Türkiye’nin Yumuşak Gücünün Kırılma Noktası: Gezi Olayları*

A- A A+

Genellikle realist yaklaşımla özdeştirilen güç kavramı, gerçekte farklı şekillerde idealizm, Marksizm, feminizm ve eleştirel yaklaşımlarda da önemli bir yer tutmaktadır. Uluslararası ilişkiler sistemini yönetecek merkezi bir otorite ve yeterli hukuk kuralları bulunmadığından, her devlet kendi varlığını sürdürmek ve küresel sistemde yer edinmek için güvenlik ve güç arayışları içerisine girmektedir. Uluslararası ilişkiler tarihi bir bakıma güçlerin oluşumu, gelişimi, mücadelesi ve ilişkileri tarihidir.  Uluslararası ilişkiler teorilerinde ve uluslararası analizlerde başvurulan en önemli temel kavram olmasına rağmen, gücün içeriği ve nasıl ölçülebileceği konusunda net bir mutabakat yoktur. Joseph Nye’e göre güç hava durumu gibidir; yani herkesin hakkında konuştuğu ancak çok az insanın işleyiş mantığını anladığı bir kavramdır. (1)

Hans Morgenthau, uluslararası politikanın temel amacını güç arayışı ve güç mücadelesi ile özdeşleştirmektedir. Gücü; hem bir ilişki türü, hem uluslararası politikanın en temel amacı, hem de amacın gerçekleştirilmesi için bir araç olarak tanımlamıştır. (2) Kalevi J. Holsti ise gücü bir ülkenin ödül, ceza, ikna ve zorlama gibi yöntemler kullanarak karşı tarafın davranışlarını kendi çıkarları doğrultusunda etkileme ve yönlendirebilme kapasitesi olarak açıklamaktadır. (3) Robert Dahl “The Concept of Power” adlı eserinde, güç kavramını bir aktörün diğer bir aktöre normalde yapamayacağı bir şeyi yaptırabilme kapasitesi olarak tanımlamaktadır. (4)

Güç sayesinde A devleti B devletinin davranışlarını kendi çıkarları doğrultusunda değiştirebileceği gibi; A devleti ulusal çıkarlarını korumak için C devletinden gelebilecek baskı, zorlama ve ikna uygulamalarını etkisiz bırakarak, C devletinin alanını daralttığında da güç kullanmış olur. Bu konuda Edward H. Carr, güç yönteminde caydırıcılık kavramını ön plana çıkarmıştır. (5) Bu nedenle güç barış zamanında da caydırıcılık etkisiyle önemli katkılar sağlar. Savaş ancak caydırıcılığın başarısızlığa uğraması durumunda gündeme gelir ve son çare olarak başvurulması gereken güç uygulamasıdır.

Kennet N. Waltz’a göre güç, karşılıklı bağımlılığa dayalı bir uluslararası sistemde diğer aktörlerden bağımsız karar alabilme ve onların kararlarından en az etkilenme kapasitesi olarak tanımlanabilir. Bir aktöre daha fazla hareket serbestisi yaratan ilişki, kurum, önyargı ve uygulamalar onun gücünü oluşturur. Devletlerin amacı gücü maksimize etmek değil güvenliği sağlamaktır. Sahip olunan hareket serbestisi aynı zamanda güvenliği tehlikeye atmadan izlenebilecek olası politika yelpazesinin de genişlemesini ifade eder. (6)

Robert Keohane ve Nye’nin “kompleks karşılıklı bağımlılık” olarak tanımladıkları, çok sayıda devletin sosyal ve siyasal bağlarla birbirlerine bağlandığı bir uluslararası ortamda; zorlama, baskı ve savaş uygulamaları geri planda kalmaktadır. Kompleks bağımlılık teorisinde güç elde etmek için; sorunlar arasında bağlantı kurma, gündem belirleme, uluslar ve hükümetler ötesi ilişkiler geliştirme ve uluslararası örgütlerde söz sahibi olabilme kapasitelerine sahip olunması gerekir. (7) Günümüzde aktörlerin hareket alanları karmaşık ilişki ve bağımlılık esasıyla sınırlanmakta, bir aktörün ulusal çıkarları bir anda küresel sorun haline gelebilmekte ve askeri güç kullanımı devletleri zor duruma sokarken, sivil toplum örgütleri ve uluslararası örgütler devletlerin dış politikalarına müdahale edebilmektedir.

Uluslararası örgütlerin yaygınlaşması, sivil toplum örgütlerinin güçlenmesi, devlet dışı diğer aktörlerin etkinliğini artırması ve küresel medyanın gelişmesi, içinde bulunduğumuz dönemde “sert güç”, “yumuşak güç” ve “akıllı güç” tartışmalarını gündeme getirmiştir. Güç yaşanan döneme, var olan aktörlere ve mevcut olaylara göre bu üç kavram arasında geçişgenlik ve değişim gösterebilir. Bir ülke dünya siyasetinde istediği hedeflere ulaşmak için askeri müdahaleyi, baskı ve dayatmayı içeren sert gücü kullanabileceği gibi; o ülkenin değerlerine hayran olan, onu örnek alan, refah seviyesine ve fırsatlarına özenen ülkelerin kendisini izlemesiyle ulaşacağı yumuşak gücü de kullanabilir. Akıllı güç ise sert güç ile birlikte yumuşak gücün etkin biçimde kombine edilmesini esas alır.

Nye ile Richard L. Armitage gibi önde gelen uluslararası ilişkiler uzmanları tarafından geliştirilen “akıllı güç” kavramı; sert ve yumuşak gücün sadece birleşmesinden oluşmamakta, gücün uygulanacağı aktörün davranışlarına uyum sağlayacak şekilde önceden hazırlanmış bir zeminde ölçülü bir tepki öngörmektedir. (8) Ayrıca koşullar, hedef, maliyet, zaman ve etkinlik sert ve yumuşak güç optimalinin belirlenmesine etki etmektedir. Uzmanlar sert gücün gerekliliğini vurgulayarak, bunun bir ülkenin yumuşak gücünün de garantisi olacağını belirtmekte ve akıllı güç kullanımına dikkat çekmektedir.

Bu makalede yumuşak güç kavramı açıklandıktan sonra Türkiye’nin yumuşak gücünün yükselişini sağlayan temel dinamikler açıklanacaktır. Gezi parkı olayları yumuşak güç savaşları kuramı çerçevesinde analiz edilerek, Türkiye’nin yumuşak gücünü nasıl etkilediği konusunda sonuçlara varılmaya çalışılacaktır. Türkiye’nin yumuşak gücünün sürdürülebilir kılınması için alınması gereken dersler çıkarılacak ve gelecekte benzer olayların yaşanmasını engellemek maksadıyla alınması geren tedbirler vurgulanacaktır.

Yumuşak Güç Kavramı

Zaman ve mekana, uluslararası sitemin yapısındaki ve kurallardaki gelişime uygun olarak gücün anlamında da önemli değişimler yaşanmıştır. Geçmişte ve Soğuk Savaş sürecinde askeri güç ve yetenekler, en etkin güç olarak kabul edilirken, içinde bulunduğumuz bilgi ve iletişim çağında bu etkinlik kamuoyunu yönlendirebilme, ikna ve pazarlık yeteneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Yumuşak güç kavramını literatüre kazandıran Nye’ye göre; küresel sistemin çok kutuplu yapısı, uluslararası örgütler ve medyanın artan etkisi sonucu askeri kapasite geri planda kalmıştır. Asimetrik savaş yöntemlerinin üretilmesi ve klasik orduların etkinliğinin azalması sonucu çağımızda sert/kaba gücün önemini azaltmıştır. (9)

Zorlama yerine işbirliğini öneren Nye, yumuşak gücü; “Eğer istediğim şeyi istemeni sağlayabilirsem, o zaman yapmak istediğim şeyi yapman için seni zorlamama gerek yoktur” (10) şeklinde tanımlamıştır. Yumuşak güç, söz konusu devletin, kendi ulusal çıkarlarını, liderlik ettiği ülkelerin ulusal çıkarlarıyla örtüşecek bir biçimde sunabilme ve diğerlerini de hoşnut edecek bir biçimde uygulayabilme kapasitesi demektir.

