Referandum Sonuçları Washington’da Akılları Karıştırdı

Hasan ÖZTÜRK
16 Eylül 2010
A- A A+

Türkiye oldukça gergin geçen referandum sürecini geride bıraktı ve önerilen anayasa değişiklikleri kabul edildi. Özellikle Anayasa Mahkemesi’nin kararından sonraki dönemde ülke olarak iç siyasete odaklandık ve değişiklik paketini enine boyuna tartıştık ve sonuçları beklemeye koyulduk. Referandum sonucunu bekleyen sadece Türkiye değildi. Washington’da özellikle Türkiye’yi yakından takip eden uzmanlar da sandıklardan çıkacak sonuçları bekliyorlardı çünkü referandum sonucu Amerika’nın yakın dönem Türkiye politikasının belirlenmesinde belirleyici faktör olacaktı.Barack Obama’nın başkanlığa seçilmesinin ardından Washington-Ankara ilişkilerinde olumlu bir değişim beklenmekte idi. Başlangıçta liderler arasında oluşan güven ve karşılıklı güven artırıcı adımlar iki ülke arasında hasar gören ilişkilerin iyileşmesine yardımcı oldu. Ancak, özellikle Mavi Marmara, İran ile uranyum takas anlaşması ve Güvenlik Konseyi’nde kullanılan “Hayır” oyu  Amerikalı karar alıcıları zor durumda bıraktı. Türk-Amerikan ilişkilerini anlama adına burada önemli bir noktaya dikkat etmek gereklidir. Amerika Birleşik Devletleri başkanı Barack Obama’dır ama kendisi fazla bilgi birikimine sahip olmadığı dış politika gibi konularda daha çok çevresindeki ve partisindeki uzmanlara danışır. Zaten Obama kendi evinde de oldukça zor durumdadır. Bir yandan kendisi ülkesinde devam eden ekonomik sıkıntıları aşmak için uğraşırken diğer yandan da yaklaşan ara seçimlerde güven tazelemenin yollarını arıyor. Bu yüzden Obama Türkiye konusunu bizzat kendisi takip etmiyor ve etmemesi de (yaklaşan seçimler dikkate alındığında) daha akıllıca olur. Dolayısıyla Amerika’nın yakın gelecekteki Türkiye politikasının asıl belirleyicileri Demokrat Parti içindeki ve Amerikan Dışişleri Bakanlığı’ndaki Türkiye uzmanları olacaktır. Sonuçlanan 12 Eylül 2010 referandumu da bu Türkiye uzmanları arasındaki tartışmayı ve görüş ayrılığını ortadan kaldırmadı, aksine daha tahmin edilemez hale getirdi.


Son iki haftadır Amerika’da dış politika çevrelerinde ve düşünce kuruluşlarında Türkiye üzerine art arda beyin fırtınaları düzenleniyor. Bush yönetimi sonrasında Türkiye ile ilişkilerin eskisi gibi devam edemeyeceğine olan inanç Amerikalıların hem fikir oldukları bir konu. Neredeyse Türkiye’yi yakından bilen her uzman, iki ülke ilişkilerinin gözden geçirilmesi gerektiğine inanıyor. Ancak öne sürülen fikirler farklılık gösterdiği için Beyaz Saray Türkiye’ye yönelik ilerleyen yıllarda takip edeceği dış politikasını bir türlü netleştiremedi. Amerikan dış politika çevrelerinde Türkiye’ye dönük farklı önerileri bulunan gruplar var. Fakat iki farklı gruba özellikle dikkat etmekte fayda var çünkü bu iki grup Obama yönetimi üzerinde oldukça etkili. Bu gruplar demokrat parti içindeki Clinton ekibine yakın demokratlar ve Obama’nın fikirlerine saygı duyduğu sağ görüşlü uzmanlar.


Demokrat partinin Türkiye politikası genel anlamda hep demokrasiden yana olmuştur. Hillary Clinton’ın saygı duyduğu bir grup Demokrat Partili uzmanlar Türkiye ile restleşme, karşı karşıya gelme ve sert retorik kullanma yerine resmi kanallar üzerinden sorunların konuşulmasından yanalar. Parti içindeki bu düşüncedeki bürokrat ve uzmanlar Türkiye’ye gerçek anlamda bir stratejik ortak olarak bakmaktadır.


