Türkiye'nin Enerji Güvenliği ve Alternatif Olarak Afrika Açılımı

Hasan ÖZTÜRK
03 Ekim 2012
A- A A+

Dünya’nın en büyük 20 ekonomisi arasında girmeyi başaran Türkiye, güneydoğusu petrol, kuzeydoğusu ise zengin doğalgaz rezervlerine sahip olmasına rağmen sınırları içinde çok fazla enerji kaynağına sahip bir ülke değildir. Petrol ihtiyacının yaklaşık %10’nu üretebilen Türkiye, ihtiyacının büyük kısmını ithal etmek zorundadır.

İthal etmek zorunda kaldığı enerjiyi satan komşu ülkeler, Türkiye ile ilişkilerinde elleri daha güçlü hale gelmektedir. Geçmişte Rusya ile yaşanan doğalgaz sorunu bunun bir göstergesi idi. Son yıllarda Irak ve İran ile yaşanan siyasi krizlerin sonucu olarak ithal edilen enerji fiyatının yüksek tutulması Türkiye’yi zor durumda bırakmıştır. Türkiye’nin petrol ve doğalgaz tedarik edebileceği yeni ülkeler ile ilişkiler geliştirmesi ve bu yönde adımlar atması, daha ucuza enerji teminini sağlamakla kalmayacak, komşu ülkeler ile ilişkilerde Türkiye’nin elini güçlendirecektir.

Orta Doğu’da ve Kafkasya’da bulunan zengin petrol ve doğal gaz yataklarına sahip ülkelere komşu olmasına rağmen Türkiye, bu iki enerji kaynağının tedariki noktasında komşularına aşırı oranda bağımlıdır. Geçtiğimiz yıl dünyanın önde gelen 20 ekonomisine sahip ülkelerin oluşturduğu G-20 grubuna dünyanın en büyük 16. ekonomisi olarak katılan Türkiye, Cumhuriyet’in kuruluşunun yüzüncü yıl dönümü olan 2023 yılında ilk on arasına girmeyi hedeflemektedir. Bu hedefe ulaşmanın birincil şartı da daha fazla sanayileşme ve üretime dayalı büyümedir. Böylesi bir büyümenin gerçekleşmesi için temel ihtiyaç ise enerjidir. Dolayısıyla, ilerleyen yıllarda büyümesinin sürdürülebilir olmasını sağlamak için Türkiye daha fazla enerjiye ihtiyaç duyacaktır. Bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak gerek konutlarda kullanım için gerekse sanayide enerjiye olan talep artacaktır. Türkiye’de kişi başına düşen enerji talebi 2010 yılında 1,96 (kep/kişi) iken 2020 yılında %50’den daha fazla bir artışla 3,21 (kep/kişi) olacağı tahmin edilmektedir.(1) Günümüzde Türkiye’de enerji kullanımında sanayinin payının %40 olduğu ve 2020 yılında bu oranın %60’lara çıkacağı hesaplanmaktadır.(2) Tüm bunlar Türkiye’nin ilerleyen yıllarda alternatif enerji kaynaklarına veya daha fazla enerji ithalatına yönelmesine sebep olacaktır.

Afrika kıtası sahip olduğu zengin doğalgaz ve petrol kaynakları ile Türkiye için enerji sağlayabilecek ülkelerin bulunduğu bir kıtadır. Günümüzde üretilen doğalgaz ve petrol yanısıra işletilmeyi bekleyen kanıtlanmış rezervlerin çokluğu da kıta ülkelerinin gelecekte enerji arzında önemli aktörler olacağını göstermektedir. Petrol ve doğalgaz dışında zengin nükleer yakıt rezervlerine sahip Afrika ülkeleri ile geliştirilecek ilişkiler, önümüzdeki yıllarda birkaç nükleer santrale sahip olacak Türkiye’nin yakıt tedariki noktasında sıkıntı yaşamasını önleme ve ülkenin enerji güvenliğini tesis etme potansiyeline sahiptir. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin 1990’lı yılların sonlarında başlattığı ve son yıllarda gelişen Afrika açılımı ve kıta ülkeleriyle gelişen ilişkilerin Türkiye’ye enerji alanındaki etkileri fosil yakıtlar ve nükleer yakıtlar şeklinde iki alanda incelenebilir.

