Somali'de İç Savaşın Geleceği ve Türkiye'nin Rolü

Hasan ÖZTÜRK
10 Eylül 2011
A- A A+

Doğu Afrika’da etkili olan, özellikle Somali’yi vuran kıtlık yapılan yardımlara rağmen devam etmektedir. Birleşmiş Milletler’in (BM) yayınladığı son rapora göre kıtlık bölgede giderek etkisini artırırken Somali’nin güney kısımlarındaki birçok yerleşim yeri de afet bölgesi olarak belirlendi. BM ve bağımsız yardım kuruluşları seferberlik ilan etse de kıtlığın ortaya çıkmasında etkin olan faktörler var olmaya devam ettiği için kıtlığın bıçakla kesilir gibi ortadan kalkması beklenmemelidir.

 

Bu faktörlerden en önemlilerinden bir tanesi de Somali’de yaşanan ve tüm bölgeyi olumsuz etkileyen çeyrek asırlık iç savaştır. Birleşmiş Milletler’in onayıyla gerçekleştirilen askeri harekât sonrasında kurulan Geçici Hükümet şimdiye kadar ülke içinde otoritesini yerleştirip meşruiyet kazanamadı. Geçici hükümeti tanımayan grupların başlattıkları silahlı mücadele ise neredeyse çeyrek asırdır devam etmektedir. Somali’deki iç savaşın geleceği bölge istikrarı için önemlidir. Ancak olası bir barış sürecinde etkin rol oynayabilecek aktörlerin de bu bölgede etkinliğini artırması kaçınılmazdır.

 


Somali’de artık müzmin bir hal alan iç savaşa dair üç farklı senaryodan bahsetmek mümkündür: iç savaşın devamı, uluslararası müdahale ve arabuluculuk ile uzlaşma. Bu senaryolardan bahsetmeden önce iç savaşı anlama adına kısaca savaşan taraflara ve son yıllarda yaşanan kırılma noktalarına değinmek faydalı olacaktır. Somali’de bugün yaşanan iç savaş, yüzeysel bir tanımlama ile ülkedeki aşiretlerin kendi güvenliğini sağlama ve kaostan kurtulma adına verdiği silahlı mücadeledir. Somali’de 1969 yılında bir askeri darbe ile yönetimi eline alan Siad Barre 22 yıl sonra artan muhalefete dayanamayarak 1991’de yönetimi bırakmak zorunda kaldı. Barre’nin ardından yeni yönetim kurmak için toplanan muhalif grup liderleri bir anlaşmaya varamayınca kendi aralarında mücadele etmeye başladılar. Ülkede uzun yıllar süren muhalif güçler arasındaki silahlı çatışmalar ülkede devlet kurumlarını işlemez hale getirdiği gibi kargaşa ortamının doğmasına ve ekonominin savaş ağalarının kontrolüne geçmesine sebep oldu. Bir yandan ülkenin çeşitli bölgelerinde iç savaş devam ederken öte yandan Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında gerçekleşen müdahale sonrası kurulan Geçici Hükümet kendisini kabul ettirmeye çalışıyordu. Bu güvensizlik ve anarşik atmosferde zamanla bir takım gruplar ortaya çıktı ve silahlı güçleri organize ederek Geçici Hükümet’e karşı muhalefet ettiler.


Organize muhalif güçlerden en önemlilerinden birisi İslam Mahkemeleri Birliği (İMB) adını alan teşkilat idi. Özellikle 2000’li yılların ortasında gücünü artıran İMB başkent Mogadişu dâhil birçok önemli şehirde hâkimiyetini kurunca 2006’da Etiyopya askeri güçleri Somali’nin Merkezi Geçici Hükümeti’ne yardım etmek için bu ülkeye girdiler. Bu askeri müdahalenin gerçekleşmesinde Amerika Birleşik Devletleri’nin askeri yardımı etkili olmuştur. Daha önce 1992 yılındaki operasyonda yaşanan can kayıpları yüzünden bu ülkeye bizzat asker göndermeye soğuk bakan ABD, Etiyopya üzerinden İMB’nin güçlenmesini önlemeye çalışmıştır. Ocak 2009’da komşu ülke Cibuti’de imzalanan barış anlaşması ile Merkezi Geçici Hükümet ve İMB dâhil birçok muhalif grup anlaşmaya vararak bir milli meclis oluşturuldu ve Şeyh Ahmed Devlet Başkanı seçildi. Böylelikle ılımlı çizgideki İMB silahlı mücadelesine son verdi ve Etiyopya askerleri ülkeyi terk ederek Merkezi Hükümet’in savunmasını az sayıdaki Afrika Birliği güçlerine bıraktı.


