Somali'de Yaşanan Kıtlık ve Sebepleri

Hasan ÖZTÜRK
11 Ağustos 2011
A- A A+

Yeryüzünde birçok noktada yıllık yağış miktarlarında dalgalanma gözlemlenmektedir. Ancak Afrika Boynuzu olarak tanımlanan bölgenin, dünyanın ve kıtanın diğer bölgelerine nazaran daha sık kuraklık ve kıtlık yaşaması sosyal meseleler üzerine düşünen insanları farklı sorular sormaya yönlendirmektedir.

 

 

Nasıl oldu da 1970’lerde gıda üretiminde kendi kendine yeterli olan Somali son yıllarda kuraklıklara ve kıtlıklara maruz kaldı? Yaşamakta olduğumuz bu insanlık dramı sadece bir doğal afetin ortaya çıkardığı bir durum mudur? Batılı ülkeler, yaşanan bu insanlık dramına karşı birkaç aylık gıda yardımı göndermekten başka bir şey yapacak mıdır?


Milyonlarca insanın yaşam mücadelesi verdiği bu kıtlığın birincil sebebi olarak ilk planda bahar yağmurlarının azalması gösterilmektedir. Ancak bu tür bir sebep-sonuç ilişkisi yüzeysel bir izah olacak ve yaşananları tam anlamıyla bizlere anlatamayacaktır. Doğa koşullarının etkisini göz ardı etmemekle birlikte Afrika Boynuzu’nda son yıllarda sıklıkla karşılaşılan kuraklık ve kıtlıkların sebebi öncelikle ülkede devam eden iç savaştır. Yirmi yıldır devam eden iç karışıklığın ortaya çıkmasındaki en büyük etmen ise 1980’li yıllarda uygulanan IMF reçeteleri, Soğuk Savaş dönemi ABD-SSCB rekabeti ve sömürgecilik zamanında uygulanan politikalardır.


İkinci Dünya Savaşı sonrasında bağımsızlıklarını kazanan eski sömürge devletleri ile birlikte Somali 1960 yılında bağımsız bir devlet olarak kuruldu. Ne var ki yeni Somali devleti için bir sorun vardı: batılı güçlerin çizdiği sınırlar, Somali halkını farklı devlet sınırları içinde bırakmıştı. Etiyopya’nın doğusundaki Ogaden bölgesi ile Kenya’nın Somali sınır bölgeleri Somalililerin kendi ülkeleri dışında en çok yaşadığı bölgeler olarak kaldı.


İlk on yılı barış içinde ve kısmen de olsa demokrasi ile geçen ülkede 1969’da kansız bir askeri darbe sonrası yönetime gelen Siad Bare ile Somali’de tek parti rejimi başladı. İdeolojik olarak sosyalizmi benimseyen Bare başlangıçta Sovyetler Birliği ile yakınlık kurdu. Siad Bare yönetimi boyunca, Etiyopya’nın doğusunda Somalililerin yoğun olarak bulunduğu Ogaden bölgesindeki Somalililerin ayrılık mücadelesi verdikleri Batı Somali Özgürlük Cephesi’ni (WSLF) destekledi. Temmuz 1977’de WSLF’i desteklemek için Etiyopya’ya savaş açan Bare yönetimi Sovyetler Birliği’nin desteklediği Etiyopya karşısında mağlup oldu. Yenilgi üzerine Sovyetler Birliği ile ilişkilerini kesen Siad Bare Amerika’ya yakınlaşmaya başladı. Amerika ve Batı’nın Soğuk Savaş sonrası demokrasiye geçen ülkelere uyguladıkları paket program 1970’lerin sonunda Somali’ye de uygulandı. Batılı ülkelerden maddi yardım almak zorunda kalan Siad Bare yardım ile birlikte gelen şartları da kabul etmek zorundaydı.  İlk başlarda çok partili sisteme geçmeyen Somali ekonomik sistemini batıya uyarlamak zorundaydı ve bunu IMF ile gerçekleştirecekti.