Türkiye’nin Enerji Güvenliği ve Komşularına Bağımlılığı

Türkiye’de kullanımına 1970’lerde başlanan doğal gaz, ülkede artan enerji talebine paralel olarak sağladığı avantajlardan dolayı daha fazla talep edilir olmuştur. Kömür ve petrol ile karşılaştırıldığında doğal gazın daha az zahmetli ve verimli olması kullanım alanlarını da genişletmiştir. Fiyatının daha düşük olması ve kömüre göre daha kolay kullanımlı olması sanayi sektöründe doğal gaz kullanımının artmasını hızlandırmıştır. Yılda 40 milyar metre küp civarında doğal gaz tüketimi olan Türkiye bu miktarın ancak %2’lik bir kısmını üretmekte, geri kalan %98’lik kısmını ithal etmektedir.(3) Doğal gaz ithalatına bakıldığında Rusya lehine bir bağımlılığın var olduğu görülmektedir. 2010 yılı rakamlarına baktığımızda, Türkiye’nin ithal ettiği doğal gazın neredeyse yarısını (%46) Rusya’dan, yaklaşık beşte birini (%21) İran’dan, %12’sini Azerbaycan’dan ve %10’unu Cezayir’den satın aldığını görmekteyiz.(4) Önceki yıllar ile karşılaştırıldığında Türkiye’nin Rusya’dan aldığı doğal gazın bir kısmını İran’dan almaya başladığı görülmektedir. Türkiye’nin Rusya’dan ithal ettiği doğal gaz miktarı 2008 yılında 23 milyon metre küpten 2010 yılında 17,5 milyon metre küpe düşerken İran’dan ithal edilen doğal gaz miktarı 4 milyon metre küpten 7,5 milyon metre küpe yükselmiştir.(5)

Bir diğer önemli fosil yakıt olan petrole bakıldığında dışa bağımlılığın yine oldukça yüksek olduğu görülmektedir. Türkiye’de var olduğu sanılan yaklaşık 1 milyar varillik petrol rezervinin 2005 yılına gelindiğinde yaklaşık %70’i kullanılmış, işletilebilir durumda yalnızca %30’u kalmıştır. Kullanılmayı bekleyen petrol rezervlerinin ise %70’i TPAO’ya, geri kalan %30 ise başta Shell olmak üzere diğer yabancı şirketlere aittir.(6) Yabancı şirketlerin de kendi paylarını aldıklarını düşünürsek %30’luk rezervden Türkiye’ye kullanım için kalan miktar fazla değildir. Günde yaklaşık 650 bin varil petrol tüketimi olan Türkiye yetersiz kaynaklarından dolayı petrol ihtiyacını yurtdışından karşılamaktadır. Enerji Piyasası Denetleme Kurumu tarafından hazırlanan 2010 Petrol Piyasası Sektör Raporu verilerine göre Türkiye petrol ihtiyacının %87’sini ithal etmektedir.(7) Aynı rapora göre Türkiye’nin en çok petrol ithal ettiği iki ülke doğal gazda olduğu gibi Rusya ve İran’dır. Verilere göre Türkiye 2010 yılında Rusya’dan 7,2 milyon ton, İran’dan ise 3,2 milyon ton ham petrol ithal etmiştir.