İstenilen neticeleri elde etmek adına başkalarının güdülerini zorlamaktan ziyade onları cezbederek istediğini yaptırma kabiliyeti olan yumuşak güç; aktöre iliştirilmiş güç ve aktöre doğrudan bağlı olmayan güç kullanımı olarak ikiye ayrılır. Bir aktör onu cazibe merkezi haline getiren özellikleri ile doğrudan bir ülkenin kamuoyuna etki edebileceği gibi, uluslararası örgüt, kurum ve yapılar üzerinden de etki edebilir. Kurumsal çerçeve ve yapısal ilişkiler güç dengelerini değiştirebilir. (11)

Yumuşak gücün kullanımında birçok unsur karşımıza çıkmaktadır. Bunlar asker sayısından ve yaptırım gücünden çok bir ülkenin ekonomik ve finansal kapasitesi, rekabet kabiliyeti, yaratıcı düşüncesi, insan kalitesi ve sosyal sermayesi, özgürlükleri, demokrasisi, refahı, tarihi birikimi, kültürel zenginliği, sanatı, sineması, mimarisi, müziği, eğitim sistemi, bilim ve teknoloji altyapısı, inovasyon kapasitesi, diplomatik becerisi ve kendini anlatabilme yeteneğinin toplamıdır. Bu unsurları bir araya getiren bir ülke, bir cazibe merkezi haline gelir. Takip edilen, konuşulan, "hikâyesine kulak kabartılan" bir ülke olur.

Nye’nin geçmişte devletin medya ile kamuoyunu yönlendirebildiği; ama günümüzde bunun çift taraflı işlerlik kazandığını, kamuoyunun da devleti medya ile etkileyebileceğini belirtmektedir. Devletlerin yumuşak güç uygulamasında kamuoyuna nüfuz edebilmek için kullandığı kamu diplomasisi; "devletten-halka" ve "halktan-halka" iletişim olmak üzere iki ana çerçevede toplanmaktadır. (12) Devlet-halk eksenindeki faaliyetler; devletin, izlediği politikaları, yaptığı faaliyetleri ve açılımları, resmi araçları ve kanalları kullanarak kamuya anlatmasıdır. Halktan halka doğrudan iletişim faaliyetlerinde ise araştırma merkezleri, kamuoyu araştırma şirketleri, basın, kanaat önderleri, üniversiteler, mübadele programları, dernek ve vakıflar gibi devlet dışı sivil toplum örgütlerinin kullanılması esastır.

Türkiye’nin Yumuşak Gücü

Soğuk Savaş sonrasında Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya ve Ortadoğu’da oluşan güç boşlukları ve ortaya çıkan fırsatlar nedeniyle Türkiye’nin jeopolitik önemi ve etkinliği artmıştır. Küreselleşmenin dinamikleri olan özgürlük, insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve serbest piyasa ekonomisi gibi kavramların bütün dünyaya yayılması, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında küreselleşme dinamiklerine sahip ılımlı İslam anlayışının ön plana çıkması Türkiye’nin anahtar rolünü ön plana çıkarmıştır.

Türkiye’nin 1999 yılında AB’ne aday ülke olması, yapılan anayasal ve yasal reformlar sonrasında çağcıl devlet yapısında önemli gelişmeler yaşanması Türkiye’nin yumuşak gücünün dünyada ve özellikle bölgesinde hızla artmasını sağlamıştır. 1999 ve 2001 krizlerinden sonra dibe vuran Türkiye ekonomisinin, yapılan yapısal ekonomik reformlarla çağcıl bir ekonomik yönetime sahip olması ve ekonomi alanında elde edilen başarılı sonuçlar Türkiye’nin cazibesini artırmıştır.

2002 yılında yapılan seçimler sonrasında Türkiye’de ılımlı İslam anlayışına sahip güçlü bir AK Parti iktidarı yönetimi devralmıştır. AK Parti AB kapsamında reformlara devam etmiş; özgürlük, insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve serbest piyasa ekonomisi alanlarında önemli adımlar atmıştır. Ilımlı İslam anlayışına sahip AK Parti yönetimindeki Türkiye’nin hem AB’ne aday ülke olması hem de İslam ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmesi Türkiye’nin bölgesinde model ülke olarak algılanmasını sağlamıştır. 

Bazı İslam ülkeleri tarafından Batı’nın uşağı olarak görülen Türkiye’nin, ABD ile ilişkilerini riske atarak2003 yılında Irak harekatına iştirak etmemesi Türkiye’ye olan güveni hızla artırmıştır. Dış politikada altı prensibin başarılı ve etkili bir şekilde uygulanması Türkiye’ye olan ilgi ve hayranlığı üst seviyelere taşımıştır. Güvenlik ve özgürlük arasındaki denge, komşularla sıfır sorun, çok boyutlu dış politika, proaktif girişimler, yeni bir diplomatik stil ve ritmik diplomasi Türkiye’nin dış politikada güvenilirliğini ve etkinliğini artırmıştır. Bu özellikleriyle Türkiye Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu ve Orta Asya’da ki çatışmalar ve anlaşmazlıklarda arabulucu rolü üslenmiştir. Uluslararası örgütlerle işbirliğini üst seviyelere taşıyan, barışı sağlama ve koruma görevlerine aktif olarak katılan Türkiye’nin küresel ve bölgesel barış ve istikrara katkıları saygınlıkla izlenmiştir. (13) Başarılı çalışmalar hem Türkiye’nin tanınmasını sağlamış, hem de hikayesi hayranlıkla izlenen Türkiye’nin yumuşak gücünün etkinliğini artırmıştır.

Başbakan Erdoğan’ın Davos’ta 29 Ocak 2009 günü düzenlenen Birleşmiş milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon, İsrail Cumhurbaşkanı Simon Peres’in de katıldığı "Gazze: Ortadoğu'da Barış" panelinde İsrail’in yaptıkları yanlışları Şimon Peres’e yüksek bir ses tonu ile ifade etmesi, konuşmasının kısıtlanmasına tepki göstermesi, ‘’One Minute’’ diye yüksek sesle söz istemesi ve paneli terk etmesi İslam ülkelerinde lider olarak ön plana çıkmasına önemli katkı yapmıştır. (14) 2010’da İsrail Ordusunun abluka altındaki Gazze'ye yardım malzemeleri götüren Mavi Marmara gemisine uluslararası sularda baskın düzenlemesi ve 9 kişinin hayatını kaybetmesi karşısında Türkiye’nin İsrail’e karşı sert politikalar uygulaması Başbakan Erdoğan’ın İslam ülkelerinin lideri olarak algılanmasını sağlamıştır. 

TİKA’nın Orta Asya, Kafkasya ve Balkanlarda başlattığı dış yardımlar Ortadoğu ve Afrika ülkelerine yaygınlaştırılmıştır. Pakistan, Haiti, Şili ve Japonya’daki depremlerden,  Pakistan’daki selden ve Güney Asya’da tsunamiden etkilenen bölgelere yapılan yardım operasyonları, Türkiye’nin sahip olduğu insancıl değerleri ön plana taşımıştır. Türkiye’nin insancıl ve değerler üzerine geliştirdiği dış ilişkileri dünyadaki ve bölgedeki halkların gönlünde yer elde etmiş, devletten devlete olduğu gibi halktan halka da derin bağlar oluşturmuştur. (15)

Kültürel etkileşim faaliyetleri kapsamında kamu diplomasisine yönelik programlar, öğrenci değişimleri, turizm, eğitim, bilim gibi hususlarda kaydedilen gelişmeler, dünyayla olan işbirliği, bu anlamda gerçekleştirilen projeler, Türk kültürünün, tarihinin ve dilinin ve kendisinin tanıtımına yönelik faaliyetler Türkiye’nin yumuşak gücüne önemli katkılar sağlamıştır. Başta Ortadoğu, Balkanlar ve Yakın Doğu’da Türk dizilerinin izlenme oranlarının artması ve Türk starların halkların gönlünü kazanması Türkiye’yi sadece devletler nezdinde değil aynı zamanda halklar arasında da hikayesine ilgi gösterilen, özenilen bir ülke konumuna getirmiştir. (16)

Türkiye’nin Ortadoğu’daki sorunlarla ilgilenmesi ve aktif arabulucu dış politika sergilemesi, siyasi ve ekonomik dönüşümünün bir başarı olarak görülmesi ve kültürel etkisinin bir sonucu olarak bölgede çekiciliğinin artması Arap Baharı sürecinde halk ayaklanmalarında model ülke olarak algılanmasını sağlamıştır. Siyasi istikrar ve çağcıl devlet yapısındaki gelişmelere paralel olarak ekonominin hızla gelişmesi ve refahın artması, ABD ve AB ekonomik krizlerinden ekonominin çok az etkilenmesi, Türkiye’yi cazibe merkezi haline getirmiştir. Türkiye’nin hızla gelişen yumuşak gücü dünyada ve bölgesinde saygınlıkla takip edilmiş, bu sayede Türkiye çıkarlarını sert güce ihtiyaç göstermeden elde edebilme kabiliyetine sahip olmaya başlamıştır.

