AVM Saldırısıyla Çin-Batı Rekabeti Afrika’ya Taşındı

Hasan ÖZTÜRK
25 Eylül 2013
A- A A+

“Misyonerler geldiğinde onlar İncil’e sahipti Afrikalılar ise toprağa. Bize gözlerimizi kapatıp dua etmeyi öğrettiler. Gözlerimizi açtığımızda bizim İncilimiz vardı onlarınsa toprağı.” Misyonerlerin ve emperyal güçlerin Afrika'ya yaptıklarını net ve çarpıcı şekilde anlatan bu ifade yıllar önce Kenya’nın kurucu devlet başkanı Jomo Kenyatta tarafından söylendi. Kenyatta’nın ülkesi trajik bir terör saldırısıyla sarsıldı. Bu terörist eylem, her ne kadar görünürde el-Şebab'ın Kenya'ya verdiği bir mesaj olsa da arkasında küresel güçlerin Batı yerine Çin'e yaklaşan Kenyatta yönetimine ve bölge ülkelerine verdiği bir uyarıydı. Diğer bir ifadeyle bu eylem, Afrika'daki Çin-Batı rekabetinde gelinen yeni aşamanın habercisidir. El-Şebab'ı kullananlar Kenya'ya ve bu ülke üzerinden diğer bölge ülkelerine Çin ile aralarına mesafe koymaları ve yeni stratejik ortak arayışına girmemeleri gerektiği mesajı vermektedir. Aksi halde Kenya’nın kırılgan fay hatlarında yaşanan sarsıntılar sonrası güvenlik sorunları ile yeni enerji kaynakları çıkan bölge istikrarsızlaştırılmakla tehdit edilmektedir.


Saldırıyı ilk başlarda üstlenen olmasa da Cumartesi akşamı Somalili el-Şebab örgütü eylemi sahiplenerek kendisine bağlı bir grubun saldırıyı düzenlediğini duyurdu. Başlangıçta eylemi el-Şebab’ın değilyeni bir örgütün üstlenmesi beklenmekteydi. Çünkü el-Şebab Kenya’da geçmişte ufak çaplı birkaç eylem dışında faaliyet yürütmüyordu. Ancak 2012 yılı başlarından beri Kenya’da birçok intihar saldırısı ve bombalama gibi terör eylemi gerçekleşmişti. Bu eylemlerin birçoğunu herhangi bir terör örgütü üstlenmemişti. Dolayısıyla geçmişteki eylemleri de sahiplenecek yeni oluşan bir terör örgütünün ses getirme eylemi olduğu kanısı güçlük kazanmaktaydı.