IMF Sonrası Somali

Bir ülkenin ekonomik sistemini sil baştan kurmak isteyen IMF yöneticilerinin Somali’ye sundukları şartlar ülke tarımını olumsuz yönde etkiledi.  İşe kamu harcamalarını düzenleyerek başlayan IMF, hükümetten tarım alanındaki harcamalarını kesmesini istedi çünkü Somali sanayi ülkesi olmalıydı ve bunun gerçekleşmesi için tarım sektörüne devlet yardım etmemeliydi. Sonuçta 1980’lerin ortalarında Somali’nin tarım sektörüne yaptığı harcamalar 1970’lere nazaran %85 azalmıştı. Soğuk Savaşın gergin atmosferinde kendilerine yaklaşan Somali’ye batılı ülkeler yardım göndermekte gecikmedi. Ancak bu yardım teknolojik değil daha çok gıda yardımı şeklinde oldu. Batılı ülkelerin yaptıkları gıda yardımlarının ülke pazarına girmesi, kamu harcamalarının kesilmesi nedeniyle zaten zor durumda kalmış Somalili çiftçilerin rekabet gücünü düşürdü. Özellikle Amerika başta olmak üzere kendi tarım sektörünü sübvanse eden batılı devletler, iç piyasalarından aldıkları tahıl ürünlerini “yardım” olarak Somali pazarına sürdüklerinde aslında bu ülkenin tarım sektörünü öldürmekteydiler. İşte bu tür politikalar yüzünden 1970’lerde kendi iç gıda ihtiyacını kendisi karşılayan yani kendi kendine yeterli olan Somali, yurtdışından gıda ithal eden bir ülke olmuştur. Kısacası, aslında tarım yapılamadığı için değil, tarım yaptırılmadığı için Somali’de gıda güvenliği sağlanamamış durumdadır. Yoksa normal şartlarda bir bahar yağmurlarındaki düşüş gıda üretimini düşürse de bu derece ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmazdı.


IMF politikalarının sonucu olarak tarım alanında yaşanan geriye gidiş diğer alanlarda da yaşandı. Dünya Bankası verilerine göre devletin sağlık harcamaları 1989 yılında 1975 yılına göre %78 oranında azaldı. Michel Chossudovsky’nin verdiği bilgilere göre Somali devleti 1982 yılında her bir ilkokul öğrencisi başına yılda 82 dolar harcarken bu miktar 1989’da sadece 4 dolara düştü. Ülke nüfusunda olağan artışın devam etmesine rağmen 1981-1989 döneminde okula kayıt olan öğrenci sayısı %41 azaldı ve mevcut ilkokulların dörtte biri kapandı. IMF, birçok ülkeye yaptığı gibi Somali’ye de devalüasyona gitmesini önerdi ve Mart 1985’te varılan anlaşma ile Somali Şilininin değeri düşürüldü. Son yıllarda takip edilen politikalar yüzünden gıda ithal etmek zorunda kalan Somali ulusal para biriminin değer kaybetmesi sonucu gıda ithalatında zorlanmaya ve bunun sonucu olarak daha fazla borçlanmaya başladı.


Helen Metz, devalüasyon sonucu Somali Şilininin değer kaybetmesinin Somali’de belki de en çok hayvancılıkla uğraşanları olumsuz etkilediğini savunur. Hayvancılık ve hayvan ihracı Somali’nin en önemli gelir kaynağı ve ihraç kalemi idi. Ülkenin 1980’li yıllarda Gayrı Safi Milli Hasılası’nın %47’sini ve ihracatının %60’ını oluşturan hayvancılık devalüasyon kararı ile zor durumda kaldı. Somalililer hayvanların sağlığını korumak için gerekli olan ilaçları ve besinleri yurtdışından ithal etmekteydiler. Somali Şilininin değer kaybetmesi ile birlikte hayvanlarının bakımlarını yapmakta zorlanmaya başladılar. Bu zorluğu aşmaya çalışan Somalililere bir kötü haber de Suudi Arabistan’dan geldi. Somali’nin hayvan ihracatında bir numaralı müşterisi olan Suudi Arabistan, 1983 Haziran ayında aldığı bir kararla artık hayvan ithalatını Somali’den değil Avustralya’dan yapacağını duyurdu.


