Mali ve Tuareg İsyanları

Emine ARI
23 Kasım 2012
A- A A+

Bağımsızlığından itibaren birçok defa iç savaş yaşamış, ekonomik krizlerle ekonomisi ciddi şoklar yaşamış ve askeri yönetimin hükümeti ele geçirdiği darbelerle karşı karşıya kalan Mali, yirmi yıl aradan sonra yeni bir iç savaş ile çalkalanmaktadır. Geçtiğimiz Mart ayında ordu yönetime el koyduğunu ve ikinci bir karara kadar anayasayı askıya aldığını duyurdu.



Neden olarak, Kuzey’de devam eden ayaklanmalar ile hükümetin yeterince etkili mücadele edemediğini, ordunun donanım ve eğitim açısından yetersiz kalmasını gösterdi. Mali ordusuna bağlı askerlerin Ulusal Azavad Kurtuluş Hareketi (MNLA)’ne ve El-Kaide bağlantılı olduğu iddia edilen bağımsız isyancı gruplara esir düşmesi, darbeyi gerçekleştiren subaylara göre ülke ordusunun aşağılanmasına neden olmuştur. Esir askerlerin hükümet tarafından göz ardı edilmesi küçük düşen askerde unutulmuşluk hissi uyandırmış ve darbeye ortam hazırlamıştır.(1)


Nisan 2012’de Kuzey Mali’nin büyük bir kısmını ele geçirmiş olan Tuareg isyancıları Azavad (bu bölge Timbuktu, Gao ve Kidal şehirlerini içine alan Kuzey Mali bölgesidir)bölgesinin bağımsızlığını ilan etmiştir. Kısa süre içinde bölgede boy gösteren İslami eğilimli gruplar (El-Kaide bağlantılı olduğu iddia edilen Ensar el-Din) uluslararası toplumun dikkatini çekmiştir. Bu grupların El-Kaide ile bağlantılarının olduğunun varsayılması küresel olarak terörle mücadele eden ABD’nin, bölgedeki enerjiye (Uranyum, Fransa için nükleer enerjide vazgeçilmezdir) bağlı olan Avrupa ülkelerinin ve Tuareglerin barındığı bölge ülkelerinin (Cezayir, Libya, Nijer, Nijerya ve Burkina Faso) Mali’ye müdahale etmesi için neden yaratmıştır.(2) Kasım 2012’de Nijerya’da toplanan ECOWAS (Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu) ülkeleri, BM ve Afrika Birliği destekli, Mali’ye askeri operasyon düzenlenmesi halinde asker göndermeye karar vermiştir.(3)


Mali’de devam eden çatışmalar ve ülkeye yapılacak olan muhtemel askeri müdahale uluslararası gündemi uzun süre meşgul edecek olaylardan bir tanesidir. Ancak son yıllardaki bu kargaşanın ötesinde Mali tarihi boyunca zaten bu gerçekle yaşamış, ara ara patlak veren isyanları hem askeri hem de demokratik yollarla önlemeye çalışmıştır. Bu çalışmada Mali’deki Tuareg ayaklanmalarının tarihi bir özeti verilecek, ardından da nedenleri üzerine daha derin bir inceleme sunulacaktır. Üçüncü kısımda, Afrika’da devlet ve millet oluşumunun genel hatları çizilerek, etnik kimliklerin bu tablodaki yerine değinilecektir.


1963 Tuareg Ayaklanması ve Nedenleri


Mali 1880 ve 1895 yılları arasında Fransız sömürgesi haline geldi, ancak Tuareglerin sömürgeciliğe karşı direnişi 1917’ye kadar devam etti.(4) Tuaregler, Fransız egemenliğine karşı 23 yıl direnmeleri gerekçesiyle, kötü ve isyancı bir toplum olarak etiketlendiler. Fransa, Tuaregleri ezmek ve dışlamak için göçebelik (Tuareg yaşam biçimi) üzerine çok sıkı yasaklamalar getirdi. Bu dönem boyunca ağır şekilde vergilendirilen Tuareglerin iş gücü sömürüldü. Eğitim almaları Fransa tarafından reddedildi.(5)


