Batılı Demokrasiler ile Egemen Demokrasiler Arasındaki Yumuşak Güç Savaşları

A- A A+

Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) Başkanı Doç. Dr. Atilla Sandıklı gündemdeki bazı gelişmelerle ilgili Akşam Gazetesi Muhabiri Şenay Yıldız’a değerlendirmelerde bulunmuştur.  24 Şubat 2014 tarihinde Akşam Gazetesi’nde yayınlanan söyleşide MİT yasa teklifi ve Ukrayna’daki son gelişmeler detaylı bir şekilde ele alınmıştır.


BİLGESAM Başkanı Doç. Dr. Atilla Sandıklı ile yapılan söyleşinin tam metni aşağıdadır.


Şenay YILDIZ: Yeni MİT düzenlemesi için yapılan yorumlarda insanların ikiye bölündüğünü görüyoruz. Eleştirenler “Ülke muhaberat devletine gidecek” diye oldukça sert bir yorum getiriyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?


Doç. Dr. Atilla Sandıklı: Ortada otuz sene önce çıkmış bir kanun var. Soğuk Savaş sona erdi. Bütün devlet kurumları gibi istihbarat kurumunun da yeniden yapılanması son derece önemli. Ancak olayın ne anlama geldiği mevcut gelişmeler içinde değerlendirilerek doğru sonuçlara varılabilir. Biz hep siyasi iktidar diyoruz ama siyaset bilimi açısından millet egemenliğini beş erk temsil eder. Bunlar yürütme, yasama ve yargı anayasal erkleridir ve millet egemenliğini birlikte temsil ederler. Bu üç erke siyaset biliminde iki erk daha eklendi: medya ve sivil toplum. Türkiye’de son dönemde bunların tümünü kontrol etmeye yönelik girişimlerin ve otoriterleşme belirtilerinin arttığını görüyoruz. Otoriter yönetimin sürdürülebilirliği açısından şimdi hem istihbarat örgütünü denetimden uzaklaştırmak hem de yeni operasyonel imkânlar kazandırmak şeklinde bir unsur getiriyor.


Şenay YILDIZ: Yeni teklif MİT’i denetimden uzaklaştırıyor mu?


Doç. Dr. Atilla Sandıklı: Evet. Buna Batı örneği verilerek karşı çıkılıyor. Birincisi, Batı’da yargı denetimi var. İkincisi, yasama kurullarında komisyonlar var ve bunu denetleyecek unsurlar var. Tabii medya da denetliyor. Bizde durum ne peki? Yargı ile ilgili kararlar başbakanın iznine tabi olduğu için burada denetim yetkisi tamamen ortadan kalkıyor. Yani yargının denetimi kısıtlanıyor. Yasamada herhangi bir komisyonun böyle bir denetimle ilgili görev alan maddesi de olmadığı için yasama da bunu kontrol edemiyor. Geriye sadece medya kalıyor. Ama medya mensupları ve patronlarına karşı da büyük yükümlülükler getiriliyor. Yani medya da denetleme görevini yerine getiremeyecek. Böyle olunca denetim mekanizmalarının tümü devre dışı kalıyor. Burada karşımıza şöyle bir soru çıkıyor: Otoriter yönetim havasının oluştuğu bir ortamda MİT’in yetkilerini artırıp, denetimleri tamamen ortadan kaldırdığınız zaman MİT demokratik ülkelerdeki istihbarat kuruluşları gibi mi yoksa otoriter yönetimlerdeki istihbarat örgütleri gibi mi hareket eder?


Şenay YILDIZ: Bunu nasıl öngöreceğiz? Çünkü elde henüz uygulama yok.


Doç. Dr. Atilla Sandıklı: Dünyada yumuşak güç savaşları yaşanıyor. Nedir burada kastettiğim? Hiç kimse “Biz demokrasi dışındayız” demiyor ama iki türlü demokrasi var: Batılı demokrasi ve egemen demokrasi. Rusya örneğinde gördüğümüz bu egemen demokrasi anlayışının bir yansıması. Rusya kendi ülkesinin Batılı demokrasiler gibi bir model olamayacağını söyleyerek, kendisine uygun otoriter bir demokrasi ortaya koyuyor. Yani demokratik gözüküyor. Bakıyorsunuz yasama, yürütme, yargı var. Medya var ama bunlar Batı tipi demokrasilerdeki özelliklere sahip mi, değil. İşte aslında her şeyi belirleyen temel unsur demokrasinin hangi yakasında olduğunuz.


Şenay YILDIZ: Bu anlattıklarınız istihbarat mekanizmasını nasıl etkiliyor?


