Hem Şam'ın Şekeri Hem Arab'ın Yüzü

Ersin ONULDURAN
12 Ocak 2017
A- A A+

Nisan 2011 ayında Suriye'de iç savaş boyutunda çatışmalar başladıktan sonra ben dahil birçok yorumcu Beşşar Esed rejiminin altı aylık ömrü kaldığı, batı dünyasının Esed’in biletini kestiği ve Suriye'de bir rejim değisikliğinin yakın olduğu kehanetinde bulunmuştu.  Ama bakın 2017 yılının bu ilk ayında Esed rejimi bırakınız yıkılmayı bilakis, ülkenin önemli bir kısmında iktidarını güçlendirmiş olarak karşımızda duruyor.  Türkiye, Suriye iç savaşının ilk yıllarında Esed rejiminin gitmesi gerektiği ve bunun gerçekleştirilmesi için ödenecek bedelin ağırlığı ne olursa olsun elini taşın altına koyacağı şeklinde özetlenecek bir politika izlemeye başlamıştı.  Buna dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu doktrini de diyebiliriz.  Bu iki devlet adamı hala ayni fikirleri savunduklarını çeşitli beyanlarında belirtmişlerdir.  Bu yaklaşımın sebepleri muhtelifti.  Birincisi, cefa çeken ve yüzbinlercesi savaşa kurban edilmiş, milyonlarcası da sığınmacı olarak evlerini terketmiş ve pek çoğu bizim ülkemize gelmiş olan Suriye halkına duyulan duygusal yakınlık ve acıma hissiydi. Bir diğer saik de Türkiye'nin jeostratejik ihtiyaçlarının gereği olarak güney sınırımızda bölünmemiş ayrı bir PKK sempatizanı Kürt varlığına izin verilmeyen bir Suriye'nin tercih edilmesiydi.

 

Velhasıl,  Amerika’nın iki önemli başkanının yüz yıl ara ile (George Washington ve James Monroe) kendi uluslarına tavsiye ettiği infirat (karışmazlık, isolationism) politikası burada yansıma bulmuyordu.  Bir ara şu andaki Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Dr. İbrahim Kalın tarafından tanımlanan muhteşem yalnızlık Türk kamuoyu ve devletin üst düzey yönetiminde genel kabulü pek bulmuyordu. Aslında sayıları üç milyonu bulan sığınmacı neredeyse 2 bin kilometrelik sınırlarımıza dayanınca onlara yok muamelesi yapmak da pek mümkün değildi.  İşin içine birden Suriye rejiminin yanında Rusya ve İran ile Hizbullah örgütü girince zaten Esed'den kolayca kurtulmanın olabilirliği de ortadan kalkmıştı.  Aslında Suriye içinde de ihmal edilemeyecek bir nüfus da Esed rejimini desteklemekteydi.  Şimdi görünen çok bölük pörçük bir görünüm arzeden ve savaşma azmi de pek kuvvetli olmayan Özgür Suriye Ordusu ve destekleri ile Irak savaşının başarısızlığını hala kendine yediremeyip yeni bir savaş alanına yüzbinlerle ifade edilecek asker göndermeyi istemeyen (zira bu gerekecek) ABD ve amaçları sınırlı olan Türkiye ile bu savaş zor kullanılarak kazanılmaz.  Mesela Irak savaşının hemen ertesinde Irak’ın tek hâkimi tayin edilen ve bu görevde bir yıl kalan Büyükelçi L. Paul Bremer, III (Bkz. My Year in Iraq)  Irak'ın tam kontrolü (nüfusu 37 milyon) için 500 000 kişilik bir işgal gücüne ihtiyaç olacağını hesaplamıştı.  Nüfusu 23 milyon olan Suriye için de buna benzer bir rakamdan bahsetmek pek de hatalı olmayacaktır.  

 

Şu halde ne yapılacak?  Şimdi dönelim bu kısa yorum yazısının başlığına: biz Türkiye olarak bir parça gurur örselenmesin de göze alarak hem Şam'ın şekerini ve hem de Arab'ın Yüzünü istemek zorunda kalabiliriz.  Son bir yıldır yapılan çeşitli toplantılarda uluslarası toplum kısmen Türkiye'nin dediğine gelmeye başladı.  Mesela Türkiye sınırına yakın bir yerde kurulacak 80 ila 100 bin sığınmacının ihtiyaçlarına cevap verebilecek güvenli bölge olacak bir çadır kent,  mesela kuzey Suriye'de yerleşik iki Kürt kantonunun birleşmesine izin vememek gibi.  Bu Kürt kantonlarının birleşmesine ve Türkiye'ye karşı bir tehdit oluştumasına Kürtleri sevmediğimiz için değil, onların Türkiye için şu andaki en büyük güvenlik tehdidi ve başağrısı olan PKK'nın uzantısı oldukları içindir.

 

Yani bu saatten sonra infiratça bir dış politika izlemek imkânsızdır ve belki de Türkiye için o kadar da yararlı değildir.  Sykes- Picot sınırlarının yıkılmakta olduğu bu günlerde yeniden çizilecek Türkiye dışındaki Orta Doğu haritasını çizenler arasında bulunmak bir dış politika avantajı olabilecektir.  Şu anda Rusya ile Türkiye'nin garantörlüğünde tesis edilen ve ağır aksak işleyen ateşkes kalıcı hale getirilebilirse yukarıda adını andığımız yeni Suriye politikasına ulaşmak daha olası olur.

 

Yeni Amerikan yönetiminin Başkan Obama'ya nazaran Türkiye'nin pozisyonlarına daha büyük bir sempati ile yaklaşması olasılığı büyüktür.  Bu yüzden konferans masalarında artık Esed - Esad söyleminin tek doğru olduğu iddiasından sessizce vazgeçilmesinde yarar vardır.  Örneğin 6-7 aylık bir Esed’li rejime pekala razı olunabilir. Yeter ki Suriye muhalefeti bu süreyi güçlenme ve birlik olma yolunda kullanabilsin.  21. yüzyılın bu ilk çeyreğinde tek doğru silah namlusunun bize gösterdiği doğrultuda olamayabilir.  Yani, bize göre hem Şam'ın Şekeri hem Arab'ın Yüzü pekala Türkiye için daha hayırlı bir dış politika yol haritası olabilir.

 

Back to Top