Kritik Rakka Operasyonu Öncesi Çözüme Yönelik Uzlaşı Arayışı

A- A A+

BİLGESAM Başkanı Prof. Dr. Atilla Sandıklı, Hürriyet Daily News Gazetesi'nden Barçın Yınanç ile gerçekleştirdiği ve 19 Ekim 2015 tarihinde yayımlanan söyleşisinde, Rakka Operasyonu öncesinde Suriye krizine yönelik çözüm planı ve IŞİD'in yarattığı terörizm tehdidi ve bölgesel gelişmelerle ilgili değerlendirmelerde bulunmaktadır.
 

Söyleşi Metni


Askeri ve siyasi stratejistlere göre Rakka’da operasyonlar başlamadan önce Suriye krizine yönelik bir çözüm planı gerekli. IŞİD’in El-Bab’ı terk etmesiyle sonuçlanacak planın ilk aşamasında Türkiye ve ABD’nin beraber hareket etmesi muhtemel gözükmekte.

 

Prof. Atilla Sandıklı; IŞİD’ in el- Bab’dan muhtemel bir çekilmesi halinde bölgedeki aktörlerin arasında uzlaşmaya varılmasının önemli olduğunu değerlendirmekte. BİLGESAM başkanı Prof. Sandıklı’ya göre, ‘Aksi takdirde Suriye’deki bütün farklı unsurları senkronize bir şekilde bir araya getirebilecek bir yapı inşa edilemez ve uzlaşmaya varılmadan Rakka IŞİD’den geri alınırsa durum daha da karışık hale gelecektir.’


Barçın Yınanç: Türkiye’nin Suriye’de ki operasyonu sizce bir sürpriz mi? Yoksa zaten beklenen bir gelişme mi?

 

Prof. Dr. Sandıklı: Gerekli olan ve de ‘geliyorum’ diyen bir operasyondu. Çünkü hem bölgedeki hemde uluslararası atmosferdeki gelişmeler bu operasyonu olgunlaştırdı. Önceki aşamalarda IŞİD’in gücünün zirvede olması, yüksek moral ve motivasyonu ve Türkiye’yi hedef almamış olmasından dolayı Türkiye’nin müdahalesi istenmeyen bir durumdu. O dönemlerde Türkiye’nin gerçekleştireceği bir operasyon pahalıya mal olabilirdi.

 

IŞİD bugün mali açıdan zayıflamakta. Toprak kaybı yaşadılar ve artık eski gücünde değil. Taarruz motivasyonunu kaybetmesinin yanı sıra savunma kapasitesi de zayıflamakta. Bu aşamaya gelene kadar koalisyon güçlerinin saldırıları önemli bir yer tutmaktadır.

 

Bu arada Suriye denkleminin diğer bir parçası olan PYD Fırat Nehri’nin batısına geçerek Menbiç’i kontrol altında tutmaktadır. Görünen SDG’nin Menbiç’i kontrol etmesine rağmen, SDG’nin büyük kısmını PYD oluşturmakta. Eğer PYD el-Bab’ı kontrol altına almış olsaydı, bu durum Fırat’ın batısında PYD varlığı istemeyen Türkiye açısından büyük bir problem yaratabilirdi.

 

Menbiç’in IŞİD’den alınması Cerablus kuşatmasına işaret etmiştir. Kuzeyde Türkiye, doğuda PYD ve güneyde Menbiç olmasından dolayı IŞİD’in Cerablus operasyonuna direniş göstermeyeceğini en başından beri düşünmekteydim. Kuzeyden başlayacak bir harekât karşısında, el-Bab’a geri çekilerek kayıplarını minimuma indirecekleri aşikârdı.

 

Cerablus harekâtıyla; bir yandan IŞİD’in elindeki topraklardan bir kısmı kurtarılmış oldu, diğer yandan ise PYD’ye meaj verildi.

 

Rusya ile ilişkileri geliştirilmesiyle Rusya’nın da Türkiye ile aynı safta olması sağlandı. Bu yakınlaşma Türkiye’nin eskiden beri müttefiki olan ABD ile de Suriye konusunda aynı safta olmasına yardımcı oldu. Başlangıçta koalisyon güçlerinden yeterli destek alamayan ÖSO, Fırat Kalkanı Operasyonu ile ciddi destek görmeye başladı.

