Avrupa Parlamentosu 2015 Türkiye Raporu Üzerine Bir Değerlendirme

Can ZENGİN
18 Nisan 2016
A- A A+

Türkiye'nin 2015 yılına ait değerlendirmesini içeren rapor 14 Nisan 2016’da Avrupa Parlamentosu’nda (AP) kabul edilmiştir. Strasbourg'ta yapılan oylamada 375 parlamenter raporu onaylarken, 133 parlamenter karşı oy kullanmış, 87 parlementerde çekimser kalmıştır. Türkiye'de uzun yıllardır kronikleşen sorunların yanı sıra özellikle son dönemde yaşanan gelişmelere de değinen raporda bazı gelişmeler olumlu bulunmakla birlikte ciddi eleştiriler göze çarpmaktadır. Bu eleştirilerin gerek Türkiye'nin hassasiyetle yaklaştığı konular olması gerekse ifadelerin tonu raporun öneminin katlanmasına yol açmıştır. Buna istinaden Ankara, raporun kabul edilemez bölümlerinin bulunduğuna dikkat çekerek sert bir tepki göstermiş, AB Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır raporun iade edileceğini ifade etmiştir.

 

Son dönemde Türkiye'de yaşanan gelişmelere paralel olarak çok sert ifadeler içeren rapor 5 bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm Avrupa Birliği (AB) - Türkiye ilişkilerinde devletin oynadığı rolden bahsetmektedir. Bu bölümde Türkiye’de demokrasi ve hukuk devletinin gerilemesi, politik kutuplaşma, siyasi atmosferin gerginliği gibi konularda duyulan endişe belirtilmiştir. Ayrıca Türkiye’nin stratejik ortak olarak kilit rol oynadığı, dış politika, gümrük birliği, komşuluk ilişkileri gibi konularda daha çok işbirliği yapması gerektiği hatırlatılmıştır.

 

İkinci bölüm hukukun üstünlüğü, demokrasi, insan hakları ve temel özgürlüklere saygı başlığı altında ifade edilmiştir. Bu bölümde; yargı bağımsızlığı, insan haklarına saygı, temel haklar, ifade ve medya özgürlüğü, akademisyen ve gazetecilerin tutuklanması, yolsuzlukla mücadele, medyanın ve yargının baskı altına alınması, kadına şiddet, LGBTI topluluklarına saygı konularında endişeler dile getirilmiştir. Bunun yanı sıra veri korunması, terörle mücadele mevzuatı, azınlıkların haklarına saygı konularında çalışmalar yapılması istenmiş; Ekümenik patrikliğin statüsünün tanınması ve önemine saygı gösterilmesi, Akkuyu Nükleer Santral inşaatı hakkında planların durdurulması ve laikliğin önemi konularına da değinilmiştir.

 

Üçüncü bölüm, “Barış Süreci” ve Türkiye’nin Güneydoğusundaki durum hakkında değerlendirmeler içermektedir. Türkiye'de Kürt sorunu ve Güneydoğu’daki gelişmelerden duyulan endişeler belirtilmekte, müzakere sürecine geri dönülmesi gerektiği ifade edilmektedir. Özellikle, ateşkesin bir an önce sağlanması, orantılılık çerçevesinde insan haklarına riayet edilmesi, sokağa çıkma yasaklarının acilen kaldırılması, operasyonlardan etkilenen insanlara yardım konusunda resmi bir mekanizma oluşturulması, bölgedeki kamulaştırma faaliyetlerinin durdurulması, akademisyenlerin özgürlüğüne saygı duyulması ve Avrupa Konseyi üyesi olarak Türkiye’nin “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartnamesi”ne koyduğu çekincelerini kaldırması istenmektedir. Raporda ayrıca PKK’nın AB tarafından terör örgütü listesinde olduğu hatırlatılarak PKK’ya silah bırakma, sivil ve güvenlik kuvvetlerine yönelik terörist faaliyetleri durdurma çağrısı yapılmış; şehirlerdeki barikat kurma ve hendek açma faaliyetlerinden endişe duyulduğu belirtilmiştir. PKK terör örgütünün yaptığı eylemlerin kınanmasının yanı sıra, IŞİD terör örgütüne karşı oluşturulan koalisyon konusunda Türkiye’nin rolüne dikkat çekilmiş, Suriye’nin kuzeyindeki PYD güçlerine karşı yapılan müdahale eleştirilmiştir.

