Sudan'da Gerilim Yeniden Yükselirken

Hasan ÖZTÜRK
05 Ekim 2011
A- A A+

Güney Sudan’ın bağımsız bir devlet olarak uluslararası topluma katılmasıyla Sudan’da iç barışın sağlanacağı ve ülkeye istikrarın geleceği beklenmekteydi. Ancak, Güney Sudan’ın bağımsız devlet olarak ortaya çıkışı tahmin edildiği gibi yeni sorunların doğmasına sebep oldu. Kapsamlı Barış Anlaşması'nda muğlâk kalan noktalar yeni bir iç savaşın başlama ihtimalini akıllara getirirken Darfur’da barış bir türlü sağlanamadığı için gerilim yeniden yükselmektedir.

 
Sürdürülen barış görüşmelerinin sonucu olarak Darfur’daki taraflarla imzalanan ateşkes anlaşması ve Güney Sudan’ın bağımsızlığı kısa süreliğine silahların susmasını sağlamış olsa da bugün Darfur’da ve güney Sudan’da başlayan çatışmalar ülkeyi yeni bir iç savaşın içine sokabilir. Güney Kordofan ve Mavi Nil eyaletlerinde yaşanan çatışmalar yakında Darfur bölgesinde de başlarsa üç eyalet Hartum’a karşı güç birliğine gidebilir. Bu eyaletlere Güney Sudan Cumhuriyeti’nin de destek vermesi yakın zamanda dinen şiddetin nüksetmesine neden olabilir. Olası bir iç savaş sadece Sudan’ı değil bölgedeki komşu ülkeleri, özellikle açlıkla mücadele eden Etiyopya’yı olumsuz etkileyecektir.


Hâlihazırda Güneyi ve Kuzeyi ile Sudan topraklarını üç sorun tehdit etmektedir. Bu sorunların taraflar arasında uzlaşma ile çözülmesinin zor olduğu değerlendirilmektedir. Şayet uluslararası toplum hareket etmekte gecikir ve müdahil olup tarafları müzakere masası etrafında toplayamaz ise yakın gelecekte Sudan topraklarında birden fazla savaş başlayabilir. Bu sorunlar Güney Kordofan ve Mavi Nil eyaletlerinde Hükümet karşıtı gruplarla Sudan ordusu arasında devam eden silahlı mücadele ve Darfur bölgesinde yeniden başlaması söz konusu iç savaştır.

 

Kuzeyde Kalan Güneyliler

 

Güney Sudan bağımsızlığını resmen ilan ettiğinde Sudan’ın kuzey bölgesinde kalan güneylilerin geleceği gelişmeleri takip edenlerin ortak endişesiydi. Sömürge döneminin bugünkü Sudan’a bıraktığı en yıkıcı miras olan Güney-Kuzey ayrımı çatışmaların da tarihi arka planını oluşturmaktadır. Sudan sınırları içerisinde her ne kadar Kuzeyli-Güneyli ayrımı olsa da insanlar ülkenin birçok yerine dağılmış durumdadır ve bölgesel temerküzden bahsetmek oldukça zordur. İçe içe geçmişlik o kadar çoktur ki başkent Hartum’da ve civarında yaşayan, hatta bürokrasinin üst kademelerine çıkabilmiş birçok Güneyli vardır. Ancak yarım yüzyıldır sürdürülen silahlı mücadele ve 2005’te imzalanan barış anlaşması Kuzey-Güney ayrımı olarak 1956 yılında ülke bağımsızlığını kazanmadan önce İngilizlerin çizdiği sınırı kabul etmektedir. O dönemin şartlarında düşünüldüğünde böyle bir yaklaşım belki de daha işlevseldi. Çünkü Hartum’daki merkezi hükümet ile sınırların yeniden tanımlanması Sudan Halk Kurtuluş Ordusu’nun (SPLA) verdiği silahlı mücadelenin amacına ulaşmasını daha da zorlaştıracaktı. Bu yüzden İngilizler tarafından belirlenmiş Güney ile Kuzeyi ayıran mevcut hat arzu edilmese de kalıcı sınır olarak kabul edildi.