Kırılma Noktası Gezi Olayları

Türkiye’nin hızla gelişen yumuşak gücünün kırılma noktası Gezi Parkı olaylarıdır. Mayıs 2013’de Taksim Yayalaştırma Projesi kapsamında Gezi Parkı’nda ağaçların yerinden sökülmesi ile başlayan eylemler, 15 Haziran’da parkın emniyet güçlerince tamamen boşaltılmasıyla hız kaybetmeye ve nitelik değiştirmeye başlamıştır. İlk etapta çevreye duyarlı genç bir grup tarafından başlatılan barışçıl eylemler, Taksim’deki yeşil alanın korunması ve Gezi Parkı alanında inşa edilmesi planlanan Topçu Kışlası’nı protesto etmek maksadıyla düzenlenmiştir. Eylemin 4. gününde emniyet güçlerinin eylemcilere aşırı güç kullanarak müdahale etmesi ve çok sayıda göstericinin yaralanması eylemlerin hızla Türkiye geneline yayılmasına neden olmuştur.

İlerleyen aşamada aşırı örgütlerin, bölgesel ve küresel ölçekteki dinamiklerin etkisiyle olaylar kontrolden çıkmış, dış aktörler tarafından yönlendirilebilecek bir güvenlik problemine dönüşmüştür. Bu aşamada Gezi Parkı çevresinde ve Taksim meydanında araçlar ve dükkanlar tahrip edilmiş, İstanbul dışında Ankara ve İzmir gibi diğer büyük şehirlerde iktidar partisi aleyhine kitlesel gösteriler düzenlenmiştir. Yurt genelinde iktidara tepki gösteren çevreler bu eylemlere belirli saatlerde hanelerinde ışıklarını açıp-kapatarak, pencerelerinden tencere-tavalara vurarak ve trafikte ise korna sesleriyle katılım göstermişlerdir. (17)

Olayların gelişim süreçleri dikkate alındığında Gezi olayları üç aşamada değerlendirilmektedir. İlk aşama olarak değerlendirdiğimiz süreç, 27 Mayıs – 31 Mayıs tarihleri arasındaki dört günü kapsamaktadır. Bu süreçte kısıtlı sayıda çoğunluğu genç eylemcinin destek verdiği, lokal gösterilerin düzenlendiği, hedef ve kapsamı dar olan ve iç dinamiklerin şekillendirdiği olaylar karşımıza çıkmaktadır.

Eylemlerin ikinci aşaması ise 1 Haziran’dan 15 Haziran’a kadar olan ve son derece hızlı bir şekilde Türkiye geneline yayıldığı iki haftayı kapsamaktadır. Yumuşak Güç Savaşları çerçevesinde okuduğumuz ve “şiddet içermeyen mücadele yöntemleri”nden “şiddetin yeniden üretildiği” çatışmalara dönüşen ikinci aşama 15 Haziran’da güvenlik güçlerinin Gezi Parkı’na müdahale ederek alanı boşaltması ile son bulmaktadır.

Üçüncü aşama ise 15 Haziran’da güvenlik güçlerinin müdahalesi ile park alanının boşaltılmasının ardından eylemlerin git gide zayıfladığı, meşruiyetinin toplum tarafından sorgulanmaya başlandığı ve geniş kitlelerin eylemlere olan desteğini çektiği bir süreçtir. (18)

Gezi Parkı olaylarının ve eylemcilere müdahale şeklinin sağlıklı bir analizi için iki farklı bakış açısı üzerinde durulacaktır. İlk bakış açısı eylemlerin ve güvenlik güçlerinin müdahalesinin demokratik hak ve özgürlükler temelinde analiz edilmesidir. Bu bakış açısıyla özgürlük ve güvenlik ilişkisi değerlendirilecektir. İkinci perspektif ise olayların artık bir güvenlik problemine dönüştüğü ve teorik temeli Yumuşak Güç Savaşları kavramıyla açıklanabilecek bir vaka çalışmasıdır. Artan şiddetle birlikte ulusal bir güvenlik problemine dönüşen ve ülke istikrarına zarar veren bir meselenin küresel ve bölgesel güçlerce istismar edilebileceği ve Yumuşak Güç Savaşlarına dönüşebileceği ihtimali üzerinde durulacaktır.

Hak ve Özgürlükler Perspektifinde Gezi Olayları

Gezi olayları demokratik hak ve özgürlükler perspektifinde analiz edildiğinde; eylemlerin ilk aşamada Gezi Parkı alanı için geliştirilen inşaat projesine karşı, çevre duyarlılığına dayalı demokratik bir tepki olduğu görülmektedir. Bu aşamada, parkın mevcut şekli ile muhafaza edilmesini savunan protestocuların ilk tepkileri demokratik Türkiye içinde meşru talepler olarak değerlendirilmeliydi. Ancak Türkiye’de siyasal iktidar demokratik ve meşru talepler şeklinde ortaya çıkan bu ilk tepkileri kabullenememiş, aksine tepkileri sert bir şekilde bastırmak sureti ile taleplerin son bulacağını düşünmüştür. Oysa çağcıl demokrasilerde çoğulcu bir anlayışla ve yönetişimin bir gereği olarak toplumun talepleri şehirdeki çevre düzenlemelerine yansıtılabilmeliydi.

Modern dünyada özgürlük ve güvenlik son derece hassas bir denge üzerinde yürütülmektedir. Türkiye bu dengeyi dikkate aldığı için başarılı olmuş ve yumuşak gücü artmıştı. Özgürlük ve güvenliğe birbirine zıt kavramlar olarak bakmaktan ziyade birbirini tamamlayıcı iki mefhum olarak da bakmak gereklidir. Güvenlik hareket noktasını özgürlükten aldıkça, özgürlükleri güçlendirir. Demokratik toplum ve demokratik devlet birbiri için önem arz eden bu iki kavram arasındaki uyumu göz önünde bulundurmalıdır. Özgürlükler bazen “güvenlik açığı” şeklinde değerlendirilse dahi, paradoksal bir şekilde tam tersine etkiyle potansiyel gerilim noktalarının azaltılması; toplum içinde farklı görüşlerin ifade edilebilmesi, düşüncelerin kamuoyuna duyurulabilmesi ve siyasi iktidarı etkileyebilme açısından önemli roller üstlenmektedir. Bu bağlamda özgürlükler, toplumda hoşgörü ve güven ortamını sağlamak suretiyle potansiyel gerilimleri azaltmakta ve güvenliğe katkı yapmaktadır.

Soğuk Savaş sonrasında, Kadife Devrimlerin gerçekleşmesi sürecinde, Sovyet yanlısı rejimlerin karşılaştığı bu yeni toplumsal hareketler sadece otoriter ve totaliter rejimlerde görülmemiştir. Benzer olaylar gelişmiş demokrasilerde de yaşanmıştır. 2011’de Amerika’da meydana gelen “işgal hareketleri” domino etkisi ile İngiltere ve İspanya olmak üzere dünyanın birçok ülkesine yayılmıştır. Türkiye’de benzer gelişmeler Gezi olaylarında yaşanmış fakat bu olaylar karşısında güvenlik ve özgürlük dengesinde parlak bir sınav verilememiştir.

Taksim Gezi Parkı’nda ortaya çıkan ve başlangıçta demokratik bir nitelik taşıyan eylemlere güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanarak müdahale etmesi özgürlük-güvenlik ilişkisinde Türkiye’nin henüz belli bir olgunluğa erişemediğini göstermiştir. Çağcıl demokrasilerde de sıkça karşılaşılan bu tür demokratik eylemlere erken ve sert müdahale edilmesi,  güvenliğin liberal ve özgürlük temelli değil, realizm ve güç temelli yaklaşımla uygulandığının önemli bir delili olmuştur. Eylemcilere uygulanan sert müdahalenin meşruiyetindeki problem halk içinde büyük infiallere yol açmıştır. Dolayısıyla çelişkili bir şekilde toplum güvenliğini sağlamak için yapılan müdahaleler aksi yönde etki göstermiş ve güvenlik problemini daha da derinleştirmiştir. (19)