 

Dördüncü bölümde mülteci sorunu hakkında AB-Türkiye arasındaki işbirliğine değinilmiştir. Türkiye ile AB arasında sığınmacılar konusunda varılan anlaşma, Türkiye’nin işgücü piyasasını Suriyeli mültecilere açması ve Suriyeli çocukların eğitimi konuları takdirle karşılanmış, politik işbirliğinin devam etmesi gerektiği vurgulanmıştır. Vize serbestisi konusunun liyakate dayalı bir süreç olduğu vurgulanarak “Geri Kabul Antlaşması”nın uygulanması konusunun AB üyelerince önemi ifade edilmiştir. Bunun yanı sıra sığınmacıların haklarının AB ve Uluslararası Hukuka uyumlu olması gerektiği belirtilerek, Türkiye’nin 1951 Cenevre Konvansiyonu’ndaki coğrafi çekincelerini ve Suriye krizi konusunda Cenevre Barış Görüşmeleri’nde Kürtlerle ilgili çekincelerini kaldırması gerektiği dile getirilmiştir.

 

Raporun son bölümü ise Kıbrıs birleşme görüşmelerinde sağlanan ilerlemeler üzerine değerlendirmelerden oluşturmaktadır. Kıbrıs sorununun AB-Türkiye ilişkilerinin temel sorunlarından biri olduğu, Türkiye’nin münhasır ekonomik bölge, meşru olmayan yerleşimler, Türk askerinin adadan çekilmesi gibi konulara riayet etmesi gerektiği hatırlatılmış, adada birleşme konusunda Türkiye’nin attığı adımlar ise takdirle karşılanmıştır. Ayrıca, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 550 No’lu Karar gereği Gazimağusa’daki mühürlü Maraş bölgesinin BM denetimine bırakılması çağrısında bulunulmuştur.

 

Değerlendirme

 

Raporun içeriği hakkında belirtilmesi gereken ilk husus, son raporun AB Komisyonu’nun 2014 Türkiye İlerleme Raporu’na dayanarak hazırlanan ve 10 Haziran 2015 tarihinde AP Genel Kurulu’nda kabul edilen Türkiye kararı ile gösterdiği paralelliktir. Haziran 2015’te yayınlanan rapor; Türkiye Cumhuriyeti tarafından adil ve objektif olmaması, eleştiri ve beklentilerin dengeli ifadelerle dile getirilmemesi, tek yanlı ve objektiflikten uzak olması ve ülkeye birçok alanda yöneltilen mesnetsiz iddialar içermesi nedeniyle kabul edilmemiş ve iade edilmiştir. Dolayısıyla son yayınlanan raporun ilk defa bu tarz bir üslup ile yazılmadığı ve AB’nin Türkiye hakkında endişelerinin daha da derinleştiği gözlemlenmektedir.

 

Konuyla alakalı Türkiye tarafından gelen açıklama AB Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır tarafından yapılmıştır. AB Bakanı, AP'nin Nisan 2016 raporunun geçen sene yayımlanan ve raporun iadesiyle sonuçlanan sürece benzer şekilde yok hükmünde sayılarak iade edileceğini belirtmiştir. Özellikle 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarının kabul edilmesini isteyen ve Türkiye'yi sözde "Ermeni Soykırımı"nı tanımaya davet eden ifadelerin kabul edilemez olduğu ifade edilmiştir. Bozkır ayrıca, AP raporunun her yıl yayımlandığını, AB Komisyonu’nun aday ülkeler ve Türkiye ile ilgili yayınladığı raporlarla ilgili AP’nin görüşünü yansıttığını ancak AB Komisyonu raporunda olmayan unsurların AP raporunda yer almasının tabiatıyla doğru olmayacağını belirtmiştir.

