Rusya - Türkiye İlişkileri: Krizden İşbirliğine Mi?

Dr. Elnur İSMAYIL
07 Ekim 2016
A- A A+

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 9 Ağustos 2016 tarihinde St. Petersburg’u ziyareti sırasında Rusya Devlet Başkanı Putin’le görüşmesi uçak krizi sonrasında iki bölgesel gücün işbirliği açısından önemli bir gelişmedir. Kasım 2015’te uçak krizi, Moskova-Ankara arasında cereyan eden diplomasi trafiği ile hızlı bir şekilde çözüme kavuşturulmuştur. Yaşanan krizin her iki ülkenin çıkarına olmadığı zaman içerisinde net olarak anlaşılmıştır. 2000'li yılların başından itibaren iki ülkenin geliştirdiği ekonomik ve enerji alanında işbirliği de kriz döneminden olumsuz bir şekilde etkilenmiştir.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan-Putin arasında gerçekleşen görüşmede beklenildiği üzere öncelikli olarak iki ülke arasındaki ekonomik ilişkileri geliştirilmesi, Rus pazarlarının Türk yatırımcılarına açılması, Türkiye turizm sektöründe Rusya ile ilgili sınırlamaların kaldırılması gibi sorunların çözümüne odaklanmıştır. Bir diğer önemli konu ise kriz öncesinde konuşulan Türk Akımı ve Akkuyu Nükleer Santralı gibi enerji projelerinin de bir biçimde yeniden faaliyete geçmesinin planlanmasıdır. Rusya'nın içinde bulunduğu ekonomik kriz bu projelerin gerçekleşmesi için maddi açıdan bir sorun teşkil etmesine rağmen; Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da açıklamalarına da Türkiye'nin katkılarıyla verilen tarihlerde tamamlanacak gibi gözükmektedir. Türk Akımı için 2019 yılı sonu ve Akkuyu nükleer santrali için de 2022 yılına kadar hedeflerine ulaşılması adına taraflar girişimlerde bulunacaklardır.

 

Ankara-Moskova arasındaki ekonomik ve enerji alanında işbirliğine nazaran, politik ve güvenlik konusunda ilişkilerin olumlu cereyan etmediği söylenebilir. Özellikle, Suriye konusunda Rusya’dan kaynaklanan nedenlerden dolayı taraflar arasında mevcut sorunların çözümü için somut adımlar atılmamaktadır Rusya’nın, Suriye muhaliflerine ve Suriyeli Türkmenlere karşı Esed güçleriyle birlikte mücadele etmesi, Türkiye’nin Suriye politikasını olumsuz etkilemektedir. Halep’te yaşanan katliamların sorumlusunun Rusya ve Esed rejimi olduğunu dikkate alarak bunu söyleyebiliriz. 

 

Bu yazıda, Türkiye-Rusya ilişkilerinin normalleşme süreci sonrasında özellikle askeri ve güvenlik alanlarındaki işbirliği olasılıkları üzerine durularak; Fırat Kalkanı operasyonuna Rusya’nın yaklaşımı değerlendirilmektedir. Ayrıca çalışmada iki ülkenin bölgesel sorunlara olan farklı yaklaşımlarının oluşturacağı tehlikelere değinilmektedir.  

 

Erdoğan-Putin Görüşmesi ve Politik İlişkiler

 

Her iki liderin St. Petersburg görüşmesi bulunduğumuz coğrafyadaki sorunların çözümü ile ilgili atılacak olan adımlar kolay olmasa bile iyimser yaklaşılması gerektiğini ortaya koydu. Rusya-Türkiye işbirliği tek Orta Doğu'daki mevcut sorunları değil; Kafkaslar, Karadeniz ve Akdeniz'deki sorunların da diyalog yoluyla çözüme kavuşacağı olasılığını artırmaktadır. Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Putin'le görüşmesinin ardından Türkiye-Rusya-Azerbaycan üçlü mekanizmasını başlatacağı mesajını vermesiyle beraber bölgenin istikrara ve güvene kavuşması için önemlidir. Bununla birlikte bölgedeki İran faktörünü unutmamak gerekiyor ve Türkiye-Rusya-İran üçlü mekanizmasının da oluşturulması düşünülmelidir. Suriye'de sorunun çözümünde Esed'le ilgili Moskova-Ankara arasındaki farklılıkların giderilmesi amaçlı üst düzey bir komisyon kurulması gündeme gelmiştir. İlk defa, Suriye'nin toprak bütünlüğü üzerinde uzlaşma sağlanmalı ve bir sonraki aşamada ise; Esed'in iktidardan çekilmesi için alternatif politikalar izlenmelidir.