Bu bağlamda Gezi eylemlerinin barışçıl olan birinci aşaması anlaşılabilir bir süreçtir.Bu aşamada güvenlik güçleri özgürlükler temelinde eylemlerin düzenli bir şekilde gerçekleşmesi için gerekli tedbirleri almalıydı. Tam tersine 29 Mayıs - 1 Haziran sürecinde gerçekleştirilen sert müdahaleler eylem(ci)lerin şiddet fitilini ateşlemiş ve 15 Haziran’a kadar üstel artışla yayılan eylemler demokratik yollarla iktidara gelen meşru bir yönetimi tehdit eder duruma gelmiştir. İkinci aşamadaeylem(ci)lerin şiddetin bir parçası olması, ülke istikrarını ve güvenliğini tehdit etmesi nedeniyle, küresel ve bölgesel aktörlerin karıştığı Yumuşak Güç Savaşları’nın bir aracı olduğu noktada eylem(ci)ler meşruiyetini kaybetmeye başlamıştır. 1 Haziran – 15 Haziran tarihleri arasında tanık olduğumuz bu süreçte bazı sivil toplum örgütleri, Yumuşak Güç Savaşları kavramsallaştırması çerçevesinde açıklanabilecek bir ortamda, Türkiye’nin yumuşak gücünün gelişmesini kendi çıkarları için tehdit gören küresel ve bölgesel güçler tarafından kullanılan bir oyuncu konumuna düşürmüştür. (20)

Yumuşak Güç Savaşları

Soğuk Savaş sonrası dönemde, savaşların siyasi, ekonomik ve sosyal maliyetlerinin kabul edilemez boyutlara ulaşmasıyla birlikte; terör örgütleri, mafyalar, gizli servisler ve özel kuvvetlerin kullanıldığı düşük yoğunluklu savaş, yıldız savaşları, siber savaş ve etki odaklı savaş gibi yeni savaş türleri de karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu savaş türleri genellikle klasik realizm yaklaşımı ile özdeşleştirilen güvenlik ve güç gibi kavramların yeniden okunmasına neden olmuştur. (21)

Uluslararası hukuk kurallarındaki gelişmeler ve savaşların siyasi, ekonomik ve sosyal maliyetlerinin kabul edilemez boyutlara ulaşması, Soğuk Savaş sonrası dönemde post-modern savaş yöntemlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu savaşların temel özelliği asimetrik unsurların kullanılmasıdır. Terör örgütleri, mafyalar, gizli servisler ve özel kuvvetlerin kullanıldığı düşük yoğunluklu savaşlar; yıldız savaşları, siber savaş ve etki odaklı savaş gibi ileri teknoloji savaşları ve literatürde yerini henüz almamış fakat uygulamalarını yakından takip ettiğimiz yumuşak güç savaşları post- modern savaş yöntemleri içinde yerini almıştır.

Küresel güçlerin ulusal çıkarlarını elde etmek için terörü bir araç olarak kullanma durumu, 11 Eylül 2001 ve sonrasında terörün kendilerini de vurmasıyla ortadan kalkmıştır. Uluslararası terör lanetlenmiş ve teröre destek veren devletler hedef haline getirilmiştir. Bu durum, küresel güçlerin yumuşak gücün kullanımını esas alan stratejiler geliştirmesine, bir boyutuyla da “Yumuşak Güç Savaşları” kavramsallaştırması çerçevesinde değerlendireceğimiz mücadelelere neden olmuştur.

Yumuşak Güç Savaşları, çıkarları çelişen ülkelerin birbirlerinin yumuşak güçlerini yok etmek, zayıflatmak için kendi yumuşak güçlerini kullandıkları bir mücadele yöntemidir. Bu mücadele biçimi bir ülkenin yumuşak gücünün hızlı bir şekilde gelişme göstererek küresel ve bölgesel güçlerin çıkarlarını tehdit etmesi durumunda meydana gelebilir. Bu bağlamda, yumuşak gücü hızlı bir şekilde gelişen ülkenin politikaları küresel ve bölgesel güçleri hedef almaya veya küresel ve bölgesel güçlerin sahip olduğu yumuşak güce zarar vermeye başlarsa Yumuşak Güç Savaşları’nın çıkması kaçınılmaz olur. Hatta gelişmeler farklı devletleri tehdit ettiği hallerde, bu devletler bir ittifak oluşturarak veya bir ittifak oluşturmadan ayrı ayrı, yumuşak gücü hızlı bir şekilde gelişen ülkeye karşı yumuşak güçlerin çatıştığı bir savaş açabilirler ve bu savaşı aynı anda uygulayabilirler.

Yumuşak Güç Savaşları’nda karşı tarafın etkili olan yumuşak güç unsurları hedef alınır. Bu unsurlar içinde siyasi liderler, partiler, sivil toplum kuruluşları, değerler, ideolojiler, tarihsel derinlik, kültürel yapı, ekonomik gelişme, o ülkeyi cazibe merkezi haline getiren diğer yetenek ve kabiliyetler bulunmaktadır. Yumuşak Güç Savaşları’nda klasik güvenlik uygulamaları olayları daha da büyütebilir. Bir parkın veya meydanın işgal edilmesine ve trafiğin engellenmesine yönelik eylemler aslında güvenlik güçlerini sert müdahaleye zorlamak için yapılan girişimler olabilir. Güvenlik güçlerinin sert müdahalesi, müdahale sırasında meydana gelecek yaralanma ve ölümler sosyal medyada abartılı bir şekilde işlenir. Toplumdaki hassasiyetler istismar edilerek ve olaylarda kahramanlar yaratılarak eylemlere desteğin artırılması ve geniş kitlelerin eylemlere katılması sağlanabilir. 

Yumuşak Güç Savaşları’nda siyasi direniş sürecinde şiddetten uzak durmak esas olmasına rağmen zaman zaman şiddet içeren mücadele yöntemleri de benimsenebilir. Bilgi teknolojileri ve medya süreç içinde aktif ve etkin bir şekilde kullanılır. Siyasi liderin diktatör olarak algılanması için girişimler yoğunlaştırılır ve bu şekilde mücadeleye meşruiyet kazandırılmaya çalışılır. Özgürlük adına gerçekleştirilen eylemler ve direniş vasıtasıyla liderin karizması ve otoritesi aşındırılır. Aynı zaman ülke içindeki hassasiyetler istismar edilerek ülke içindeki radikal örgütler harekete geçirilir. Sıfır toplamlı bir çatışma ortamında devletin yumuşak gücü zayıflatılır ve etkinliği azaltılır.

Yumuşak Güç Savaşları ve Sivil Toplum

Sivil toplum kuruluşları günümüzde kamuoyu oluşturmak suretiyle bireylerin taleplerinin dile getirilmesine ve dikkate alınmasına yardımcı olmaktadır. Farklı düşünce ve çıkar grupların düşüncelerini yaymak ve çıkarlarını elde etmek için örgütlenmektedir. Devlete bağlı olmadan gönüllülük esasına dayalı olarak ortak amaçlar doğrultusunda kurulan sivil toplum kuruluşları halkın katılımının en üst seviyede gerçekleştiği kuruluşlardır. Bu bağlamda vatandaşlar sivil toplum faaliyetlerine katılarak siyasal mekanizmayı yönlendirmekte ve yönetimde aktif bir şekilde rol almaktadır. Siyasi iktidarlar ile sivil toplum arasındaki diyalog ve müzakerelerin kopması, halkın belirli kesimlerinin dikkate alınmaması, kutuplaşmaya ve ötekileşmeye neden olmaktadır. Kutuplaşma ve ötekileştirme toplumdaki gerilimleri artırmakta, karşılıklı düşmanlık ve çatışma ortamını hazırlamaktadır. Oluşan hassasiyet Yumuşak Güç Savaşları için bulunmaz bir “fırsat” oluşturulmakta, küresel ve bölgesel diğer aktörlerin de müdahalesi ile hedef hükümetin yönetebilme kabiliyeti aşındırılarak, istikrar ve güven ortamına darbe vurulabilmektedir. (22)

Gezi parkı örneğinde sivil toplumun aktif rol aldığı gözlemlenmektedir. Bu durum pek tabii ki çağcıl demokrasilerde olağandır. Fakat protestoların yer yer “vandalizm”e dönüştüğü ve kimi eylemcilerin karşısında olduğu şiddetin bir parçası durumuna geldiği noktada sivil toplumun da özgürlüğün uğradığı zarara ilişkin sorumlu olduğu belirtilmelidir. Eylemcilerin, Gezi olaylarının ikinci aşamasında açıkça görüldüğü üzere başvurduğu şiddet, barışçıl eylemlerin meşru zeminini sarsmış, Vandalizm diğer bireylerin ve toplumsal alt grupların özgürlükleri hedef almaya başlamıştır. Sivil toplum örgütleri bu bağlamda kitleleri organize eden ve harekete geçiren bir kuvvet olarak özgürlük ve güvenliğin hassas dengesini gözetmek durumundadır. Özgürlük “bana dokunma” demek değil, Jean Paul Sartre’ın vurguladığı üzere  “özgürlük sorumlu olmaktır.” (23)

Özgürlük ve güvenlik dengesinin güvenlikleştirme lehine bozulmaya çalışıldığı Yumuşak Güç Savaşları’nda siyasi liderin karakteri detaylı olarak incelenerek istismar edilebilecek özellikleri tespit edilir ve bu özellikler manipüle edilmeye çalışılır. Oluşturulan siyasi ortamda farklılıklar ötekileştirilmeye, ötekileştirmeler kutuplaştırmalara, kutuplaştırmalar düşmanlıklara dönüştürülür. Devletin ve halkın ortak menfaatleri siyasi çatışmalara, kargaşa ve kaosa feda edilir. Herkesin kaybettiği Yumuşak Güç Savaşları ortamında devletin yumuşak gücü ve etkinliği azaltılır.