1960’larda Afrika ve Mali genelinde başlayan bağımsızlık hareketi Tuaregleri de etkisi altına almıştı. Bu bağımsızlık rüzgârının etkisi ve Kuzey bölgesinin Bamako (Mali’nin başkenti)’ya uzaklığı nedeniyle Tuaregler Bamako’ya bağlanmayı reddetmiştir. Üstelik bağımsız Mali devleti yönetiminde de Tuareglere karşı dışlanma ve ayrımcılık devam etmiştir.(6) Mali Cumhuriyet’inin ilk Cumhurbaşkanı ModiboKeita (1960-1968) sosyalist düşüncelerden etkilenmiş, Mali’yi modern ve endüstriyel bir ülke haline getirmeye çalışmış bir liderdi. Ona göre Mali devleti kurulmuş, sırada Mali milletini yaratmak vardı. Ancak Keita’nın hayalindeki ülke için göçebelik büyük bir engeldi. Göçebe toplum üretkenlikten uzak ve geri kalmıştır ancak Keita halkının üretken olmasını istemekteydi.(7)


Yaşam şekillerinden ödün vermek istemeyen Tuareg halkına göre modernleştirme politikaları sömürgeci baskının bir başka şekliydi. ÜstelikKeita döneminde ödenen vergiler hiç bir zaman bölgeye yatırım olarak geri dönmemiş ve Kuzey Mali ekonomik yatırımların eksikliği nedeniyle ciddi sıkıntılar yaşamıştır. Ekonomik nedenlerin yanında, Tuareglerin siyasal karar alma sürecinde de daima göz ardı edilmesi 1963’te Tuareglerin merkezi yönetime karşı ayaklanmasına neden olmuştur. Mali ordusunun Tuareg isyancılarına sert karşılık vermesi, bölgenin yoğun şekilde bombalanması ve isyancıların elebaşlarınınhalka açık alanlarda idam edilmesi sonucunda sindirilen direnişçiler Cezayir ve Libya’ya kaçmak zorunda kalmışlardır.(8)


1990 Tuareg Ayaklanması ve Nedenleri


1968’de askeri bir darbe ile Cumhurbaşkanı olan General MoussaTraore 1991’e kadar ülkeyi askeri idare ile yönetti ancak hükümetin Tuareglere karşı tutumu değişmedi. Traore döneminde Tuareglerinmerkezî yönetime etkileri çok sınırlı oldu. Zaten Kuzey bölgesinin yeniden isyan etmesinden endişe duyan Traore yönetimi,Tuareglerin yoğun olarak yaşadıkları bölgeleri askeri yönetim altında sıkı bir şekilde denetlemekteydi.(9)


1970 ve 80’lerde baş gösteren kuraklık en çok Sahra Çölü ve çevresinde yaşayan Tuaregleri etkiledi. Pek çok genç erkek iş bulma amacıyla Cezayir ve Libya’ya göç etti. Özellikle Libya’da Kaddafi’nin birliklerine ve İslam Lejyonu’na katılan Tuaregler burada askeri eğitim aldılar. Ancak 1985 petrol krizi petrol havzalarında çalışan Tuaregleri işsiz kalıp eve dönmeye mecbur etti. Çad’ı ele geçirme planlarında başarısız olan Kaddafi’nin askeri birliklerinin dağılmasıyla bir başka Tuareg grubu da işsiz kalarak Mali’ye geri döndü. Üçüncü bir Tuareg grubu İslam Lejyonu’nun dağılması ile Afganistan, Lübnan ve Filistin’deki birliklerinden Mali’ye geri döndü.


Umutsuz ve işsiz olarak eve dönen Tuareg erkekleri, hükümetin kayıtsızlığı ve kuraklık mağdurları için yapılan uluslararası yardımlarının hükümet tarafından kötü kullanılması ve bürokratlarca zimmete geçirilmesi nedeniyle hükümete karşı ayaklandılar (“kuraklık şatoları” olarak adlandırılan başkent Bamako’daki lüks yapılar uluslararası gıda yardımlarından gelen para ile inşa edilmiştir). 1990’da başlayan ve işsiz (ishumar) erkeklerin başı çektiği ayaklanmalar kısa sürede Tuareg elitlerinin de desteğini gördü. Azavad Halkı Hareketi (MPA)’nin ordu merkezlerine saldırması karşısında Mali ordusu ayrım yapmadan göçebe topluluklara (Kuzey Mali’de yaşayan Arap Mûr ve Tuaregler) topyekûn savaş başlattı. Pek çok sivil bu çatışmalarda hayatını kaybetti. Bu nedenle de çatışma kısa sürede göçebe toplumların ayaklanmasına dönüştü.(10)


