Tahran’dan Havana’ya Obama Doktrini

A- A A+

Beyaz Saray Obama Doktrininin dayandığı stratejilerden biri olan angajman stratejisini Tahran’dan sonra Havana’da da uygulamaya koydu.

Geçtiğimiz günlerde (20 Mart 2016) tarihi bir an yaşandı ve 1928 yılından sonra ilk kez bir Amerikan Başkanı Havana'yı ziyaret etti. ABD başkanlık seçimlerinin arifesindeyken ve Küba lobisinin itirazları sürerken gelen Havana ziyareti Obama'nın bir süredir sürdürdüğü Küba açılımının adeta taçlanmasıydı. Renkli görüntü ve anekdotların ötesinde ise başka bir hikâye var: Obama Yönetimi bir süredir İran'da uygulaya geldiği Obama Doktrinini benzer sebeplerle Latin Amerika'da da uygulamaya karar vermiş görünüyor. Latin Amerika'da gönüllerin fethedilmesi ve kaybedilenlerin kazanılması işine, yani Obama Doktrini'nin Batı Yarımküre 'de uygulanması sürecine de Başkan, Küba açılımı ile başlıyor.

ASYA'YA YÖNELİŞİN ETKİSİ

Bilindiği gibi, Obama yönetimi Obama doktrinini uluslararası toplumla paylaşırken önemli bir hususun altını çiziyordu; Washington bundan sonra pivot (mihver stratejisi) olarak da anılan Asya'ya yöneliş politikasına öncelik verirken Ortadoğu'da artık Irak ve Afganistan benzeri askeri müdahalelerde bulunmayacaktı. Buna göre, ABD kendi ulusal güvenliği tehlikede olmadığı sürece Ortadoğu'da askerini asla bir kara muharebesine sokmayacaktı. ABD bölgede bundan sonra yaşanacak olası sıcak çatışmalarda artık hep geride duracak ve bu kara savaşlarında mücadeleyi yakın müttefik/ ortak ülke veya devlet dışı yerel unsurlar aracılığıyla sürdürecekti. Ancak, Washington 2003 Irak ve 2015 Suriye örneklerinde de görüldüğü gibi, karada savaşan dost unsurlar ile müttefiklerine sahip olduğu üstün konvansiyonel-hava kuvvetleri veya balistik füze yetenekleri gibi-kuvvetler aracılığıyla uzaktan bir koruma kalkanı sağlayabilecekti. Amaç ABD'ye yönelik tehditlerin bertaraf edilmesinde maliyeti aşağıya çekmekti. Obama Doktrini olarak bilinen ve 2010 / 2015 Ulusal Güvenlik Stratejilerinde özetlenen ABD'nin son 5 yıllık dış politikası Amerika'ya dost olmayan yönetimlere de mesaj veriyordu. İran ve Küba açılımları aslında doğrudan bu mesajla ilgilidir.