Yenilenemeyen geleneksel enerji kaynaklarının (petrol, doğal gaz, kömür) çıkartılması, işlenmesi ve tüketiciye ulaştırılmasının oldukça maliyetli oluşu ve gelişmiş ülkelerin dengesiz kullanımları sonucu çevreye ve insan sağlığına verdiği zarardan dolayı son dönemde fosil yakıtlar dışında enerji kaynaklarına rağbet artmıştır. Türkiye ulaşım sektöründeki enerji ihtiyacının %95’ini (petrol ithalatının yarısı) petrol ile karşılarken(8) ithal edilen doğal gazın yarısından fazlası (%53’ü) elektrik üretiminde kullanılmaktadır.(9)

Yukarıda da ortaya konan ve ulusal güvenlik açısından tehlike arz eden enerji bağımlılığı Türkiye’yi nükleer enerji kullanımını gündemine almaya itmektedir. Nükleer enerjiyi Türkiye için önemli kılan bir gerçek de “nükleer yakıtların fosil yakıtlara nazaran birim kütle başına (kg) takriben 108 misli daha fazla enerji” ihtiva etmesidir.(10) Dünyada 2006 yılı verilerine göre yaklaşık 440 nükleer santral dünya elektrik üretiminin %17’sini karşılamaktadır. Elektrik üretiminde nükleer reaktörlerin payı Fransa’da %78, Belçikda’da %55, dünyanın en temiz ülkelerinden sayılan İsveç’te %52, İsviçre’de %40’dır. Amerika Birleşik Devletleri elektrik üretiminin %20’sine yakınını nükleer reaktörlerden üretirken bu oranı 2050’ye kadar %50 oranına çekmeyi hedeflemektedir.(11) Günümüzde Türkiye elektrik üretimi için ithal edilen doğal gazın yanısıra kömür kullanmaktadır. Ancak kömür, hem çıkartılmasının maliyeti hem de çevreye verdiği zarar göz önüne alındığında çok verimli bir yakıt değildir. Örneğin, Afşin-Elbistan termik santrali yakıt olarak yılda 18.000.000, Zonguldak-Çatalağzı termik santrali ise yılda 1.500.000 ton linyit kömürüne ihtiyaç duymaktadır.(12) Termik santraller ile ilgili gözden kaçan başka bir noktaya dikkat çeken Şahin, “kömür yakıtının içinde bir miktar bulunan uranyum ve toryum gibi tabii radyo-aktif elemanlarının da kömür santrallerinin bacasından çevreye salıverildiklerinin” altını çizmektedir. ABD’de Çevre Koruma Kurumu tarafından verilen bilgilere göre kömür santrallerinin kül ve duman halinde çevreye saldıkları artıkları içinde bulunan radyo-aktif uranyum ve toryumun sebep olduğu radyoaktif çevre kirliliği, aynı enerjiyi üreten nükleer santrallerin sebep olduğu toplam radyasyon kirliliğinin yaklaşık 100 mislidir.(13) Dolayısıyla, Türkiye’nin nükleer santraller ile elektrik üretmesi ülkeyi kömürün maaliyetinden ve çevreye verdiği zarardan koruyacağı gibi ithal edilmesi gereken doğal gaz miktarını düşürecek ve buna bağlı olarak Rusya ve İran’a karşı dış politika alanında eli güçlenecektir.

