Somali'de Neler Yapılma(ma)lı?

Hasan ÖZTÜRK
22 Ağustos 2011
A- A A+

Son yarım yüzyıldır doğu Afrika’yı etkileyen en şiddetli kuraklık ve bunun sonucu olarak kıtlık devam etmektedir. Her ne kadar gündemde sadece Somali olsa da kıtlık Kenya’nın kuzeyindeki ve Etiyopya’nın doğusundaki kentleri de etkilemiştir. Milyonlarca insanın gıdaya ulaşma noktasında sıkıntı yaşadığı coğrafyada Somali nüfusunun üçte biri kıtlık şartlarında hayatta kalma mücadelesi vermektedir.

 

Komşu ülkeler Etiyopya ve Kenya halkları da uluslararası toplumdan gelecek yardımlara bel bağlamış durumdadır.

 

Yaşanan trajediye en çok duyarlılık gösteren ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Gelişmiş ülkelerdeki yazılı ve görsel basın bölgeye muhabir göndererek yaşananları kamuoylarına duyursalar da ülke çapında yardım seferberliği başlatma noktasında etkisiz kalmıştır. Türkiye’de ise sivil toplum kuruluşları ve devlet kurumlarının birlikte hareket etmesiyle ve sosyal refleksin vakit kaybetmeden harekete geçmesiyle kısa zamanda ülke çapında farkındalık oluşmuştur. Ülkenin dört bir tarafında yapılan duyurular ve kampanyalar toplumda karşılık bulmuş ve Birleşmiş Milletler’in de takdirini kazanacak seviyede zamanında ve etkili bir yardım kampanyası başlatılmıştır. Türkiye’de Doğu Afrika’daki kıtlık için toplanan yardım miktarı bu yazı hazırlanırken Başbakanlık Basın Merkezi verilerine göre 245 milyon lirayı aşmıştır. (1) Bölgeye onlarca yardım gönüllüsü ve sağlık görevlisi giderken tonlarca gıda ve sağlık yardımı şimdiden bölgeye ulaşmış bulunmaktadır.


Bu tür afet veya krizlerde yaşanan en büyük endişelerden bir tanesi de mağdurlara yapılan yardımların ulaşması ve etkin olarak kullanılmasıdır. Son yıllarda daha aktif dış politika izleyen Türkiye, dünyanın farklı yerlerinde yaşanan dramlara sessiz kalmayarak mağdur ülkeler ile ilişkilerini geliştirmeyi amaçlamaktadır. İnsani yardım ve kalkınma yardımları konusunda Türkiye’nin batılı gelişmiş ülkeler kadar tecrübe sahibi olmadığı gerçeğini dikkate aldığımızda resmi veya sivil Türk yardım kuruluşlarının topladıkları yardımları etkin olarak kullanma noktasında hatalı karar verme ihtimalleri yüksektir. Bunun arkasındaki en büyük etken, Somali örneği üzerinden bahsedecek olursak, ülkedeki durumun vahameti ve yerel halkın birçok farklı alanda yardıma şiddetle ihtiyaç duyduğu gerçeğidir. Mesela kuraklıktan kaçarak Kenya’daki mülteci kamplarına sığınan Somalili insanların gıda yardımına olduğu kadar sağlık yardımına da ihtiyaçları vardır. Ancak, burada kabul edilmesi gereken bir diğer gerçek ise yapılan yardımların ne kadar kalıcı olduğudur. Türk Kızılayı’nın bölgeye gönderdiği gıda paketleri dört kişilik bir ailenin bir aylık ihtiyacını karşılayacak şekilde hazırlanmıştır. Bir ay sonra o ailenin gıda ihtiyacı nasıl sağlanacak? Bugün Türkiye’den gönderilen ilaçlarla tedavi edilen ishal olmuş bir çocuğun tekrar aynı hastalığa yakalanmaması için neler yapılmalı?


Bu soruların cevabını aramak için literatür taraması yapıldığında batılı kuruluşların sayısız eser hazırladığı ancak hala ishal, sıtma ve kızamık gibi düşük maliyetle önlenebilecek hastalıklardan ölen çocuk sayısını kayda değer ölçüde düşüremedikleri görülecektir.  Her ne kadar kabul edilmese de, bu başarısızlığın altındaki en önemli sebep daha önceki bir analizde derinlemesine ele alınan batının Afrika yardımındaki bilinçaltıdır. Bu yüzden Türkiye’deki resmi yardım kuruluşları ve sivil toplum kuruluşları, Doğu Afrika’ya yönelik yardım stratejileri geliştirirken batılı ülkelerin tecrübelerinden ders almalıdır.


