PKK Terör Örgütü İçin 2012 Final Yılı Değil Hüsran Yılı Oldu

A- A A+

BİLGESAM Başkanı Doç. Dr. Atilla Sandıklı ile Türkiye’nin PKK terör örgütüyle mücadelesinde 2012 yılındaki gelişmeler üzerine bir söyleşi gerçekleştirilmiştir. BİLGESAM Araştırma Koordinatörü Erdem Kaya tarafından yapılan söyleşide Doç. Dr. Sandıklı, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yeni taktiklerini, örgütün psikolojisini ve halkta örgüte karşı gelişen tepkiyi değerlendirmiştir.

Erdem Kaya: Son günlerde PKK terör örgütü liderlerinin kendi kamuoylarına ve uluslararası basına yönelik propaganda gayretlerinde bir artış olduğu göze çarpmaktadır. Murat Karayılan Le Temps’e “2012’de farklı bir strateji izledik ve başarılı olduk” diyor. Sizin bu konudaki yorumunuz nedir? Örgüt 2012’de farklı bir strateji izledi mi? Ne kadar başarılı oldu?

Doç. Dr. Atilla Sandıklı: PKK terör örgütü 2012 yılında bir hesap hatası yaptı. “2012 Final Yılı olacak” gibi büyük iddialarda bulundular. Terör örgütünün geçmiş yıllarda da buna benzer söylemlerde bulunduğu bilinen bir gerçek. Ancak, bu durum örgütün 2012 yılına çok daha büyük bir anlam yüklediği gerçeğini de değiştirmiyor. Zira bu yıl bölgesel gelişmeleri de kendi adlarına değerlendirmek istediler. Geçmiş yıllardakinden farklı, kendi boyundan büyük işlere girişerek 90’lı yıllarda denediği ve faturasını ağır olarak ödediği “bir araziyi elde tutma taktiğini” Şemdinli’de denemek istediler. Ancak, aslında bu yeni bir taktik değil ve ilk defa uygulamıyorlar. Geçmişte denenmiş ve pahalıya mal olmuş bir taktiği yeniden denediler, sonuç yine aynı oldu. Terör örgütünün Şemdinli kırsalına Irak'ın kuzeyinden ve İran’daki kamplardan getirdiği teröristlerin neredeyse tamamı imha oldu.

Örgütün bu hesap hatası TSK’nın teröristle mücadelede uyguladığı yeni taktikleri çözememesinden ve yanlış anlamasından kaynaklanıyor. Son günlerde kendi medya organlarına ve uluslararası yayın kuruluşlarına terörist elebaşlarının yaptıkları açıklamalardaki “başarılı olduk” mesajı bu hatalarını örtme çabası.

Erdem Kaya: O zaman Karayılan’ın yakın zamanda BBC’ye yaptığı konuşmada ve hemen ardından Le Temps’ta yayınlanan görüşmede verdiği mesajlar doğru değil mi?

Doç. Dr. Atilla Sandıklı: Karayılan’ın Le Temps’e verdiği fotoğraftaki hali esasen örgütün içinde bulunduğu gerçek psikolojiyi yansıtıyor. Hatırlarsanız, geçmişte bu tür röportajlarda Karayılan masa-sandalyeli, bir binanın önünde veya teröristlerle toplu halde görüntüler vererek “Biz burada rahat rahat faaliyetlerimizi yapıyoruz, kimse de bize dokunamıyor.” mesajı vermeye çalışırdı. Bu sefer, “yerinin TSK tarafından havadan tespit edilebileceği ve her an vurulabileceği” endişesini yansıtır şekilde ağaçlar arasında kendisini gizlemeye çalıştığı belli olan ve arkasında silahlı bir koruma ile görüntü verdi. “Tedirgin” hali fotoğrafa da yansımış. Esasında bu görüntü TSK’nın yurt içinde ve dışında gerçekleştirdiği operasyonlar ve bu operasyonlarda uyguladığı yeni taktikler karşısında PKK’nın içinde bulunduğu psikolojinin bir aynası gibi.