Genel olarak bakıldığında, sadece iki ülkenin (Rusya ve İran) Türkiye’nin doğal gaz tüketiminin neredeyse üçte ikisini (%67’sini) sağladığı görülmektedir. Petrol ithalatına bakıldığında yine Rusya ve İran’ın Türkiye’nin petrol ihtiyacının yine neredeyse üçte ikisini (%65) karşıladığı görülmektedir. Ahmet Han’ın da ifade ettiği gibi Rusya şimdiye kadar Türkiye için güvenilir bir tedarikçi olmuştur. Avrupa ülkelerine ve Ukrayna’ya geçmişte gaz akışını kesse bile Türkiye’ye olan doğal gaz akışında bir aksama olmamıştır.(14) Yakın zamanda İran’ın enerji nakil hatlarında teknik bir problemi bahane ederek tedarike bir süre ara verdiği düşünüldüğünde Rusya’nın daha güvenilir olduğu görülmektedir. Ancak, Rusya’ya %24 oranında bağımlı olan Avrupa Birliği’nin bu durumu güvenlik sorunu olarak gördüğü dikkate alındığında Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehdidin ciddiyeti daha iyi anlaşılacaktır. İlerleyen yıllarda Rusya ile varılan anlaşma sonucu kurulacak nükleer santral Türkiye’nin doğal gaza olan bağlılığını azaltsa dahi ülkenin Rusya’ya bu defa nükleer yakıt ve teknoloji alanında bağımlılığını artıracaktır. Son dönemde Irak ve Suriye ile yaşanan siyasi gerginliklerden dolayı Rusya ve İran ile ilişkileri zedelenen Türkiye’nin gelecekte artan enerji talebini bu ülkelerden tedarik etmek zorunda kalması dış politikada sıkıntılı süreçlere yol açabilir.

Alternatif Enerji Kaynağı Olarak Afrika Açılımı

Türkiye’nin Afrika ile ilişkilerini geliştirmesi için en makul ve verimli yol olarak enerji sektörü görünmektedir. Çünkü Türkiye doğal gaz ve petrol zengini bir ülke olmadığı gibi bu iki kaynağın tedariki noktasında Rusya ve İran’a ulusal çıkarlarına tehdit olabilecek seviyede bağımlıdır. Afrika ise, Türkiye’nin aksine, zengin petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıt rezervlerine sahip olmakla birlikte sahip olduğu nükleer yakıt rezervleri ile nükleer santral(ler) kurmak isteyen Türkiye için muhtemel bir yakıt tedarikçisi konumundadır.

Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu birincil enerji kaynağı olan petrolün Afrika’daki profiline baktığımızda dikkat çekici veriler bulmaktayız. Afrika’da neredeyse her üç ülkeden birisi petrol rezervine sahiptir ve bunlardan birçoğu petrol üreten ülkeler arasındadır. Afrika kıtasında bulunan 54 ülkenin toplam petrol üretimi yıllar içinde artış göstermektedir. Petrol üretimi 1996 yılında 356 milyon ton iken 2007 yılında 488 milyon tona yükselmiştir.(15) Bu rakamlara 2011 yılında Uganda’da ve Kenya’da bulunan petrollerin dâhil olmadığını hesaba katarsak günümüzde bu rakamın daha da yüksek olduğunu tahmin etmek güç olmayacaktır. Yaklaşık yılda 500 milyon ton petrol üretmesine rağmen 2007 yılında dünya petrol üretiminin sadece %12,5’ini gerçekleştiren Afrika ülkeleri rafinerilerindeki teknik altyapı yetersizliğinden dolayı günde sadece 3 milyon varil petrol işleyebilmektedir. Petrolün büyük kısmı işlenmeden yurtdışına ihraç edilmektedir.(16)

Hatırlanacağı üzere, Türkiye 2007 yılında İran ile yaptığı ancak bir türlü yürürlüğe giremeyen anlaşma gereği 3,5 milyar dolar yatırım ile İran’da petrol araması ve rafineri kurulmasını taahhüt etmişti. Ancak bir takım nedenlerden dolayı bu anlaşma hayata geçirilemediği için Türkiye hala petrol konusunda İran’a bağımlı durumdadır. Türkiye söz konusu yatırımı zengin petrol yataklarına sahip bir Afrika ülkesine yönlendirerek hem enerji alanında yatırım yapmış olacak hem de çok daha ucuza petrol ithal etmiş olacaktır. Afrika’nın 2007 yılındaki petrol üretimi yıllık 488 milyon ton iken aynı yıl tüketiminin 138 milyon ton olduğu düşünülürse kıtanın ihraç etmek için oldukça fazla petrol sahibi olduğu ortaya çıkacaktır.(17)