Ocak 1991’de imzalanan ilk barış anlaşması (Tamanrasset Anlaşması) hükümet,MûrveTuareg isyancıları arasında imzalandı. Anlaşma Kuzey Mali’nin özel bir statü kazanmasını ve ulusal bütçenin %47,3’ünün bölgeye aktarılmasını da kapsıyordu. Ancak anlaşmanın gizli tutulması bazı etnik gruplar tarafından şüphe ile karşılanınca gösteriler ve çatışmalar devam etti. Bunun üzerine 1991’de Traore hükümeti askeri bir darbe ile devrildi ve 1992’de Alpha OmarKonare demokratik bir şekilde seçildi.(11) 1996’da bütün çatışmaları bitiren barış anlaşmasının temel maddeleri şöyle sıralanabilir: yerlerinden edilmiş insanların geri dönmesi, eski savaşçıların orduya entegre edilmesi, daha iyi siyasal temsil ve Kuzey bölgesi için on yıllık gelişme planı.(12)


Alpha OmarKonare, cumhurbaşkanlığı döneminde Tuareg tehdidinin önünü almak ve ülkeyi tamamen dağılmaktan kurtarmak için ülke çapında özerk yönetimler kurma çalışmalarına başladı. Bu radikal adımın siyasal olduğu kadar ekonomik ve uluslararası boyutları da vardır. İlk olarak; Mali, Dünya Bankası ve IMF’nin baskıları üzerine demokratik adımlar atmaya zorlanmıştır. Ayrıca özerk bölgelerin, merkezi yönetimdeki ekonomik ve idari yükü dağıtması amaçlanmıştır. Örneğin eğitim, sağlık ve kalkınma alanları özerk yönetimlere aktarılması hedeflenmiştir. Üçüncü olarak da asıl amaç olan ayaklanmalar ile gelen taleplere cevap vererek halk tatmin edilmeye çalışılmıştır. Böylece merkezi yönetimin meşruluğunun artması hedeflenmiştir.(13)


1990’da başlayan çatışmalar, 1996’da tamamen sona ermiş ve yapılan anlaşmalar ile Kuzey bölgesi özerkliğe kavuşurken yerel temsilcilerden oluşan yerel ve bölgesel konseyler oluşturulmuştur.(14) 1995’te Konare’nin özerklik tasarıları yasalaşmış ancak Tuaregisyanı tamamen sona erdikten sonra özerk yönetim kurma hareketi yavaşlamış ve önemini yitirmeye başlamıştır. Yerel seçimler sürekli ertelenmiş ve merkezi otorite siyasal krizleri aşarak bunları hızlandırmayı başaramamıştır.(15) Ayrıca 1996’da imzalanan anlaşmanın temel maddeleri eksik ya da hiç uygulamaya konulmadan rafa kaldırılmıştır. Tüm bunların sonucunda Tuareglerin isyan etme sebeplerini ortadan kaldırmamıştır.


2012 Tuareg Ayaklanması ve Nedenleri


Mart 2006’da 60 Tuareg asıllı Mali askerinin ordudan kaçması ve hükümet karakollarına yaptıkları saldırılar ile 1996’da varılan barış anlaşması delinmiştir. Cumhurbaşkanı Toure’nin olaya barışçıl yöntemlerle çözüm bulma isteği sayesinde kısa sürede barış anlaşması imzalanmıştır. 2007’deki anlaşmada yine bölgesel yönetimin güçlendirilmesi ve ekonomik gelişme konuları ele alınmıştır. Ancak bazı grupların anlaşmaya yanaşmaması nedeniyle çatışmalar 2009’a kadar sürmüştür. 2006’dan 2009’a kadar süren çatışmalarda yaklaşık 800 Tuareg rol almış ve bu gruplar toplum desteğini alamamışlardır. Ancak, her ne kadar çatışmalar kısa süreli ve küçük çapta olsa da Tuareg problemi bir kez daha Mali’nin gündemine gelmiş ve yapılan anlaşmalar var olan sosyo-ekonomik problemleri silememiştir.(16)


