Batı’nın Afrika’ya Yardımının Düşünce Temeli

Hasan ÖZTÜRK
21 Nisan 2010
A- A A+

Kabul edelim veya etmeyelim, çoğumuzun zihninde bir dünya imajı var. Öğrenim ve gelişim sürecimiz boyunca edindiğimiz bilgilere göre ülkeleri ve halkları bu imaj içerisinde bir yere yerleştiriyoruz. Daha sonraları o konumun değişmesi hiç de kolay olmuyor. Batı kendisini çağdaş görürken Afrika’yı çağın gerisinde kalmış ve çağdaşlaştırılması gereken bir nesne olarak görür. Bu bakış açısı kaçınılmaz olarak Afrika’yı kalkındırmak ve ülkeleri daha yaşanabilir kılmak için yapılan yardımları da sorgulanır hale getirmektedir. Bu olgunun başka bir boyutu da yine Batı toplumunda sinema veya müzik sanatçılarının “Afrika’ya yardım” sloganı ile ortaya çıkmalarıdır. Yardım kampanyaları boyunca bu sanatçılar Afrika’yı başkalaştırarak zihinlerimize bambaşka ve gerçekdışı bir Afrika imajı kazınır. Bu tür bir düşüncenin sahip olduğu toplumların da bir başka ülkeye yapacağı yardımların samimiyeti ve etkisi tartışmalı olur.


Batı’nın Afrika’ya Yardımı (mı?)

Batının tarihinde, geride bıraktığımız iki yüzyılda sömürgecilik ve zulüm lekeleri vardır. Afrika’yı geliştirmeyi, medenileştirmeyi (civilize) kendisine ahlaki bir sorumluluk addeden Batı, bu kıtayı yarım yüzyıldan fazla geri bıraktı. Ali Mazrui’nin ifadesiyle, Avrupa aslında Afrika sayesinde günümüz gelişmişlik düzeyine ulaşabildi. Özellikle Afrika’da sömürgecilik geçmişi olan ülkelerin kalkınma süreçlerinde Afrika önemli bir bölümü oluşturmaktadır. Geçen yüzyıldaki yanlışları telafi etmek istercesine kıtaya yapılan resmi yardımlar ne söylem düzeyinde ne de faaliyet düzeyinde bir fayda sağlamaktadır. Batılı devletler, belki de yarım yüzyıla yakın bir süredir Afrika’ya yardım konusunda ciddi bir samimiyet testinden geçmektedirler. Maalesef bu testte şu an itibari ile sonuçların pek iç açıcı olduğu söylenemez. Batı’nın şimdiye kadar ciddi miktarda kaynak ayırmasına rağmen kronikleşmiş sorunların çözümünde kayda değer bir gelişme olmaması, dikkatlerimizi farklı etkenler üzerine yoğunlaştırmamız için iyi bir sebep. İsterseniz önce batının Afrika’ya verdiği yardım sözünü ne derece yerine getirdiğine bir örnek üzerinden bakalım ve daha sonrasında bunun altında yatan başka bir düşünsel nedeni tartışalım.


Gelişmiş batılı devletlerin kalkınmakta olan ülkeler için verdikleri yardım sözü ile bu yardımın ne kadarının gerçekleştiği farklı şeylerdir. Bu tür yardımlar gönüllülük esasına göre yapıldığı için hiç bir devlet yaptığı yardımın söz verdiği yardım miktarının altında kaldığı için eleştirilmez.  Söz verilen yardımın tamamlanamamasının sebebi maddi sorunlar olabileceği gibi, donör ülkenin kalkınmakta olan ülkede çıkarının değişmesi veya o ülke ile ilişkilerin kötüleşmesi olabilir.  Batı’nın Afrika’ya verdiği yardım sözünü ne derece yerine getirdiğini görmek için isterseniz Birleşmiş Milletler (BM) tarafından kabul edilen “GSMH’nin yüzde 0.7’si” hedefine bakalım.


Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 1970 yılında kabul edilen bir karara göre gelişmiş ülkeler Gayrı Safi Milli Hasıla’larının yüzde 0.7’sini gelişmiş ülkelere Resmi Kalkınma Yardımı (RKY) olarak tahsis edeceklerdi. Bu konuda en çok yardım beklenenler ise OECD üyesi ülkeler ve bu kuruluş bünyesinde bulunan Kalkınma Yardım Komitesi (KYK) üyesi ülkelerdi. Gelişmiş ülkeler, bu sözü vereli neredeyse yarım yüzyıl oldu ancak geçen süre zarfında çok da yol alındığı söylenemez. OECD’nin 2008 raporlarına göre KYK üyeleri, söz verilen %0.7’nin oldukça altında.


