Ruhani’nin Moskova Ziyareti ve Bölgesel Etkileri

Dr. Elnur İSMAYIL
04 Nisan 2017
A- A A+

İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin 27 Mart tarihinde gerçekleştirdiği Moskova ziyareti hem Rusya-İran ilişkileri hem de bölgesel güvenlik açısından önem taşımaktadır. Bu ziyaret Ruhani için cumhurbaşkanlığı döneminde ilk Rusya ziyareti olsa da, son dört senede Putin’le dokuzuncu görüşmesidir; 2017 yılında ise ilk yurtdışı ziyaretidir. Bu ziyaretin İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Moskova ziyareti sonrasında gerçekleşmesi de dikkat çekmektedir.

 

Rusya ve İran ilişkilerinde son yıllardaki gelişen politik, askeri ve ekonomik işbirliği tarihsel olarak değerlendirildiğinde iki devlet arasındaki en iyi dönem olarak gözükmektedir. Tahran ve Moskova tarihinin hiçbir döneminde şimdiki kadar askeri işbirliğini geliştirmeye önem vermemiştir. Bugün ise Orta Doğu’daki gelişmelerden; Batı dünyasının her iki ülkeye uyguladığı ekonomik ve politik yaptırımlardan; Rusya ve İran’ın iç güvenliğini etkileyen terör sorununun çözümüne yaklaşımlarından ve diğer bölgesel ve küresel sorunların çözümünden dolayı iyi ilişkiler kurabilmişlerdir. Bu bağlamda hem Rusya dış politikasında İran’ın hem de Tahran’ın izlediği dış politikada Moskova’nın yeri önemlidir.  

 

İran için de Rusya’nın önemi vurgulanmalıdır. Şubat 2017’de İran’dan üst düzeyde Rusya’ya Orta Doğu’da stratejik müttefik olma önerisi yapılmıştır. Öncelikle, günümüzde Batılı devletlerin de etkisiyle Orta Doğu bölgesinde İran’a karşı oluşturulmaya çalışılan Sünni Arap devletlerinin koalisyonunu Rusya’nın bölgedeki etkisiyle zayıflatma hamleleri olabilir. Rusya’nın bölgede artan etkisi ve Mısır, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerle işbirliği bu devletlerin İran’la ilişkilerini de olumlu etkileyebilir. Fakat, Tahran yönetimi de bölgede kendisine karşı olan İsrail ve Suudi Arabistan gibi devletlerle Rusya’nın iyi ilişkiler içinde olmasını dikkatle izlemektedir.           

 

Bugün Suriye’de Rusya-İran işbirliği mevcut. Bu işbirliği özellikle Suriye’de Esed rejimine destek vermek üzerinde kurulmaktadır. Uzun vadede ise hem Rusya’nın hem de İran’ın son yıllarda Orta Doğu’da artan politik ve askeri etkisi tek Suriye veya Irak’ın değil; tüm bölgenin geleceğini şekillendirebilecek niteliktedir. Ruhani’nin Putin’le görüşmesinde de Suriye’deki işbirliğinin yanı sıra Afganistan, Lübnan, Irak ve Yemen’deki durumun çözümüne yönelik ortak politikalar izlenilmesi ifade edilmiştir. Orta Asya, Güney Kafkasya ve Hazar havzasındaki sorunların çözümünde ikili ilişkiler ve işbirliği de görüşülmüş konulardandır. Terörle mücadele kapsamında Putin’in ikili işbirliğinde özellikle DEAŞ ve el-Nusra üzerine vurgu yapmasına cevap olarak, Ruhani Suriye’nin yanı sıra Yemen’de de Moskova-Tahran işbirliğini önermesi bölgedeki sorunların bundan sonraki süreçte nasıl şekilleneceğini göstermektedir.    