2006 ve 2009 süresince devam eden ayaklanmalar 2011’de başlayan ayaklanmaya zemin hazırlamıştır. 2009’da dağıtılan silahlı grubun lideri AgBahanga 2008’de Libya’ya kaçmış ve buradaki Tuareg kökenli Libya ordu üyeleri ile bağlantılar kurup örgütlenme sağlamıştır.(17) 2011’de Libya’da çıkan iç savaş sonrası Kaddafi rejiminin devrilmiş ve Tuareg kökenli Libya askerleri ordu cephaneliklerini yağmalayarak 2011 yazı boyunca Mali’ye silah taşımışlardır. 2011’de kurulan Ulusal Azavad Kurtuluş Hareketi önderliğinde Libya’dan taşınan silahlar Mali yönetimine karşı kullanılmaya başlanmıştır.(18) Cumhurbaşkanı Toure’nin demokratik kurumlar yerine kişisel bağlantılarını kullanarak krizi yönetmeye çalışması ucuz bir yöntem olmasına karşın, bu kez iyi silahlanmış Tuareglere karşı etkili olamamıştır.(19) Askeri darbenin ardından Tuareg gruplar Azavad bölgesinin bağımsızlığını ilan etmiş ve Kuzey Mali’yi büyük oranda kontrol altına almışlardır.


Mali gibi finansal, idari ve politik yönden zayıf hükümetler daha fazla olasılıkla ayaklanma ile karşı karşıyadırlar. Ayrıca kişi başına düşen gelirin etnik gruplara göre farklılık göstermesi de ayaklanma için önemli bir nedendir.(20) Mali ekonomik anlamda dünya sıralamasının en kötü %5’lik diliminde, Tuaregler ise bu ülkede en fakir toplumdur.(21) Tarih boyunca her ayaklanma sonrasında yapılan anlaşmalar bölgeye yapılan ekonomik yatırımın eksikliğini vurgular. Fakat ülke genelinde ekonominin kötü olması ve hükümetlerdeki yolsuzluklar nedeniyle Kuzey Mali talep ettiği yatırımları alamamıştır. Ekonomik faktörün Tuareg ayaklanmalarındaki önemine en iyi örnek, 1990 ayaklanmasında işsiz(ishumar) genç erkeklerin başı çekmesi verilebilir.


Sosyal siyasal ayrımcılık ve hükümet karşıtlarını bastırmak için yapılan uygulamalar da ayaklanmada pozitif etki yaratarak Tuareg muhalefetinin güçlenmesine neden olmuştur.(22) Siyasal dışlanma ve ayrımcılık Tuareg halkını derinden etkileyerek devlete karşı bir kızgınlık yaratmıştır.(23) Kültürel ve etnik olarak Tuareglerin merkezi otorite tarafından kabul edilmemeleri, yaşam biçimlerine getirilen ağır uygulamalar (göçebelik üzerine vergi konulması) Tuaregleri isyana iten bir diğer faktördür. Sömürgecilik döneminden itibaren devam eden bu baskılar, Tuareglerin haksız bir biçimde acı çekmesine neden olmuştur. Örneğin BM 1970’ler ve 1980’lerdeki kuraklık ve 1990’lardaki çatışmalar sonucunda, Mali’den komşu ülkelere kaçan sivillerin sayısının 150.000 olduğunu tahmin etmektedir. 1995 ve 1999 arasında BM Mülteciler Yüksek Komiserliği yardımı ile gerçekleşen geri dönüşlerde 305.000 mültecinin yardım aldığı belirtilmektedir. Bu Kuzey Mali nüfusunun %25’ine ve Tuareglerin 4’te 1’ine tekabül etmektedir.(24) Sırf Tuareg oldukları için bu haksız uygulamalara ve devletin özensizliğine maruz kaldıklarını düşünen Tuareglerin etnik bilinci artmış ve merkezi otoriteye karşı bir tepki doğmuştur.