 

İkili görüşmelerde dikkat çeken en önemli konu FETÖ darbe girişimi sonrasında Batılı devletlerin tavırlarına Türkiye'nin tepkisinin ne olacağı idi. Darbe girişimi sonrasında iktidarı eleştirerek Türkiye’nin terör örgütü ile mücadelesinde destek vermeyen Batılı devletler Erdoğan'ın Rusya ziyaretini Batıya karşı bir Türk-Rus yakınlaşması olarak değerlendirdiler. Fakat Erdoğan-Putin görüşmesini özellikle 2000'li yıllarda dönemin Başbakanı Erdoğan tarafından izlenen denge politikası kapsamında değerlendirmek gerekmektedir. Kriz öncesinde de Rusya'ya uygulanan yaptırımlara taraf olmamakla bir bölgesel güç olduğunu ortaya koyan Türkiye, kendi çıkarlarını öne çıkararak, iç ve dış güçlerin kriz yaratma çabalarını önlemiştir. Bu anlamda Rusya-Türkiye ilişkileri Batıya karşı iki bölgesel gücün ittifakı gibi okunmamalıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya'ya ilişkin verdiği kararlarıyla ve Haziran 2016 Rusya günü nedeniyle Putin'e ilettiği kutlama mesajıyla rayına oturtmuştur. Aynı zamanda Türkiye'nin Batılı devletlerle ve kurumlarla ilişkisini devam ettireceğini tahmin etmek zor değildir. Mevcut haliyle Türkiye'nin çıkarları bunu gerektirmektedir.

 

Rusya’nın Fırat Kalkanı Operasyonuna Yaklaşımı

 

Orta Doğu büyük bir değişimin eşiğindedir. Ne Suriye, ne de Irak’ın toprak bütünlüğünün uzun vadede günümüzdeki şekliyle devam edeceği düşünülmektedir. Bu değişimde Rusya, Türkiye’nin kendi sınır bölgesinde bulunan ülkelerdeki çıkarlarını anlamaktadır. IŞİD/DAİŞ ile mücadelede Türkiye’nin başlattığı operasyonlara olumlu yaklaştığını beyan etmektedir. Fakat Türkiye’nin Fırat Kalkanı operasyonu kapsamında PYD/YPG ile mücadele etmesine Kremlin olumlu yaklaşmıyor ve zaman zaman endişeler üst düzey yetkililer tarafından belirtiliyor.

 

15 Eylül tarihinde Rusya Genelkurmay Başkanı Valeriy Gerasimov’un Ankara ziyareti önemli bir gelişme olarak okunmalıdır. Özellikle, Ağustos sonu itibariyle Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki terör örgütlerine karşı mücadele amaçlı Fırat Kalkanı operasyonunun yapıldığı dönemde böyle bir ziyaretin gerçekleşmesi önemlidir. Söz konusu ziyaret Suriye politikasında ikili ilişkilerde koordinasyon oluşturulabileceğini gündeme getirmiştir.

 

Türkiye ve Rusya arasında uçak krizi sürecinde PYD’ye destek veren önemli ülkelerden biri Rusya olmuştur. PYD’nin Afrin’den Tel-Rıfat’a kadarki bölgede ilerlemesi Rusya’nın yardımı ile gerçekleşmiştir. Türkiye ile kriz döneminde Rusya, Suriye’deki Kürt ayrılıkçı güçlerine yardımı Ankara’ya karşı koz olarak kullanmıştır. Ancak, Ankara-Moskova ilişkilerinde yaşanan normalleşme, Rusya’nın PYD’ye ve diğer Kürt silahlı güçlerine silah yardımını sonlandırmıştır. Genel olarak değerlendirildiğinde Rusya ve Esed rejimi gibi Türkiye de bir Suriye Kürt devleti oluşturulmasına karşıdır.

