Avrupalılar’ın Trump ile Sınavı

A- A A+


BİLGESAM Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Nurşin Güney, NATO ara zirvesini ve ABD Başkanı Trump’ın NATO bütünlüğüne bakışını kaleme aldı.

Trump, nihayet, ilk yurtdışı ziyaretlerini tamamlayarak, ülkesinin yarısının kendisini topa tuttuğu evine geri döndü. Gerçekten Amerikan basını bu yurtdışı ziyaretlere Flynn ve Kushner etrafında örülen Rusya skandalı kadar ilgi göstermedi. Üstelik en az ilgiye mazhar olan durak da Atlantik İttifakı’nın bu zor dünyada bir ve beraber olduğunu göstermek için toplanan NATO liderler zirvesiydi. ABD dışındaki dünyada da zirvenin haleti ruhiyesini anlamak ve açıklamakta zorlanan pek çok uzman oldu. Her şeyden önce bu zirve kendisinden önceki NATO zirvelerine pek benzemiyordu. Zirve sonunda bir sonuç bildirgesi de bu nedenle yayınlanmadı. Zirvenin yapısına bakarak çocukken severek izlediğimiz bir çizgi filmi hatırlamamak elde değil. “O bir uçak mı!; Hayır! O bir kuş mu! Hayır! O Süpermen”. NATO harcamaları içerisinde ABD bütçesi ve kabiliyetlerini düşündüğümüzde Süpermen gibi Avrupa-Atlantik dünyasının semalarına yabancı bir gezegenden düşüveren güçlü ve Avrupa değerlerini çiğneyip geçen Trump ile bu buluşma; ne bir NATO Zirvesiydi, ne de üç Batı (ABD, İngiltere ve NATO Avrupası) arasındaki uyumun sergilendiği bir güç gösterisiydi.  Adına Ara-Zirve denilen bu toplantı Trump liderliğindeki Yeni ABD’nin Avrupa güvenliğinin liderlerine kendisinden ne bekleyebileceklerini ilettiği ABD-Avrupa ilişkileri ön-sınavı gibiydi. Ve sınava Trump, Ortadoğu ziyaretlerinden moral bularak, Brüksel ise Eski Batı ve Yeni Batı arasındaki ayrımlardan rahatsız, huzursuz ve endişeli geldi.

AVRUPALILAR İÇİN İLK SINAV

Brüksel’in Avrupa güvenliğinin yönetimi konusunda bir süredir başının dertte olduğu biliniyor. Ortadoğu’da devletler çözülürken, şiddetin kitle imha silahları kullanmaya varan boyutları Avrupa kapılarında mülteci krizi hayaleti yaratı. Avrupalı liderler  de tüm odaklarını sanki tek tehlikeymiş gibi mültecilerin kendi ülkelerine girişlerini önlemeye çevirdiler. Bu ortamda NATO, geçtiğimiz iki zirvede (Galler ve Varşova) Türkiye’nin güvenliğini çok ilgilendiren Güney Kanadın istikrarı ve güvenliği için somut bir adım geliştiremedi. Bu hareketsizliğin bir nedeni NATO’nun Ortadoğu mücadelelerine bulaşma isteksizliği ise -ki NATO’nun Ortadoğu’daki imajının güvenlik sağlayıcı bir örgütün olması gerektiğinden çok kötü olduğu da bilinen bir gerçek- diğer ve daha önemli sebep NATO’nun Doğu Kanadında güvenliğin teminat altına alınması konusunda hissedilen aciliyetti. Kuzeydeki “beyaz tehlike” yani Karadeniz, Baltıklar ve Kaliningrad’da güç gösterisi yapmaktan çekinmeyen Rusya, özellikle Kırım’ın ilhakından sonra NATO’nun Doğu Kanadında olan ülkeleri tedirgin etmeyi başarmıştı. Bu rahatsızlık NATO’nun bundan önceki iki zirvesinde de NATO tartışmalarının merkezi olmuş, sonuçta NATO Doğu Kanadına yönelik konvansiyonel caydırıcılığını artırmaya karar vermişti. Bu karar sonucunda dönüşümlü olarak Kuzey ve Doğu Avrupa’da varlık gösterecek Amerikalı, İngiliz ve Kanadalı askerler Eski Kıta’ya gönderilmişti. NATO Rusya’yı tehditkâr bir yaklaşımla provoke etmek istemese de Kuzey ve Doğu’da Rusya’nın herhangi bir saldırgan hamlesinin işe yaramayacağı mesajını vermek istiyordu. Bu mesajın netliği konusunda eski Avrupa ve yeni Avrupa uyumlu davrandı -ki son G7 Zirvesinde bir kere daha altı çizildiği üzere Rusya’ya yaptırım kararı alınabildi.  Her şeye rağmen Rusya yaptırımlarla ikna edilmek konusunda kolay bir lokma olmadığını çeşitli yollarla göstermeyi de başardı. Kimi zaman askeri varlığını gösterdi, kimi zaman AB’nin verdiği sözlerde yetersiz kaldığı Balkanlar’ın kapısını çaldı, kimi zaman da Batı içerisindeki bölünmelerden faydalanarak Batı merkezlerini yalnızlaştırmaya çalıştı. Bu son noktada Moskova’nın işine yarayan gelişmelerden birisi, NATO’nun işe yarar mı, yaramaz mı olduğuna karar veremeyen Trump yönetiminin iş başına geçmesiydi.