Coğrafi koşullar ayaklanmalarda özel bir rol oynar; arazinin sert ve öngörülemez olması ayrıca zayıf ya da var olmayan ulaşım ağı merkezi otoritenin burası üzerinde hâkimiyet kurmasını zorlaştırır.(25) Mali durumunda bu faktörlerin geçerli olması yanında coğrafi koşulların bir özel etkisi daha vardır. Coğrafi koşullar Tuareglerin bölgesel otonomi talebinin temelindeki faktördür. Mali Afrika’daki en büyük ülkelerden biri olarak üç iklimsel bölgeye bölünmüştür: Kuzeyde Sahra çölü, merkezde yarı çöl olan Sahel(Arapçada çöl sınırı anlamına gelir) ve Güneyde savan iklimi.(26) 1963’te bağımsızlık talebiyle ayaklanan Tuaregler neden olarak merkezin Kuzey bölgesine uzak olmasını göstermişlerdir. Ayrıca başkent Bamako’yu Kuzey Mali’ye bağlayan tek ve bozuk bir yoldan başka bir ulaşımın olmaması Tuareg ayaklanmasında en başından beri büyük bir etkendir.


Afrika’da Milliyetçilik ve Etnik Kimlikler


Afrika’da millet olgusu, Avrupa’da olduğu gibi yüzyıllar boyunca devam eden doğal bir süreç sonucu oluşmamıştır. Kıtaya geç gelen milliyetçilik ise sınırlar ötesi bir Afrikalı halk bütünlüğünü savunan Pan-Afrikanizm olarak ortaya çıkmıştır. Sömürü karşıtı bir yol izleyen Pan-Afrikanizm, etnik kimlikleri ne olursa olsun bütün Afrika milletlerinin Avrupa egemenliğinden ve baskısından kurtulma amacıyla bir araya gelmesini savunur.(27) 1960’lardaki iyimser bağımsızlık ve yeni ulus devletler oluşturma çabaları kısa sürede Afrika’da yerle bir olmuş ve etnik kimlikler şiddetli bir şekilde yüz üstüne çıkmıştır.


Bu gün Afrika’da oluşturulmaya çalışılan ulus devlet modeli Avrupa’da tarih boyunca iki ayrı yoldan gerçekleşmiştir. İlki, Fransa ve İngiltere’de olduğu gibi devletin millet/ulus yaratmasıdır. İkinci model ise Doğu ve Orta Avrupa ülkelerinde olduğu gibi milletlerin/ulusların kendi devletlerini inşa etmesidir.İngiltere ve Fransa modeli bilinçli olarak millet oluşturma amacı taşımasa da devletin yürüttüğü bazı politikalar toplumda homojenleşme ve birlik sağlamıştır. Ekonomik ve yönetimsel verimliliği artırmak için devletin tek bir yasayı uygulamaya koyması, resmi bir dil seçmesi ve bu dilin eğitim yolu ile halka dayatılması toplumda kültürel homojenleşme ve dilsel asimilasyona neden olmuştur. Bilinçsiz olarak oluşturulan bir homojen topluluk millet bilincini yakalayabilmiştir.(28)


Afrika ülkelerinin sınırları sömürgecilik zamanlarından kalan bir miras olarak bağımsızlıklarını kazanmalarından sonra uluslararası meşrutiyet kazanmıştır. Ancak suni olarak belirlenen bu sınırlar toplumların çoğu kez (ya da hiç) etnik, kültürel ve tarihsel ilişkilerini dikkate almamış ve pek çok etnik grup değişik devletlerin sınırları içinde bölünmüş, aynı zamanda ülkeler de çoklu-etnik yapılardan oluşmuştur (etnik olarak homojen olan Somali ve Botsvana hariç).(29) Afrikalı liderler, ülke sınırlarının etnik, kültürel ve tarihsel oluşumlar dikkate alınarak yeniden çizilmesinin uzun bir zamana ve milyonlarca hayata mal olacağını bilmekteydiler. Bu yüzdensömürge yönetimlerinden kendilerine kalan sınırları belirlenmiş toprak parçası üzerindeki siyasi yapıyı bağımsız devlet olarak devralmıştır.