Toplam 24 üye ülkeden oluşan KYK’da Batı Avrupa ve İskandinav ülkelerinin yanı sıra ABD, Kanada, Japonya, Güney Kore ve Avustralya bulunmaktadır. Yapılan toplam yardım miktarı 2008’de yaklaşık 120 milyar dolar. Diğer taraftan, Resmi Kalkınma Yardımı (RKY)’nın  GSMH’na oranı ise % 0.47. Üye 24 ülkeden 2008 yılında BM anlaşması gereği verilen %0.7 taahüddünü yerin getiren ülke sayısı sadece beş (5): İsveç (%0.98), Norveç (%0.88), Danimarka (%0.82), Hollanda (%0.80) ve Lüksemburg (%0.92). Bu ülkeleri ise %0.58 ile İrlanda takip etmekte. Geriye kalan 18 ülkenin RKY/GSMH oranı ise %0.5 altında kalmış.


Görüldüğü gibi gelişmiş ülkeler gelişmekte olan ülkelere yardım konusunda maalesef verilen sözleri yerine getirememekte. Küresel mali krizi ve yaşanan ekonomik travmaları göz önüne alırsak bu rakamların 2009 ve 2010 yılları için hayli düşük olacağını tahmin edebiliriz. BM tarafından kabul edilen Milenyum Kalkınma Hedefleri 2015 yılına kadar yakalanması öngörülüyordu. Gelişmekte olan ülkelere yardım noktasında batılı devletlerin beklentilerin altında bir performans göstermesini sadece ekonomik sebeplerle açıklayamayız. Yazımızın geri kalan kısmında daha derinde, bilinçaltında yatan başka nedenlerden bahsedeceğiz. Yapılan yardımların yeterince samimi olup olmadığına, sadece ama sadece insani ve ahlaki sorumluluk anlayışı ile hareket edilip edilmediğine bakalım.


Görünmeyen Şiddet: Sanatçılar Afrika’ya Yardım Konusunda Siyasetçilerin Yerini Alıyor
Afrika’ya yapılan yardımların ikinci yönü ise devletler ve siyasetçiler değil, resmi kişiliği olmayan, halktan birisi olarak kabul gören batılı sanatçılar. Afrika’nın zihinlerde belirli şekilde yer etmesinde Türk medyasında bile genişçe yer bulan batılı şöhretler önemli rol oynamaktadırlar. Örneğin, bugün Türkiye’nin önemli noktalarında, eğitim seviyesi yüksek insanlar arasında bir tür Afrika algılama araştırması yapılsa sonuçlar bizleri mutlu edecek cinsten olmayacaktır. Böylesi bir araştırmada büyük ihtimal Afrika’nın güzel sahilleri, ormanları, tabii bitki örtüsü, insanların misafirperverliği, cana yakınlıkları akıllara gelmeyecek ve kıtanın savaşlar, kıtlıklar ve afetlerle tanımlandığını göreceğiz.


Konuyu biraz daha somutlaştırmak için son yıllarda oldukça revaçta olan şöhretli sanatçıların Afrika’ya yardım kampanyalarını ele alalım. Başlangıçta bahsettiğimiz gibi, batının bilinçaltında yatan düşünce şu şekilde: Afrika geri kalmış ve çağdaşlaştırılması gereken bir kıta ve zengin beyazlar oraya yardım edip kurtarmalıyız.  Günümüz sanatçılarının yetiştiği nesil, doğrudan sömürgeciliğe tanıklık etmediler. Ancak sömürgeci zihniyet ile büyüdüler. Birçok batılı sanatçı Afrika’ya yardım etmek, geri kalmış ülkelere yardım etmek isterken bunu büyük ihtimal bilinçaltındaki üstünlük kompleksi ile yapacaktır. Bu düşünce ile hareket eden sanatçılar veya kamuoyu nezdinde sevilen ve arkalarında geniş kitleleri toplayabilen ünlüler yardım hareketlerini başlattıklarında Afrika’dan genellikle olumsuz şekilde bahsetmektedirler. Sürekli savaşların yaşandığı, açlık ve sefaletin süregeldiği, yaşamanın çok zor olduğu ve yardıma muhtaç bir kıta izlenimi zihinlerimize hayranı olduğumuz kişiler tarafından kazınmaktadır. Örneğin Angelina Jolie Afrika’ya mülteci kamplarındaki aç insanları görmek için, evlat edinmek için, yetim ve öksüz kalmış çocukları görmek için gider. Ama Afrika turizmini tanıtarak Afrikalı ülkelerin turizm gelirlerinin artması için tatilini Afrika sahillerinde geçirmez. Veya geçirirse, neden medyaya yansımaz?