Erdem Kaya: TSK’nın yeni taktiklerini biraz açabilir misiniz?

Doç. Dr. Atilla Sandıklı: TSK’nın bu yıl İZLE-GÖR-VUR diye özetlenebilecek bir konsepti uygulamaya soktuğu biliniyor. Bu, teröristlerin halen anlayamadıkları bir konsept. Teröristler, hiç beklemedikleri zamanlarda ve hiç beklemedikleri yerlerde vurularak ağır kayıplar verdiler. Birdenbire helikopterleri ve profesyonel kuvvetleri karşılarında buluyorlar. Sadece Şemdinli’de yürütülen hava ve kara operasyonlarında son iki ayda 262 teröristin etkisiz hale getirildiği bildirildi.

Bu yeni ve etkin harekât şeklinden örgüt de ciddi ölçüde rahatsız. Göremedikleri, nereden geldiğini bilemedikleri darbelere karşı bir tedbir de geliştiremiyorlar. Bunun yerine “Niye havadan geliyorsunuz? Karadan gelin. Havadan gelince karşılık veremiyoruz. Kayıp veriyoruz. Böyle yapmayın.” gibi acziyetlerinin itirafı niteliğinde bir söylem geliştirdiler. İşin gerçeği şu ki karadan da havadan da baskı altındalar. Eylem yapmadıkları halde bu kadar kayıp vermiş olmanın sıkıntısı içindeler. Örgüt bu kayıpları tabanından gizlemek için çeşitli çarelere başvurdu, kayıplarını az gösterdi ve gerçekleri gizledi. Ancak, bu kadar büyük kayıpları gizlemek de mümkün değil. Örgütün kendi içinden ve ölen teröristlerin ailelerinden gelen baskılar ve eleştiriler var. Son zamanlarda yapılan açıklamalar bu eleştirileri göğüslemeye yönelik gayretler.

Erdem Kaya: Karayılan’ın fotoğrafının “örgütün psikolojisinin aynası” olduğunu belirttiniz. Örgütün psikolojisi nasıl?

Doç. Dr. Atilla Sandıklı:
Örgüt, gerek yurt içinde gerekse yurtdışında Karayılan’ın Le Temps’e verdiği fotoğraftaki “her an vurulabiliriz” endişesi içinde. Bu durum hareketlerini kısıtlıyor. Psikolojilerini bozuyor. Yurtiçinde yıllarca teröristlerin en fazla eylem yaptığı Gabar, Bestler-Dereler, Sağgöze, Ali Boğazı gibi yerlerde bu korku ile bu yıl bir tane bile eylem yapamadılar. Bu durum teröristlerin telsiz görüşmelerine de yansıyor. Bizzat Karayılan ve Fehman Hüseyin örgüt bölge sorumlularını askeri birliklere eylem yapamamaları konusunda eleştiriyor, tehdit ediyor, ancak buna rağmen eylem de yapılamıyor. Bunların bilincinde olan Karayılan’ın ve diğer elebaşlarının Le Temps’e ve kendi yayın organlarına söyledikleri yine başarısızlıklarını örtme çabası ile izah edilebilir.

Erdem Kaya: PKK terör örgütü eskiden eylem yaptığı birçok yerde eylem yapamadı diyorsunuz. Ancak, yaz boyunca birçok eylem yaptığı da basına yansıdı. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Doç. Dr. Atilla Sandıklı
: Yurt içindeki bu “eylem yapamama” durumu, örgütü askeri birliklere saldırmaktan daha kolay, yapılması daha az riskli olan ve basının ilgisini çekecek adam kaçırma, yol kesme, öğretmenleri tehdit etme ve kaçırma, şantiye yakma, canlı bomba gibi eylemlere yöneltti. Ancak, bu eylemler her ne kadar riski az, kolay ve basının ilgisini çekecek eylemler olsa da bölge halkının tepkisini çeken, terör örgütünün sorgulanmasına yol açan eylemler.