 

Bugün Mavi Nil ve Güney Kordofan eyaletlerinde süren çatışmalar, endişe duyanları haklı çıkartır biçimde gelişmektedir. Çatışmalar, devlet gelirlerinin büyük kısmının savaşa gittiği yeni bir dönemi başlatacak niteliktedir. Önce Sudan Silahlı Kuvvetleri’nin (SSK) Abyei bölgesinin statüsünden dolayı bu şehre yaptığı saldırı, sonrasında Güney Kordofan ve şimdilerde ise Mavi Nil eyaletlerine dönük askeri harekâtlar birçok can kaybına ve binlerce insanın yurtlarından ayrılmalarına sebep olmuştur.

 

Çatışmaların bu iki eyalette zuhur etmesi rastlantı değildir. Güney Sudan Cumhuriyeti (GSC) kurulduğunda 1956 sınırlarını kabul etmişti. Ancak Hartum’daki merkezi yönetime karşı silahlı mücadeleyi veren Sudan Halkı Özgürlük Ordusu (SPLA) farklı etnik grup, eyalet ve silahlı milis gruplarından oluşan heterojen bir organizasyon idi. Güney Kordofan ve Mavi Nil eyaletleri ise coğrafi olarak 1956 sınırlarının kuzeyinde olmasına rağmen Güney Sudanlılara kültürel yakınlık duymaktadır. Bu iki eyaletin silahlı güçleri iç savaş döneminde SPLA’ya destek vermişti. Ömer el-Beşir yönetimi ise 2005’te anlaşma ile kaybettikleri ülkenin güneyinden sonra petrol (Güney Kordofan) ve su (Mavi Nil) kaynaklarına sahip eyaletlerini de kaybet istemediği için bu iki eyaletin bağımsızlık taleplerine silahlı kuvvetleri kullanarak karşılık verdi.

 

Aslında Güney Korodan ve Mavi Nil eyaletlerindeki savaşın nedeni 2005 yılında imzalanan barış anlaşmasındaki belirsizlik içeren ve detaylandırılmamış süreçler öngören maddelerdir. Söz konusu anlaşmadaki muğlâk konuların en önemlisi barış anlaşmasında 1956 sınırları dâhilinde Güney Sudan’a referandum hakkı verilirken SPLA ile birlikte hareket eden ama 1956 sınırının kuzeyinde kalan bu iki eyaletin geleceğine karar vermek için düşünülen “Halka Danışma” (Popular Consultation) sürecidir. Anlaşmanın imzalandığı tarihlerde Hartum hükümetini birden fazla referanduma ikna etmenin güçlüğünü kabul eden arabulucular bu eyaletler için referandumu andıran ancak aynı yasal güce sahip olmayan bir formül olarak “danışma” yönetimini önerdiler. Böylelikle Hartum yönetiminden beklenilen Güney Kordofan ve Mavi Nil eyaletlerinde halkın taleplerini dinlemesi, bu iki eyaletin siyasi durumunu belirlerken halkın taleplerinin dikkate alınmasıydı. Ancak böyle bir süreçte Ömer el-Beşir’in daha fazla toprak kaybeden bir başkan olarak tarihe geçmemek için Güney Kordofan ve Mavi Nil halkının taleplerini göz ardı edeceği en baştan belliydi. Güney Sudan Cumhuriyeti’nin (GSC) Temmuz 2011’de resmen bağımsızlığını ilan etmesinin ardından Güney Kordofan ve Mavi Nil eyaletlerinin valileri “Halka Danışma ” sürecinin bir an önce başlatılmasını talep ettiler. Fakat Ömer el-Beşir yönetimi parlamentodan yeni bir yasa çıkartarak bu süreci altı ay erteleme kararı aldı ve Devlet Başkanı’na (Ömer el-Beşir’e) gerek gördüğünde tekrar erteleme yetkisi verdi.

 

Mavi Nil valisi Malik Agar, Hartum yönetiminin tek taraflı aldığı bu karara itiraz etti. Agar, eyalet yönetimini sürece dâhil etmeden alınan ve 2005 barış anlaşmasını ihlal ettiğini öne sürdüğü bu kararı tanımadıklarını ilan ederek halkını bu kararın uygulanması konusunda Hartum hükümetine direnme çağrısında bulundu. Aynı zamanda SPLA’nın kuzey kolu (SPLA-N) başkanı olan Agar gerektiğinde Darfur ile birlikte merkezi hükümete karşı direnecekleri söylemesi Ömer el-Beşir yönetimini rahatsız etti. Hükümete karşı tavır alan Mavi Nil valisi 2010 yılında seçimle iş başına gelmesine rağmen Ömer el-Beşir yönetimi tarafından görevinden alındı ve yerine geçici bir general atandı. Atanan general ise hâlihazırda silahlı kuvvetler eşliğinde Mavi Nil eyaletinde Hartum yönetimi karşıtı hizipleri bastırmak için yoğun çatışma içindedir.