Yapılan barış anlaşmasının ve İMB’nin silahlı mücadeleyi bırakmasının ardından kendilerine El-Şebab (Gençlik) adını veren bir grup ön plana çıktı. Önceleri İMB ile birlikte hareket eden radikal El-Şebab örgütü Merkezi hükümete karşı en önemli tehdit olmaya başladı. Afrika, başkenti idare edenin tüm ülkeyi idare etme hakkını kazandığı kıta olarak da bilinir. El-Şebab’ın etkinliği özellikle başkent civarlarında arttığı 2010 yılında Washington’da tekrar bir müdahale senaryosu konuşulmaya başlandı. Bu dönemi başka bir analiz derinlemesine ele almıştı. O günlerde Washington’daki yetkililer yine bizzat askeri müdahalede bulunmaktan çekindi. Ancak bir yandan Merkezi hükümete ağır silah yardımı yaparken bir yandan da Amerikan jetleri ile El-Şebab noktalarını imha ederek bu örgütün etkinliğini ciddi anlamda kırdı. Daha sonraları gücünü toplayan örgüt Ağustos 2011’de başkenti kısa süreliğine ele geçirse de hükümet güçlerine direnememiş ve geri çekilmek zorunda kalmıştı.


Bunların dışında ise hala silahlı mücadeleye devam eden örgütlerden önemli bir tanesi ise Hizbul İslam'dır. İMB’den koparak kurulan ve mevcut Devlet Başkanı Ahmed’in eski başkanı olduğu Hizbul İslam, El-Şebab gibi radikal savaş yöntemleri benimsememektedir. Daha çok hükümet güçleri ile konvansiyonel çatışmalara giren Hizbul İslam, suikast ve adam kaçırma gibi yöntemlere başvurmamaktadır ve tehdit düzeyi El-Şebab kadar değildir.  Batılı güçlerin kuklası olmakla ve İslamiyeti terketmekle suçladıkları Merkezi hükümeti devirmeyi amaçlayan grup aslında tek bir merkezi yönetime sahip olmayıp muhalif aşiretlerin bir araya gelmesiyle oluşmuş bir ittifaktır. Somali’deki iç savaşın bir diğer önemli aktörü ise bulunduğu bölgeyi (Galgadud, Somali’nin orta kısımları) terör ve anarşiden korumak olan Ehli Sünnet vel Cemaat’tir (ESVC). Yapı olarak bir tarikat olan ESVC, kendileri için önemli zatların türbelerine El-Şebab tarafından saldırı düzenlenmesi ve cemaatin önemli isimlerine suikast düzenlemesi üzerine 2008 yılında silah kullanmaya başlamıştır. Somali’de Vehhabilik ve El-Kaide varlığına karşı olan ESVC, İslamı yaşayış ve anlayış çizgisinden dolayı ABD'nin de kendisine yakın gördüğü ve destek verdiği bir gruptur.


Bu bilgiler ışığında çatışmanın seyrine, aktörlerin tutumlarına ve uluslararası ilişkilerin gerçeklerine bakıldığında Somali’deki iç savaşın geleceği ile ilgili üç farklı senaryodan bahsedilebilir. Bu üç senaryo da incelendiğinde görülecektir ki, Somali’deki iç savaşta muhaliflerin başarılı olma ihtimalleri yok denecek kadar azdır. Beklentiler, bu iç savaşın bir müddet daha devam edeceği ve hükümet güçlerinin tek otorite olarak kalacağı yönündedir.


1. İhtimal: İç Savaşın Devamı ve Uzlaşma:

Somali’de yaşanan iç savaş yirmi yılı aşkın süredir devam etmektedir. Şimdiye kadar Mogadişu’daki Geçici Federal Hükümet bir şekilde var olmayı ve iktidarda kalmayı başarmıştır. Her ne kadar ülke çapında meşruiyet sorunu olsa da uluslararası toplum tarafından kabul edilen tek otorite olmaya devam etmektedir. Geçen süre zarfında çeşitli aşiretler birleşerek hükümete karşı silahlı mücadele yolunu seçmiş olsalar da özellikle ABD’den gelen askeri yardım ve Etiyopya’nın ordusunu Somali’ye sokmasıyla hükümet güçlerinin silahlı mücadeleyi kaybetmelerine izin verilmemiştir. Böylesi dalgalanmaların yaşandığı bu iç savaşın bir süre daha devam etme ihtimali maalesef en yüksek ihtimaldir. Yakın gelecekte hükümet güçleri mücadelelerine devam etmek için gereken maddi imkânların sağlanması noktasında büyük güçlüklerle karşılaşmayacaktır. Gerek ABD gerekse bölgede çıkarı olan diğer ülkeler gerektiğinde hükümete gerekli desteği sağlayacaktır. Günde yaklaşık 3 milyon varil petrolün dünya piyasasına dağıtılmak için geçtiği Aden körfezinin girişinde bulunan, doğal gaz ve petrol kaynaklarına sahip olduğuna kesin gözüyle bakılan bu ülkede batı karşıtı radikal bir gücün iktidara gelmemesi için enerji bağımlılığı yüksek olan ABD ve Avrupalı ülkeler ellerinden gelen yardımı Somali hükümetine yapacaktır.