 

Böylece uluslararası ortam da bu operasyon için olgunlaşmış oldu. Bu safhada FETÖ’nün başarısız darbe girişimi operasyonun gerçekleşmesini geciktirmiş oldu.


Barçın Yınanç: Bazı uluslararası yorumculara göre Türkiye’nin gerçek hedefi aslında IŞİD değil, PYD. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

 

Prof. Dr. Sandıklı: Türkiye sınırını IŞİD’den temizlemek istiyor. Türkiye aynı zamanda Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasını ve başka ayrılıkçı grupların Suriye’nin kuzeyinde yer almasını istemiyor. Bu aşamada PYD, yasadışı terör örgütü olan PKK’nın sınır ötesindeki kolu olmasından dolayı Türkiye’ye bir tehdittir. Dolayısıyla Türkiye gizli saklı yapılacak bir faaliyete karşı olduğunu ve PYD’nin Cerablus-Mare hattında kontrolü elde etmesine izin vermeyeceğini uzun zamandır belirtmektedir.


Barçın Yınanç: Operasyonun bugüne kadar gerçekleşen kısmı hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Prof. Dr. Sandıklı: İlk bakışta Türkiye’nin düzenlediği bir operasyon gibi görünse de aslında Türkiye’nin desteklediği ÖSO’nun yürüttüğü bir operasyondur. Bu operasyonu eğer doğrudan Türkiye düzenliyor olsaydı ilerleme daha hızlı olurdu ve el-Bab’ın IŞİD’den geri alınması daha kolay olurdu. Bölgedeki aktörlerin farklı gruplara destek vermesi ve Türkiye’nin Suriye’yi işgal ediyor algısından kaçınmak için ÖSO’ya taktik ve lojistik destek veriliyor.

 

Bazı uluslararası çevreler Türkiye’nin Suriye’de kalıcı olarak bulunacağını iddia etmesine rağmen; Türkiye her fırsatta bunun mümkün olmadığını, Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana olduğunu ifade etmektedir.

 

Askeri açıdan bir değerlendirme yapacak olursak, kontrol altındaki yerler 770 km karelik bölgenin bir kısmı ve buradaki kayıplar sınırlı. Şu anda Cerablus’a su ve elektrik sağlanması konusunda çalışmalar başladı ve bu bölgede yaşayan Suriyelilerin geri dönerek eski hayatlarına dönmesi üzerinde yoğunlaşıldı. Politik hedeflerin gerçekleştirilmesi için askeri bir operasyon gerekliydi ve Türkiye’de Suriyelilerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi için uğraştığı konusunda bütün aktörlere bir mesaj vermiş oldu.


Barçın Yınanç: ÖSO yakın döneme kadar bölgede varlığını etkin bir şekilde hissettiremedi. Sizce şimdi ne değişti?

 

Prof. Dr. Sandıklı: Askeri operasyonlarda yüksek motivasyon olmazsa olmaz bir değişkendir. Operasyonun başarısı gücünüze, moralinize, aldığınız desteğe ve karşı tarafın aldığı desteğe göre şekillenir. ÖSO başlangıçta yeterince destek alamadı. Ancak yine de tecrübe ve ilerleme kaydetti. Bugün ise Türkiye’nin ÖSO’ya desteği daha belirgin hale geldi ve aynı zamanda uluslararası koalisyonda desteğini almasıyla motivasyonu arttı. Diğer taraftan da karşı tarafın gücünün azalması ÖSO’nun etkinliğini arttırdı.


Barçın Yınanç: Sizce önümüzdeki günlerde neler olabilir?

 

Prof. Dr. Sandıklı: Türkiye bugün aktif olarak sahada yer almakta. Bu, Türkiye’nin aynı zamanda siyasi satrancı bir parçası olduğu anlamına gelmektedir. Türkiye’nin sahada aktif bulunması söylemlerinin daha çok dikkate alınacağını göstermektedir.