Yumuşak Güç Savaşları kapsamında eğer yönetimler ekonomik baskılara açıksa, sivil toplum örgütleri iş yavaşlatma eylemleri, boykot ve grev gibi ekonomik eylemler şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Çeşitli grev türlerinin seçici şekilde kullanılması imalat, taşımacılık, ham maddelerin tedariki ve ürünlerin dağıtımı gibi kritik noktalarda uygulanabilir. (24) Şiddet içermeyen direnişler yaygınlaştırılarak ülke yönetiminin meşruiyeti sorgulanmakta ve itaatsizlik propagandası yayılmaya çalışılmaktadır.

Bir devletin yumuşak gücü ve liderin cazibesi bölgedeki diğer ülkelerin liderini ve halklarını etkilemeye başladığında, bölgede çıkarları zarar görmeye başlayan diğer aktörler bu ülkelere ve liderlere karşı Yumuşak Güç Savaşları yürütülebilir. Yumuşak gücü gelişen ülkenin etkinliğini sınırlamak amacıyla bölgedeki gelişmeler yeniden şekillendirilebilir. Eğer ülkenin yumuşak gücünün kaynağı bir ideoloji veya inanç sistemi ise, bu değerleri aşındırmaya ve toplumun bu değerlere yönelik bağlılığını azaltmaya yönelik eylemlere ağırlık verilebilir.

Bu bağlamda, Gezi Parkı olaylarının güvenlik problemine dönüşmesi, Türkiye’nin güçlenmesinden rahatsız olan dış aktörlerin süreci istismar etmelerine neden olabilecek bir hassasiyet doğurmuş, yurt genelinde kitlelerin yönlendirilebileceği psikolojik bir zemin meydana getirilmiştir. Gezi olayları sırasında emniyet güçlerinin karşılaştığı zorluklar ve maruz kaldığı tepkiler, gelecekte dış aktörlerin desteği ile gelişebilecek kitlesel hareketlerin Türkiye aleyhine nasıl kullanılabileceğini göstermesi açısından önem arz etmektedir.

Yumuşak Güç Savaşları Çerçevesinde Gezi Olaylarının Analizi

Soğuk Savaş sonrası dönemde eski doğu bloku ülkelerinde “kadife devrimler” ile  totaliter rejimler değiştirilmiştir. Kadife devrimlerle eylemciler, şehrin en önemli ve tanınan meydanlarında, şiddet içermeyen yöntemlerle taleplerini ülke ve dünya gündemine taşıyarak kendi halkına baskı ve şiddet uygulayan totaliter yönetimleri değiştirmişlerdir. Yumuşak Güç Savaşları’nın SSCB’nin ve Doğu Avrupalı diğer sosyalist rejimlerin dağılma sürecindeki bu yansıması, bize totaliter rejimlerin birer birer düşüşünü ve ilgili ülkelerde demokrasi tesisinin bir nevi resmini sunmuştur.

Yumuşak Güç Savaşları’nın ilk örneğini gördüğümüz ve kadife devrimlerle karşılaştığımız totaliter yönetimlerin devrilmesini sağlayan eylemler, Gezi Parkı olayları üzerinden Türkiye’yi okuduğumuzda aynı siyasal meşru zemini yakalayamamaktır. Türkiye, demokratik yollarla yönetime gelen meşru bir siyasal iktidara sahiptir. Bu bağlamda demokratik bir ülkede demokratik tepkiler, yine demokratik sistemin sınırları dahilinde gerçekleşmelidir. Eylemin ikinci aşaması olarak belirttiğimiz ve şiddetin yeniden üretildiği süreçte eylemcilerin, sivil toplum kuruluşlarının, muhalefet partilerinin, bazı yasa dışı örgütlerin, çevreci duyarlılıkla başlayan bu girişimi demokrasinin “altını oyacak” ve şiddeti maruz görecek şekilde manipüle etmesi Türkiye’de katılımcı demokrasiye zarar vermektedir. Bununla birlikte, hükümetin eylemlerin ilk aşamasındaki demokratik talepleri göz ardı etmesi ve polisin müdahalede orantısız güç kullanması eylemcilere oldukça geniş bir kitlenin destek verdiği protesto sürecini başlatmıştır. Bu süreçte Topçu Kışlası’nın inşa edileceği yönündeki ısrarlı tutum ve krizin güç kullanılarak çözülmeye çalışılması eylemlerin şiddetini arttırmıştır.

2002’den itibaren üç kez üst üste oylarını artırarak iktidara gelen ve “egemen parti” konumuna yükselen Ak Parti’nin,2011’deki seçimlerde %50’lik bir çoğunluğun desteğini kazanmasından sonra, “ustalık dönemi” olarak adlandırdığı dönemde çağcıl demokrasinin en önemli esasları olan çoğulculuk ve yönetişim ilkelerinden uzaklaşmaya başlaması, kendisine tepkilerin artmasına neden olmuştur. Kuruluş ve yükseliş aşamasında çoğulculuk ve yönetişim ilkelerine uygun hareket eden AK Parti’nin, ustalık döneminde sadece kendi seçmen kitlesinin ve hatta seçmen kitlesi içinde kendisine yakın belirli grupların talepleri doğrultusunda politikalar uygulamaya başlamıştır. Diğer grupların görüşlerini, beklentilerini ve taleplerini göz ardı etmesi hatta onların bir kısmını tamamen ötekileştirmesi, AK Partiyi kapsayıcı olmaktan ziyade dışlayıcı söylemlerde bulunan bir parti konumuna düşürmüştür. Muhalefet bu hassasiyeti değerlendirerek iktidarı otoriterleşme ile suçlamış ve başbakanı diktatör olarak tanımlamıştır. Bu bağlamda diktatör algısı üzerinden Gezi olaylarının meşruiyeti sağlanmaya çalışılmıştır. (25)

Eylemlerin şiddete varan aşamalarında güvenliğin sağlanması için başvurulan güç kullanımı, radikal örgütlerce özgürlüklere vurulmuş bir darbe olarak gösterilmiş, kutuplaşma, düşmanlık ve çatışma ortamı derinleştirilerek yayılmaya çalışılmıştır. Siyasi liderin karakteri detaylı olarak incelenerek tespit edilmiş, karar alıcıların istismar edilebilecek özellikleri olumsuz ve kasıtlı bir şekilde manipüle edilmeye çalışılmıştır. Yumuşak Güç Savaşları’nda hedeflerden biri de hükümetin yönetebilme kabiliyetinin aşındırılması, istikrar ve güven ortamının ortadan kaldırılması ve devletin yumuşak gücünün zayıflatılmasıdır.

21. yüzyılda yükselen bir güç olarak ortaya çıkan Türkiye’nin yumuşak gücü Ortadoğu’da etkili olmaya başlamıştır. Arap Baharı kapsamında yapılan halk devrimleri, Türkiye’nin yumuşak gücünü daha da artırmış, bölge ile ilgilenen küresel ve bölgesel güçler endişe duymaya başlamıştır. Türkiye’de başbakanlık seviyesinde yapılan açıklamalar da bu endişeleri derinleştirmiştir. Yumuşak Güç Savaşları kavramsallaştırmasında yumuşak gücü hızlı bir şekilde gelişen ülkenin politikaları, küresel ve bölgesel güçlerin çıkarlarına zarar vermeye başladığında, bu güçler yumuşak gücü yükselen ülkenin iç hassasiyetlerini istismar ederek o ülkenin yumuşak gücünü zayıflatmak için girişimlerde bulunmaktadır. Gezi olayları sonrasında Türkiye’nin yumuşak gücü büyük bir darbe yemiştir.