Bu bağlamda, uluslararası gerçekleri kabul etme durumunda olan muhalif güçler bir zaman sonra silahlı mücadeleden vazgeçeceklerdir. Uluslararası ilişkiler alanında yapılan araştırmalar da göstermektedir ki, iç savaşların ortaya çıkmasında mağduriyetler etkili olsa da sürdürülebilmesi isyancıların kontrolünde değerli bir kaynağın bulunmasına bağlıdır. Petrol, elmas veya altın gibi maddi destek sağlayabilecek bir kaynağa sahip olmayan muhalif güçlerin Somali hükümetine yönelik mücadelelerini uzun süre devam ettirmeleri mümkün değildir. Geçmişte İMB’nin yaptığı gibi, mevcut muhalif silahlı güçler de hükümet ile uzlaşıya varırsa ülkedeki iç savaşa bir son verilebilir. Yukarıda da ifade edildiği gibi Somali’deki bütün muhalif güçler radikal değildir. El-Şebab dışındaki çoğu grup ülkede güvenliğin tesis edilmemiş olmasından kaynaklanan sebeplerle silahlı gruplar oluşturmuş ve çevrelerine yapılan saldırılara karşı koyma adına silaha sarılmıştır. Dolayısıyla iç savaşın sona ermesi yönünde meydana gelebilecek gelişmelerin güvenlik amaçlı oluşan silahlı grupların dağılmasını kolaylaştıracağı ve hızlandıracağı söylenebilir.


2. İhtimal: Uluslararası Askeri Müdahale

Eğer iç savaş uzun yıllar daha devam ederse, bir önceki senaryoda bahsedildiği gibi hükümet güçleri kayda değer bir üstünlük sağlayıp bu üstünlüğü koruyamazsa ve muhalif radikal güçler daha etkin hale gelip ülkedeki insanlığa karşı suçlar yaygın ve sistematik hale gelirse devreye dış aktörler girebilir. Burada beklenmesi gereken Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında çokuluslu bir harekâttan ziyade birkaç ülkenin liderliğinde Somali hükümetinin mücadelesine destek olacak nokta operasyonların gerçekleşmesidir. Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında Güvenlik Konseyi’nde alınacak bir kararla gerçekleştirilecek çokuluslu bir operasyon bürokratik işlemlerden dolayı gecikmesi Bosna’daki gibi barış güçlerinin geç intikal etmesine yol açabilir. Son on yıl içinde önce İMB ve sonra El-Şebab örgütlerinin başkent Mogadişu’yu ele geçirmeleri üzerine ABD,  hükümet güçlerine askeri yardımda bulunurken Etiyopya ordusunun da Somali’ye girerek hükümet güçlerine destek vermesini sağladı. Bunların yanı sıra 2010’da El-Şebab’ın etkinliğini ciddi anlamda artırdığı bir dönemde Amerikan savaş uçakları örgüte ait önemli noktaları vurarak bu grubun etkinliğini kırdı.  Eğer ilerleyen yıllarda hükümet güçleri ve silahlı muhalif kuvvetler arasındaki iç savaş şiddetini artırarak devam eder ve içinden çıkılmaz bir hal alarak Amerikan çıkarlarını tehdit edecek seviyeye ulaşırsa Somali hükümetine geçmişte olduğu gibi ancak daha kapsamlı ve yoğun bir askeri destek sağlanabilir.


İç savaştaki tarafların kendi aralarında uzlaşmaya varamamaları sonucu savaş uzarsa bunu durdurma adına ABD’nin veya başka aktörlerin kullanacağı tezlerden birisi de iç savaşın kuraklık sonucu yaşanan trajedinin en önemli sebeplerinden birisi olmasıdır. Bu sebep yapılacak müdahaleyi haklı çıkarmak için gerçek ve haklı bir sebeptir. Yaşanmakta olan iç savaş yüzünden Somalili çiftçiler tarıma elverişli alanlardan yeterince istifade edememiş ve ülkenin gıda üretimi sorun oluşturacak düzeyde düşük kalmıştır. Bunun dışında yaşanmakta olan iç savaşın ortaya çıkardığı güvensizlikten dolayı Birleşmiş Milletler’in Somali’de kıtlık ilan etmesinin ardından ülkeye giden yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasında da sıkıntılar yaşanmıştır. Nitekim en son yayınlanan Birleşmiş Milletler raporuna göre 2011 Sonbahar döneminde yeterli gıda yardımı sağlanamazsa 750 bin kişi hayatını kaybedebilir. Netice itibariyle gerçekleşecek bir dış müdahale meşruiyet sorunu yaşamayacak ve uluslararası toplumdan kayda değer bir tepki gelmeyecektir.