Ucuz İlaçlarla Tedavi Edilebilecek Hastalıklar

Gerek Somali ve çevresinde yaşanan kıtlığa bağlı afet gerekse bundan sonraki uluslararası yardımlarda Türk yardım kuruluşları daha gerçekçi ve ufak çaplı projeler geliştirmelidir. Kalkınma çalışmalarında bir klasik olarak kabul edilen Ragnar Nurkse’nin 1953’te kaleme aldığı “Problems of Capital Formation in Underdeveloped Countries / Az Gelişmiş Ülkelerde Sermaye Oluşumu Problemi” adlı eserde birçok az gelişmiş ülke halklarının çok yoksul oldukları için para biriktiremediği, bu yüzden de yatırımlarda bulunamayıp girişimci ruhu kaybettiklerini anlatır. (2) Bunu “Yoksulluğun Kısır Döngüsü” olarak tanımlayan Narkse, bu döngünün ancak yoksul insanlara sağlanacak sermaye ile kırılabileceğini savunur. İşte Türkiye’den giden yardımların amacı, ulaşılan insanların yakın gelecekte az da olsa sermaye sahibi olabilmelerini sağlamak olmalıdır. Aksi halde, yardım olarak sağlanan bir aylık gıda maddelerini içeren paketler bu insanları yoksulluktan kurtarmaya yaramayacaktır.


Afet bölgesindeki insanlara yapılabilecek birincil önemdeki yardım o insanların hayatta kalmalarını sağlamak ve hastalıkların diğer insanlara yayılmasını önlemektir. Dünya Bankası verilerine göre Somali’de yeni doğan çocukların %18’i beş yaşına gelmeden hayatını kaybetmektedir. Bu çocukların %23’ü ishal ve %20’si zatürre, %10’luk bir kesimi ise kızamık ve sıtma yüzünden yaşamlarını yitirmektedir.(3) Bu hastalıklar artık Türkiye’de kolaylıkla ve düşük maliyetle tedavi edilen hastalıklardır ve bunlardan dolayı yaşamını yitiren çocuk sayısı son derece azdır. Türk yardım dernekleri tedavisi kolay ve ucuz hastalıklara odaklanabilir ve binlerce çocuğun ve yetişkinin hayatta kalmasını sağlayabilir.


Temiz su ihtiyacını karşılama adına su kuyularının açılması ishal gibi hijyen temelli hastalıkların yayılmasını yavaşlatacaktır. Temiz suyun bulunmaması yüzünden bölgede insanlar kıt su kaynaklarını defalarca kullanmakta ve bu su kaynakları tehlikeli bakterilerin üreyip çoğalmalarına uygun ortam hazırlamaktadır. Bu konuda hayata geçirilebilecek bir diğer uygulama ise tuvaletler hazırlanması ve bunların yerleşim birimlerinden nispeten uzak bölgelere inşa edilmesidir.


Doktor, hemşire ve diğer sağlık görevlileri, yardım için gittikleri mülteci kamplarında hijyeni sağlama adına temel şartları hazır hale getirebilirler. Başbakan Erdoğan'ın Somali'ye yaptığı ziyaretten sonra bahsettiği “sahra hastanesi” yerinde bir uygulama olacaktır. Somali'de varolan hastanelere yapılacak tıbbi cihaz, ekipman ve teknolojik teçhizat çok faydalı olmayacaktır ve bu tür yardımlardan kaçınılmalıdır. Çünkü bu tür gereçleri kullanabilecek ve ilerleyen dönemde bunların bakım ve onarımını yapabilecek düzeyde bilgi ve donanıma sahip personel yeterli sayıda yoktur. Uzun vadede Türkiye Cumhuriyeti Somalili doktorlara ve sağlık ekiplerine Türkiye'de veya Somali'de gerekli eğitimi verebilirse bu insanlar ülkelerindeki sağlık teknolojisini verimli olarak kullanabilirler. Ayrıca böylelikle bilgi ve tecrübenin yeni nesil sağlık ekiplerine bizzat Somalililer tarafından aktarılması sağlanabilir.