Soğuk Savaş sonrası süreçte eski Sovyet Cumhuriyetleri sonrası ortaya çıkan devrimler, Arap halk ayaklanmaları ve Türkiye’deki Gezi olayları iç dinamikleri tetikleyen dış etkiler bağlamında okunurken; kitleleri harekete geçiren küresel ve bölgesel güçlerin stratejileri de göz önünde bulundurularak değerlendirilmeler yapılmalıdır. Gezi olayları, Mısır’daki darbe ve Tunus’ta muhalif liderin öldürülmesi ile artan eylemlerin aynı anda meydana gelmesi dikkate alınmalıdır. Başlangıçta sadece çevre duyarlılığı temel neden olsa da, Türkiye geneline bakıldığında eylemlerin dış aktörlerin destek ve yönlendirmelerinden bağımsız düşünülmesi mümkün değildir. Gezi Parkı olayları ile başlayan gösterilerde yer alan çok sayıdaki yabancı uyruklu eylemci de Türkiye’deki sürecin sadece Taksim’deki çevre düzenlemeleri ile açıklanamayacağını ortaya koymaktadır. Gösterilerde eylemcileri kışkırtan ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Yunanistan, Suriye ve İran uyruklu yabancılar tespit edilmiş ve gözaltına alınmıştır. Ayrıca eylemleri yönlendiren yabancı uyruklular arasında diplomatik pasaportlu kişilerin de yer alması dikkat çekmiştir. (26)

Yumuşak Güç Savaşları’nda küreselleşme ve bilgi teknolojilerinden istifade edilerek uluslararası kamuoyu ve hedef ülke kamuoyları şekillendirilir. Bu çerçevede yabancı basının tutumu da Gezi parkı olaylarının küresel sistemden bağımsız değerlendirilemeyeceğini göstermiştir. Taksim’deki gelişmeleri dünya kamuoyuna düzenli bir şekilde aktaran bazı yabancı basın organlarının Türkiye’deki gelişmeleri “iç savaş” havasında yansıttığı, “Türk baharı” izlenimi vermeye çalıştığı, özellikle emniyet güçlerinin müdahale tarzına odaklandığı ve açık bir biçimde taraflı bir habercilik yaptığı gözlemlenmiştir. Hatta yine bazı medya kuruluşlarının, Türkiye’de demokratik yollarla seçilen siyasi iktidarı, Arap dünyasındaki halk hareketlerinin çıkmasına neden olan totaliter yönetimlerle karşılaştırdığı görülmüştür. Özellikle Rus basısının Taksim’deki gelişmeleri naklederken “Türk Baharı”, “Türk Savaşı”, “İstanbul Savaş Alanı” ve “Kalabalıklar Tahrir’de olduğu gibi Taksim’i de almak istiyor” başlıklarını tercih etmesi ve Russia Today televizyonunun Twitter hesabındaki haber cümlelerinin sonuna “#occupygezi” (geziyi işgal et) etiketi koyması dikkat çekmiştir.

Demokrasi ve özgürlük yolunda demokratik yollarla iktidara gelen bir hükümete karşı yapılan bu eylemlerin küresel ve bölgesel aktörlerce desteklenmesi aynı zamanda bir ikilemi de ortaya çıkarmıştır. Taksim’de demokrasi ve özgürlüğü destekleyen Batı, Tahrir’de darbeye destek vermiştir. Bu durum, Batı’nın söylem ve eylemlerindeki ikircikliği göstermektedir. Gezi olaylarında Batı ülkeleri, Rusya ve İran’ın girişimleri Yumuşak Güç Savaşları’nda birbiriyle ihtilaf halinde olan kuvvetlerin bile dolaylı ya da direkt olarak bir ittifak kurduğu süreci dünya kamuoyuna sunabilmektedir.

Soğuk Savaş sonrası süreçte küresel ve bölgesel aktörlerin yumuşak güçleri nüfuz ettiği bölgelerde toplumları yönlendirebilmek amacıyla aşırı örgütlerle birlikte kitle hareketlerini teşvik ettiği gözlemlenmektedir. Eski Sovyet cumhuriyetlerindeki devrimler ve Arap Baharı sürecindeki halk hareketleri, bu stratejinin kısmen tatbik edildiği örnekleri karşımıza çıkarmıştır. Bahse konu Yumuşak Güç Savaşları sürecinde, PKK terör örgütüne destek verilerek KCK yapılanması üzerinden kitleleri harekete geçirmeye çalışmış, Türkiye’ye karşı “devrimci halk savaşı”nın ön hazırlıkları yapılmıştır. SDP, ESP, TKİP, TKEP/L, Halkevleri gibi bazı aşırı gruplar da şiddet içerikli eylemlere müdahil olmuştur. Keza Gezi eylemlerinin ilerleyen aşamalarında Taksim’deki araçların, durakların ve işyerlerini tahrip edilmiş ve PKK/KCK, DHKP-C, MLKP, TKP/ML, THKP/C gibi halkı terörize eden örgütlerinin meydanda etkili olduğu görülmüştür. Dolayısıyla, Yumuşak Güç Savaşlarında Gezi parkı eylemlerinde görüldüğü gibi hedef ülkelerdeki hassasiyetler değerlendirilerek kitleler harekete geçirilmeye çalışılmakta ve o ülkelerin yumuşak güçlerine önemli zararlar verilmektedir. (27

Çıkarılması Gereken Dersler: Çoğulcu Demokrasi ve Yönetişim

Gezi olayları Türkiye’deki iç dinamiklerin etkisi ve güvenlik güçlerinin başlangıçtaki sert tepkisi sonucu yaygınlaşmıştır. Gezi Parkı olayları, eylemlerin başlangıcından itibaren dış aktörler tarafından planlanan ve yürütülen bir proje olarak değerlendirilemez. Ancak olayların ilerleyen günlerde ulusal bir güvenlik problemine dönüşmesi, ortaya çıkan kutuplaşmaların derinleşmesi ve grupların radikalize olmasıyla dış güçler de devreye girmiş ve Türkiye’nin yumuşak gücüne zarar vermek için oluşan hassasiyetler istismar edilmiştir.

Teknoloji ve iletişim olanaklarının üst düzeye çıktığı günümüz dünyasında, “işgal” eylemleri ve kitlesel halk hareketleriyle sık sık karşılaşılabilir. İç siyasette bıraktığı derin izler, ekonomide yol açtığı sonuçlar ve Türkiye’nin yumuşak gücüne vurulan darbeler dikkate alındığında, siyasi iktidar, muhalefet ve sivil toplum kuruluşlarının Gezi olaylarından belli dersler çıkarması gereklidir. Türkiye’nin de önemli bir sınav verdiği bu yeni toplumsal hareketlerle mücadelenin panzehri çoğulcu demokrasi ve yönetişimdir.

Demokrasinin gelişim sürecinde, çoğunluğun devlet yönetimindeki kararlarının mutlak olması, azınlık haklarını kısıtlayabileceği kaygısı çoğulcu demokrasiyi ortaya çıkarmıştır. Çoğulcu demokrasi anlayışında çoğunluğun yönetme hakkı bulunmasına rağmen çoğunluğun sınırsız yetkilere sahip olduğu söylenemez. Temel insan haklarına saygı, insan onurunun korunması, azınlıkta veya muhalefette olanların beklentilerinin dikkate alınması, farklı düşüncelerin serbestçe hiçbir baskıyla karşılaşmadan söylenebilmesi çoğulcu demokrasi için şarttır.

Çoğulcu demokrasilerde özgürlük herkesin yönetime serbestçe katılımını sağlarken, eşitlik de insanların her türlü farklılığına rağmen, insan onurunun korunması gereğinden dolayı, eşit bir şekilde bu yönetime katılabilmesi anlamına gelmektedir. (28) Çoğulcu demokrasilerde bireysel, kültürel ve sosyal haklar korunur ve genişletilir. Farklı kültürel kimlikler arası ilişkilerde ötekileşme yerine eleştirel anlama ve diyalog temelli tartışma ortamı oluşturulur. (29) Toplumsal sorunların çözümünde ve talepler karşısında şiddet ve baskı yerine demokratik müzakere yöntemi etkin olarak kullanılır.

Yönetişim kavramı ise hükümet otoritesine ve gücüne dayalı yönetim anlayışından, hiyerarşik yapıdaki bir yönetim olgusundan farklı yeni bir süreci ve toplumun yönetimine ilişkin yeni bir modeli anlatmaktadır. Böyle bir model içinde aktörlerin ve birimlerin tek taraflı yönlendirmeleri ve etkileri değil, bir etkileşim süreci içinde gerçekleşen interaktif ilişkiler söz konusudur. Sadece hükümet birimlerinin ve görevlilerinin değil, aynı zamanda hükümet dışı örgütlerin, sivil toplum örgütlerinin, bilim adamlarının, uzmanların ve vatandaşların katılımı söz konusudur. Bu bağlamda yönetişim ilkesinin işletilmesi ve farklı taleplerin dikkate alınması ile protestoların henüz bir güvenlik problemine dönüşmeden yatıştırılması mümkün olabilir. Yönetişimin uygulanmaması muhalif grupların aşırı gruplar ile birlikte hareket etmesine, böylece aşırı grupların meşruiyet kazanmasına hizmet etme riski taşımaktadır.

