünülmektedir. Bu konuda dikkat çeken husus uluslararası  basında Türkiye’yi hedefleyen yorumlara rastlanmamış olmasıdır.

 

Türkiye’nin iç savaşın başından itibaren Esed’in devrilmesine odaklanması muhalif güçlere yapılan yardımların sınırlardan geçmesinde  yeteri kadar etkin olmayışı muhaliflerin yanı sıra IŞİD’in de lojistik destek ve eleman takviyesine imkan vermiştir. Musul Başkonsolosluğumuz personelinin kurtarılmasının bir yandan  Türkiye’de tutuklu bulunan militanlarının IŞİD’e teslimi ile temin edildiği yolunda iddialar mevcuttur. Ayrıca IŞİD’e katılım sağlayan büroların Türkiye’nin bir çok yerinde faaliyette bulundukları  bilinmektedir. Nitekim Ankara’daki kanlı olayı takiben emniyet güçleri kısa sürede gerekli tutuklamaları yapmıştır. Buna ilaveten son zamanlara kadar dış basında iyi kontrol edilemediği yolunda sert tenkitlere konu olan  910 km’lik Türkiye –Suriye sınırının bugün gayet ciddi şekilde kontrol altına alındığı görülmektedir. Bu konuda Türkiye’nin ABD ile birlikte Cerablus-Azes bölgesindeki 98 km.lik hududunu müştereken IŞİD’ten temizleme kararıdır. Bu hususta şimdilik her iki ülkenin uçakları ile bu harekatın yapılması öngörülmektedir. Bu temizleme harekatı sonucu Türkiye’nin güney sınırlarının tamamını IŞİD’den arındırmış olacaktır. Paris’teki İklim Toplantısı sonunda bu hususta konuşan Obama’nın Türkiye’nin bu konuda çabalarını vurguladıktan sonra Suriye sınırında Azez-Cerabulus hattında 98 km’lik alanın temizlenmesine çalışıldığı ancak hala bazı boşlukların bulunduğuna da değinmesi dikkat çekicidir.

 

IŞİD’in yazın Kobani’de PYD/Peşmerge güçleri karşısında uğradığı mağlubiyeti takiben bu kerede Peşmergelerin ABD hava saldırıları eşliğinde yaptığı operasyonlarla Sincar’dan çıkarılması ilginçtir. Kobani ve Sincar operasyonları IŞİD’in sadece havadan bombardımanlarla yenilemeyeceğini muhakkak surette yeterli bir kara gücünün devreye girmesinin şart olmasını göstermektedir. Oysa bugün için kara gücü olarak Irak’ta Peşmergelerden Suriye’de de PKK destekli  PYD’ye ilaveten küçük ve etkileri tartışabilir gruplar mevcuttur. ABD’nin her ikisine de silah/teçhizat yardımı yaptığı bilinmekle birlikte sadece bu  güçlerle  IŞİD’e karşı bir zafer sağlanamayacağı açıktır. Bu şartlar altında uluslararası bir kara gücünün oluşturulması gerektiği ortadadır. Bu konuda bir irade birliği olmadığı gibi belki daha da önemlisi IŞİD’e en büyük darbeyi vuracak olan ve  IŞİD’in satın alıp kullandığı silah/teçhizat konusunda herhangi bir ambargo fikrinin bahsinin  dahi geçmemesi dikkat çekicidir. Ancak son zamanlarda IŞİD’e karşı savaşan koalisyona Fransa’nın ardından Almanya ve İngiltere’nin de katılacaklarını açıklamış olmaları olumludur. Fransa ve Almanya’nın  uçakları için İncirlik Hava Üssünden faydalanmak üzere girişimde bulundukları bilinmektedir.

 

IŞİD’in faaliyetlerinin göze çarpan neticeleri olarak şu hususlar dikkati çekmektedir :

 

 -  IŞİD’in Musul’u işgalinin Bağdat Hükümetinin ve Maliki’de yarattığı şaşkınlıktan yararlanan Barzani statüsü konusunda Bağdat’la sorunlar yaşadığı Kerkük’ü emri vaki ile işgal etmiştir.

 

-   IŞİD’in Kobani’yi işgali PYD’nin Peşmergeler ile işbirliğine girmesine ve Kobani’nin kurtarılmasının Suriye Kürtleri ile Irak Kürtlerinin daha da yakınlaşmalarına ve bir yerde ittifak içine girmelerine olanak sağlamıştır.