Bu nitelikteki yardımlar, milyon dolarlık yardım projeleri yanında küçük görünseler de etki olarak çok daha büyüktür. Küçük yaşta ölmeyip yaşama tutunabilen çocuklar on yaşlarına geldiklerinde ailelerine birçok konuda yardım etmektedirler. Böylelikle bu çocuklar hafif işler görerek aile bütçesine katkıda bulunabildiği gibi küçük kardeşleri ile ilgilenerek annenin de çalışmasına olanak sağlamaktadır. Anne ve babanın gelir sahibi olmaları evdeki çocukların okula devam etme ihtimalini artırmakta, bu da o çocukların aldıkları eğitim sayesinde ileride daha yüksek hayat standartlarına sahip olmalarına yardım etmektedir. Daha eğitimli bireyler alternatif geçim kaynakları düşünebilecek, yeni ticari girişimlerde bulunabilecek ve yaklaşan afetlere karşı önceden tedbir alabilecek donanıma sahip olacaktır. Dolayısıyla, yapılan küçük yardımlar bir ailenin ve gelecek neslin yaşamını dramatik biçimde değiştirme potansiyeline sahiptir.


Somali 1970’li yıllarda kendi iç gıda ihtiyacını sağlayan ve gıda ihraç eden bir ülke olmasına rağmen bugün dışarıdan gıda ithal etmektedir. Ülkenin güney kesiminde nehir suları ve verimli topraklar sayesinde geçmişte tarım sektörü oldukça canlı idi. Bugün yerel çiftçilerin yaşadıkları en büyük sorun ise yağmura bağımlı tarım yapmalarıdır. Yağmur suyundan başka sulama imkânı olmayan çiftçiler, yağış miktarlarındaki düşüşten veya aşırı artıştan olumsuz yönde etkilenmektedirler. Eski zirai canlılığı yeniden getirme adına yerel çiftçilerin tarlalarına ulaşacak şekilde Cuba ve Şebel nehirlerinden istifade ederek sulama kanalları kurulabilir.


Neler Yapılmamalı?

Somali ve diğer Doğu Afrika halklarına yardım için Türkiye’den giden yardım birimleri için temel prensip tıp fakültelerinde doktorlara öğretilenden farksızdır: Öncelikle zarar verme. Şimdiye kadar Afrika’ya yapılan yardımlar maalesef iç savaşları teşvik etmiş, var olanları uzatmış veya daha şiddetli hale getirmiştir. Afrika ülkelerine yapılan ekonomik yardımların en büyük yan etkisi ise yerli ekonomiyi kötüleştirmese de durağanlaştırmış olmasıdır. Bu yardım seferberliğinde ve bundan sonra da Türk yardım birimlerinin en önemli düsturu şu olmalıdır: bir ülke başka bir ülkeyi tepeden tırnağa kalkındıramaz, sadece kalkınması için şartların oluşmasına katkıda bulunur. Çünkü bir ülkenin kalkınmasını sağlayacak güç o ülkenin şartlarına göre doğacaktır ve başka bir ülkede hazırlanmış bir gücün o kalkınmayı sağlaması mümkün değildir.


Tepeden İnme Reformlar

Afrika’yı kalkındırmayı amaç edinen batılı yardım kuruluşları kendilerine “yoksulluğu bitirmek” gibi hayalî hedefler belirlemiş ve bunu gerçekleştirmek için çözümün en tepe noktada yani devlette bir değişime gidilmesini önermiştir. Örneğin Jeffrey Sachs, “Yoksulluğun Sonu” adlı eserinde az gelişmiş ülkelerde şok terapisi ile ülkenin tepe noktalarında yapısal ve hukuki değişikliklerle yoksulluğu sona erdirecek proje önerileri sunmaktadır.(4) Birleşmiş Milletler’in uzmanlaşmış birimleri ciddi para, zaman ve enerji harcayarak birçok Afrika ülkesinin politikalarını hazırlama görevini üstlenmiştir. Örneğin Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) birçok uzmanını yılda birkaç kez az gelişmiş bir ülkeye göndererek tarım bakanlığı bürokratlarıyla o ülkenin tarım politikalarını belirlerler. Köylerdeki çiftçilerin de bu politikalara uygun hareket edeceği ve böylelikle tarım sektörünün gelişeceği varsayılır. FAO’nun aktif olduğu ülkelerden birisi olan Tanzanya’da Tarım Bakanlığı’nın rafları uluslararası uzmanların hazırladığı politika çerçeveleri ile doludur ama bu ülke hala gıda sektöründe kendi kendine yeterli değildir.