 

Ruhani Moskova ziyaretinde Rusya-Azerbaycan-İran arasındaki işbirliğinin devam etmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu üç ülkenin ortak zirve toplantısının ilki Ağustos 2016’da Bakü’de gerçekleştirilmiş; ikinci üçlü zirve toplantısına hazırlık konusu gündeme gelmiştir. Dikkat edilmesi gereken en önemli konu, Putin’in Güney Kafkasya’da işbirliği ifadesini kullanmamasına rağmen Ruhani bu konuyu gündeme getirmesidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son Moskova ziyaretinde Türkiye-Azerbaycan-Rusya işbirliğinin önemine vurgu yapması bölgede işbirliği olasılığı gibi gözükse de, Rusya ve Azerbaycan’la ilişkiler üzerinden İran, Güney Kafkasya’da etkili olabilmesi olarak okunmalıdır. Suriye’deki operasyonlarda karada aktif olan İran askerlerine Rusya havadan destek sağlamaktadır. Halep’in Esad rejiminin kontrolüne geçmesi Rus-İran askeri işbirliğinin sonucunda mümkün olmuştur. Rusya’nın Suriye’deki askeri operasyonlarında geçtiğimiz sene İran’daki hava üssünü kullanmasına Tahran’ın onay vermesi de ikili ilişkilerin düzeyini göstermektedir.

 

Fakat, İran topraklarında Rusya’ya askeri üs verilmesi gibi öneriler Tahran tarafından çok da olumlu karşılanmamaktadır. Ruhani ile birlikte Moskova ziyaretinde bulunan İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in, görüşme sonrasında gerekirse kendi hava sahasının Rus uçaklarına açılabilmesini beyan etmesi, Tahran’da tartışma konusuna dönüşmüştür. Eleştiriler özellikle İran parlamentosundan gelmektedir. Zarif’in bu açıklamaları sonrasında, İran’da 20 milletvekili ortak açıklama yaparak, barışçıl amaçlarla olsa bile anayasada yabancı devletlerin ülkede asker bulundurmasına izin vermediği ifade edilmiştir. 

 

Ağustos 2016’da İran’ın kuzey-doğusundaki Hamadan üssünden Rus askeri uçaklarının (SU-34 ve Tu-22M3) Suriye’deki hedefleri vurması Moskova-Tahran arasında bu konu üzerinde tartışmaları beraberinde getirmiştir. İkinci dünya savaşı sonrasında ilk defa İran hava sahası bir yabancı ülke tarafından kullanılmıştır. Üssün kullanılmasından sonraki dönemde, Rusya’nın askeri üssü kullanmasından vazgeçtiği haberleri Moskova-Tahran arasındaki sorunun da varlığını ortaya koymuştur. Bu sorunun ana kaynağı Rusya ile işbirliğine sıcak yaklaşmayan bir kesimin İran anayasasına dayanarak üssün kullanılmasına karşı çıkmasıdır. Rusya ile askeri işbirliğine önem veren Ruhani hükümetinin askeri üssün kullanım izni verilmesinin geçici olduğunu beyan etmesi de tepkileri durdurmamış; nihayetinde Rusya askeri üssü kullanmaktan imtina ettiğini beyan etmiştir. Başka bir sorun ise, Rusya’nın bu üssü kullanmasını Tahran yönetiminin gizli kalması gerektiği isteğine ciddi yaklaşmamasından kaynaklanmaktaydı. Dışişleri Bakanı Zarif’in bu konuyu kamuoyuna sunması da İran’daki siyasilerin tepkisini kontrol amaçlı olduğu düşünülebilir.          

 

Şimdi Rusya’ya bu konuda izin verilecek olursa, Tahran’ın Kremlin’den bazı taleplerinin olacağı kesindir. Bu taleplerden en önemlisi, Rus uçaklarının Suriye’de vurduğu hedeflerin bilgisini İran’la paylaşılması şartıdır ki, Rusya’nın buna çok sıcak bakmadığı tahmin edilebilir.          