İKİ İHTİRASLI POLİTİKA

ABD Başkanı Obama, iktidarının son yıllarında ihtirasla sürdürmekte olduğu iki politikasını (İran nükleer meselesinin çözülmesi ile Küba'yla başlatılan açılım siyasetini) görevi sona ermeden önce birer başarı hikâyesi olarak kendisinden sonraki başkan ve yönetimine miras olarak bırakmada oldukça kararlıdır. Obama, bundan önceki Amerikan yönetimlerin İran ve Küba karşısında uyguladıkları yaptırım, izolasyon, güç kullanma gibi baskıcı politikaların hata olduğunu düşünmektedir. Washington'ın bu politikalarının Tahran ve Havana yönetimleri nezdinde tam aksine bir etki yarattığına inanan Obama, bu iki ülkeye diyalog ve diplomasi aracılığıyla yaklaşılmasının bir gereklilik olduğunu savunmaktaydı. Obama Doktrini olarak anılan stratejik belgelerde de Başkan'ın salık verdiği Tahran ve Havana'nın en kısa sürede uluslararası sisteme angaje edilmesidir. Angajman politikası konusunda Obama yönetiminin kararlılığı bizzat Başkan'ın ağızından da ifade edilmiştir: Obama 6 Nisan 2015 tarihinde New York Times yazarlarından Thomas Friedman'la yapmış olduğu söyleşide Washington-Tahran, Washington-Havana ilişkisinin temel sütununun artık diplomasi olacağını dillendiriyordu (Pamela Engel, Obama Explains the doctrine that underlines his foreign policy,6 April 2015, Business Insider). Obama'ya göre, ABD'nin Küba ve İran'a yönelik başlatmış olduğu yeni açılım politikaları Washington için asla bir risk teşkil etmemektedir. Beyaz Saray'ın bakış açısına göre Tahran açılımı riskli değildir, çünkü Washington'ın yeni İran politikası sonucu Tahran'la nükleer anlaşmanın imzalaması ertesinde İran'ın anlaşma koşullarını yerine getirmemesi durumunda dahi İran'ın ABD'yle sıcak bir çatışmaya girme cesareti ve gücü olamayacaktır. Nükleer silahlanma gibi bir meselenin söz konusu olmadığı Küba açılımında ise maliyet ve risk daha da düşüktür.

LATİN AMERİKA'DA SOPA YERİNE HAVUÇ

Bu resimle karşılaşan uluslararası ilişkiler çalışanları Başkan'ın yumuşama politikasının maliyeti konusunda kafa yordukları bir gerçek. Diğer bir gerçek, Washington'un yeni İran ve Küba odaklı yumuşama politikasının başarısızlıkla sonuçlanması halinde bu ülkelerin olumsuz veya saldırgan bir tutum içerisine girmeleri ihtimalinin bertaraf edilebileceği mükemmel bir caydırıcılık niteliğine sahip askeri ve askeri olmayan imkânları ABD'nin elinde tuttuğu gerçeği.

Bu düşünceyle hareket eden Washington yönetimi, P5+1 çerçevesinde İran'la nükleer anlaşma imzalayarak Tahran'ın hem nükleer silah edinmesini engellediğine hem de müttefikleri için Ortadoğu'da yeni bir istikrar alanı oluşturmaya başladığına gerçekten inanmıştır. Obama'nın Latin Amerika'ya açılma stratejisi bağlamında Küba ile yakınlaşma hamlesinden beklentileri ise çok boyutlu. Nedenlerin başında 2010-2016 arası ABD yönetiminin yüz yüze kaldığı uluslararası konjonktürün nahoş durumu verilebilir. Obama yönetimi Ukrayna krizi üzerinden Rusya Federasyonu ile ciddi bir kriz yaşamış, çok arzu etmiş olmasına rağmen Ortadoğu çıkış stratejisini bir türlü devreye sokamamış ve bu nedenle de Asya-Pasifik'e istediği oranda odaklanamamış durumda. Dünya'da ABD'nin gücüne rağmen sertleşen hava ABD'nin arka kapısında da kendini hissettiriyor. Latin Amerika Kıtası'nda kendisinden önceki yönetimlerin başarısızlıkla sonuçlanan sert politikaları yüzünden de Venezüella eski Devlet Başkanı Hugo Chavez ile Küba lideri Castro önderliğinde başlatılan Bolivarist hareket sonradan Bolivya ve Ekvador Devlet başkanlarının da destek vermesiyle çoktan güç kazanmıştı. Washington kendi arka bahçesi olarak gördüğü América Latina'da pek çok açıdan Amerikan serbest piyasa anlayışına karşı, kalkınmacı, milli kaynakların kullanımını önceleyen Bolivarist anlayış önemli bir rahatsızlık nedeni olarak görmekteydi. İşin kötüsü, Obama öncesi Washington yönetimlerinin Bolivarist anlayışı bastırmak için benimsedikleri sertlik politikaları zaman içerisinde bu ülkelerinin Çin ve Rusya'ya yakınlaşmasına neden olmuştu. Obama yönetimi söz konusu bölge ülkelerini geri kazanmak için kendisinden önceki sertlik yanlısı söylem ve eylemleri terk etme kararı aldı. “Sopanın” yerine “havuç” başta Küba olmak üzere bir dizi Latin Amerika ülkesine, bu ülkeleri tekrar ABD'nin nüfuzu altına alabilmek için, “güler yüzlü” bir politika çerçevesinde sunuluyor; diyalog ve diplomasi aracılığıyla yeni bir iktisat, ticaret ve enerji ilişkisi öneriliyordu. Bu öneri düşen petrol fiyatları nedeniyle Bolivarist hedeflerini gerçekleştirmede zorlanan, süreç içerisinde siyasi ve toplumsal çalkantılarla yorulmuş, Rusya'nın ekonomik ve askeri desteğinden çok da emin olamayan Latin Amerika ülkelerinin kulaklarına da kötü gelmiyor.