Siad Bare bir yandan batılı ülkelerden yardım alırken diğer yandan ülke içinde muhalif güçleri sindirmek için şiddete başvurdu. Tek parti iktidarına karşı gelen gruplara yönelik son derece sert politika izleyen Bare kendisine karşı gelen insanlara zulüm etmekte tereddüt göstermedi. Somali’yi “kalkındırmak” için Siad Bare ile görüşmeler yapan IMF ve Dünya Bankası da aynı yıllarda Somali’de yaşanan zulmün farkındalardı. Ülkede ordu ile yerel aşiret grupları arasında yaşanan küçük çapta çatışmalar ve Somali askerlerinin gözaltına aldıkları muhaliflere yaptıkları batılı ülkeler tarafından bilinmekteydi. Buna rağmen batılı ülkelerden Somali’ye gıda yardımı ile silah yardımı hiç aksamadı. Siad Bare batılı ülkelerin farklı alanlarda kullanılması için gönderdiği yardım paralarını da silahlı gücünü artırmak için kullandı. Yani batılı devletler yaptıkları “yardım” ile bir diktatörü ve diktatörlüğü desteklerken bir halkın mahvoluşuna yardım ettiler.


Çöken Ekonomi ve İç Savaş

Afrika’daki birçok ülkenin aksine Somali son derece homojen bir sosyal yapıya sahiptir. Farklı lehçelerle de olsa ülkede tek dil konuşulur ve halkın neredeyse tamamı Müslümandır. Somali halkı ana birkaç aşiret ve bu aşiretlerin alt kollarına bağlı alt aşiretler halinde yapılanmıştır. Günümüzde Somali’deki iç savaş da aşiretler arasında yapılmaktadır. Ancak aşiret yapısı Somali’de yeni bir olgu değil, yüzyıllardır devam eden bir sosyal yapılanma biçimidir. Somali’deki aşiretler arasında geçmişte büyük çapta bir savaş yaşanmadığını ve sorunlarını diplomasi ve bazen küçük çaplı çatışmalarla çözdüklerini belirten Julius Ihonvbere haklı olarak “neredeyse bin yıldır savaşmayan aşiretler neden şimdi savaşıyorlar? Aralarındaki bu düşmanlık nereden geliyor?” sorusunu sorar. Aradığı cevabı ise XIX. yüzyılda başlayan sömürgeci yönetimlerin izlediği politikalarda bulur. Emperyalizmin klasikleşmiş “Böl ve Yönet” politikasını Afrika Boynuzu’nda da uygulayan İngiliz ve İtalyan sömürge yönetimleri aşiretleri farklı konularda birbirlerine karşı kullanmışlardır.


Yukarıda kısaca anlatmaya çalıştığım Somali’nin 1980’li yıllardaki durumu başkent Mogadişu’daki hükümetin halk neznindeki popüleritesini neredeyse tamamen kaybetmesine yol açtı. Ulaşım ve iletişim altyapısının olmaması merkezi hükümetin ülkenin her tarafında otoritesini tesis etmesini zorlaştıryordu. Uzun yıllar Mogadişu’daki hükümetten herhangi bir destek alamayan, aksine izlediği politikalardan dolayı zarar gören Somali halkı yerel düzeyde aşiretler halinde kendi idarelerini üstlendiler. Siad Bare yönetimi, güvenlik gibi bir devletin halkına sağlaması gereken temel hizmetleri sağlamakta zorlanınca aşiretler kendi hısımlarının haklarını korumaya soyundu. Aşiret içi bağların ve dayanışmanın yüksek olduğu Somali’de günümüzde aşiretlerin siyasi ittifakları üzerine kurulan dengeler ülkenin kaderini belirlemektedir. Siad Bare döneminde uygulanan şiddet ile halkı sindirme politikaları ve Bare sonrasında ülkedeki anarşik düzen aşiretleri kendi güvenliklerini üstlenmeye ittiği gibi silahlanma ve şiddeti de meşrulaştırmıştır.