 

İran-Rusya ilişkilerinde İsrail Faktörü

 

Ruhani’nin Moskova ziyaretinden önce İsrail Başbakanı Netanyahu’nun da Moskova ziyareti Moskova-Tahran ilişkilerine etkisi açısından değerlendirilebilir. Rusya ve İsrail arasında, bölgede terörle mücadele kapsamında istihbarat bilgilerinin paylaşılmasına ilişkin işbirliği mevcut. Ruhani’nin ziyaretinde bu istihbarat işbirliğinin ülkesinin Suriye’deki çıkarlarını etkilediği mesajı da Putin’e iletilmiştir.   İsrail’in, Suriye’de Tahran rejiminin desteklediği Hizbullah güçlerine saldırısı ve İran askerlerini hedef almasına Tahran yönetimi Rusya’nın tepki göstermesi gerektiğini düşünmektedir. Fakat, Moskova’nın buna ilişkin herhangi bir eleştirisel yorum yapmamasından dolayı İran endişelidir. Ayrıca, Rusya’nın Suriye’deki politikasının İsrail’i etkilemeyeceğine ilişkin sözü, Tahran’ı memnun etmemektedir. Çünkü, İran Suriye’nin güneyinde etkili olmayı amaçlamasıyla birlikte hem Hizbullah’a yardım etmek hem de Suriye-İsrail sınırının kontrolünde bir adım önde olmak istemektedir.

 

İsrail, Rusya-İran askeri işbirliğinden ve Suriye’de stratejik müttefik olmaktan endişe etmektedir. İsrail, Suriye’nin tüm kontrolünün Rusya’ya geçebileceği ihtimalinden değil; İran’ın bu bölgede uzun süre kalacağı ihtimalinden rahatsız olmaktadır. Netanyahu, Moskova ziyaretinde Putin’le görüşmesinde Rusya’nın IŞİD terörüne karşı mücadelesini övmüş; fakat bu mücadelenin bölgede İran yörüngesindeki Şii terörüne karşı devam ettirilmesi gerektiği de ifade edilmiştir. Netanyahu’nun ziyaretinde de Rusya’nın İran’la işbirliğinden vazgeçmesi gerektiğine vurgu yapılmıştır. Aynı zamanda İran’ın Hizbullah’ı silahlandırmaması için Netanyahu’nun Putin’e öneride bulunduğu da bilinmektedir. Bunun aksi takdirde ise Netanyahu, ülkesinin Suriye’den gelebilecek tehditleri önlemek için askeri hamleler yapabileceği de belirtilmiştir. Netanyahu-Putin görüşmesinden sonra İsrail askerlerinin Suriye’de saldırıda bulunması İsrail Başbakanının verdiği mesajın sadece söz olarak kalmadığını kanıtlamıştır.     

 

Bu konuda Rusya’nın bölgedeki güvenlik için önemi ayrıca vurgulanmalıdır. İsrail ve İran arasında gerginliğin önlenmesinde tek Rusya etkili olabilir. Bu nedenle, Rusya bölgedeki kendi çıkarlarının tehlikeye girmemesi için taraf tutmadan her iki devletle stratejik işbirliğini geliştirmektedir.

 

Rusya’da İran’la işbirliğinin yanı sıra Moskova-Tahran-Ankara üçgeninde Orta Doğu sorunlarının çözümüne önem verilmektedir. Suriye’de krizin barışçıl çözümü için oluşturulmuş Rusya-Türkiye- İran üçlü mekanizmasının başarılı olması durumunda, son dönemlerde imaj kaybı yaşayan ABD ve diğer Batılı devletlerin politik etkisi de yok olacaktır. Bu durum Orta Doğu dışında bulunan ve yıllardır devam eden Afganistan’daki sorunun çözümünde de İran’ın etkisini artırmış olacak. Rusya, bu anlamda da Tahran’la stratejik işbirliğine önem vermektedir. 

 

Ekonomik İlişkiler

 

Bugün iki ülkenin stratejik düzeyde işbirliği sadece Suriye krizine yaklaşım bağlamında değerlendirilmemelidir. Ekonomik ve petrol-doğalgaz alanlarındaki işbirliği ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi de Moskova-Tahran arasındaki görüşmelerde dikkat merkezinde olmaktadır. İki ülke arasındaki yıllık ticaret hacmi yaklaşık 1,6 milyar Amerikan doları civarındadır ki, taraflar bu rakamın çok az olduğunu kabul etmektedir. Önümüzdeki 2-3 sene zarfında bu rakamın 3-4 milyar dolara ulaşması, nihai amacın ise 10 milyar dolar olması amaçlanmaktadır. Moskova-Tahran ilişkilerinde nükleer enerji, petrol-doğal gaz ve askeri alanlarda işbirliğini artırmak için potansiyel imkanlar mevcuttur. Rusya’nın uçak krizi sonrasından yürürlüğe koyduğu Türk tarım ürünlerine ambargo kararını kaldırmadığı; İran tarım ürünlerine ise vergileri sadeleştirmeye hazırlandığı bilinmektedir.    

