Sudan'ın Bölünmesi ve Doğabilecek Sorunlar

Hasan ÖZTÜRK
09 Temmuz 2011
A- A A+

kinci Dünya Savaşı sonrası bağımsızlığına kavuşan eski İngiltere sömürgelerinden biri Sudan’da iç istikrar bir türlü sağlanamadı. Tohumları sömürgecilik döneminde atılan Sudan'nın kuzeyi ile güneyi arasındaki iç savaş,  yarım asrı aşan bir iç savaşa, can kayıplarına ve insanların yurtlarından olmalarına sebep oldu. Kuzey-Güney savaşı 9 Temmuz günü Güney Sudan’ın resmen bağımsızlığını ilan etmesi ile yeni bir boyut kazanmaktadır.

 

 

 

Daha önce Hartum hükümeti ve Güney Sudan’daki muhalif grup Sudan Halkı Özgürlük Hareketi (SPLM) arasında 2005 yılında imzalanan anlaşmada karara varıldığı üzere Güney Sudan kendi kaderini tayin etmek için referanduma gidecekti. O referandum Ocak 2011 ortasında yapılmış ve referandumdan merkez Sudan hükümetinden ayrılma kararı çıkmıştı. İşte bu referandum sonucundan sonra Güney Sudan 9 Temmuz Cuma günü resmen bağımsızlığını ilan edecek ve uluslararası toplumun yeni bir ferdi olarak diğer ülkeler arasında yerini alacak.

 

 

 

Ülkelerin bölünmesi o coğrafyadaki dengeleri değiştirir ve yeni dengelerin oluşumu ise bölgedeki aktörler arasında sürtüşmelere sebep olduğu için sancılıdır. Çekoslovakya örneğinde olduğu gibi sancısız bölünmeler istisnadır. Sudan’ın güneyinin resmen bağımsızlık ilan etmesi ve yeni bir devlet olarak doğuşu kuşkusuz bir takım olumlu ve olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Neredeyse Güney Sudanlılar dışında Sudan’dan ayrılıp bağımsız devlet kurmanın ülkenin ve bölgenin sorunlarını çözeceğine inanan yok. Genel kanı, yeni devletin ortaya çıkması ile hem Hartum hükümeti ile yeni sorunlar doğacağı, içeride ise etnik ve dini sorunların baş göstereceği yönündedir. Problemin asıl sebeplerini ve Güney Sudan’ın doğuşu ile ortaya çıkacak yeni durumu analiz etmeden önce sorunun geçmişini kısaca hatırlamak faydalı olacaktır.

 

 

 

 

Sorunun Asıl Sebepleri ve Batının İlgisi

 

Mısır’da yönetimi elinde bulunduran Mehmet Ali Paşa, 1820’de bugünkü Sudan’ın kuzey kesiminde var olan Func Sultanlığını mağlup ederek bu ülkenin topraklarını Mısır’a kattı. Mehmet Ali Paşa ve ardından gelen yöneticiler özellikle Sudanlı Müslümanları memnun edemediler. XIX. Yüzyıl sonlarına doğru Mısır’ın Sudan’daki yönetim hatalarını düzelteceğini iddia eden İngiltere askerlerini Sudan’a soktu. O dönemde Mısır’daki yönetime karşı başlatılan Muhammed Mehdi hareketini bastıran İngiltere, Sudan 1956’da bağımsızlığına kavuşana dek burada kaldı.

 

 

 

 

Sudan 1956 yılında İngiltere’den bağımsızlığını almadan bir yıl önce Güney Sudan’da bir grup insan İngiltere’nin bölgeden ayrılacağını anladı. İngilizlerin ayrılması sonucunda ortaya çıkacak devletin şimdiye kadar sömürgeci yöneticilerin politikaları yüzünden soğudukları Hartum'daki merkezi yönetim etkisinde kalacağını düşünen grup, Güneyde bağımsız bir devlet kurmak için Kuzeyde oluşmaya başlayan Sudan yönetimiyle savaşa girdi. Sadece 1972 yılında imzalanan ateşkes anlaşması ile 13 sene ara verilen iç savaş 1983’te tekrar başladı ve 2005’te imzalanan barış anlaşmasına kadar sürdü.