Erdem Kaya: Halkın tepkisinden neyi kast ediyorsunuz?

Doç. Dr. Atilla Sandıklı: Örneğin, bildiğiniz gibi örgüt Tunceli’de bir milletvekilini kaçırdı. Ancak, bu eylem ters tepti. Tunceli’deki tabanı bile örgüte karşı çıktı ve örgüt Tunceli’deki tabanını kaybetme noktasına geldi. Ayrıca, Iğdır/Bulancak köyünde öğretmenine sahip çıkan ve örgüte karşı gelen köylülerin fotoğrafı uzun yıllar hafızalardan silinmeyecek nitelikte. Bu eylem ve okullara yönelik diğer eylemler PKK terör örgütünü “okul ve eğitim düşmanı Taliban gibi bir örgüt” durumuna düşürdü. Geçen yıl KCK baskısıyla başlatılan “okul boykot eylemlerine” belli bir düzeyde katılım sağlarken halkın bu yıl örgütün bu tür eylemlerine gösterdiği tepki nedeniyle okul boykotu eylemlerine hiçbir katılım olmadı.

Yani, örgütün kolay hedeflere yönelik eylemleri de kendisine büyük zarar verdi. Bu eylem talimatlarını mevcut lider kadro verdi. Başarısızlıkları aşikâr. Çocuk yaştaki Kürt gençlerini kandırıp dağa çıkarıyor, sonra da ölecekleri kesin olan eylemlere gönderiyorlar. Bu başarısızlıklarını da propaganda yaparak örtme gayreti içindeler. Ancak bölge halkı da bu durumu fark ediyor. Kesin talimatlar verdiler “Sakın ha köylere yaklaşmayın. Halkla temas etmeyin.” diye. Hakkını savunduklarını iddia ettikleri halkla temas etmekten bile korkan bir örgüt haline geldiler.

Şimdi son çare olarak, yol kesmelerde “dini propaganda yapın, dini temalara ağırlık verin” diyorlar. Ancak, yıllarca Marksist-Leninist ve büyük ölçüde ateist bir çizgide olan ve Zerdüşt dininin propagandasını yapan, oruç tutmayı yasaklayan bir örgütün bu alanda başarılı olması ve “İslam dinine döndüğüne” halkı inandırması da mümkün gözükmüyor. İşin doğrusu yol kesmelerinde propagandaya maruz kalan bölge halkı da örgütün samimiyetine inanmıyor, hatta “Ne oldu da örgüt birdenbire dine sarıldı?” diye alaycı bir dille bu durumu eleştiriyorlar. 

Şehir merkezlerinde de bu yıl istenilen eylem düzeyine ulaşılmış değil. Yapılan etkinliklere, terörist cenazelerine eskiden olduğu gibi adam toplayamıyorlar. Bu durumda örgütün şehir kolu olan KCK operasyonlarının etkisi büyük. KCK operasyonları ile önemli bir darbe vurulan şehir yapılanması etkinliğini kaybettiğinden eskiden “kepenk kapatma” eylemlerine zorla ve tehditle geniş katılım sağlarken şimdi kepenk kapattıramıyorlar.

Bu durum, Kandil’i çok rahatsız ediyor. Başka arayışlara ve daha büyük hatalara itiyor. Örneğin yakın zamanda Fehman Hüseyin telsiz konuşmasında “Diyarbakır halkının çok liberalleşmeye başladığı ve savaşı unuttuğundan” şikâyet ediyor ve çözüm olarak “rahatlarının bozulmasının uygun olacağını, Diyarbakır’da örgütün birkaç bomba patlatmasının gerektiğini” söylüyor. Bu talimattaki yaklaşım örgütün kendine müzahir tabana nasıl yaklaştığını göstermesi açısından çarpıcı. Aynı zamanda, taban kaybeden örgütün çaresizlikten ne yaptığını bilemediğinin, eylemlerinin sonuçlarını kestiremediğinin de göstergesi.