3. Arabuluculuk İhtimali ve Türkiye’nin Yumuşak Gücü

Yukarıda bahsedilen birinci senaryoda iç savaşın bir an önce bitmesi ve tarafların uzlaşmasını kolaylaştırabilecek en önemli etken güvenilir ve tarafsız bir arabulucu aktörün devreye girmesidir. İç savaşta tarafların kendisine yakın hissedeceği, ülke ve bölge üzerinde maddi çıkar temelli politika izlemeyen ve tarafsızlığına güvenilen bir aktör, başta Federal Geçici hükümet olmak üzere tüm tarafları barışa ikna edebilir. Çünkü iç savaşların sona ermesi için gerçekleştirilen barış görüşmelerinde yaşanan en büyük sıkıntı tarafların aldatılma olasılıkları ve güven sorunudur.


İşte Türkiye, Somali ve bölge ile olan tarihi bağları ve son dönemde buraya dönük açılımları ile Somali iç savaşındaki tarafların güvenebileceği ve saygınlığı olan bir ülkedir. Türkiye tarihinde belki de ilk kez komşu olmayan bir ülkede yaşanan soruna bu kadar duyarlılık gösterdi. Şimdiye kadar tüm dünyada yaklaşık olarak 1 milyar dolar yardım toplanırken bunun %25’i sadece Türkiye tarafından toplanmıştır. Ayrıca gelişmekte olan ülkeler arasında hükümet başkanı seviyesinde Somali’yi ziyaret eden tek ülke yine Türkiye olmuştur. Birçok yardım kuruluşunun bile güvenlik endişesiyle gitmeye çekindiği Mogadişu’ya Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak Sayın Erdoğan kalabalık bir heyet ile şehre gitmiş ve mülteci kamplarını ziyaret etmiştir. Ziyaret esnasında Türkiye’nin sağladığı yardımların dağıtılması ve su kuyuları, sahra hastanesi gibi etkin çözüm üretecek proje sözlerinin verilmesi bu ülkeyi ve insanını kazanma adına önemli adımlardır.


Türkiye son dönemde yakın havzasında oynadığı aktif, barışı ve uzlaşmayı temel alan dış politika anlayışıyla birçok ülke liderini bir araya getirerek sorunların konuşarak çözülmesini kolaylaştırmıştır. Uluslararası politikada daha etkin olmayı amaçlayan Türkiye’nin gerekli olan güvenilir ve saygın ülke imajını kazanması için Somali iç savaşı gibi olayları çok iyi değerlendirmelidir. Somali halkının ve yöneticilerinin de Müslüman olması, Osmanlı döneminde sömürgeci güçlere karşı bu bölge halklarına yardım edilmiş olması ve Türkiye’nin uluslararası arenada artan saygınlığı Türkiye’yi Somali’de savaşan tarafların saygı duyacağı ve güveneceği bir aktör kılmaktadır. Ayrıca Türkiye’nin Somali’de ve bölgede hayata geçirdiği projeler ve yardım programları diğer ülkelerden farklılık göstermektedir. Birçok yabancı devlet Afrikalı ülkelere kalkınmaları için yardım ederken yapılanların bir işe yaramamış olmasına rağmen devam etmeleri ve bir yandan yardım ettikleri ülkelerden ticari tavizler almaları dış aktörlere olan güveni zedelemiştir. Ancak Türkiye kalkınma yardımı konusunda son derece dikkatli davranmış, sömürgecilik olarak algılanabilecek projelerden kaçınmış ve karşılığında maddi anlamda bir taviz koparmamıştır. Tüm bunlar Türkiye’nin arabuluculuk rolü üstlenebileceğini göstermektedir. Cumhuriyetin yüzüncü yılında dünyanın en büyük on ekonomisinden biri olmayı hedefleyen Türkiye, o konumda kalmak ve daha da yukarı çıkabilmek için ekonomik gücünü siyasi güç ile de pekiştirmelidir. Bunun için ise Somali’deki iç savaş gibi barışı sağlayabileceği fırsatları değerlendirmeli ve uluslararası arenada oluşan barışçıl ve dost ülke imajını kuvvetlendirmelidir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top