 

 

 

 

Batı medyası ve oradan alıntılıyarak Türk kamuoyuna duyuran ulusal medya organları Sudan'daki  sorunu Müslüman Kuzey ile Hıristiyan Güney arasında olduğunu yazmaktadırlar. Halbuki varolan sorun ne din ne de ırk/etnisite farkından kaynaklanmaktadır. Problemin asıl sebebi 20. yüzyıl başlarında sömürgeci yönetimin uyguladığı politikalar ve bölgesel ayrımcılıktır. Belirtilmesi gereken bir diğer husus da Sudan'ın sosyal yapısıdır. Sanılanın aksine Sudan etnik olarak kesin hatlarla Müslüman/Arap Kuzey ve Hıristiyan/Afrikalı Güney şeklinde bölünmemiştir.  Ancak, Arap yarımadasından göçen, kıtanın farklı yerlerine dağılan ve yerel halkla kaynaşıp etkileşime giren göçmen Arapların varlığı ve yerel kültüre tesiri ise yadsınamaz bir gerçektir. Bu etkinlik kuzeyde daha fazla iken güneye doğru inildikçe azalmaktadır.

 

 

 

 

İngilizlerin yönetimde bulunduğu bu dönemde İslam ve Hıristiyanlığın fazla ulaşamadığı ve yerel dinlerin etkili olduğu Sudan’ın güney kesimleri misyonerlerin ilgi alanı oldu. Hıristiyan misyonler vasıtasıyla bölgeye yerleşmek isteyen İngiliz sömürgeci yönetiminin önündeki en büyük ve durdurulması gereken tehlike kuzeydeki Müslümanlardı. İngiliz hükümetinin de yardımıyla Güney Sudan’da Hıristiyanların sayısı artarken sömürgeci idare bir yandan da Kuzey eyaletlerde yaşayan Müslümanların Güneye inip etkin olmalarını engellemek istiyordu. Bunun için sömürgeci yönetim sekizinci ve onuncu paraleller arasında bir tampon bölge oluşturarak Kuzeylilerin ve Güneylilerin diğer tarafa geçişini yasakladı ve geçenlerin cezalandırıldığı mekanizmalar geliştirdi. Gerekçe olarak ise Kuzey kesimlerde daha sıklıkla görülen sıtma hastalığının Güneydeki bölgelere yayılmasını engellemek olduğu söylendi. Yine aynı dönemde İngiltere’nin sömürge yönetimi Güney Sudan’da birçok etnik grup arasından Hıristiyanlığı kabul eden gruplara ayrıcalıklar tanınıyordu ve Kuzey bölgelere nazaran Güneye daha fazla yatırım yapılıyordu. Bunun dışında sömürgeci İngiliz yönetimi Güney Sudanlıların aralarında anlaştıkları ortak dil olan (lingua franca) Arapça konuşmasını ve kuzeyliler gibi giyinmelerini yasakladır. Güney Sudan'daki bölge yöneticileri idari toplantılar için Kuzey Sudan'daki idarecilerle değil yine İngiltere sömürgesi olan Doğu Afrika ülke idarecilerinin toplantılarına katılmaktaydılar. İşte bu dönemde uygulanan politikalar sonucunda Sudan bağımsızlığına kavuştuğunda ülke zaten gayrı resmi olarak bölünmüştü.

 

 

 

 

Garang’ın Ölümü ve Güney Sudan’ın Önemi

 

Ziraat ekonomisti olan John Garang, 1983’te iç savaş yeniden başladığında SPLM’nin başına geçti. Verdiği mücadelenin asıl sebebi daha çok ideolojik olan Garang, önceki SPLM yöneticilerinin aksine Güneyde bağımsız bir devlet fikrini benimsemiyordu. Ancak, güney Sudan’da SPLM dışında etkin olan birçok muhalif grubun da tepkisinden çekiniyordu. Slogan olarak “Yeni Sudan-Tek Sudan” ifadesini benimsemiş olsa da Hartum hükümetinden istediği tavizleri koparmak için el-Beşir yönetimiyle görüşmelerde dikkatli davrandı.

