Türk Dış Politikasında Popülizm

A- A A+

Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğünde popülizm; “politik durumu dramatize ederek halkın ilgisini uyandırmak amacıyla yapılan politika” ve “halk yardakçılığı” olarak tanımlanmaktadır. Genellikle iç politika ve ekonomi politikalarında kullanılan bu terim; günümüzde dış politika vizyon, uygulama ve söylemlerinde de kullanılmaktadır. Popülist politikalar halkın beklenti, umut ve hassasiyetlerini istismar ederek bunları oya dönüştürmeyi hedeflemektedir. Bu nedenle popülist yaklaşımlar başlangıçta olumlu sonuçlar gösterse de bir müddet sonra gerçekçilik, bilimsellik ve akılcılıktan uzaklaşıldığı için siyasi ve ekonomik krizlerle sonuçlanmaktadır.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 8. Büyükelçiler Konferansında, “Dış politikada popülizm ve hamasete yer yoktur.” demiştir. Çünkü iç politika ve ekonomide olduğu gibi dış politikada da popülizmin sonucu hüsrandır. Bu nedenle Bakan “Her zaman mutedil ve temkinli bir dil kullanıp, yapıcı ve yaratıcı öneriler getireceğiz. Etnik, dinsel ve bölgesel milliyetçiliği reddetmeye devam edeceğiz” diye konuşmasına devam etmiştir. Bu açıklamalar gerçek uygulamalarla örtüşmekte midir?

Dış politikanın yöneleceği temel unsurlar milli çıkar, menfaat ve hedeflerdir. Milli menfaatleri gerçekleştirecek milli hedeflere ulaşmak maksadıyla, gücün oluşturulması ve kullanılmasına yönelik olarak takip edilen yol, usul tarz ve yönteme “Milli Strateji” denir. Milli Stratejinin en temel karakteristiği süreklilik göstermesidir. Süreklilik gerek içsel nedenlerden, gerekse dışsal nedenlerden dolayı değişim gösterebilir ancak kopuşlar genellikle devrimlerden sonra yaşanır.

2009 yılından itibaren AK Parti’nin seçimlerde elde ettiği başarılar kendine güvenini artırdı ve geçmiş dış politikada stratejinden kopuş yaşandı. İç politikadaki popülist söylem ve demeçler dış politikayı da etkiledi. Gerçekçilikten uzak popülist yaklaşımlar çerçevesinde; Türkiye’nin gücü başlangıçta bölgesel güç olarak ifade edilirken daha sonra küresel bir aktör ve müteakiben küresel bir güç olarak değerlendirildi. Küresel bir güç olan Türkiye, düzen kurucu bir ülke olarak bölgesel ve küresel özerk politikalarını belirleyerek bölgedeki gelişmeleri şekillendirmeye çalıştı. Halkın bastırılmış duyguları harekete geçirilerek oya dönüştürüldü.

Bölge halklarıyla birlikte hareket etme adı altında Müslüman Kardeşler ve Hamas ile yakınlaşıldı. Diğer bölgesel ve küresel güçlerin algıları ve politikaları yeterince dikkate alınmadı. Bu kapsamda yapılan popülist açıklamalarda küresel ve bölgesel güçlere meydan okumalar yapıldı. İdealist söylemlerle Orta Doğu şekillendirilmeye çalışılırken Türkiye bölgedeki sorunların bir parçası haline geldi. Türkiye Sünni inanç sistemini kullanarak revizyonist politikalarla nüfuz alanını genişleten bir devlet olarak algılandı. “Yeni Osmanlıcılık” olarak adlandırılan bu politikalar bölge ülkeleri ve küresel güçler tarafından tehdit olarak değerlendirildi.

Türkiye popülist politikalar ve hamasi söylemler nedeniyle bölgede yalnızlaşmaya başladı ve hedef ülke durumuna geldi. Bölgeye yönelik politikaları hem küresel güçler hem de bölgesel güçler tarafından başarısızlığa uğratıldı. Hatta Türkiye vekâlet savaşlarının yürütüldüğü bir coğrafyaya dönüştü. Terör örgütlerine sağlanan destekle içeride de güvenlik ve istikrar bozuldu. Türkiye cazibe merkezi bir ülke iken kazanımlarını hızla kaybeden, yalnızlaşan ve yönetme gücü sorgulanan bir ülke konumuna dönüştü.

 

Bu yazı 08.04.2016 tarihinde Yeni Yüzyıl Gazetesinde yayımlanmıştır.
http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/turk-dis-politikasinda-populizm-1930

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top