Türkiye’nin bir demokrasi olduğunu ve demokrasisinin güçlenmesi gerektiği gerçeğiyle hareket eden bu gruptakiler özellikle Davutoğlu dönemindeki açılımlar konusunda Ankara’ya hak vermekteler. Örneğin, Türk dış işleri ile yakın mesai yapmış ve Hillary Clinton’a yakın emekli bir büyükelçi ile yaptığım görüşmede kendisi Başbakan Erdoğan’ın İran ile ilişkilerini geliştirmesine ve uranyum takas anlaşılmasına aslında Washington’da birçok kişinin anlayış gösterdiğini belirtti. Amerikalı bu büyükelçiye göre bağımsız bir ülke olan Türkiye’nin de kendi ulusal çıkarları var ve Amerikan’ın ulusal çıkarları ile ciddi manada çatışmadığı sürece Washington’daki yönetimler Ankara’daki meslektaşlarına anlayış göstermeli. Fakat bazen iç siyasetteki dengelerden dolayı siyasetçilerin inandıkları fikirler ile siyasi tavırları farklılık gösterebiliyor.


İkinci bir grup olarak bahsedeceğimiz Türkiye görüşü ise Demokrat Parti içindeki Neocon ve sağ görüşlü bazı bürokrat ve uzmanlar tarafından savunulmakta. Bu grup, Obama’yı Amerika’nın çıkarlarını Türkiye’nin çıkarlarının önüne koymaya ve oldukça pragmatist bir Türkiye politikası izlemeye ikna etmeye çalışıyorlar. Türkiye’deki gelişmelere uzun vadede ve ilkeler ve değerler açısından daha çok Amerika’ya bakan yönüyle ve kısa vadeli çıkarlar açısından yaklaşmayı tercih eden bu düşünce ekolüne en iyi örnek Washington’ın 27 Nisan 2007 günü Genelkurmay tarafından yayınlanan bildiriye verdiği tepkidir. O dönemde de Bush yönetimi üzerinde etkili olan bu düşünce ekolü meseleye demokrasi ve ikili ilişkiler açısından değil o günkü (Amerika için) en önemli konu olan Irak açısından bakmayı tercih etmişti ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ni de zor durumda bırakacak ifadelerden kaçınmış ve muğlak bir şekilde bildiriye tepki göstermişti. Türkiye’ye yönelik düşünceleri bu gruptaki uzmanların önerisi ise Türkiye ile tek tek olaylar üzerinde anlaşma sağlanması veya ayrılıkların yaşanması; bir ortak tavır veya plan geliştirilmemesi.


Bu gruptaki uzmanların canını en çok sıkan konu ise AKP’nin uzun süre iktidarda kalacak olması. AKP zaten iki dönemdir hükümette  ve üçüncü bir dönem iktidarda kalması yüksek ihtimal. Ancak bu Amerikalı uzmanlara göre Amerika’nın asıl düşünmesi gereken konu son olarak 2007 genel seçimlerinden sonra Türkiye’de AKP’ye rakip olup iktidara talip olacak bir muhalefet eksikliği. 12 Eylül referandumu aslında 2011 seçimlerinde AKP’nin ne kadar bir rekabetle karşılaşacağının da sinyalini verecekti. Ne var ki, referandum sonuçları bu düşüncedeki Amerikalı uzman ve bürokratların hoşnut olacağı yönde değil.


AKP referandum sonuçları ile birlikte Washington temaslarında eli daha kuvvetli olarak görüşmelere katılacaktır. Tayyip Erdoğan hükümeti ile en az beş sene daha çalışmak zorunda bilen Washington’daki çevrelerin zihinlerindeki soru ise  şu: eğer AKP’nin oyları 2011 seçimlerinde artarsa, Erdoğan ve ekibi arkasındaki bu kamuoyu desteğini Washington ile görüşmelerde hangi dereceye kadar ve ne yönde kullanır. Ankara’daki meslektaşlarının takınacağı tutumu tahmin edemeyen Washington’daki Amerikalı dışişleri bürokratları başkan Obama’yı kendilerince doğru gördükleri politikaya ikna etmeye çalışıyorlar. Obama’nın alacağı karar aynı zamanda seçimlerden önce çizdiği dış politika anlayışının da test edilmesi olacak. Bu yüzden Obama’nın zihni Amerikan dışişleri bürokratlarından daha karışık dersek abartmış olmayız.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top