 

 

 

 

Yıllarca süren iç savaşı sona erdiren 2005 barış anlaşması, Güney Sudan halkına referanduma kadar ortak hükümet önerirken referandumla birlikte kendi kaderini tayin hakkını elde etme imkânı tanıyordu. Garang, Güney Sudan temsilcisi olarak 9 Temmuz 2005 günü yemin ederek Devlet Başkanı Yardımcılığı görevine başladı. Yeni işine başlayalı bir ay bile olmamıştı ki yaptığı ilk yurtdışı gezisinden- Uganda’dan- dönerken helikopteri kaza yaptı ve hayatını kaybetti. Garang’ın ölümü akıllara birçok soru getirdi ama hiçbir haber ajansı ilk bir hafta içerisinde habere dair hiç bir resim yayınlamadı. Düşen helikopterde Garang, yardımcıları ve Ugandalı bazı yetkililer vardı. Resmi makamlar helikopterin kötü hava şartlarından ve yakıt eksikliğinden düştüğünü belirtti. Garang’ın ailesi de dâhil olmak üzere birçok kesim resmi açıklamalara inandı.

 

 

 

 

Kaza yapan MI-72 model helikopter, Uganda Devlet Başkanı Yoweri Museveni’nin şahsi VIP uçağıydı. İki lider arasındaki görüşmenin sona ermesinin ardından Garang’ı Sudan’a bırakması için Museveni kendi helikopterini tahsis etti. Helikopter yakın zamanda en son teknolojik donanımla modernleştirilmişti. Helikopter, pilota deniz seviyesinden ne kadar yüksekte olduğunu bildiren aygıttan 1000 km ilerideki dağları, ağaçları ve diğer alan özelliklerini gösterebilen donanıma sahipti. Ağaçlara çarpmayı önlemek için çok kuvvetli aydınlatma sistemine sahip olan helikopter aynı zamanda ilerideki bir dağa çok yaklaşıldığında sesli ikaz verme özelliğine sahipti. Tüm bu özelliklere sahip bir helikopterin havalandıktan 45 dakika sonra kötü hava koşullarında yakıt eksikliğinden dolayı kayalıklara çarpması akıllarda birçok soru işareti bırakmıştır.

 

 

 

 

Güney Sudanlı bazı gruplar Garang’ı el-Beşir yönetiminin öldürttüğünü ileri sürmektedir. Ancak helikopter SPLM kontrolündeki bölgede düştüğü için bu tez fazla kabul görmedi. Bu iddiayı ileri sürenlere göre, Sudan Hükümeti her ne kadar SPLM ile anlaşma imzalasa da güneye hiçbir zaman fazla otonomi vermeye razı olmamıştı. Ayrıca Sudanlılar, Garang’ın ülkeyi daha federatif bir yapıya sokmasından ve ileride bağımsızlık talebinde bulunmasından endişe ediyorlardı. Garang’ın SPLM’yi bir arada tutan en önemli etken olduğunun farkında olduklarından, Garang’ı ortadan kaldırdıklarında örgüt içinde bölünmeler yaşanacağını düşünmüş oldukları da öne sürülen iddialar arasındadır. Diğer tarafta ise SPLM içindeki Garang karşıtı grupların böyle bir suikast düzenlemiş olduğu öne sürülmektedir. Kimilerine göre de Garang yaptığı anlaşma hakkında Güney Sudan’nın önde gelen liderlerini bilgilendirmedi. SPLM’nin önde gelen birçok ismi anlaşmayı imzalama taraftarı değildi; çünkü onların asıl hedefi Güney Sudan’ın bağımsız bir devlet olarak Sudan’dan ayrılması idi. Bu gruplar Garang’ın el-Beşir ile anlaşmasından ve örgüt içindeki diktatörce tavırlarından memnun değillerdi. Bir kesim ise düşen helikopterden batılı devletleri sorumlu tuttu. Son derece güvenlikli bu helikopteri düşürmek yüksek teknolojik kabiliyet gerektiriyordu ve buna da sadece batılı devletlerin gücü yeterdi. Bu son tez, batılı devletlerin Güney Sudan’ın geleceğiyle yakından ilgilenmeleri anlamına geliyordu. Peki, batılı devletler neden Güney Sudan ile yakından ilgilensinler ve Garang’a tam da Hartum yönetimiyle anlaşmayı imzalamışken suikast düzenlesin?