Bilinen bir gerçek, terör örgütlerinin kontrol ettikleri doğal zenginlik veya başka bir tür gelir kapısı olmadan yaşamlarını sürdürmeleri için dış desteğe muhtaç olduğudur. Somali henüz gelir getiren yeraltı zenginliğe sahip değil. Dolayısıyla el-Şebab’ın varlığını sürdürmesi için dış destek hayati önem taşımaktadır. Başka bir gerçek ise terörün siyasi bir hedefe ulaşmak isteyen bir örgüt tarafından kullanılan bir yöntem olduğudur. Kullanılan yöntem istenen amaca ulaşmayı kolaylaştırdığı için meşru görülür. El-Şebab’ın kullandığı yöntem kendisinin siyasi hedefine ulaşmasını kolaylaştırdığı gibi destek veren başka aktörlerin de amaçlarına ulaşmalarında kolaylaştırıcı olabilir. O zaman Nairobi’de yaşanan Westgate AVM saldırısını iki boyutta ele almak daha doğru olacaktır: el-Şebab’ın amacı ve destekçilerinin amacı. Gelinen aşamada el-Şebab'ın destekçilerini net olarak tanımlayamasak da bu saldırılar ile nelerin engelleneceğini inceleyerek Kenya'ya verilmek istenen mesajı değerlendirebiliriz. Kenya'nın üç ana fay hattı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Birincisi, ülke içindeki farklı etnik gruplar arasındaki gerilimden kaynaklanan etnik fay hattıdır. İkincisi, ülkedeki Hıristiyan-Müslüman geriliminden beslenebilecek din fay hattıdır. Üçüncüsü ise ulusal bir fay hattı olarak Kenyalılar ile bu ülkede yaşayan Somali asıllılar arasındaki gerilimdir. Emperyal güçler eski sömürgelerinde fay hatlarını sürekli canlı tutarak ülke liderlerini kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışır. Kenya'da son iki yıldır yaşanan saldırılar ve AVM eylemi de bu fay hatlarını ister istemez hareketlendirecektir. Birçok etnik grubun bir arada yaşadığı Kenya'da siyaset ve seçimler genellikle etnik aidiyet doğrultusunda şekillenmiştir. Etnisite gibi güçlü bir kimlik üzerinden yapılan siyaset, maalesef gerilimi de beraberinde getirmiştir. Kenya'da 2007 yılında yapılan seçimlerde hile yapıldığı iddialarının ardından başlayan olaylarda ülke genelinde 1500 civarında insan yaşamını yitirdi. Şu anki Devlet Başkanı Uhuru Kenyatta (Gikuyu) ve yardımcısı William Ruto (Kalenjin) 2007'deki çatışmalarda karşı karşıya idi ve şuan halkı şiddet eylemlerine kışkırtmaktan uluslararası mahkemede yargılanmaktalar. Kenyalılar, 2010 yılında hassas konuları demokratik çerçevede çözdükleri bir anayasa hazırladı ve 2013'de uluslararası kamuoyunca "özgür ve adil" olarak nitelendirilen genel seçimleri organize ettiler. Anayasa yapımı ve 2013 seçimleri, Kenya siyasetinde etnik kimlik üzerinden siyaset yapmanın ve gerilim üretmenin işe yaramadığını ve hem ülkeye hem de insanlara acılar yaşatarak pahalıya mal olduğunu ortaya koydu. Hepsinden önemlisi Kenya siyasetinde etnik fay hattı biraz da olsa kapandı. Tam da bu yüzden AVM saldırısı ile kapanma eğilimi gösteren etnik fay hattı yerine din fay hattını canlandırma veya Kenyalıları bir ulus olarak Somali ulusu ile karşı karşıya getirme amaçlanmış olabilir.


Kenya'da Müslümanlar nüfusun yaklaşık %10'unu oluşturmaktadır. Doğu Afrika'ya 19.yüzyıl ortalarına doğru gelen Hıristiyanlık geride kalan iki asır içinde hızla yayıldı. Misyonerlerce açılan okullarda eğitim alan Hıristiyanlar nüfusun daha eğitimli tabakasını oluşturdu ve devlet yönetiminde daha fazla yer aldılar. Bu yüzden de Kenyalı Müslümanlar yönetimde hakettikleri kadar yer alamadıklarını, devletin İslamiyet’in yaşanması konusunda gereken hassasiyeti göstermediğini iddia ederler. Geçmişte Kenya'da büyük çapta Hıristiyan-Müslüman çatışması yaşanmamış olsa da birkaç kez ölümle sonuçlanan ufak çapta gerilimler yaşanmıştır. Din adına yapıldığı için el-Şebab saldırısı,Kenya'da dini farklılıkları kabul edemeyen aşırı gruplar arasında Hıristiyan-Müslüman gerginliğini uzun vadede tırmandırabilir.