Türk yardım birimleri gittikleri ülkelerde politika belirlemeye veya belirlenmesine yardımcı olmak gibi hedefler belirlememelidir. Her ne kadar bu tür projeler ile gelecek maddi kaynak o ülke bürokratlarını sevindirse de işlerine karışılmasından rahatsız olmaları da son derece anlaşılır bir durumdur. Onun yerine spesifik hedef grupları belirleyip küçük çapta projeler ile yerel bir grubun sorunları çözülmelidir. Hedef grubun büyümesi ve çözülmek istenen sorunun kapsamlı oluşu çözümü zorlaştıracaktır. Örneğin, Somali'deki tarım politikalarını veya bürokratik yapıyı yeniden düzenleme yerine bir ilçe veya köyde verimli tarım yapılmasını sağlamak hem Türkiye için düşük maliyetli olacak ve uzun vadede daha başarılı olacaktır.


Demokrasi ve Çok Partili Seçim

Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere birçok batılı devlet bir ülkenin demokrasiyi benimsemesi ve çok partili seçimleri gerçekleştirmeye başlamasıyla birçok sorunun zamanla çözüleceğine inanmaktadır.  Batılı ülkeler buna o kadar inanmış ve bu konuda o kadar ısrarcı olmuştur ki iç savaş sonrası barış imzalanan ülkelerde acilen çok partili sisteme geçilmesini sağlamıştır. Maalesef bu ısrar ülkeleri tekrar iç savaşa sürüklemiştir. Roland Paris “At War’s End/Savaşın Ardından” adlı eserinde birçok vakayı inceleyerek demokratik kültürün oluşmadığı ve demokratik taleplerin gelişmediği toplumlarda çok partili seçim ve demokrasi konusunda ısrarcı olmanın zararlarını çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır.(5) Türk devleti ve yardım kuruluşları, yardım ettikleri ülkelerde siyasi yapıyı dönüştürme amaçlı politikalardan uzak durmalıdır. Bu ülkelerde demokratik kültürün yerleşmesi ve rejimin demokratik bir hüviyet kazanmasını zamana bırakmalı ve demokratik bir anlayışın oluşmasına katkıda bulunacak süreçleri desteklemekle yetinmelidir.


Sonuç

Günümüzde dış politika sadece ülkelerin dışişleri bakanlıkları ve büyükelçilikleri üzerinden yürütülmemekte, birçok sivil kişi ve kuruluşlar da ülkelerinin dış politikasının uygulanmasında görev almaktadır. Günümüzde gelişmiş ülkelerin dünyanın farklı coğrafyalarında uyguladıkları politikaları incelerken bu ülkelerin sivil toplum kuruluşlarının da faaliyet gösterdikleri fark edilecektir.


Özellikle 2000’li yılların başından itibaren Türk dış politikasında gözlemlenen aktif siyaset ülkenin dış ilişkilerini son dönemde kayda değer ölçüde ilerletmiştir. Son dönemde komşu ülkelerle ve uluslararası siyasetin diğer yükselen güçleri ile gelişen ilişkilerle birlikte Türkiye’nin dış politikası da ülkenin yükselen profiline uygun hale gelmelidir. Bu sadece dışişleri bakanlığının yeniden yapılandırılması olarak algılanmamalıdır. Gelinen noktada Türk sivil toplumuna önemli görevler düşmektedir. Teknolojik gelişmelerin sağladığı imkânlardan ve geniş kitlelere ulaşma ve bu kitleleri mobilize etme kapasitesinden istifade ederek dünyanın farklı noktalarındaki insani krizlerde insanların yardımına koşmalı ve siyasilere çözüm önerileri üretmelidir.


Somali, Kenya ve Etiyopya halkına yardım etmekte olan veya etmeyi düşünen gerek hükümetler gerekse insani yardım kuruluşları bir taraftan mağdur insanların acil ihtiyaçlarını karşılarken bir taraftan da toplanan kaynaklarla kalıcı çözümler üretmek için kafa yormalıdır.

 


Kaynaklar:

1. T. C Başbakanlık Basın Merkezi, 18 Ağustos 2011 tarihi, Saat 17.00 itibariyle toplanan tutar. http://www.bbm.gov.tr/Forms/pgNewsDetail.aspx?Id= 1932&Type=2  (Erişim tarihi 18.08.2011)
2. Ragnar Nurkse, Problems of Capital Formation in Underdeveloped Countries, Oxford University Press, New York, 1953.
3. Dünya Bankası, Level & Trends in Child Mortality. Report 2010. (Erişim tarihi 18.08.2011)
4. Jeffrey Sachs, End of Poverty: Economic Possibilities of Our Time, Penguin Press, 2005
5. Roland Paris, At War’s End: Building Peace After Civil Conflict, Cambridge University Press, 2004.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top