Doç. Dr. Atilla Sandıklı: Bu anlayış çerçevesinde istihbarat örgütleri de şekilleniyor tabii. Bu bahsettiğim Batılı demokrasiler ve egemen demokrasiler arasında bir Soğuk Savaş. İstihbarat örgütlerinin ana yapısını belirleyen unsur nedir? Eğer bir ülkede demokratik  esaslar ve hukukun üstünlüğü prensipleri uygulanıyorsa, yasama, yargı, yürütme birbirini denetleyebiliyor, medya özgürce bütün gelişmeleri analiz edip değerlendirebiliyor, toplumun farklı kesimlerini temsil eden STK’lar karşı çıktıkları konularda demokratik kanallardan baskı oluşturabiliyorsa orada halk üzerinde baskı oluşturan, muhaberat tipi bir yapılanma olmaz. Ama siz bunları ortadan kaldırırsanız o zaman muhaberat tarzı bir istihbarat örgütüne dönüşme ihtimali daha yüksektir. Geçmiş dönemde MİT’ten insanlar uyuşturucu kaçakçılığı yaptı, adam kaçırdı. Ve birçok örgüt içinde MİT’ten unsurlar olduğunu hepimiz biliyoruz. Bunların büyük çoğunluğu mutlaka kendi görevlerini yapmak için oradalardır. Ama eğer çok aşırı yetkiyi verirseniz ve kontrol mekanizmalarını; yani basının, yargının, Meclis’in kontrol mekanizmalarını etkisiz duruma getirirseniz ve üzerine bir de otoriterleşen siyasi iktidar olursa bu muhaberat devleti için bulunmaz bir ortam hazırlar. En dürüst, en samimi, en insan haklarına değer veren insanın dahi bu kadar gücün elinde olduğu bir ortamda yoldan çıkmaması mümkün değil!


Şenay YILDIZ: MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın 7 Şubat’ta ifadeye çağırılmasının ardından bugün hükümet tarafından “paralel devlet” diye adlandırılan bir yapının operasyon girişiminde bulunduğu dile getiriliyor. Böyle anormal süreçlerin olduğu bir ülkede devletin önemli işlerini yürüten MİT gibi bir kuruma koruma kalkanı verilmesi normal diye düşünenler de var. Normal mi?


Doç. Dr. Atilla Sandıklı: Gerekir kuşkusuz. Ama bunlarla mücadelenin yolu yine hukuk içinde yapılır. Yeni düzenlemeye gelince, burada MİT hem korumaya alınıyor hem de yetkileri artırılıyor. Bunun ikisinin bir arada olması kuvvet çarpanı oluşturuyor ve tehlikeyi büyütüyor. Yani MİT sadece korumaya alınsaydı veya sadece yetkileri artırılmış olsaydı demokratik ülkelerde benzer yetkiler istihbarat örgütlerinde var. Ama ikisinin bir arada olması problemli.


Şenay YILDIZ: MİT’in iç güvenlik gerekçeleri ile operasyon yapmasından ne anlamamız gerekiyor?


Doç. Dr. Atilla Sandıklı: MİT’in bu anlamda operasyon yapabilmesi demek sizin dışınızda farklı görüşlere sahip örgütler, STK’ları, insanlar dinleyebilir ve bu gruplara karşı operasyon yapabilirsiniz. Bu da yetmez bunlarla ilgili istediğiniz bankalardan, kuruluşlardan her türlü bilgiyi alabilirsiniz. Eğer imkânlarınız yetmezse de devletin başka kurumlarındaki bilgileri de kullanabilirsiniz noktasındayız. MİT bunları kısmen içeride de dışarıda da geçmişte yaptı. Ama bir noktada bunların görevdeyken veya görev sonrasında hukuk dışına çıktıkları, bir ara çeteleri hep bu kullanılan unsurlardan oluştuğunu unutmamak lazım. Abdullah Öcalan da MİT’in kullandığı unsurlardan bir tanesidir. Onun için bunun denetimi çok önemli.


Şenay YILDIZ: Günlerdir sokaklarda gösterilerin olduğu ve çok sayıda insanın ölümüne yol açan gösterilerden sonra ibre birden AB yandaşlarının lehine döndü. Nasıl oldu da bu uzlaşmaya varıldı?