 

Rapor hakkında dikkat çeken ikinci husus ise Türkiye Cumhuriyeti tarafından verilen tepkinin sadece AB Bakanlığı nezdinde kalarak, devlet erkânı, siyasi partiler, milletvekilleri veya sivil toplum kuruluşlarınca olumlu veya olumsuz herhangi bir görüşün bildirilmemesidir. AB Bakanı’nın açıklamasının haricinde rapor hakkında tepkiler çok az sayıdadır. Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Oktay Vural’ın açıklaması ve Prof. Dr. Emre Kongar’ın Cumhuriyet Gazetesi’ndeki köşe yazısı haricinde medyada yer alan herhangi bir görüş bulunmamaktadır. Dolayısıyla, AB ile vize serbestisi ve Suriyeli mülteci krizine yönelik çözüm arayışı nedeniyle gelişen pozitif ilişkilerin Türk kamuoyunda heyecanlandırıcı gelişmeler olmadığı değerlendirmesi yapılabilir. Ancak bu konuda bir nokta dikkat çekicidir. 1915 olayları, Suriye krizinde PYD’nin rolü, Kıbrıs sorunu, Ekümeniklik tartışması, terörle mücadele gibi hassas ve Türkiye’nin “kırmızı çizgi”leri olarak adlandırılan konularda AP tarafından görüş bildirilmesi ve bunlardan bazılarının tekrar Türkiye’nin karşısına çıkması önemlidir. AP tarafından yayımlanan raporun yaptırım gücünün ne derece olduğu tartışmalı olsa da hassas konularda Türkiye’nin tavrının olumsuz bulunması, kamuoyunun bir nebze olayı kanıksaması ve AB’nin tutumunun kalıcı hale gelmesi, üyelik süreci ve uluslararası ilişkiler bağlamında Türkiye için tehlike arz etmektedir.

 

Rapor ile ilgili belirtilebilecek bir diğer husus ise raporun zamanlamasıdır. Mülteci kriziyle alakalı anlaşmanın imzalanmasının hemen ardından AP’nin açıkladığı rapor, Türkiye ile kurulan siyasi işbirliğinin konuyla sınırlı olduğu ve bunun diğer ilişkilerle karıştırılmaması gerektiğine atıf yapmaktadır. Her ne kadar raporun dili sert olsa da, bu gelişme iki taraf arasında köprülerin tamamen atılma ihtimalinden daha çok, bazı konularda dikkatli hareket edilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Zaten AB ve Türkiye arasındaki ilişkiler iki tarafın iç dinamiklerinin yanı sıra bölgesel ve küresel dinamiklerden, hatta geçmişten gelen problemlerden etkilenerek zaman zaman gerginleşmekte veya pekişmektedir.

 

Sonuç Yerine

 

AP’nin 2015 Türkiye raporunda net ifadeler yer almış ve ağır bir dil kullanılmıştır. Türkiye’nin demokratikleşme sürecine katkı sağlayabilecek konularda belirtilen uyarıların dikkate alınarak bir öz eleştiri yapılmasının faydalı olacağı değerlendirilmektedir. Sözde “Ermeni Soykırımı” ile ilgili eleştiriler hakkında ise Türk tarafı arşivlerin açılmasından ve şeffaf bir şekilde tarihçiler tarafından inceleme yapılmasından yana olduğunu ifade etmektedir. Ancak, “1915 Olayları” hakkında AB’nin siyasi bir tasarruf uygulamaya devam etmesi gözden kaçmamaktadır. Dolayısıyla Türkiye’nin hassas olduğu konularda AB ile derin görüş ayrılıklarının olması, Türkiye’nin üyelik sürecinde yavaş ilerleme kaydetmesi ve uzayan sürecin karşılıklı ilgiyi azaltması gelecek raporların da benzer olabileceği şeklinde yorumlanabilir.

Back to Top