Doğal gaz zenginliği kıtanın petrolü ile karşılaştırıldığında Afrika’nın doğal gaz fakiri olduğu söylenebilir. Afrika kıtasında doğal gaza sahip ülkeler (Cezayir, Mısır, Libya, Nijerya) 2007 yılı verileri esas alınırsa yaklaşık 15 trilyon metre küp doğal gaz rezervine sahiptir ki bu da dünyada var olan doğal gaz rezervlerinin %8,2’sine denk gelmektedir. Son birkaç yıldır Tanzanya, Gana ve Mozambik’te bulunan doğal gaz da dâhil edildiğinde kıtanın sahip olduğu rezerv miktarı oldukça yükselecektir. Bu zengin rezervlere sahip Afrika kıtasının 2007 yılındaki doğal gaz üretimi 190 milyar metre küp iken bu miktarın sadece 83 milyar küplük bir kısmı tüketilmiştir. Doğal gaz üretimi yapan Nijerya gibi ülkelerde doğal gaz kullanımının yaygın olmadığı hatırlandığında Gana, Tanzanya ve Mozambik’te bulunan ve çıkartılan doğal gazın büyük kısmının ihraç edileceği kesin gibidir.

Türkiye 2010 yılında doğal gaz ithalatının %10’unu Cezayir’den ve %3’ünü Nijerya’dan yapmıştır.(18) Bir önceki paragrafta da izah edildiği gibi Afrikalı ülkelerin rezervleri oldukça fazladır. Libya’da yaşanan iç savaşın dinmesiyle birlikte Türkiye’nin bu ülkeden de doğal gaz alacağı bilinmektedir. Türkiye iyi ilişkilere sahip olduğu Tanzanya ve Mozambik’ten de doğal gaz ithalatını düşünebileceği gibi bu ülkelere depolama ünitelerinin inşası, işleme merkezlerinin kurumu gibi teknik alanlarda yardım sağlayabilir. Türkiye, iyi ilişkilere sahip olduğu Azerbaycan’dan doğal gazın metre küpü için 238 ABD doları öderken Rusya’ya ve İran’a metre küp başına 400 ABD doları üzerinde fiyat ödemektedir. Afrikalı ülkeler ile başlatılacak enerji ticareti ile Türkiye’nin Rusya ve İran’a olan bağımlılığı azalacaktır.

Afrika kıtasında hâlihazırda nükleer santral bulunmamaktadır. Ancak kıtada birçok ülke nükleer yakıt yataklarına sahiptir ve birçok ülke yüklü miktarda uranyum üretmektedir. Tablo-1’de gösterildiği gibi uranyum üreten ülke sayısı artarken üretilen uranyumun miktarında da bir artış gözlenmektedir. Tablo-1’de gösterilen ülkeler dışında birçok Afrika ülkesinde uranyum olduğu bilinmektedir. Örneğin, İkinci Dünya Savaşı sırasında atom bombası geliştirmek için çalışmalar yürüten ABD, bomba yapımı için yapılan bilimsel araştırmalarda kullanılacak uranyumu bugünkü Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nden (DKC) almıştır.  O dönemde yönetimde bulunan sömürgeci Belçika idaresinden libresine 1,60 dolar ödeyerek uranyum satın alan ABD, savaş boyunca 200 milyon dolar tutarında uranyum almıştır.(19) Belçikalılar sömürge yönetiminden vazgeçip DKC’den ayrılırken madenin girişini betonla kapatmış ve üretim tekrar başlamamıştır. Ancak ülkede zengin uranyum kaynakları olduğu bilinmektedir. DKC dışında Afrika’da Gabon’da da uranyum bulunduğu bilinmekte ancak üretim yapılmamaktadır.(20)


Tablo-1: Afrika’da Madenlerden Üretilen Uranyum Miktarı (ton) (21)

 




Yukarıda ortaya konan enerji bağımlığını azaltmak için yakın gelecekte nükleer santral sahibi olmak zorunda olan Türkiye, gerekli nükleer yakıt tedariki için Afrika ülkelerine yönelebilir. Son on yılda ilerletilen ilişkiler ve bundan sonra atılacak doğru adımlar bu ülkelerden nükleer yakıt tedarikini daha kolay kılacaktır.