Doç. Dr. Atilla Sandıklı: Önce olayların gelişmesine bakmak lazım. Ukrayna‘da Batı yani AB ve ABD ile Rusya’nın mücadelesi az daha bir iç savaşa dönüşmek üzereydi. Batı kendi tarzı bir Ukrayna’yı AB bloğunun içinde görmek isterken, Rusya da özellikle gümrük birliği ve Avrasya Birliği çerçevesinde tekrar eski SSCB coğrafyası üzerinde etki alanını genişletip, yeni bir birlikteliğe götürmeye çalışıyor. Eski SSCB gibi tek bir devlet altında değil; ayrı ayrı devletlerin entegrasyonu hedefleniyor bu kez. Avrupa sınırındaki Ukrayna nüfusu kalabalık, etkili bir ülke olarak bu projenin kilit ülkelerinden biridir. AB hem Gürcistan’a hem Ukrayna’ya belli garantiler verdi ama bu garanti ve desteğin arkasında duramadı. Gürcistan’da 2009’da benzer koşullar iç savaşı tetikledi. Ukrayna da tıpkı Gürcistan gibi bir yandan AB bir yandan Rusya’nın içine çekmeye çalıştığı bir ortamda arada kaldı.


Şenay YILDIZ: Peki, bu olayların çıkışına sebep olan kırılma noktası ne oldu?


Doç. Dr. Atilla Sandıklı: Yanukoviç iktidara geldikten sonra yavaş yavaş Rusya’ya yaklaşmaya başladı. Son olarak da 15 milyar dolarlık bir yardım anlaşması imzaladılar. Batı böyle bir şey vermedi. Dolayısıyla Rusya’nın “AB’yi unut, Avrasya Birliği’ne katıl” baskısına daha fazla maruz kaldı Yanukoviç. Bu işin kırılma noktası Rusya’nın Ukrayna’ya sattığı gazın fiyatını artırması ile başladı. Artırınca zaten sağlam olmayan Ukrayna ekonomisi bir anda allak bullak oldu. Çünkü yüzde 300 civarında bir artış oldu. Rusya’nın bu hamlesine karşılık Ukrayna da Avrupa’ya giden gazı kesti kendisine saklamak için. Ardından Yanukoviç AB ile ilişkileri ilerletecek anlaşmayı askıya aldı. Bu sefer de AB taraftarları Ukrayna’da Batı tarzı yaşam demokrasi, serbest piyasa olamayacak diye kaygıya kapıldı ve sokaklarda hak arayışına girdiler. Yanukoviç egemen demokrasilerde sık rastlandığı üzere bu kesimlere baskıyı seçti. Müdahale gösterilerin daha da yayılmasını sağladı. Olaylar öyle bir noktaya geldi ki, Yanukoviç zaten kendisinin gideceğini anladı ama kendisi giderken “Ukrayna da düşmesin” diye bu anlaşmaya yanaşmak zorunda kaldı.


Şenay YILDIZ: 2004 Anayasası’na dönülüp, başkanın devlet başkanının yetkilerinin sınırlanmasının ardından Cumartesi günü Yanukoviç Ukrayna Parlamentosu tarafından azledildi. Ardından eski Başbakan Timoşenko cezaevinden çıkarıldı. Bundan sonra ne olur Ukrayna’da?


Doç. Dr. Atilla Sandıklı: Şimdi erken seçime gidilecek. Demokratik seçimler yapılabilecek mi? Timoşenko tekrar başa geçecek mi? Ülkedeki bu otoriter anlayış yıkılacak mı? Bunları şimdiden öngörmek çok zor. Ama artık Ukrayna’nın Avrasya Birliği içinde yer alması zor gözüküyor. Batı ilk kez Ukrayna’yı bu kadar sahiplendi ve gözden çıkarmayacağını Rusya’ya karşı net olarak ilan etti. Yani şu anda kartı Batı oynadı.


Şenay YILDIZ: Bu hamle karşısından Rusya ne yapacak dersiniz?


Doç. Dr. Atilla Sandıklı: Rusya da şimdi Ukrayna üzerindeki baskıları artırabilir. 15 milyar dolarlık anlaşmayı iptal edip, ekonomik olarak baskıları artırabilir. Burada anahtar soru: Batı Ukrayna’ya ne kadar değer veriyor ve ne kadar destek verecek? Çünkü Gürcistan’a yeterince destek vermediler ve Rusya gidip işgal etti. AB krizden yavaş yavaş çıkmaya başladı Batı çıkmaya başladı. Dolayısıyla demokratik seçimlerle beraber, ekonomik imkânlarla Ukrayna’ya destek verir ve halkın refaha kavuşmasını sağlarsa Rusya’nın işi zor. Ama eskisi gibi bir destek vermeden “Bütün maliyetleri Ukrayna ödesin” diye bir anlayış içine girerse Batı, Ukrayna Rusya için hayati öneme haiz olduğundan dolayı ülkenin önümüzdeki dönemde Gürcistan’da olduğu gibi parçalandığını bile görebiliriz.


BİLGESAM Başkanı Doç. Dr. Atilla Sandıklı’nın Akşam Gazetesi’ndeki söyleşisi için lütfen tıklayınız.


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top