Yönetişim yaklaşımından hareketle yapılan analizlerde; özellikle hükümet-toplum etkileşimi üzerinde durulmakta; devlet ile devlet-dışı alan arasında işbirliğinin, kamu ile sivil toplum örgütleri arasında ilişkilerin geliştirilmesinin, çok kutuplu karar alma mekanizmalarının yaygınlaştırılmasının önemi belirtilmektedir. Devlet, doğrudan doğruya yönetme pozisyonundaki egemen aktör niteliğine sahip olmaksızın, karşılıklı bağımlılık konumunda bulunan aktörler arası etkileşimlerin çoğalması yoluyla, gerek hükümet çerçevesinden, gerekse toplumsal tabandan gelen örgütler arası ilişki ağlarının bir koleksiyonu ya da toplamı olmaya başlamaktadır.

Çoğulculuk ve yönetişimin temel ilkeleri olan hukukun üstünlüğü, katılımcılık, şeffaflık, eşitlik, etkinlik, hesap verebilirlik sayesinde önemli güç merkezleri arasında uzlaşma sağlanarak toplumsal gerilimlerin çıkması önlenebilir. Çıkan gerilimler kutuplaşmaya ve karşılıklı düşmanlıklara varmadan yatıştırılabilir. Bu sayede toplumda barış, istikrar ve güven ortamı yaratılabilir. Yumuşak güç savaşları kapsamında ülke içindeki parçalanmış yapılarınve hassasiyetlerin istismar edilmesi engellenebilir.

Meydanlarda protesto gösterileri düzenleyen eylemcilerin bütün taleplerinin yerine getirilmesi mümkün değildir. Ancak dile getirilen demokratik taleplerin topyekûn yok sayılması da katılımcı demokrasi ile çelişmektedir. Ülke içinde farklı grupların beklentilerinin karşılanmaması ve dile getirilen eleştirilerin ötekileştirilmesi ülke içindeki parçalanmış yapıları harekete geçirmekte, derinleştirmekte ve radikalize etmektedir. Bu nedenle protesto gösterileri ortaya çıktığında diyalog devam ettirilmeli, mutedil ve ikna edici yaklaşımlar üzerinde durulmalı ve henüz olaylar şiddetlenmeden çoğulcu demokrasi ilkesiyle soruna çözüm aranmalıdır.

Gezi olayları sırasında halk hareketlerinin desteği ve iktidara duyulan tepkinin hızlı yayılmasında sosyal medyanın etkisi önemlidir. Bu bağlamda, sosyal medyayı protestocular kadar devlet de toplumun doğru bilgilendirilmesi ve provokasyonları engellemek amacıyla hızlı ve etkin bir biçimde kullanmalıdır.

Yumuşak Güç Savaşları’nda alınacak güvenlik tedbirlerindeki hassasiyetler dikkate alındığında, güvenlik güçlerinin teşkilatlarının ve eğitimlerinin büyük önem arz ettiği görülmektedir. Güvenlik güçleri alacağı tedbirlerde dengeli ve istikrarlı davranmalı, güvenlik tedbirlerinin büyüklüğüne ve aşamasına göre önlemler konusunda ölçülü davranmalıdır. Ayrıca güvenlik personelinin psikolojik durumları devamlı izlenmeli, özel olarak izlenilmesi gereken personel operasyonlara götürülmemelidir.

Sonuç Yerine

Gezi olaylarının ilk aşaması demokratik tepkilerin dile getirildiği; ikinci aşaması ise protesto gösterilerinin hızlı bir şekilde genişlediği, şiddetin yoğun olarak görüldüğü ve protestoların Türkiye geneline yayıldığı süreçtir. İkinci aşamanın ilerleyen safhalarında protesto gösterileri, Türkiye’nin hızla yükselen yumuşak gücünü kendi çıkarları açısından bir tehdit olarak gören ülkeler ve aktörler tarafından yönlendirilmeye başlanmış ve çoğu zaman manipülasyona uğramıştır. Bu aşamada Yumuşak Güç Savaşları olarak kavramsallaştırılabilecek gelişmeler yaşanmıştır.

Gezi parkı olaylarının Türkiye açısından bir güvenlik problemine dönüşmesi, dış aktörlerin istismar edebileceği bir alan doğurmuştur. Bu durum, yurt genelinde kitlelerin yönlendirilebileceği psikolojik bir zemin meydana getirmiştir. Bahse konu ortam yumuşak güçlerin çatıştığı ve sivil toplum kuruşlarının da bu zeminde araçsallaştırıldığı bir resmi ortaya koymuştur.

Gezi olaylarında çoğulcu demokrasi ve yönetişim kavramlarına uyulmadığı için Yumuşak Güç Savaşları kapsamında olaylar yaşanmış ve Türkiye’nin yumuşak gücü büyük bir darbe yemiştir. Çoğulcu demokrasi toplumun tüm kesimleri ile iletişim halinde bulunan ve onların görüşlerini dikkate alan müzakereci bir yönetimi öngörmektedir.

Çoğulcu demokrasi ilkelerine uygun hareket edilmesi toplumsal gerilim zamanlarında ve olayların başlangıç aşamasında daha da önem kazanmaktadır. Hatta olaylar meydana gelmeden önce siyasi iktidar yönetişim kavramına uygun olarak toplumsal talepleri analiz eder ve bu talepleri dikkate alan politikalar ve uygulamalar gerçekleştirirse proaktif olarak potansiyel gerilimlerin oluşmasını ve olayların gelişmesini engelleyebilir.

Türkiye’de son yıllarda yaşanan gerilimlerin ve olayların temelinde çağcıl demokrasi, demokratik kültür ve olgunluk eksikliği yer almaktadır. Bireyler ve toplumsal alt grupların özgürlük alanlarının sınırları, diğer birey ve toplumsal alt grupların özgürlük alanlarının sınırlarıyla uyumlu olmalıdır. Dolayısıyla bireyler ve toplumsal alt gruplar birbirlerinin özgürlük alanlarına müdahaleden kaçınılmalıdır. Ayrıca bireysel ve toplumsal özgürlük alanları genişletilirken, güvenliğin temel görevinin bu alanları korumak olduğu üzerinde durulmalıdır. Olumsuz olayların gelişmesi durumunda, güvenlik güçleri yetkisini hukuktan alarak ve hukukun sınırlamalarına uyarak ihlal edilen özgürlük alanlarını korumalıdır.

Gezi olaylarında güvenlik tesis edilmeye çalışılırken özgürlükler zarar görmüş, özgürlük ve güvenlik ilişkisindeki denge özgürlükler aleyhine bozulmuştur. Bu noktada taraflar açısından demokratik olgunluğun elzem olduğu tekrar vurgulanmalıdır. Demokratik olgunluk sadece tek taraflı olarak devletten beklenmemelidir. Toplum ve bireyler de demokratik olgunluğa sahip olma hususunda sorumludur. Sadece çağcıl demokrasi, demokratik kültür ve olgunluğa ulaşmış bir Türkiye’de; barış, istikrar ve güven ortamı yaratılabilir, huzur ve refah içinde insanca bir yaşam hakim olabilir.