Erdem Kaya: Sizce bu “başarısızlık” ve “eylem yapamama” durumunun örgüt içinde de bir etkisi oldu mu?

Doç. Dr. Atilla Sandıklı:
Evet, oldu. Örgüt, “2012 Final Yılı olacak” gibi büyük iddialarla başladığı yılın sonunda aldığı yanlış kararlar neticesinde “acaba 2013 örgütün son yılı mı olacak?” endişesine düştü. O nedenle, “kışın da eylemler sürsün ki canlılığımızı koruyalım, yoksa bir dağılma sürecine girebiliriz” görüşü lider kadroda hâkim düşünce haline geldi. Bu yönde talimatlar veriyorlar. Ancak, tüm bu talimatlara rağmen kışın istedikleri eylem düzeyine ulaşamayacaklarını da görüyorlar. Zira alandan gelen raporlar, şartların zorlamasıyla teröristlerin şimdiden kış tertiplenmesine geçmeye başladıkları yönünde.

Talimatlara aykırı bu faaliyetlere rağmen “bizden uzaktalar, verdiğimiz cezalar uygulanmazsa grupları topluca kaybedebiliriz” korkusuyla cezalandırma yoluna da gidemiyorlar. Bu, operasyonların baskısı ve TSK’nın yeni konseptinin etkisiyle meydana gelen hareketsizlikten ve irtibatsızlıktan kaynaklanan bir durum. Lider kadro Hakkâri-Çukurca ve Şemdinli’ye gönderdikleri gruplar hariç yurtiçindeki gruplara tam olarak sözünü geçiremiyor. Geçmişte örgütün de bazı eylemlerde kabul ettiği “bağımsız hareket etme” zafiyeti şimdi “merkezden gelen talimatları istediği gibi yorumlama ve uygulamama”ya dönüşmüş durumda. Bu da örgütte lider kadro ile alan arasında “söylem ve eylem farklılıklarına” ve başıbozukluğa yol açıyor.

Söz geçirebildikleri Hakkâri-Çukurca ve Şemdinli’ye Irak’ın kuzeyinden ve İran’dan gönderdikleri grupların “yanlış bir stratejiyle ölmeye mahkûm edilmeleri” de lider kadronun kararlarının alt kadrolarda ve alanda sorgulanmasına yol açıyor. Bütün bu nedenlerle, yakın zamanda toparlanmak için yine bir “ateşkes ilan etme” taktiğine başvurması şaşırtıcı olmaz. Son yapılan açıklamalardaki “başarılı olduk, daha güçlüyüz” vurgusunu “ateşkes ilan etme” öncesinde ortamı hazırlama çabası olarak okumak da mümkün.

Erdem Kaya: Hocam ilave etmek istediğiniz hususlar var mı?

Doç. Dr. Atilla Sandıklı:
PKK terör örgütü 2012 yılını final yılı olarak ilan etmişti. Ancak Terörle mücadelede alınan etkin tedbirler ve başarılı operasyonlar sonucu 2012 yılı final yılı değil hüsran yılı oldu. Terörle mücadelede siyasi kararlılık, yurt içinde ve dışında sürekli ve etkili operasyonlar, lider kadrolarının etkisiz durumuna getirilmesi için girişimler, bölge halkının gönlünü kazanacak sıcak ilgi, Türkiye’nin batısı ve doğusundaki vatandaşlarımızı bir araya getirecek etkin projeler ve sivil toplum örgütlerinin gönüllü katkıları ile 2013 yılı PKK terör örgütü için tükeniş yılı olabilir.

 

Bu söyleşiden sonra 16.11.2012 tarihli Akşam gazetesinde konu ile ilgili aşağıdaki haber yayımlanmıştır. Habere ulaşmak için aşağıdaki resmin üzerine tıklayınız.


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top