 

Fakat Rusya Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunamayacağını anlamaktadır. Yeniden yapılanacak Suriye’de bir Kürt bölgesinin oluşacağını dikkate alarak, Türkiye’nin tepkisini çekmeden PYD/YPG ile işbirliğini devam ettirmektedir. Türkiye-Rusya arasında kriz döneminde PYD’ye Moskova’da temsilcilik açma izni vermesi de bunun bir örneğidir. Ankara-Moskova ilişkilerinin normalleşmesi sonrasında PYD’nin Moskova temsilciliğinin kapatılacağı konusu gündeme gelmişse de bu şimdiye kadar  gerçekleşmemiştir.

  

Rus basınında Gerasimov’un ziyaretinde Türkiye’nin Suriye’deki terörle mücadelesine Rusya’nın endişesinin ifade edildiği haberleri yer almıştır. Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada ise; Türkiye’nin Suriye’deki operasyonlarını ülkenin yasal yönetimi Esed’le kararlaştırması gerektiği belirtilmiştir. Her ne kadar normalleşen ikili ilişkilerde Suriye’de mevcut yönetimin geçici olarak görevde kalabileceğine dair Ankara’nın olumlu yaklaşımı şeklinde algı oluşturulduysa da, Esed’siz bir Suriye’nin olmasında ısrarlı politikası Moskova’yı rahatsız etmektedir. Rusya, Türkiye’nin Suriye’de gerçekleştirdiği terörle mücadelesinin BM’nin onayı olmaması ve kendisi ile kararlaştırılmamış olmasından dolayı eleştirmektedir. Rusya, Türkiye’nin Esed güçlerine, PYD/YPG’ye ve DAİŞ’e karşı mücadelesinin bölgedeki sorunları derinleştireceğine vurgu yapmaktadır. Muhtemelen Gerasimov’un Ankara ziyaretinin amacı, Türkiye’nin PYD/YPG terör örgütlerine karşı mücadelesinden vazgeçmesi ve sadece DAİŞ’le mücadelesinde koordineli bir politika izlenmesini önermekti.

 

Halep’te yaşanan gelişmeler de Türkiye-Rusya ilişkilerini olumsuz etkileyebilecek niteliktedir. Halep’te gerçekleşen katliamlarda Türkiye Rusya’yı eleştirmeden doğrudan Esed güçlerini eleştirmeyi tercih ediyor. Oysa Esed güçlerinin Rusya’nın askeri desteği olmadan böyle kapsamlı bir operasyon yapması inandırıcı değildir. Uçak krizi sonrasında Rusya’nın Suriye’de Hmeymim üssüne S-400 Triumf hava savunma sistemi konuşlandırması, Ermenistan’daki Türkiye sınırında bulunan askeri üssünü güçlendirmesi, Kremlin’in Orta Doğu ve Kafkasya istikametinde Türkiye’den gelebilecek tehditleri önleme amaçlı olduğunu da unutmamak gerekir. Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’nin uçuşa yasak ve güvenli bölge kurma girişimlerinin Rusya tarafından engellenmiş olduğunu hesaba katılmalıdır. Rusya’nın Suriye’de Türkiye sınırına çok yakın mevkide bulunan askeri üssüne savaş uçakları konuşlandırmasının gerçek amacının Türkiye’den olası bir hava saldırısının önlenmesi gibi okunması gerekmektedir. Ayrıca uçuşa yasak bölge, Lazkiye’deki Rus üssündeki savaş uçaklarının faaliyetini de etkileyebileceğinden dolayı bunu olumlu karşılamamaktadır.   Bunlara rağmen her iki ülke ikili ilişkilerinde yeni bir kriz dönemi yaşamamak için tepkilerini oldukça dikkatli bir şekilde ifade etmektedir.

 

Kremlin’in Bölgeye Bakışı ve Türkiye

 

Rusya Genelkurmay Başkanı Gerasimov’un Ankara ziyaretinden önce Karadeniz’de Türkiye’nin önceki dönemlerdeki kadar güçlü olmadığını açıklamıştır. Bu nedenle bölgedeki güç dengesinde Rusya-Türkiye kıyaslaması yapmasını dikkatlice analiz etmek gerekmektedir. Özellikle Kırım işgali sonrasında Rusya’nın Karadeniz’deki askeri gücünü önemli ölçüde artırmış ve bölgede bulunan filosunu yeni savaş gemileri ile teçhiz etmeye devam etmiştir. Ayrıca Kırım konusunda Ankara’nın izlediği politikanın değişmez olduğunu Moskova anlamaktadır. Birleşmiş Milletler zirve toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Poroşenko arasında görüşmeye Mustafa Kırımoğlu’nun da katılmış olmasından Rusya’nın rahatsız olduğu bilinmektedir. Hatta Rusya üst düzey yetkilileri tarafından eleştirilmektedir.