Gerek Güney Kordofan gerekse Mavi Nil, geçmişte Güney Sudan ile yakınlık içinde olduğundan Hartum’daki hükümetin yönetiminde olmayı reddetmekte; Hartum ise GSC’nin ayrılmasından sonra bu iki eyaleti kaybetmemek için yoğun çaba sarf etmektedir. GSC’nin bağımsızlığından sonra kuzeyde kalan petrol kaynakları Güney Kordofan’da bulunmaktadır. Ülkede en verimli topraklar ve Nil nehrinin geçtiği güzergâh ise Mavi Nil eyaletindedir. Bu iki eyaletin yitirilmesi halinde Hartum hükümetinin gelirlerinin büyük kısmının kaybolmasına yol açacaktır. Bu iki eyaletteki milis güçler ile Hartum hükümeti arasında silahlı mücadele halen devam etmektedir ve kaç kişinin hayatını kaybettiği net olarak bilinmemektedir. Savaş ortasında kalan sivil halk ise GSC’ye veya Etiyopya’ya kaçarak güvenli bir ortam arayışına girmiştir. Ancak bu durum devam ederse ciddi bir mülteci dalgası yeni kurulan GSC ve kıtlıkla mücadele eden Etiyopya’nın kaldıramayacağı bir trajedinin ortaya çıkmasına sebep olabilir.

 

Darfur’da Çözüm Umutları Sönüyor

 

Türk kamuoyunda Darfur’un gündeme gelmesi maalesef hadiselerin başlamasından yıllar sonra Devlet Başkanı Ömer el-Beşir hakkında çıkan yakalama kararı ve Türkiye’ye yaptığı ziyaret vesilesi ile oldu. Sudan’ın doğusundaki Darfur bölgesinde 2003’te başlayan iç savaş 2010 Şubat ayında imzalanan ateşkes anlaşması ile geçici olarak sona ermişti. İmzalanan ateşkes tarafların askeri güç kullanmasına son verirken aynı zamanda kalıcı barış için görüşmelerin yapılması için tarafların iyi niyet belirttiği ve Darfur’a daha fazla özerklik verilmesini öngören bir mutabakat metni idi. Ancak ateşkesin imzalanmasından kısa süre sonra Darfur’daki en büyük ve etkili grup olan Adalet ve Eşitlik Hareketi (AEH), Sudan hükümetine bağlı güçlerin bir köye saldırdığını iddia etmesi üzerine ateşkes anlaşması bozuldu. Yer yer yaşanan ufak çaplı çatışmaların gölgesinde son bir buçuk yıldır Katar’ın başkenti Doha şehrinde Ömer el-Beşir hükümeti ile Darfurlu gruplar bir araya gelerek kalıcı barış görüşmelerini sürdürdü.

 

Devam eden görüşmeler sonunda Katar ve Çad Devlet Başkanlarının eşliğinde 2011 Temmuz’da barış anlaşması imzalandı. Ancak imzalanan bu barış anlaşması Darfur sorununu çözmekten çok uzaktır. Bunun en önemli sebebi barış anlaşmasının Hartum yönetimi ile Darfur’daki Özgürlük ve Adalet Hareketi (ÖAH) arasında imzalanmasıdır. Arabulucu ülkeler maalesef Darfur’daki en önemli aktörü yani AEH’nin görüşmelere katılmasını sağlayamamıştır. Aslında Doha Barış Anlaşması (DBA) Darfurluların itiraz etmeyecekleri maddeler içermektedir: 1) İç Savaş sırasında yaşanan mağduriyetler için Darfurlulara tazminat ödenecek, 2) Sudan Devlet Başkanı, başkan yardımcılarından birisini Darfur’dan seçecek, 3) Sudan Cumhuriyeti içerisinde Darfur’un nihai statüsünü belirleyecek bir referandum yapılacak ve o döneme kadar bölgede yönetimi üstlenecek Darfur Bölgesel Yönetimi adında idari bir birim oluşturulacak. DBA’nın şartları Hartum yönetimi için oldukça ağır olmasına rağmen anlaşma, AEH tarafından kabul edilmemiştir.  AEH’nin anlaşmayı kabul etmemesinin nedeni, bu muhalif grubun Sudan Cumhuriyeti’nden koparak GSC gibi Darfur’da bağımsız bir devlet kurma talebidir.