Kuraklık ve kıtlık bir yerin coğrafi koşulları ile doğrudan ilintilidir. Doğal bir afet olan kuraklık, tıpkı deprem gibi, önceden tahmin edilemez ve kaçınılmazdır. Tam da bu sebepten dolayı kuraklık ve kıtlık yaşanan yerlerde insanlar zor şartlarla karşı karşıya gelir. Ancak yaşanacağını önceden bilmememize rağmen depreme hazırlık yapmakta ve doğabilecek hasarı olabildiğince azaltmaya çalışmaktayız. Afrika Boynuzu bölgesindeki ülkelerde de tarım sektörüne yatırım yapılarak bu ülkelerin gıda güvenliğinin sağlanmasına yardımcı olunabilir. Somali topraklarının büyük kısmı tarım yapmaya elverişli değildir. Ama özellikle güney kesim tarım için elverişlidir ve ülkenin gıda ihtiyacını fazlasıyla karşılayacak potansiyele sahiptir. Ne acıdır ki, acımasız bir diktatör olarak anılsa da, Siad Bare 1984-1986 yılları için kamu yatırım planı hazırlayıp Dünya Bankası’ndan kredi talep ederken bu planı sundu. Planın en dikkat çeken projesi ise Somali’nin güneyindeki Barhir şehrine baraj yapılması idi. Ancak Dünya Bankası hükümetin bu yatırım planını “gerçekleştirilmesi zor” ve “ihtiraslı” olarak gördü ve kabul etmedi. Yatırım projelerini reddeden Dünya Bankası ve IMF ülkenin en büyük potansiyeli olan tarım ve hayvancılık sektörlerini iyileştirmek adına hiçbir destek sağlamazken ülkeye gıda yardımı yaparak piyasadaki yerel ürün fiyatlarının da düşmesine neden oldu. Kısacası, Somali’nin ekonomik durumu IMF ve Dünya Bankası ile görüşmelere başlamadan önceki durumundan çok daha kötüdür.


Yaşanmakta olan kuraklık ve kıtlık aslında Dünya Bankası ve IMF’nin insani yardım anlayışının ve yapısal uyum stratejisinin iflas ettiğini gözler önüne sermektedir. Bugün dünyanın dört bir tarafından kıtlık bölgelerine yapılan yardımlar bir iki ay kadar yetecek miktardadır ve sürdürülebilir bir strateji değildir.  Mülteci kamplarına sığınan insanların gıda güvenliğinin sağlanması için yardım etmek isteyen ülkeler daha büyük çapta projeler tasarlamalıdır. Uluslararası kuruluşların önceliği Somali’yi kapitalist ekonomik sisteme entegre etmek için serbest piyasanın tesis edilmesi veya çok partili bir demokrasinin kurulması olmamalıdır. Bunun yerine insanların hayat standartlarını yukarıya çekecek küçük çapta ama insanların yaşam şartlarına büyük çapta etki edecek projeler düşünülmelidir.


Sonuç

Daha önce Somali’deki iç savaşı durdurmak için Birleşmiş Milletler barış operasyonuna liderlik eden ABD’nin yeniden böyle bir girişime ön ayak olup olmayacağı tartışılmaktadır. Şayet uluslararası bir operasyon yapılacaksa bu ancak ABD’nin katılımıyla olacaktır. Tarihlerinin en kötü ekonomik krizleriyle boğuştukları bu dönemde Avrupa ve Amerika’nın ekstra maddi bir yükü omuzlarına alarak askeri bir operasyon ile Somali’deki iç savaşa son vermeleri beklenmemelidir. Hatırlanacağı üzere, 1993 yılında Türkiye’nin de katıldığı uluslararası operasyonda Amerikan askerleri hayatlarını kaybetmişti ve Mogadişu sokaklarında direnişçilerce sürüklenen Amerikalı asker cesetleri büyük infiale sebep olmuştu. Böylesi acı bir tecrübe yaşayan ABD’nin tekrar bu ülkeye asker göndermesi Amerikan halkının tepkisini çekecektir. Kaldı ki Somali ne Amerika ne de Avrupalı ülkeler için stratejik bir öneme sahiptir. Her ne kadar Aden Körfezinin girişinde bulunması ülkenin konumunu önemli kılsa da komşu ülke Cibuti’de hem Amerika’nın hem de Fransa’nın askeri üssü bulunmaktadır. Kısacası Somali’deki iç savaşı durdurmak için uluslararası bir operasyon beklenmemelidir. Ancak taraflar üzerinde etkili olabilecek saygın bir veya birkaç ülkenin arabuluculuğu ve garantörlüğü ile iç savaşı sonlandırmak bölgenin gerçeklerine daha uygun olacaktır.


Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Boutros Ghali’nin 1993 yılında Somali’deki iç savaşı durdurmak üzere oluşturulan uluslararası gücün başarısız olması üzerine söyledikleri aslında bu ülkede yaşananlardan kimlerin sorumlu olduğunu göstermektedir. Boutros Ghali 18 sene önce şöyle demişti:

“Somali’de gıdadan çok silah var. Bu silahlar Somalililer tarafından üretilmedi. Onlara dış güçler tarafından dış güçlerin çıkarlarına hizmet etmeleri için verildi. Bu silahları tedarik edenler bugün işlenen suçların da ortaklarıdırlar

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top