Krizlerde Amerika ve Avrupa Farkı

Abdullah KARATAŞ
21 Haziran 2010
A- A A+

İlginç olan kapitalizmin kalbi olan Amerika’da, 1 Mayıs kutlamaları tarihi olarak pek ilgi görmemiş. Obama hükümetinin biraz sol eğilimli olmasına ve reel işsizliğin %18 gibi rakamlara ulaşmasına rağmen, bu geçtiğimiz 1 Mayıs kutlamalarına ne hükümet ne de halk ilgi gösterdi (Not: İş arayanları ve iş aramayı bırakanları hesaba kattığımızda, reel işsizlik %10’luk resmî rakamdan çok daha yukarıdadır).

 

Avrupa’da, mesela komşu Yunanistan’da veya gelişmiş Almanya’da 1 Mayıs kutlamaları artık zihinlerde sokak çatışmaları, gerginlik ve işçi yürüyüşleriyle eş anlama gelmektedir. Avrupa’da doğan iktisadi kriz bu tabloyu daha da pekiştiriyor.

 

Peki, Atlantik okyanusunun öbür tarafında neden bu kadar farklılık görülüyor? Sorunun cevabı iktisadi yapılanmaların ayrı oluşunda gözlemleniyor.

 

Amerika’da sistem olarak, rekabet hayatın her alanında geçerli. Özel sektör zaten Amerikan ekonomisinin motorudur. Amerikan ekonomisinin %70’i, tüketiciler tarafından yönlendiriliyor. Mesela, Amerikalı bir işçi cumartesi gününü kalkıp da gösteriye katılmaktan ziyade, ailesiyle ya da dostlarıyla eğlenmekle ya da dinlenmekle geçirmeyi tercih eder. Amerika’nın birçok yerinde meşhur Kentucky Derby at yarışları bu geçtiğimiz 1 Mayıs’ta milleti meşgul etti.

 

Acaba Amerika’da, 1 Mayıs işçi bayramında “büyük sermayeye” veya genel olarak kapitalizme karşı bir tepki söz konusu mu?

 

Öncelikle, Amerikan halkının gözünde bu son ekonomik kriz tam anlamıyla özgürce çalışabilen serbest piyasa sisteminin ürettiği bir kriz değil. Gözlemcilere göre, Amerikan halkının gözünde bu kriz serbest piyasa sisteminin tam anlamıyla işlememesinden kaynaklandı. Yani Amerikan halkından kapitalizme değil de, “crony kapitalizm” yani “Eş-dost kapitalizmine” karşı bir tepki söz konusuydu.

 

Amerikan halkının gözünde bu kriz, devlet müdahalesinin ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğinin bir sonucu olarak algılandı.

 

Orta ve uzun vadede, Amerika’da siyasi nedenlerle, arzı “supply-side” arttırmaktan uzaklaşıp, talebi arttırma “demand-side” çözümlere geçmeleri çok muhtemel. 2010 Kasımında Kongre için yapılacak seçimler de bu istikameti güçlendiriyor gibi ve halktan devlet harcamalarına karşı ciddi bir tepki söz konusu.

 

Talebi arttıracak “Demand-side” çözümlerden birisi vergileri düşürerek tüketicileri cesaretlendirmek ve böylece piyasayı canlandırmaktır. Aynı zamanda, işsizliği azaltmak için şirketlere vergi muafiyetleri sağlayarak üretimi arttırmak ve tüketilecek eşyaları çoğaltmak.

 

Amerikalı vergi ödeyen vatandaşlar paralarının nasıl harcanacağı konusunda çok duyarlı: Krizleri önlemede daha az devlet müdahalesi olması gerektiğine inanıyor. Amerikan ekonomisinin sağlam kurumları, mülkiyet hakları ve hukuk düzeni sayesinde Amerikan ekonomisi kendi kendisini toparlayabilir.

 

Gördüğümüz gibi Amerikan doları dünya üzerinde rezerv para olarak kullanılmaya devam ediyor ve edecek, doların son birkaç haftalık artışı da bu durumu kanıtlıyor.


Amerikan ekonomisinin yüksek eğitim sistemi ve esnek işgücü piyasaları sayesinde, Wall Street’te işten çıkarılan bir çalışan kısa bir süre içerisinde Kaliforniya’ya gidebiliyor ve gelişen bir teknoloji dalına kendisini verebiliyor. Ya da Detroit’te işten çıkarılan bir otomotiv işçisi, başka bir eyalete gidebiliyor ve bir sendikaya üye olmadan yeni bir işe girebiliyor.

 

Ancak, benzeri durumlar Avrupa’da söz konusu değil. Bir işçinin Marsilya’dan Almanya’ya taşınması kolay değil, yeni bir kariyere başlama şansı düşük. Barizce görünen şu: Avrupa’da, sendikaların ekonomi üzerindeki etkisi haddinden fazla güçlü ve bunun göstergesi olarak 1 Mayıs yürüyüşlerinde muazzam kalabalıklara bakmamız kâfidir.


Ayrıca, Amerika dünya üzerinde en parlak beyinleri kendine çekebilen bir ülke. Bundan ayrı, kayıt dışı göçmenlerle insan kaynaklarını hızla yeniliyor. Netice olarak, uzun vadeli ekonomik büyüme için elverişli bir ortamı sağlayan ve devam ettirecek siyasetleri hayata geçiren ve piyasa rekabetini sürekli devam ettiren, işçilerin verimliliğini arttıran alt yapıyı ve eğitim sistemini canlı tutan bir Amerika var karşımızda. Amerika’daki sistem çok esnek, eğitime ve teknolojiye çok yatırım yapılıyor ve rekabet hayata ve piyasaya hakim. Ciddi manada hukukun üstünlüğün, siyasi istikrarın, nüfus yapısının sağlam olduğu ve teknolojik ilerlemenin en açık olduğu büyük bir dünya ekonomisi Amerika.

Back to Top