 

Türkiye-Rusya ilişkilerini olumsuz etkileyebilecek diğer bir gelişme Ermenistan’la ilgilidir. Ermenistan bağımsızlığının 25.yıldönümünde gerçekleştirdiği askeri törende Rusya’nın vermiş olduğu İskender-M taktik füze sistemlerini sergilemesi, Türkiye tarafından dikkatlice izlenmelidir. Rusya’nın beyan ettiği gibi kardeşlik sembolü olarak Ermenistan’a İskender füze sistemi vermesi direk olarak Ankara-Moskova ilişkilerini etkilemese bile bölgenin güvenliğine etki edebilecek niteliktedir. Özellikle, Azerbaycan-Ermenistan arasındaki askeri güç dengesini önemli ölçüde etkileyecektir. Ancak Türkiye’yi ilgilendiren en önemli konu, 500 km menzilli İskender füze sisteminin sahip olduğu kapasitenin Türkiye’deki hedefler için de tehlike oluşturmasıdır. İskender-M füze sisteminin ne zaman Ermenistan’a verilmiş olduğu ile ilgili net bir bilgi söylenmiyorsa da, ihtimallerden biri olarak Türkiye-Rusya arasındaki uçak krizi sonrasında gerçekleştiği tahmin edilmektedir. Rusya’nın uçak krizi sonrasında Ermenistan’daki askeri üssüne takviye yapması ve iki ülke savunma bakanlıklarının ortak hava savunma sistemi kurulmasına ilişkin anlaşma imzalaması, Ankara’ya verilmiş mesaj niteliğinde değerlendirilmelidir. İskender füze sisteminin Rusya’nın Türkiye-Ermenistan sınırındaki Gümrü askeri üssüne konuşlandırılması da Ankara için bir tehlike doğurmaktadır.

 

Sonuç

 

Ankara-Moskova arasındaki ikili ilişkilerin düzelmesi bölgesel güvenlik için önemli bir gelişme sayılabilir. Hem Ankara hem de Moskova aralarındaki bölgesel ve küresel sorunlardan kaynaklanan anlaşmazlıkları yeni bir krize sebep olmadan diyalog yoluyla çözüme kavuşturma konusunda karar almışlardır.

 

Rusya ile ilişkiler Türkiye için önemli olduğu kadar, Türkiye gibi bölgesel bir güçle işbirliğini devam ettirmek Kremlin için de çok önemlidir. Sorunların çözümü için diyalog mekanizmaları geliştirilmektedir. Fakat bazı gerçekleri de unutmamak gerekiyor; Rusya gibi küresel güç peşinde olan devletler kendi çıkarlarını her zaman ön plana çıkarmaktadırlar. Bu anlamda Türkiye'nin de bölgesel güç olarak olmazsa olmazlarının devam ettirmesi gerekmektedir. Özellikle Rusya tarafından hem Gürcistan hem Ukrayna'daki işgal gerçeğini unutmamak gerekir. Çünkü uluslararası hukuk prensipleri doğrultusunda söz konusu ülkelerin toprak bütünlüğünü desteklemeye devam edilmelidir. Enerji alanında Rusya'dan doğal gaz alımını devam ettirmekle birlikte enerji bağımlılığını azaltarak, kaynak çeşitlendirmeye önem verilmelidir. İki ülkenin Suriye üzerinde yaşadıkları sorunlara bakıldığında, Moskova ile sıcak ilişkiler Suriye Türkmenlerinin haklarının korunması ve Rusya'nın Türkiye aleyhindeki Kürt politikasının değişmesi gerektiği şeklinde olmalıdır. Zamanında krizden dönülmüş olması bundan sonraki süreçte Ankara-Moskova ilişkilerinin bölgesel sorunların çözümü için ve bölge dışı aktörlerin bölge ülkelerinin iç islerine karışmasının önlenmesi çok önemlidir. Dış güçlerin Rusya ve Türkiye arasında yeni bir kriz çıkarabilmek için uğraştığı da göz ardı edilmemeli ve tarafların bunun önlemini almalıdır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top