Kenya'nın bir de kapanmaya yüz tutmuş ama son bir yıldır yaşanan terör olayları ve AVM eylemi ile yeniden canlandırılmak istenen bir Somali problemi vardır. Ali Mazuri, "Sömürgeciler birlikte yaşamayan Afrikalıları bir araya koydular, birlikte yaşaması gerekenleri ise ayırdılar" der. Somali halkı ikinci grubu anlatan belki de en iyi örnektir. Bugün Somali halkı Somali dışında Etiyopya, Cibuti ve Kenya'da yoğun yaşamaktadır. Doğu Afrika'da 20. yüzyılın ilk yarısında sömürgeci güç olan İngiltere, 1960 yılında Somalililerden bir bölgede toplanmalarını istedi. Ancak bugünkü Kenya'nın kuzey doğu kesimlerinde (eskiden Kuzeydoğu Eyaleti idi) yaşayan Somalililer kuzeye göç etmeyi kabul etmedi. 1963 yılında bağımsızlığını elde ederken bu coğrafyayı Somali'ye bırakma teklifini reddeden Kenya, Somali'nin bir kısmı kendi sınırları içinde kalacak şekildekurulmuş oldu. Ülkenin kuzeydoğusundaki Somalililer bağımsızlığını kazanan Kenya'ya karşı geçmişte ayrılıkçı hareketler oluşturmuş, Somali'ye bağlanmak için çaba sarfetmişlerdir. Ancak, bu hareketler zamanla dinamizmini yitirmiş, başarısız olmuş ve kaybolmuştur. Türkiye'de biraz Kayserililere benzetebileceğimiz Somalililer girişimci ve ticarette başarılı bir toplumdur. Bağımsızlığın ilk yıllarından itibaren kuzeydoğudaki Somalililer iş bulma ve daha iyi yaşam için Nairobi ve Mombasa gibi büyük şehirlere göç ettiler. Şehirlere göçen Somalililer yerel halkla etkileşime girerek Kenya'ya aidiyet bağıyla bağlandılar. Kenya devletinin Somalililere ayrılıkçı ve potansiyel iç düşman gözüyle bakması 1982 yılına kadar sürdü. Kenya Hava Kuvvetlerinde genç birkaç subayın dönemin Devlet Başkanı Daniel Arap Moi'yi bir darbe ile yönetimden düşürme girişimleri başarısız oldu. Bu darbe girişiminde ordudaki Somalili subaylar Moi'ye destek verdiler. Bu olay sonrası devletin Somalililere bakışı yumuşamaya başladı. Fakat 1991 yılında Somali'de başlayan iç savaş sonrası Kenya'ya her yıl binlerce Somalili göç etti. Özellikle 2009 sonrası Somali'deki aşiret liderlerinin anlaşması ile yeniden başlayan geçiş süreci ile terör örgütleri de doğmaya başladı. El-Şebab'ın başını çektiği bu terör örgütleri Kenya'daki Somali nüfusunu yeni militan ve maddi kaynak elde etme adına kullanmaktadır.Bu örgütler Kenya'daki Somalilileri vedolayısıyla Kenya toplumunu eylemleriyle rahatsız etmeye başladı.


Daha önce de belirtildiği gibi terör sadece eylemi yapan örgütün amaçlarına değil, örgüte destek veren başka aktörler varsa bu aktörlerinde çıkarlarına hizmet etmektedir. Terör eylemleri neticeleri, zamanlaması ve etkisi itibariyle değerlendirildiğinde eylemlerin daha çok kimin amaçlarına hizmet ettiği analiz edilebilir. Nairobi'deki Westgate AVM saldırısı eldeki veriler ışığında değerlendirildiğinde eylemin el-Şebab'ın amaçlarına ulaşmasında doğrudan olumlu etkisinin olacağını söylemek zor. El-Şebab sözcüsü saldırıyı üstlendiklerinde 2011 yılından beri Somali’de bulunan Kenya güçlerinin ülkelerine yaptıkları saldırıya misilleme yaptıklarını ve bu eylemin Kenya'yı cezalandırma amacı taşıdığını duyurdu. İki yıldır Somali’de bulunan Kenya’ya karşı eylem neden şimdi yapıldı? Ayrıca son iki yıldır yapılan eylemler, patlatılan bombalar ve kaybedilen yaşamlara rağmen Kenya devleti askerlerini Somali'den çekmedi. Öte yandan Somalililer adına hareket ettiğini iddia eden el-Şebab, eyleminde Somali asıllı birkaç kişi de yaşamını yitirdi. Somali’yi savunma adına Somali insanını öldürmenin ne derece stratejik olduğu tartışılır. Ama yapılan terör eylemlerinin başka bir sonucu oldu. Patlayan her bomba ve hayatını yitiren her insan sonrası tedirgin olan Kenyalılar suçlu olarak komşuları Somali'deki savaşı ve çevrelerindeki Somalilileri işaret etmeye başladı. Kenya'da yarım yüzyılı aşkın süredir yaşayan Somalililer son birkaç yıldır ötekileştirilmeye başladı. Bağımsızlık sonrası kapanmaya yüz tutan bu fay hattı ilerleyen yıllarda Kenya içinde ciddi güvenlik sorunları doğurabilir.