 

Darfur konusunda endişe verici süreç ise Eylül ortasında yaşanan iki yeni gelişmeyle başladı. Bunlardan birincisi, 2010 Mayıs ayında Sudan ordusunun saldırılarından kaçarak Libya’ya sığınan AEH lideri Halil İbrahim’in Kaddafi’nin ülke yönetimini kaybetmesi üzerine bu ülkeden ayrılmak zorunda kalarak Darfur’a geri dönmesidir. Ömer el-Beşir iktidarının Güney Kordofan ve Mavi Nil eyaletlerinden yükselen taleplere karşı diplomatik değil askeri karşılık vermesi AEH'nin lider kadrosunda var olan bağımsızlığın tek çare olduğu yönündeki görüşü pekiştirecektir. Eylül ayında tecelli eden ikinci ilgili gelişme ise Mavi Nil eyaletinden yetkililerin Sudan Hükümeti’ne karşı gerekirse Darfur halkı ile birlikte silahlı mücadele vereceklerini duyurmaları oldu. Sudan Silahlı Kuvvetleri’nin Mavi Nil ile de savaşmak zorunda olacağını hesaplayan AEH, lideri Halil İbrahim’in dönmesi ile birlikte yeniden iç savaş başlatabilir.

 

Sonuç

 

Güney Sudan ile Sudan hükümeti arasında yarım yüzyıl süren iç savaşın bitmesi ile birlikte Sudan’da barışın hâkim olacağı söylenmekteydi. Fakat bir taraftan da potansiyel sorunlara dikkat çekilerek yakın zamanda silahlı çatışmaya dönüşmesi muhtemel konulara vurgu yapılmaktaydı. Ne yazık ki, 2005’te imzalanan Kapsamlı Barış Anlaşması’ndan bugüne kadar uluslararası toplum Sudan’daki kritik konuların çözümünde kalıcı ve tarafları memnun edici bir çözüm bulamamıştır. Mavi Nil ve Güney Kordofan eyaletleri ve Darfur bölgesinde son bir ay içinde yaşananlar endişeleri haklı çıkartacak niteliktedir. Yukarıda ele alınan sorunlara ek olarak GSC'nin doğuşundan beri Sudan Cumhuriyeti ile arasındaki tartışmalı konular ise hala çözülmeyi beklemektedir. İki ülkede güneyli ve kuzeylilerin vatandaşlık durumu, GSC'de çıkartılan petrolün dünya piyasasına dağıtılması ve tartışmalı sınır çizgisi gibi birçok mevzu ilerleyen dönemde kalıcı bir çözüme kavuşturulmayı beklemektedir.  Bu konulara kalıcı çözümler getirilemezse Darfur bölgesinde, Güney Kordofan ve Mavi Nil eyaletlerinde iç savaşın başlamasına ek olarak Hartum yönetimi ile GSC arasında da savaş çıkma ihtimali gündeme gelebilir. 

 

Obama yönetiminin Sudan'a özel elçi statüsü ile görevlendirdiği Princeton Lyman, Sudan'a sık sık giderek taraflar arasında mekik dokumaktadır. Yapılan görüşmeler ve verilen demeçler ışığında düşünüldüğünde özelde ABD'nin ve genel olarak Batı'nın Güney Kordofan ve Mavi Nil eyaletlerinin bağımsızlık mücadelelerine destek vermeyeceği öne sürülebilir. Batı,  şiddetin bir an önce sona ermesini ve bu iki eyaletin Hartum yönetimini kabul etmesini istemektedir. Yeni bağımsızlığına kavuşan GSC'nin bir an önce iç istikrarını sağlayıp kurumları tesis ederek işler bir devlet haline gelmesi Batı'nın önceliğidir. Eğer uluslararası toplum bir an önce kronikleşmiş bu sorunlara tarafları mağdur etmeden çözüm bulunmasına yardımcı olmazsa ilerleyen dönemde dünya barışı ve daha dar anlamda Orta ve Doğu Afrika yeni bir şiddet sarmalının içine girebilir.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top