JOSEPH NYE VE OBAMA

Beyaz Saray Obama Doktrininin dayandığı stratejilerden biri olan angajman stratejisini Tahran'dan sonra Havana'da da uygulamaya koyarken, bir zamanlar Bush yönetimine söz geçirmeye çalışan “yumuşak güç” yazınının öncülerinden Joseph Nye'ın tavsiyelerini ve temennilerini izliyor. ABD'leri kullanabildiği yerlerde sert güç (askeri ve ekonomik zorlayıcı kuvvet kullanımı) yerine yumuşak gücünü kullanmalı. İşte bu nedenle de başarısız Domuzlar Körfezi çıkartmasından seneler sonra ABD, Latin Amerika'da var olmak adına askeri olmayan enstrümanlarla yeni bir çıkartma yapıyor. Bu sefer bu güler yüzlü çıkartmanın sonucu ne olacak? İran nükleer anlaşması sonrası ABD-İran ilişkilerinin gelecekteki seyri hakkında bugünden olumlu ya da olumsuz bir tahminde bulunmak nasıl zorsa, benzer bir zorluk özelde ABD-Küba ilişkileri, genelde Amerika-Latin Amerika ilişkileri için de geçerli. Dolayısıyla önümüzde Amerikan stratejisinin olgun bir meyve verip vermediğini söylemek için çok zaman var. Yine de bu macerada şimdilik Beyaz Saray'ın gemisi sağlam ve rotası net görünüyor.

Obama yönetimi, Küba açılımı üzerinden giriştiği örtülü yeni bir etki alanı yaratma macerasına aslında ileride Küba üzerinden tüm Latin Amerika'ya yayılacak bir ABD etki alanı oluşturabilmek için giriyor. Dolayısıyla, Obama'nın bugün görünürlük kazanan Havana ile yumuşama politikası aslında Washington'ın bir süredir Latin Amerika'da yıpranmış olan etkisini onarmaya odaklanmış uzun erimli stratejinin bir parçası. John Kavulich'e göre; Obama ve heyetinin Küba ziyareti doğrudan ABD'nin yumuşak gücünü yansıtmakta ve Washington'ın bir zamanlar Küba nezdinde uyguladığı sert askeri gücün yerini almakta. ABD menşeili ticari nitelikteki hava ve denizyolları şirketleri ile yeni kurulan ABD-Küba hattındaki ulaşım noktaları da bugün eskiden Washington'un hava ve deniz kuvvetleri aracılığıyla sürdürdüğü sert güvenlik politikalarının yerine geçmekte. Kısacası Latin Amerika'dan çok uzakta, kaynayan Ortadoğu ve Avrupa'nın ortasından gördüğümüz manzara şu: ABD-Küba ilişkilerinde bugün retorik tamamen değişmiş gözüküyor ama Washington için Latin Amerika'da geçerli, ABD'lerinin gücünü ve güvenliğini önceleyen nihai stratejik hedefler aslında pek de değişmedi.

 

Bu yazı 25.03.2016 tarihinde Yeni Şafak Gazetesinde yayımlanmıştır.

http://www.yenisafak.com/hayat/tahrandan-havanaya-obama-doktrini-2439020

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top