Son yıllarda ABD, İngiltere ve Fransa dışında Çin, Brezilya ve Hindistan gibi yükselen ekonomik güçlerin de Afrika ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmeye çalıştığı bilinmektedir. Özellikle Çin, kıta ile yarım yüzyılı aşkın süredir devam eden ilişkilerine 2000'li yıllarla birlikte hız kazandırdı ve başta enerji ve maden olmak üzere birçok sektöre yatırım yaptı. ABD için Afrika'da Çin'in varlığı 2000'li yılların başında bir tehdit değilken 2000'lerin sonlarına doğru Çin'in kıtadaki varlığı ABD'nin çıkarlarına tehdit olarak tanımlandı.Kenya'nın da yer aldığı Doğu Afrika'da ABD-Çin rekabetinin ise farklı bir boyutu var. Çin 15. yüzyılda Müslüman Ming Hanedanlığı döneminde Afrika’nın doğusu ile başlattığı ilişkileri Soğuk Savaş döneminde de sürdürdü. Çin, özellikle 2000'li yılların başından beri oldukça organize, agresif ama bir o kadar da dengeli bir politika izlemektedir. Çin'in ilgisini son dönemde Doğu Afrika'ya çeken asıl neden ise bölgede ve Hint Okyanusu'nda bulunan petrol ve doğalgaz. Özellikle Mozambik ve Tanzanya'nın doğu sahilleri ve okyanus açıklarında bulunan doğalgaz ile Kenya ve Uganda'da bulunan petrol küresel güçlerin ilgisini bölgeye çekti. Örneğin Tanzanya'daki doğalgaz rezervinin 40 trilyon kübik fit olduğu tahmin edilmektedir. Kenya'nın kuzeyinde Turkana Gölü dâhil çevresinde 20 milyar varil civarında petrol olduğu tespit edildi.Küresel güçler de bu enerji kaynaklarının işletme hakkı için kıyasıya rekabet halinde.


Bu rekabet özellikle Çin ve ABD arasında yaşanmaktadır. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, göreve gelmesinin ardından bir haftalık Afrika turu kapsamında 25 Mart 2013'te Tanzanya'yı ziyaret etti. Bu ziyaret üzerinden bir hafta geçmeden ABD Başkanı Obama, 1 Haziran 2013 günü Tanzanya'yı ziyaret etti. İki liderin 8 Haziran 2013 tarihinde ABD'de California eyaletinde planlanmış görüşmeleri öncesinde bu yeni enerji zengini Afrika ülkesini ziyareti, rekabetin gün yüzüne çıkmasıydı. Obama'nın bu kadar aceleci davranması belki de Amerika basınının Obama'yı Afrika'da Çin'in gerisinde kalmakla suçlamasından dolayı idi. Ziyaretlerinde Obama Tanzanya'ya işbirliği ve yardım önerirken Çin Tanzanya'ya güneyde doğalgaz bulunan Mtwara şehrinden ülkenin finans başkenti Darüsselam şehrine doğalgaz rafinerisi ve boru hattı inşa etme sözü verdi. Kenya'da da ABD-Çin rekabeti oldukça belirgindir. 2013 seçimlerini kazanarak göreve başlayan Uhuru Kenyatta ve yardımcısı William Ruto 2007 seçimlerinde halkı kışkırtmakla suçlanarak UCM'de yargılanmaktadır. ABD ve İngiltere, Kenya'nın başına Kenyatta'nın geçmesini istemiyordu. Seçim öncesinde ABD resmi makamları Kenya yetkililerini Kenyatta'nın seçimi kazanmasının "öngörülemeyecek sonuçları" olacağı hususunda uyardı. Kenyatta ise seçimleri kazanmasının ardından Washington'dan önce Çin'i ziyaret etti. Çin'de üst düzey karşılama gören Kenyatta, mevkidaşı Şi Cinping ile yaptığı görüşmeler sonrasında Pekin Kenya'ya 5 milyar ABD doları yatırım yapacağını taahhüt etti. Çin ile ABD'nin Afrika'ya yaklaşımlarında Çin'in elini güçlendiren asıl etken ise yardımların ve yatırımların içerikleri. ABD genellikle yaptığı yardım ve yatırımları bir takım siyasi şartlara bağlarken Çin insan hakları, demokratikleşme, seçimler gibi ülkelerin içişleri olarak nitelediği herhangi bir konuda şart koşmamaktadır. Bu yüzden de Afrikalı liderler için Çin'in yardım ve yatırımları daha cazip görünmektedir. Çini Afrika ile ilişkilerinde ABD ve Avrupalı aktörlerden ayıran bir diğer farklılık ise tavır ve tutumdur. Avrupalı ve Batılı ülke liderleri Afrikalı liderlere genellikle tepeden bakarken Çinli yetkililer aynı liderleri muadilleri nazarıyla görmüş, taltif etmiştir. Örneğin, Kenyatta Çin'de 21 pare top atışıyla üst düzey bir törenle karşılandı. Hâlbuki Kenyatta,Çin’den önce yaptığı İngiltere ziyaretinde Başbakan Cameron ile yanyana resim bile çektirememişti.Tüm bunları alt alta konduğu zaman Kenyatta'nın stratejik ortak olarak Çin'e meyletmesi anlaşılır bir durumdur.