 

 

 

 

Batılı büyük güçler Garang’ın SPLM içindeki etkisinin farkındaydı ve el-Beşir yönetimiyle masaya oturabileceklerini görmüşlerdi. Ancak bu devletleri endişelendiren, Garang’ın Devlet Başkan Yardımcılığı konumuna geldikten sonra artan imkânlarla Güney Sudan’da bağımsızlık isteyen grupları bastırma ihtimali idi. Çin ile de yakın ilişkilere sahip olan Garang’ın ilerleyen dönemde el-Beşir yönetimi ile birlikte batılı devletler yerine gelişmekte olan devletlerle işbirliğine gitme ihtimali oldukça yüksekti.

 

 

 

 

Ayrıca Sudan 2,5 milyon kilometre kare yüzölçümü ile Afrika’nın en büyük ülkesi olmasına rağmen ekonomik gelişmişlik seviyesi düşük kalmış idi. Ülkenin 1999 yılında petrol ihraç etmeye başlaması ile Nijerya ve Angola’nın ardından Afrika’nın petrol ihracında üçüncülüğe yükselen ülkede ekonomide ciddi düzelmeler görüldü. İlerleyen yıllarda özellikle ülkenin güneyinde daha fazla petrol kuyuları açıldı. Ancak uluslararası arenada batılı güçler ile ilişkileri bozuk olan Hartum’daki Ömer el-Beşir hükümeti, yeni petrol rezervlerinin işletme haklarından önemli bir kısmını Çin ve Malezya’ya verirken özellikle Fransa’ya düşen pay beklediklerinden oldukça az idi.

 

 

 

 

Son on yılda Çin’in Afrika’da etkisi hızla artmaktadır ve bu gerçek batılı devletlerin dikkatinden kaçmamaktadır. Geçmişte Çin’in Afrika’daki varlığını ulusal çıkarlarına dönük bir tehdit olarak görmeyen ülkeler, son yıllarda kıtanın birçok yerinde etkinliğini artıran Çin ile rekabete girmiş durumda. Petrol rezervleri ve Çin’in artan etkisi dışında büyük güçlerin dikkatini bu bölgeye çeken bir diğer konu ise zengin su kaynaklarıdır. Batılı ülkelerin yanı sıra İsrail’in de Güney Sudan yetkilileri ile petrol dışında su kaynakları ile ilgili anlaşmalar yaptığı da bilinmektedir.

 

 

 

 

Potansiyel Sorun Alanları

 

Her ayrılma gibi Güney Sudan’ın bağımsızlığını ilan ederek Sudan’dan ayrılması bir takım sorunların doğmasına sebep olacaktır. Yukarıdaki paragraflarda anlatıldığı üzere zaten sorunlu olan ilişkiler farklı boyutlar kazanacaktır. Şimdi ise bu olası sorunlar kısaca ele alınacak ve bölgeye yansımaları tartışılacaktır.

 

 

 

 

Sudan’a Etkisi:

 

Akıllardaki birinci soru, Güney Sudan ile olan sorunun bitip bitmeyeceğidir. El-Beşir bizzat kendisi referandum sonucuna saygı duyduğunu ve yeni kurulacak hükümetin başarılı olmasını ümit ettiğini dile getirmiştir. Zaten yıllardır savaşmanın verdiği yıpranmışlık ve dikkatini yoğunlaştırdığı Darfur sorunu varken Hartum’un Güney Sudan ile yeni gerginlik çıkarması oldukça düşük bir ihtimal olarak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla Güney-Kuzey sorunu savaş halini yitirip durağan bir hal alsa da ileride yaşanacak küçük krizlerde gerginliğin yükselme ihtimali söz konusudur.

 

 

 

 

Halen sürmekte olan Darfur sorununda bir sonuca ulaşmak için 14 Temmuz günü Sudan merkez hükümeti Darfur’daki Adalet ve Eşitlik Hareketi (AEH - JEM) ile masaya oturacaktır. Bağımsızlığını ilan etmiş ve devlet haline gelmiş Güney Sudan bu görüşme öncesinde Hartum yönetimini zor durumda bırakabilir; çünkü AEH yetkilileri SPLM’yi örnek göstererek bağımsızlık talebinde bulunabileceklerini ve bunun için uluslararası destek bulmakta zorlanmayacaklarını ifade edebilir. Ayrıca son dönemde Güney Kordofan eyaletinde süren merkezi hükümet karşıtı hareketleri bastırmakta zorlanan Hartum, bu eyaletten de bağımsızlık taleplerinin gelmesiyle karşı karşıya kalabilir. El-Beşir yönetimini mağlup ve zaaf içinde gösteren bu gelişmeler diğer ayrılıkçı grupları da cesaretlendirecektir.