- IŞİD’in faaliyetlerinin bir yerde İran’la ABD’nin Suriye’deki koalisyonda birlikte yer almasına olanak sağladığı keza ABD ve Rusya’nın Suriye’de belirli konularda işbirliğine girmelerine zemin hazırladığı anlaşılmaktadır.

 

- IŞİD nedeniyle yaşanan bu gelişmelerin Beşar Esed’in düşürülmesi konusunu erteleyerek  Beşar Esed’in durumunu kuvvetlendirdiği de bir vakıadır.

 

-IŞID’in eylemlerinin dünyadaki Müslüman toplumlarında belirli bir etki yarattığı ve İslam dini ile ilgili menfi yorumlara da yol açtığı bir vakıadır. 

     

IŞİD’in Suruç, Ankara’daki kanlı olaylar, Paris’teki saldırıları, Sina’daki uçak düşürülmesi, Beyrut ve Paris’deki  olayı takiben son olarak Aden’de valinin aramasının havaya uçurulması ve San Francisco’da 14 kişinin hayatını kaybettiği katliamla vermek istediği mesaj gayet açıktır. IŞİD her an herhangi bir bölgede bu tür terör olaylarını düzenlemeye muktedirdir. Nitekim IŞİD Paris saldırısından sonra olayı fırtınanın bir dalgası olarak nitelemiştir. N.Y.Times çıkan bir haberde IŞİD’in bölge dışında giriştiği terör olaylarında 1000 civarında insanın hayatını kaybettiği vurgulanmaktadır. Paris olayından sonra Fransa AB’ye müracaatla Lizbon anlaşmasının 42/7 maddesi uyarınca üye ülkelerin yardımını istemiş ve bu talep olumlu karşılanmıştır. Buna paralel olarak BM Güvenlik Konseyi geçtiğimiz hafta sonu oy birliği ile kabul ettiği bir kararla tüm ülkelerin terörle savaşmak için ellerindeki imkânları kullanmalarını istemiştir. Kararda IŞİD’e karşı askeri müdahaleye imkân verecek hukuki herhangi bir olanak olmadığı gibi bölgeye silah ambargosu konulmasına dair en ufak bir öneride bulunmamaktadır.

 

IŞİD’in yıkılmasını uluslararası alanda bir irade ve kapsamlı bir güç birliği gerektirmektedir. Böyle ortak bir güç bir an önce oluşturulup harekete geçilmedi takdirde IŞİD varlığını sürdürecektir. Örgütü 100 küsur ülkeden militan toparlayabilmesi,  40 küsur ülkeden yardım ve çeşitli zengin çevrelerden önemli miktarlarda bağış alabilmesi ilginç olduğu kadar radikal İslam ideolojisinin öğretiminin ve yaygınlığının derecesini göstermektedir. Son olarak IŞİD’in Suriye ve Irak’tan çıkarılma durumuna alternatif olarak Libya’da Siirte civarında yerleşmeye başladığı, Akdeniz Sahilinde 150 mil kadar uzunluğunda bir şeridi kontrol altına aldığı, bu bölgede 2000 kadar IŞİD militanının bulunduğu, petrol zenginliklerine el koymaya çalıştığı bazı yabancı basında bildirilmektedir. Keza bu haberlerde Cezayir’de de rejimin giderek daha dini eğilimli bir tutuma yöneldiği vurgulanmaktadır. Bu gelişmeler IŞİD’in sanılandan daha geniş bir ölçekte destekçi ve sempatizanı olduğunu düşündürmektedir. Başta İslam ülkeleri olmak üzere bu gidişata bir çare bulunamaması durumunda IŞİD hezimete uğratılsa dahi diğer radikal dini eğilimli örgütlerin çeşitli isimler altında doğup faaliyetlerini sürdüreceklerinde şüphe yoktur.

 


Dış politika ve Savunma Araştırmaları Grubu: Başkan: İlter Türkmen, Büyükelçi(E)- Dışişleri Eski Bakanı, Bşk.Yrd. Salim Dervişoğlu Oramiral (E), Üyeler; Fahir Alaçam Büyükelçi (E), Oktar Ataman Orgeneral (E), Cemil Şükrü Bozoğlu Tuğamiral (E), Ünal Çeviköz Büyükelçi (E),  M. Doğan Hacipoğlu Tümamiral(E), Oktay İşcen Büyükelçi (E), Güner Öztek Büyükelçi (E), Seyfettin Seymen Hv. Tümgeneral (E), Necdet Timur Orgeneral (E), Turgut Tülümen Büyükelçi (E)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top