Trump’ın Rusya politikası da tüm söylem ve attığı tüm tweet’lere rağmen ekibinin oluşturduğu belirsizlik stratejisinden nasibini alıyordu. Daha önce başka bir yazımızda anlattık, Washington bir süredir sürpriz hamlelerle ördüğü öngörülemeyen caydırıcılık stratejisine (unexpected deterrence) yatırım yapıyor. Bir an terörizme karşı mücadelede iki güçlü lider, Trump ve Putin, yan yana görünüyor; ertesi gün ABD Rusya’nın desteklediği Şam Rejimini vurarak cezalandırmakta beis görmüyor. Ortadoğu’da ABD’nin oynadığı oyunun adı jeopolitik, ve bu jeopolitik-jeo-ekonomik oyun melezleşmiş/melezleştirilme potansiyeli olan çatışma dalgalarıyla süsleniyor. NATO liderleri, aynı zamanda AB liderleri içinse güvenliğin kurumsallaştığı Avrupa’dan sürprizlerle dolu, ilkesi, mihengi-menzili belli olmayan bu stratejiyi izlemek çok zor. O nedenle Brüksel bir ara zirve toplayarak Avrupa ve Atlantik’in iki kanadını bir araya getirmek konusunda çok aceleci davrandı. Brüksel’in Trump’tan iki temel beklentisi vardı ki; 1949’dan bu yana NATO içerisinde ABD-Avrupalı devletler arası ilişkinin dinamiğini düşününce, liderlerin tümünün çektirdiği aile fotoğrafında somutlaşan bu beklentinin NATO için kilit önemde olduğu anlaşılıyor.

NATO kurulduğu andan itibaren güvenliğin bölünmezliği ve birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için ilkesiyle (ünlü 5. Madde) ABD’nin Avrupa güvenliğinin bir parçası olmasını garantiliyordu. ABD gerektiğinde Avrupalı devletleri koruyacak, dost-düşman bunu herkes bilecekti. Avrupa güçler dengesi de, Avrupa savunması da bu gerçekliği verili olarak alarak oluşturulmuştu. ABD’nin Avrupa güvenliğinin teminatı olmasının artı ve eksilerini NATO’ya yönelik teorik derslere bırakıp burada Trump’a rağmen ve Trump ile birlikte NATO’nun bir ve beraber bir görüntü çizmesinin ne kadar önemli olduğunu söyleyelim. Üstelik Trump, Brüksel’in çok ısrarcı olduğu bir isteği de yerine getirerek 5. Madde’ye atıfta bulundu. Tabi Brüksel’in çok “arzu ettiği” bu tablonun çok arzu edilmeyen yönleri de yok değil. Trump’ın NATO ailesinin birlik ve bütünlüğünü nasıl algıladığı Karadağ liderini hafifçecik (!) iterek önüne geçmesinden gördük. Ne de olsa NATO savunma harcamalarının yüzde 4’ünü tek başına karşılayan, daha önemlisi teknolojik alt yapısı, istihbarat ağları ve nükleer/konvansiyonel silahlarıyla Avrupa güvenliğinin kaptanından, Trump’ın diliyle “patronundan” bahsediyoruz. Avrupalıların duymaktan hoşlanmadığı ikinci husus Trump’ın konuşması esnasında ortaya çıktı. Trump ABD’nin Avrupa’yı korumaya hazır olduğunu söyledi, eğer ki Avrupalılar da NATO bütçesindeki payları ödemeye hazırlarsa. Eski “yükün paylaşımı” tartışması NATO’da yine alevleniyor ama bu sefer Trump farkı ile. Bu fark konusunda Avrupalılar endişelenmekte de çok haklı, Trump’ın Avrupa(lı) değerlere ne biçtiğini anlamak için G7 zirvesindeki açıklamalara bakmak yeterli: Trump kürsüden Paris İklim Değişikliği ile ilgili ABD kararını gelecek hafta twiter hesabından duyuracağını açıkladı. Macron’u bilemiyoruz ama Fransız entelektüellerinin bu pragmatizm ve söylemsel kabalık karşısında ne düşündüğünü tahmin etmek zor değil. Hatta bakınız, Merkel’in son açıklamalarına (Avrupa’nın kaderini Avrupalılar eline almalı), Almanların bile kalbi kırılmış.