 

 

 

 

Güney Sudan'da İç Karışıklık:

 

Her şeyden önce yeni oluşan devleti nüfuzu altına almak isteyen büyük güçlerin rekabeti bu ülkenin siyasi istikrara kavuşmasını geciktirebilir. Her ne kadar bağımsızlığı kazandıran aktör olarak en çok duyulan SPLM olsa da bu örgüte yardımcı olan irili ufaklı birçok muhalif grup vardır. Bu gruplar bağımsızlık sonrasında ortaya çıkan devletin yönetiminde söz sahibi olmak ve kendi etnik gruplarına devletin imkânlarından pay ayırmak için birbirleriyle rekabete girecektir. Bu rekabet ve siyasi görüş farklılıkları iç siyasette istikrarı geciktirebilir. Güney Sudan'daki gruplar arasında artan kutuplaşmanın bir sonucu olarak uzun vadede bu yeni ülkenin içinde etnik ve dini çizgide hareket eden ayrılıkçı hareketler gözlemlenebilir.

 

 

 

 

Petrolün Uluslararası Pazara Nakli ve Abyei Sorunu:

 

Sudan’ın yaklaşık 550 milyon varil petrol rezervine sahip olduğu tahmin edilmektedir. Şuan 450 bin varil olan günlük petrol üretiminin önümüzdeki 2013’e kadar 600 bine çıkarılması hedeflenmektedir. Ancak var olan petrolün %80’i Güney Sudan tarafında bulunmaktadır. Dolayısıyla Hartum yönetimi ekonomik açıdan önemli ölçüde zarar görecektir. Kara ile kuşatılmış bir ülke olacak olan Güney Sudan'ı yakın gelecekte sahip olduğu petrolü uluslararası pazara ulaştırma konusunda sıkıntılar beklemektedir. Şimdiye kadar bu bölgede çıkan petrol Sudan'ın Kuzeydoğusuna uzanan borularla Port Sudan şehrindeki limandan dünyaya ulaştırılmaktaydı. Bölünmeden sonra Güney Sudan'a karşı elinin zayıfladığı sanılan Sudan hükümeti sahip olduğu boru hattını yeni devlete karşı kullanabilecektir. Hâlihazırda başka seçeneği olmayan Güney Sudan bu yüzden Hartum ile ilişkilerini germemeye özen gösterecektir.

 

 

 

 

Güney Sudan'ın önündeki bir diğer alternatif ise Dünya Bankası'nın üstleneceği bir proje ile yine aynı kurum tarafından yapılan Çad-Kamerun boru hattına katılacak yeni bir boru hattının kurulması olabilir. Böylelikle Güney Sudan'ın petrolü zaten güvenli şekilde petrolün dünyaya sunulduğu Kamerun limanına ulaşabilir.

 

 

 

 

Coğrafi olarak kuzeyde kalan Abyei bölgesinin insanları Hartum hükümetinden memnun olmadıkları için Güney Sudan'a katılmak istemektedir. Güney Kordofan eyaletinin en güneyinde, Güney Sudan sınırındaki bölgeyi kaybetmek istemeyen Kuzey Sudan'daki yönetim ise Abyei bölgesinde varlığını artırarak bu bölgeyi elinde tutmayı amaçlamaktadır. Abyei bölgesini bu kadar önemli kılan husus Güney Sudan'daki petrol kuşağının kuzeye doğru ilerleyip Abyei bölgesinde yoğunluk kazanarak sona ermesidir. Zaten petrol kuyularının çoğunu güneye kaptıran Hartum yönetimi, Abyei'yi kaybetmemek için yoğun çaba sarfetmektedir. Güney Sudan gibi 2005'teki barış anlaşmasında Abyei için de ileri bir tarihte referandum yapılması kararlaştırılmıştı.