Çin ile ABD arasında yaşanan rekabetten hareketle AVM saldırısının arkasında ABD parmağı aramak doğru olmayabilir. Aslında perdenin önünde Çin'in rekabet ettiği ABD görünse de arka tarafta Avrupalı eski sömürgeci güçler de rekabetin bir parçası. Fakat Çin ile rekabet gücüne sahip olan ABD ön plana çıkmakta. El-Şebab Kenya'da bir AVM'ye saldırıp onlarca kişiyi öldürerek Kenya'nın imajına ve güvenliğine zarar vermiş, Somali'den çekilmesi mesajını vermiş olabilir. Ama belli ki bu eylem Kenya'nın son dönemde küresel aktörler arasında ortak seçimine dönük de bir mesaj içermektedir. Bu mesaj da Kenya'nın yeni stratejik ortak arayışlarına girmemesidir. Aksi halde ülkenin fay hatlarında yeni sarsıntılar oluşacaktır. Her ne kadar etnik düzlemde yeni çatışmalar çıkması zorlaşsa da Kenyalılar arasında etnik aidiyet ve bu çizgide bölünme hala yüksektir. Ayrıca, Westgate AVM saldırısıyla Hıristiyan-Müslüman ve Kenyalı-Somalili ayrımı da güçlendirilmekte, gelecekte yeni sorunların doğmasına zemin hazırlanmaktadır. Bu nedenle el-Şebab'a destek verenaktörlerin,büyük ihtimalle Kenya'nın son birkaç yıldır gidişatından memnun olmayan ve bu gidişattan zararlı çıkabilecek aktörlerle aynı olduğu ifade edilebilir.


Bu eylem sonrasında Kenya askerlerini Somali'den çekmeyecektir. Bir yandan Çin ile yakınlaşan Kenya diğer yandan Batı ile ilişkilerini iyi tutma adına Somali operasyonuna katkı sağladı. Batı ile ittifakına da zarar vereceği için bu operasyondanaskeri desteğini çekmesi,Kenya’nın dış politikası adına yanlış bir adım olacaktır. Ancak, Çin ve son dönemde kıtada etkinliği artan diğer ülkelerle ilişkilerine mesafe koymayan, enerji kaynaklarının işletiminde Batılı firmalara ayrıcalık tanımayan Kenya'da yakın gelecekte bahsedilen fay hatları doğrultusunda yeni eylemler gerçekleşebilir.


Son olarak belirtilmesi gereken bir başka husus da Kenya'nın komşusu ve daha fazla enerji rezervine sahip Tanzanya’nın da son dönemde Çin ile yakınlaşmaya başlamasıdır. Ayrıca ülkede büyük çaplı ihaleleri Amerikan veya İngiliz değil Çinli firmalar almaya başladı. Tanzanya'nın yumuşak karnı olan Hıristiyan-Müslüman gerginliği 2012 yılının sonlarından beri artış göstermektedir. Yakın gelecekte el-Kaide bağlantılı bir örgütün Tanzanya'da Hıristiyanları hedef alan bir terör eylemi sürpriz olmayacaktır.


Çin kıtadaki etkinliğini artırdıkça ve Batılı ülkelerin hareket alanı daraldıkça Afrika ülkelerinin istikrarsızlıkla tehdit edilmesi muhtemeldir. Çin, Afrika ülkelerine kalkınmaları için ihtiyaç duyulan birçok şeyi verebilir. Ama ne Çin ne de kıtada görünürlüğü artan yeni aktörler Afrika ülkelerinin güvenliğini garanti edebilir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top