 

Ancak bu yeterli değil. el-Bab kritik bir yer. IŞİD bugün el-Bab’a geri çekildi. Şu anda el-Bab’ın kuzeyinde ÖSO, doğusundaki Menbiç’te PYD var. ÖSO bu aşamada SDG içindeki Araplarla işbirliği içine girebilir. ABD de SDG’nin temelini oluşturan PYD’yi Fırat’ın batısına geri çekilmeye ikna etmelidir. ÖSO ve SDG bünyesindeki Arap güçler senkronize biçimde çalışır ve koalisyon güçlerinden destek alırsa, el-Bab’ın geri alınması kolaylaşabilir. el-Bab’ın IŞİD’den temizlenmesi Suriyeliler, Amerikalılar ve Ruslar gibi bölgedeki bütün aktörlerin yararına olacaktır.

 

El-Bab’ın IŞİD’den geri alınması önemli ancak bunun PYD olmadan gerçekleştirilmesi gerekli. Bölgede bir Kürt varlığı bulunmamakta ve muhtemelen Türkiye bu yönde Amerika üzerinde bir ikna sürecinde yer alıyor.

 

Ancak Türkiye uluslararası kamuoyunun algısına da dikkat etmelidir. Operasyonlar Türkiye tarafından yürütülüyor yerine Türkiye tarafından destek veriliyor kanısı olmalıdır. Aksi takdirde uluslararası camianın dikkatini olumsuz yönde etkileyebilir.


Barçın Yınanç: Türk tanklarının operasyona destek amacıyla el-Bab’a kadar ilerlemesi ilişkilerin aşırı gerilmesi riski taşıyor mu?

 

Prof. Dr. Sandıklı: Evet, böyle bir risk var. Ancak, bunun da yapılması gerekli. Türkiye, Türk tanklarının bölgede kalıcı olmayacağı konusunda koalisyon güçleri, Rusya, İran ve Suriye’ye teminat vermelidir. Türk tanklarının olmadığı bir el-Bab operasyonu pahalıya mal olabilir.


Barçın Yınanç: Medyadaki bazı haberlere göre Türkiye ve ABD’nin Rakka’ya ortak bir harekât düzenleyebileceği söylenmekte, bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Prof. Dr. Sandıklı: El-Bab operasyonunda elde edilebilecek bir başarı Rakka için de bir model oluşturabilir. Bu aşamada şu soru sorulabilir: ABD, Rusya ve Suriye Rakka’da IŞİD’i mağlup etmek istiyor mu? Cevap, evet. Suriye ve Rusya’nın Suriye’nin toprak bütünlüğü hakkında bazı endişeleri olsa da IŞİD’in mağlup edilmesi hakkında ortak iradenin olması, bütün taraflar için en uygun çözüme ulaşılmasına ve soru işaretlerinin giderilmesine yardımcı olacaktır. Önümüzdeki günlerde gerçekleşebilecek gelişmeler bunlardır. Suriye’de çözüme yönelik görüşmeler yoğunlaşacaktır. Bence, el-Bab operasyonunun başarılı olmasından sonra Cenevre Görüşmeleri daha da sık olacaktır. Bu görüşmeler, Rakka harekâtının gerçekleştirilmesi yolunda önem arz etmektedir.

Yani sizce, siyasilerin görüşmelerinin askeri operasyonlarla paralel bir şekilde yürütülmesi mi gereklidir? 

 

El-Bab’ın IŞİD’den geri alınmasına müteakiben ihtiyaç duyulacak şey taslak bir çözüm planının olmasıdır. Aksi takdirde Suriye’deki bütün unsurları kapsayacak ve senkronize hareket etmelerine imkân verecek bütünleştirici bir yapının tesis edilemez. Çözüm planı olmadan Rakka harekâtına başlanması, harekât bittiğinde gelişmeleri daha da karmaşık hale getirecektir.

Türkiye bu safhada ne istediğine karar vermelidir. Ardından ilgili bütün taraflarla ortak bir uzlaşı zemininde buluşmak için çalışmalar yürütmelidir. Bütün aktörlerin beklentilerini karşılayacak bir politik söylem bulunmalı ve ifade edilecek bu söylem hareket tarzıyla paralel olmalıdır. Aksi halde Türkiye’nin bazı söylemleri diğer aktörlerin hassas olduğu konularda negatif etki yaratabilir.

 

Bu söyleşi 12 Eylül 2016 tarihinde Hürriyet Daily News gazetesinde yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top