DİPNOTLAR
(1) Joseph Nye, “The Changing Nature of  World Power,” Political Science Quarterly 105/2, (1990),  177; Dünya Siyasetinde Başarının Yolu Yumuşak Güç, çev. Rayhan İnan Aydın, (Ankara: Elips Kitap, 2005), 11.
(2) Hans Morgenthau, Politics Among  Nations. The Struggle for Power and Peace, (New York: Alfred A. Knoff, INC., 1985), 127-64.
(3) Kalevi. J. Holsti, “The Concept of  Power in the Study of International Relations,” Background, No.4No.4, 1964, 179.
(4) Robert Dahl, “TheConcept of Power,” BehavioralSciences, Vol. 2, Vol. 2, 1957, 201-03
(5) Edward H. Carr, Twenty Years’ Crisis , 1919-1939: An IntroductiontotheStudy of International Relations, (New York: Perennial, 1981), 109.
(6) KennethWaltz, Theory of International Relations, (New York, WavelandPressInc., 1979) 195.
(7) Robert Keohane& Joseph Nye, Power and Interdependence, (New York:Longman, 2001), 196.
(8) Joseph Nye & Richard Armitage, “A smarter, moresecureAmerica”, CSIS Commission on smartpower, CSIS, (2007), 14.
(9) Joseph Nye, “Soft Power,” Foreign Policy, no. 80. (1990), 153-71.
(10) Joseph Nye, Amerikan Gücünün Paradoksu, (İstanbul: Literatür Yayıncılık, 2003), 10-11.
(11) Robert W. Cox, “Social Forces, Statesand World Orders: Beyond International Relations Theory”, içinde Neorealism and Its Critics, Der. Robert Keohane, (New York: Colombia University Press, 1986),  219.
(12) İbrahim Kalın, “Türk  dış politikası ve kamu diplomasisi”, Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü, (Son Erişim 18 Şubat 2013). http://www.kdk.gov.tr/sag/turk-dis-politikasi-ve-kamu-diplomasisi/20
(13) Baskın Oran, “11 Eylül Olayı Ertesinde AKP Dönemi”, içinde Türk Dış Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Cilt III (2001-2012), Der. Baskın Oran,  (İstanbul; İletişim yayınları, 2013), 139.
(14) Konu ile ilgili bir analiz için; Gökhan Türk, “Davos Krizi ve Ortadoğu’ya Yansımaları,”Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) Analiz, 20 Şubat 2009, (Son Erişim: 18 Şubat 2014).http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=284:davos-krizi-ve-ortadoguya-yansimalari&catid=77:ortadogu-analizler&Itemid=150
(15) Tuncay Kardaş & Ramazan Erdağ, “Bir Dış Politika Aracı Olarak TİKA,”Akademik İncelemeler Dergisi, Cilt: 7 Sayı:1 (2012), 184
(16) Tuba Çavuş, “Dış Politika’da Yumuşak Güç Kavramı ve Türkiye’nin Yumuşak Güç Kullanımı,”Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Sayı:2.
(17) Atilla Sandıklı & Erdem Kaya, “Gezi Parkı Olayları: Çıkarılması Gereken Dersler”, Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM)Analiz, 24 Haziran 2013, http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=2442:gezi-park-olaylar-ckarlmas-gereken-dersler&catid=122:analizler-guvenlik&Itemid=147 (Son Erişim: 18 Şubat 2014).
(18) Hatem Ete & Coşkun Taşkın, Kurgu ile Gerçeklik Arasında: Gezi Eylemleri, (İstanbul: SETAV, 2013),  21-31.
(19) Atilla Sandıklı, “Yumuşak Güç Savaşları ve Gezi Parkı Olayları,”Dernekler, Sayı: 25 (2013: 4), 35-36.
(20) Sandıklı, A.g.e., 37.
(21) Atilla Sandıklı, “Yumuşak Güç Savaşları” konulu sunum, Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Güvenlik Kongresi, Kocaeli, 8-9 Ekim 2013,
http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=2474:2013-10-10-11-02-27&catid=133:sunular-sunular&Itemid=225 (Son Erişim: 18 Şubat 2014).
(22) Sandıklı, Yumuşak Güç, 37
(23) Jean Paul Sartre,  Çağımızın Gerçekleri, (İstanbul: Çan Yayınları, 1973),65.
(24) Gene Sharp, Diktatörlükten Demokrasiye, (Boston:The Albert Einstein Institution, 2010), 38-39.
(25) Sandıklı, Yumuşak Güç, 40.
(26) Fazlı Mert ve diğerleri, “Provokatörlere suçüstü.”, http://www.zaman.com.tr/gundem_provokatorlere-sucustu_2097555.html (Son Erişim: 18 Şubat 2014)
(27) Sandıklı &Kaya, A.g.e.
(28) Bülent Yavuz, “Çoğulcu Demokrasi Anlayışı ve İnsan Hakları,”Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: XIII, Sayı. 1-2 (2009),  299 http://webftp.gazi.edu.tr/hukuk/dergi/13_12.pdf
(29) Fuat Keyman, “Küreselleşen Dünyada Türkiye ve Demokratikleşme,” içindeTürkiye’ninVizyonu Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri, Der. Atilla Sandıklı, (İstanbul: BİLGESAM Yayınları, 2008) 128.


KAYNAKÇA

Kitaplar
Carr, Edward H..TwentyYears’ Crisis, 1919-1939: An IntroductiontotheStudy of International Relations, New York: Perennial, 1981
HansMorgenthau, PoliticsAmong  Nations. TheStruggleforPowerandPeace, New York: Alfred A. Knoff. Inc., 1985
Hatem Ete & Coşkun Taşkın, Kurgu ile Gerçeklik Arasında: Gezi Eylemleri, İstanbul: SETAV, 2013.
Keohane, Robert &Nye, Joseph, PowerandInterdependence, New York: Longman, 2001.
Keohane, Robert &Nye, Joseph, PowerandInterdependence, New York: Longman, 2001.
Keohane, Robert &Nye, Joseph. PowerandInterdependence, New York: Longman, 2001
Keohane, Robert (Der.), NeorealismandItsCritics, New York, ColombiaUniversityPress, 1986.
Nye, Joseph S..Dünya Siyasetinde Başarının Yolu Yumuşak Güç. çev. Rayhan İnan Aydın Ankara: Elips Kitap, 2005
Nye, Joseph. Amerikan Gücünün Paradoksu, İstanbul: Literatür Yayıncılık,2003.
Sartre, Jean Paul,  Çağımızın Gerçekleri, İstanbul: Çan Yayınları, 1973.

Sharp, Gene, Diktatörlükten Demokrasiye, Boston: The Albert Einstein Institution, 2010

Waltz, Kenneth. Theory of International Relations, New York, WavelandPress, Inc.: 1979.

Dergiler ve Raporlar
Çavuş, Tuba. “Dış Politika’da Yumuşak Güç Kavramı ve Türkiye’nin Yumuşak Güç Kullanımı.” Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Sayı:2 (2012), 28-29.

Dahl, Robert. “TheConcept of Poweri.” BehavioralSciences, Vol. 2, (1957), 201-03

Holsti, Kalevi. J.. “TheConcept of Power in theStudy of International Relations.” Background, Vol.7, No.4, (1964), 179.

Kardaş, Tuncay & Erdağ, Ramazan. “Bir Dış Politika Aracı Olarak TİKA.” Akademik İncelemeler Dergisi, Cilt: 7, Sayı:1 (2012), 184.

Nye, Joseph &Armitage, Richard, “A smarter, moresecureAmerica.” CSIS Commission on smartpower, CSIS, 2007, 14.

Nye, Joseph &Armitage, Richard. “A smarter, moresecureAmerica.” CSIS Commission on smartpower, CSIS, 2007, 14.

Nye, Joseph, “TheChanging Nature of World Power.” PoliticalScienceQuarterly , 105/2, 1990
Nye, Joseph. “SoftPower.” ForeignPolicy, no. 80, (1990), 153-71.

Sandıklı, Atilla. “Yumuşak Güç Savaşları ve Gezi Parkı Olayları.” Dernekler, Sayı: 25, (2013/4), 35-36

Waltz, Kenneth. “Realist ThoughtandNeorealistTheory.” Journal of International Affairs, 44/1,(1990) 21-37.

Yavuz, Bülent. “Çoğulcu Demokrasi Anlayışı ve İnsan Hakları.” Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt: XIII, Sayı. 1-2 (2009),  299

İnternet Siteleri

Atilla Sandıklı, “Yumuşak Güç Savaşları” başlıklı takdim, Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Güvenlik Kongresi, Kocaeli, 8-9 Ekim 2013 (Son Erişim: 18 Şubat 2014),
http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=2474:2013-10-10-11-02-27&catid=133:sunular-sunular&Itemid=225

Fazlı Mert ve diğerleri, “Provokatörlere suçüstü.”, (Son Erişim: 18 Şubat 2014),
http://www.zaman.com.tr/gundem_provokatorlere-sucustu_2097555.html

Gökhan Türk, “Davos Krizi ve Ortadoğu’ya Yansımaları”, BİLGESAM Analiz, 20 Şubat 2009, (Son Erişim: 18 Şubat 2014),
http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=284:davos-krizi-ve-ortadoguya-yansimalari&catid=77:ortadogu-analizler&Itemid=150
http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=2474:2013-10-10-11-02-27&catid=133:sunular-sunular&Itemid=225

İbrahim Kalın, “Türk dış politikası ve kamu diplomasisi”, Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü,(Son Erişim 18 Şubat 2014),http://www.kdk.gov.tr/sag/turk-dis-politikasi-ve-kamu-diplomasisi/20

Sandıklı, Atilla & Kaya, Erdem, “Gezi Parkı Olayları: Çıkarılması Gereken Dersler”, Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) Analiz, 24 Haziran 2013,(Son Erişim: 18 Şubat 2014),http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=2442:gezi-park-olaylar-ckarlmas-gereken-dersler&catid=122:analizler-guvenlik&Itemid=147


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top