Sonuç

Türkiye dinamik nüfusu ve hızla büyüyen ekonomisi ile ilerleyen yıllarda daha fazla enerjiye ihtiyaç duyacaktır. Öte yandan, maalesef, Türkiye zengin enerji yatakları üzerinde olmayan bir ülkedir ve ihtiyaç duyduğu enerjiyi komşularından ithal etmektedir. Rusya ve İran’a aşırı bağımlılık ulusal güvenlik sorunu olarak endişeye sebep olmaktadır. Çözüm olarak enerji tedarikçilerinin çoğaltılması en kolay adım olacaktır. Bu çalışmada Afrika ülkelerinin zengin petrol, doğal gaz ve uranyum kaynaklarına sahip oldukları ve Türkiye’nin Afrika ülkelerinden enerji ithal etmenin yollarını aramasının gerekliliğine dikkat çekilmiştir. Böyle bir çeşitlendirme, Türk dış politikasında karar mercilerinde bulunan diplomatların elini Rusya ve İran ile yapılacak görüşmelerde güçlendirecektir.

 

Sonnotlar:

 

1. Serdar İskender, Türkiye’de ve Dünyada Enerji & Nükleer Enerji Gerçeği, Türkiye Teknik Elemanlar Vakfı Yayınları, Ankara, Ekim 2005, s.22

2. Adem Şahin, Türkiye’nin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri İçerisinde Enerjinin Yeri ve Önemi, Türkiye’de Enerji ve Kalkınma içinde, Atilla Sandıklı ve Hasret Dikici Bilgin, TASAM Yayınları, İstanbul 2006, s. 95

3.  Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu,  2010 Yılı Doğal Gaz Piyasası Sektör Raporu, s. 10, 22.

4.  A.g.e, s. 24

5.  A.g.e, s. 24

6.  Serdar İskender, Türkiye’de ve Dünyada Enerji & Nükleer Enerji Gerçeği, Türkiye Teknik Elemanlar Vakfı Yayınları, Ankara, Ekim 2005, s.24

7.  Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu, 2010 Petrol Piyasası Sektör Raporu, s.15

8.  Adem Şahin, a.g.e, s. 89

9. Ahmet K. Han, Turkey’s Energy Strategy and the Middle East: Between a Rock and a Hard Place, Turkish Studies, 12:4, s. 604

10. Sümer Şahin, Dünyada ve Bölgede Alternatif Enerji Kaynakları İçinde Nükleer Enerjinin Yeri ve Önemi, Türkiye’de Enerji ve Kalkınma içinde, Atilla Sandıklı ve Hasret Dikici Bilgin, TASAM Yayınları, İstanbul 2006, s.119

11. Sümer Şahin, a.g.e, s.120

12. A.g.e, s.121

13. A.g.e, s.121

14. Ahmet K. Han, a.g.e,  s.606

15. Raf Custers & Ken Matthysen, Africa’s Natural Resources in a Global Context, IPIS, August 2009, s. 22

16. A.g.e, s.24

17. A.g.e, s.24

18. EPDK, 2010 Yılı Doğal Gaz Piyasası Sektör Raporu, s.24

19. Washington Nuclear Museum and Educational Center, (Erişim: 12 Eylül 2012)

http://toxipedia.org/display/wanmec/Uranium+from+Democratic+Republic+of+Congo

20. Energy Watch Group, Uranium Resources and Nuclear Energy, EWG-Series No 1, December 2006

21. World Uranium Mining, (Erişim: 14 Eylül 2012)  http://www.world-nuclear.org/info/inf23.html

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top