Alt başlıkta kullandığım “Görünmeyen Şiddet” tabiri Finlandiyalı araştırmacı Riina Yrjöla’ya ait. Geniş çevrelerce dile getirilen, gazete ve dergilerde kapak konuları yapılan bu konuyu bilimsel çerçevede inceleyen Yrjöla, kabul gören inanışları destekler nitelikte bulgulara ulaşmış. Yrjöla özellikle Bob Geldof ve Bono ile onların BandAid, LiveAid ve Live8 projelerine yoğunlaşıyor ve şöhretlerin Afrika’ya yardım etmek için hareket ederken aslında Afrika insanına görünmez ve ideolojik bir şiddet uyguladıklarını öne sürüyor. Hem Bob Geldof hem de Bono, Afrika’ya yardım kampanyalarını sürdürürken aynı zamanda sıradan insanların zihinlerindeki Afrika algısını da oluşturmaktadırlar. Asıl sorunlu olan da budur. Bu sanatçılar Afrika’ya yardım konusunda resmi karar alma mekanizmalarında yer almazlar. Eski İngiliz Başbakanı Tony Blair gibi kimi siyasetçiler seçmene hoş görünmek için bu tür sanatçılarla birlikte görünmeye özen gösterirler ama karar alırken bu sanatçılardan yardım almazlar.  Ve maalesef,  halk nezdinde yaptıkları konuşmalar, verdikleri röportajlar ve yazdıkları kitaplar ile son derece olumsuz ve karamsar bir Afrika imajı kazırlar zihinlerimize. İngiliz İşçi Partisi’nin kongresinde konuşan Bono, Afrika’nın “alevler içinde” olduğunu söylerken, Le Monde’e röportaj veren Bob Geldof ise Afrika’yı “siyasi kâbuslara neden olacak potansiyel bir saatli bomba” olarak tanımlıyor.


Dikkat çeken ayrı bir nokta ise, yardım kampanyalarına insancıl nedenleri ön plana çıkararak başlayan bu iki müzisyen Afrika’ya neden yardım etmeleri gerektiğini anlatırken daha sonraları asıl motivasyonlarının sadece ahlaki ve insani olmadığını da açığa çıkartıyorlar. Bu kişilere göre batılı devletler ve insanlar Afrika’ya yardım etmek zorundalar çünkü aynı zamanda bu bir ulusal güvenlik meselesidir. Demek ki, dünyanın birçok noktasında düzenlenen onca konser Afrikalılara sadece insan oldukları için, insan sevgisinden dolayı değil, batının güvenliğine tehdit oluşturduğu içinmiş.  Time dergisinde 2002 yılında yapılan bir röportajda Bono, Afrika’nın önemini ve neden yardım etmeleri gerektiğini şöyle anlatıyor:


“Afrika’dan tam 10 tane daha Afganistan çıkabilir. Şu zor zamanlarda potansiyel düşmanlarımızı arkadaş yapmak hem daha ucuz hem de daha akıllıca... Afrika terörle savaşta ön cephe değil ama yakında olabilir.“


Potansiyel düşman... Afrika’ya böyle bir düşünce yapısıyla yardım etmek ne kadar samimidir ve ne derece başarılı olur takdirini size bırakıyorum.  Yine Bono’nun, bu defa 2005 yılında yayınladığı Bono on Bono adlı kitabından bir alıntıya dikkatinizi çekmek istiyorum:


“...İkinci Dünya Savaş’ını bir düşünün... Amerika Birleşik Devletleri’nin Avrupa’yı nasıl özgürleştirdiğini, nasıl yeniden inşa ettiğini bir kere daha düşünün... Bunlar hep stratejikti. Yoksa kalplerinin temizliğinden ve iyi niyetli oluşlarından değildi, bunlar da biraz etkili olmuştur elbet... Afrika’da ve Ortadoğu’nun bazı bölgelerinde bugün ihtiyacımız olan işte bu stratejik düşünce ve eylemler ile geleceğimizi güvence altına almaktır.”


Belki de en tuhaf olan ise bu iki müzisyenin yaptıkları konuşmalarda ve verdikleri demeçlerde Afrika’yı kıtlıklar ve savaşlar kıtası olarak tanıtmalarına rağmen kitaplarında bunlara dair görseller bulamazsınız. Örneğin, her iki sanatçının kitabında açlıktan ölmekte olan çocuklar, savaşta sakat kalmış insanlar, katliama uğramış ceset resimleri yoktur. Resimlere tarafsız olarak bakıldığında aslında gözüken durağan ve barışın hâkim olduğu bir Afrika’dır.


Sonuç

Başta belirttiğimiz gibi, batılı devletlerin Afrika’ya yardım edemeyişlerinin asıl sebebi zihinlere kazınmış bir Afrika imajıdır. Bob Geldof’un Geldof in Africa kitabındaki bir harita Afrika’yı Ortadoğu’ya yakın ama Avrupa’dan uzakta resmeder. Batı, Afrika’ya yaklaşmadan Afrika’ya yardım edemez. Fanon’un dediği gibi hümanizm, sömürgeci ideolojinin önemli bir unsurudur ve sömürgeciliği meşrulaştırmak için kullanılır. Zihinlerde değişim sağlamadan batılı ülkelerin Afrika’ya gerçekten yardım etmesi oldukça zordur. Yarım asrı aşkın süredir yapılan yardımlara rağmen Afrika’nın mevcut durum bir şeylerin ters gittiğinin en açık delili değil mi zaten?

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top