 

Ruhani’nin Moskova ziyareti sırasında Başbakan Medvedev’le görüşmesinde Avrasya Ekonomik Birliği ile Tahran arasında serbest ticaret bölgesi oluşturulması da görüşülmüştür. Kuzey-Güney ulaşım koridoru projesinin gerçekleşmesi için de Moskova-Tahran işbirliğinin devam ettirilmesi zarureti kararlaştırılmıştır. Rusya ve İran arasındaki Buşehr sahasında nükleer santral inşasına ilişkin 1995 yılı hükümetler arası anlaşma nükleer enerji alanında önemli işbirliğinin göstergesidir. Tarihsel olarak bakıldığında iki ülkenin nükleer alanda işbirliği 25 Ağustos 1992 tarihli anlaşmaya dayanmaktadır. Orta Doğu’nun ilk nükleer santrali olan ve Rus uzmanlar tarafından inşa edilmiş Buşehr’de birinci güç ünitesinin inşası Ağustos 2012’de tamamlanmıştır. Kasım 2014’te Moskova-Tahran anlaşması nükleer işbirliği için yeni zemin oluşturmuştur. Rosatom Başkanı Kiriyenko ve İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi arasında imzalanan anlaşma Rusya’ya İran’ın güneyinde sekiz yeni nükleer santral inşası izni vermiştir. Rusya, daha iki ünite inşasını devam ettirmektedir. İkinci ünitenin inşasının 2024 yılı son baharında; üçüncü ünitenin ise 2026 yılına kadar tamamlanması planlanmaktadır.            

 

Politik ve askeri işbirlikleri gelişiyor gibi gözükse de enerji kaynakları zengini olan Tahran ve Moskova kendi kaynaklarını dünya pazarlarına taşımak için önemli bir rakip olarak da gözükmektedir. Aynı zamanda 5+1 devletlerinin İran’la nükleer konuda anlaşmasından sonra uluslararası yaptırımlar kaldırılmış; Gazprom ve Rosneft gibi Rus enerji şirketleri İran enerji pazarına girmiştir.     

 

Sonuç

 

Her iki devletin stratejik işbirliği içinde olması bölgesel sorunların çözümünde karşılıklı çıkarlarının korunabilmesi anlamına da gelmektedir. Rusya, Batılı devletlerin ve istihbaratlarının Tahran yönetimine Kremlin’in “vefalı” olmadığı; ABD ve Batı dünyasının kendisine uyguladığı politik-ekonomik yaptırımlardan vazgeçmesi durumunda Kremlin’in Tahran’ı Batı dünyası karşısında yalnız koyabileceğine ikna etmeye çalıştığını düşünebilir. Moskova-Tahran ilişkilerinde özellikle Gore-Çernomırdin memorandumu ve S-300’lerin İran’a teslimi ile ilgili sorunlar zamanı bu tür “vefasızlık” örnekleri olmuştur.

 

İran’ın endişe ettiği konulardan biri de Obama’nın dış politika çizgisinden vazgeçen Trump’ın Putin’e olumlu ve Tahran yönetimine olumsuz mesajlarının Rusya’da nasıl karşılanacağı ile ilgilidir. Fakat Putin yönetimindeki Rusya’nın, bundan sonraki süreçte Batı ile ilişkileri geliştirmek adına İran’ı yalnız bırakmayacağı kesindir. Çünkü Orta Doğu’da önemli aktör olarak kalabilmek Tahran’la işbirliğinden geçmektedir ve Putin bunun farkındadır. İsrail’in İran’la ilgili Rusya’dan beklentisinin kolay gerçekleşmeyeceği kesindir. Rusya, başka bir devlet hatırına kendi çıkarı için bölgesel sorunların çözümü amaçlı önemli olan Tahran’la işbirliğinden vazgeçmeyecektir. Fakat, İsrail’i karsısına alacak kadar da İran’la işbirliğini geliştirmeyecektir.  

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top