Dolayısıyla, NATO ara-zirvesini Brüksel tarafı ucuz atlattı diyebiliriz. Herkes, NATO savunma bütçesindeki  yüzde 2’lik paya ulaşmaya söz verdi ve Trump’ın çantasındaki DAEŞ’e Karşı Koalisyona destek isteği alkışlarla kabul edildi. Bu durum NATO DAEŞ’e karşı ne yapacak sorusunu da beraberinde getiriyor ki sonrasında yapılan açıklamalara baktığımızda fazla bir şey yapmayacaklarını anlıyoruz. Öncelikle DAEŞ karşıtı koalisyon zaten pek çok NATO ülkesine ev sahipliği yapıyordu. Yani AWACS’larla gözlem, istihbarati bilgi paylaşımı vb faaliyetler yeni değil. Dolayısıyla NATO’nun kurumsal olarak DAEŞ’e karşı mücadeleye katılması, Manchester saldırısı sonrası terörizme karşı ortak bir duruşu işaret ediyor ama zaten Orta Doğu’da imajı çok iyi olmayan NATO’nun muharip güçleri Irak ve Suriye’de alana sürmesini beklememek gerekir. Avrupalı liderler, ABD’nin Ortadoğu’da ileri sürdüğü temel gündemi, terörle mücadele gündemini kabul ettiler o kadar. Oysa biz Türkiye’den biliyoruz ki Ortadoğu’daki mücadele sadece DAEŞ’in yok edilmesi sorununa indirgenemeyecek kadar çetrefil.

AYRICALIKLI TALEBE: TÜRKİYE

Türkiye’nin iki yönden ayrıcalıklı olduğunu söyleyebiliriz. İlk ayrıcalık NATO sınavında çıkacak soruları bilmesinden kaynaklanıyor. İlk sınav sorusu, teröre karşı ortak duruş geliştirme meselesini Türkiye yıllardır çeşitli terör odaklarından kaynaklı sorunlarla burun buruna yaşamak zorunda kaldığından müttefiklerine hatırlatıyor. Söz konusu mesele terör olduğunda (PKK, DAEŞ, PYD, FETÖ) karnesini temizlemek zorunda olanlar terör örgütlerini melez çatışmaların karlı araçları olarak gören ve sorumluklarından ellerini yıkayacaklarını düşünen güçler. İkinci soru, NATO’nun kalbi 5. Madde sorumluluğuyla ilgili. Avrupalılar, G7 Zirvesi ardından ne düşünüyor karışık sinyaller geldi ama, ABD’yi NATO’nun 5. Maddesinden kaynaklı sorumluklarına bağlı olarak görmekten memnun oldular. Çok yaşa 5. Madde! Eğer bu konuda bir samimiyet varsa, şu ana kadar tehditlere karşı yalnız başına bırakılan Türkiye’nin- üstelik yüzde 2’lik savunma bütçe payını ödemeye yüzde 1.8’le çok yaklaşmış Türkiye’nin, bu yalnızlığının giderilmesi gerekir. Bu ayrıcalıkla bağlantılı olarak ikinci ayrıcalık doğdu ve Türkiye hem NATO ara zirvesi, hem de bu zirve içinde gerçekleşen Türkiye-AB mini zirvesi sayesinde bu iki hususta haklı taleplerini muhataplarına bir kez daha aktardı. Bu noktada Türkiye-AB diyaloğu devam ederken NATO konusunda Türkiye asıl sınavın NATO’nun Güney Kanadının güvenliğine yönelik olarak gelecek NATO zirvesinde verileceğini söylüyor. NATO İstanbul Zirvesi’nde herkesin Avrupa-Atlantik güvenliğine katkısı ve bu yöndeki samimiyetinin ne olacağı belli olacak.
 

Bu yazı 30.05.2017 tarihinde Karar Gazetesinde yayınlanmıştır.
http://www.karar.com/gorusler/prof-dr-nursin-guney-yazdi-avrupalilarin-trump-ile-sinavi-497777#

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top