 

 

 

 

Yakın gelecekte Hartum yönetimi ile Abyei arasındaki ilişkilerin düzelme ihtimali oldukça düşük olduğu için Abyei uluslararası barışı tehdit edebilecek bir bölge olma niteliğindedir. Tarafların makul zeminde anlaşma sağlayamaması durumunda Keşmir gibi Abyei de kronikleşmiş bir sorun olabilecek şartlara sahiptir.

 

 

 

 

Göçmenlerin Dönüşü:

 

Yarım asrı aşkın süredir devam eden iç savaş yüzünden yaklaşık iki milyon kişinin yerlerinden olduğu ve yurtlarını bırakarak yeni yurtlar edindiği tahmin edilmektedir. Güney Sudan'ın bağımsızlığını ilan etmesinden sonra özellikle sınır bölgesinde yaşarken ayrılmak zorunda kalan insanlar geriye dönmek ve bir zamanlar terkettikleri topraklara yeniden yerleşmeyi isteyeceklerdir. Büyük gruplar halinde geri dönen insanların temel yaşamsal ihtiyaçlarının karşılanması yeni kurulan Güney Sudan hükümeti ve yerel yönetimler için ciddi bir meydan okuma olacaktır. Diğer bir açıdan bakıldığında ise yıllardır yurtlarından ayrılmış insanlar geri döndüğünde orada yaşayan insanlar arasında yeni çatışmalar doğabilir. Yıllar önce terkedilmiş topraklardaki kaynaklar şimdi orada yaşayan insanlar tarafından paylaşılmaktaydı ve yerlerinden olmuş insanlar geri döndüklerinde varolan kaynakların yeniden paylaşılması gündeme gelecektir. Bu ise kaçınılmaz olarak yerel ve mülteci olmuş grupları ve her iki grubu da hükümet yetkilileriyle karşı karşıya getirebilir.

 

 

 

 

Bölgedeki Ayrılıkçı Hareketler Cesaretlenecektir:

 

Sudan dışında Afrika'nın farklı bölgelerinde ve dünyanın diğer yerlerinde sürmekte olan ayrılıkçı hareketleri cesaretlendirecek veya başlamak üzere olanları ise teşvik edecektir. Güney Sudan'ın başarılı olması ve batılı devletlerin verdikleri desteği sağlayabilecekleri inancı bu nitelikteki hareketleri motive edecektir.

 

 

 

 

Sonuç ve Türkiye'ye Yansımaları

 

Yüzyıl önce İngiliz sömürgeciliği altında uygulanan politikalar ile ekilen ayrılık tohumları yüzünden bugün bir ülke bölünmüştür. Daha da önemlisi ise yüzbinlerce insan hayatını kaybetti ve bir milyondan fazla insan ise yurtlarını terk etmek zorunda kaldı. Artık Güney Sudan bağımsız yeni bir devlet statüsündedir. Sudan hükümeti ve diğer ülkeler bu gerçeği kabul etmek durumundadır. Hartum'daki merkez Sudan hükümetinin gerçekçi politikası bu bölünmenin sorunsuca gerçekleşmesini sağlamıştır. Bağımsızlığın ilanından bir hafta önce el-Beşir, Güneylilere sevindiğini ama tüm Sudan için üzüldüğünü söyleyerek Güney Sudan yönetimine başarılar diledi.

 

 

 

 

Türkiye ise Sudan ile geçmişten gelen tarihi ve kültürel bağları dolayısıyla yakın ilişkilere sahiptir. Güney Sudan cumhuriyeti'ni tanıyarak yeni doğan bu ülke ile diplomatik ilişkilerine olumlu bir başlangıç yapacaktır. Türkiye, kurulacak sıcak ilişkiler neticesinde, bölgede doğabilecek sorunlara karşı tarafların kabul göreceği bir arabulucu rolü üstlenebilir. Ayrıca dünyanın birçok noktasındsa ve özellikle Sudan'ın kuzey kesimlerinde gerçekleştirdiği projelerle ülkelerin kalkınmasına destek olan TİKA, Güney Sudan yönetimi ile de yeni projeleri hayata geçirebilir ve bu yeni devletin sempatisini ve dostluğunu kazanabilir. Son yıllarda Türk dış politikasının Afrika'ya açılımı ve bu kıtada hayata geçirilen projeler Türkiye'nin üstlenebileceği böylesi bir rolün altyapısını uzun zamandır hazırlamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top