Modern ekonomilerin üretim, tüketim ve pazarlama araçlarına sahip olamayan Afrika ülkeleri vatandaşlarını belli bir ekonomik çıkar etrafına toplayamadığı gibi, zayıf ekonomik ve idari sistemleri nedeniyle insanların en basit ihtiyaçlarına bile cevap verememektedir. Bunun sonucunda ekonomik ve sosyal, hatta siyasal ihtiyaçları için birey devlete (bu yolla da ulusa) değil kendi dini grubuna veya yerel toplumuna (yani etnik grubuna) yönelir. Bu durum bireylerin etnik bilincinin, ulus bilincinden önde olmasını sağlar ve ulus oluşamaz.(30) Afrika’da etnik kimliklerin millet kimliğinden daha ön planda olmasının tek nedeni zayıf yönetimler ve eksik uygulamalar değildir. Afrika’nın tarihi mirası da bu duruma etki eden önemli bir faktördür.


İngiltere dolaylı yönetim politikası doğrultusunda böl ve yönet taktiği uygulayarak, sömürge yönetim sisteminin merkezine etnik çatışmaları oturtmuştur. Hindistan’daki gibi milliyetçi ayaklanmalardan uzak durabilmek için etnik gruplar birbirlerine rakip konuma sokulmuş ve sistem dengede kalmıştır. Fransa ise Büyük Fransa oluşturma hayali ile kültürel asimilasyon ve idari merkezileşme politikası uygulamıştır. Bu sistemde merkezi otorite yerel şeflerin ve geleneksel otoriterin yerine geçmiştir. Fransa herhangi bir etnik kökeni yönetici olarak kullanmamış ve bu gruba avantaj sağlamamıştır. Ancak eşit olarak verilmeye çalışılan eğitim fırsatlarından sömürgelerin merkezlerinde (yani başkentlerde) yaşayan etnik gruplar daha fazla yararlanmıştır. Bu eğitim ile asimile olabilen etnik gruplar bağımsızlık sonrasında da yönetimi elinde bulundurabilmiştir. Tuareg örneğinde olduğu gibi, öteki tarafta asimile olmayı reddeden grupların daha sonra asimile olma şansları merkezi yönetim tarafından ellerinden alınmış ve sistemden dışlanmaya başlamışlardır.(31)Etkileri halen güçlü bir şekilde hissedilen, İngiltere’nin ve Fransa’nın uyguladığıbu iki sistem Afrika’da etnik kimliklerin neden etkin olduğunu açıklamaktadır. Afrika’da ekonomik ve siyasal çıkarların etnik kimlikle ilişkili olması, insanların etnik grubu temel alarak davranmasına neden olmaktadır.


Sonuç


Kuzey Amerika ve Avrupa’daki ülkelerin aksine uzun süre sömürge olmuş Afrika ülkelerinde devlet bağımsızlık sonrası bir vatandaşlık kimliği oluşturamamıştır. Modern dönemde Avrupalılar dini/etnik kimliklerini arka plana atarak ulusal kimliklerini sahiplenirken İkinci Dünya Savaşı sonrasında bağımsızlıklarına kavuşan Afrikalılar dini/etnik kimliklerine daha çok sarılmıştır. Bunun en önemli sebebi Afrika’da sömürgecilik sonrası dönemde hükümetlerin devlet olma kabiliyetinin (stateness) güçlenememiş olmasıdır. Devletin aslî görevlerini yerine getiremediği durumlarda bir üst kimlik olarak ulus oluşmadığı için toplumlar yaşamlarını sürdürmek için kendilerini güvende hissedecekleri dini veya etnik kimliklere sığınmışlardır. Bu yüzdendir ki, Afrika’da birçok ülkede bağımsızlığın kazanılmasının üzerinden yarım asır geçmesine rağmen birçok etnik grup için etnik aidiyet ulusal aidiyete önemli ölçüde dönüşememiştir. Bu gerçekliğin bir diğer sonucu da, yine Avrupalı ülkelerden farklı olarak, Afrika’da etnik aidiyet hissi yüksek onlarca etnik grubun yaşadığı çok-etnili devletlerin varlığıdır.


Mali de söz konusu ülkelerden bir tanesidir. 2002’deki bir araştırmaya göre Malililerin 3’te 2’si kendilerini milli kimliklerinden çok etnik kimliklerine göre tanımladıklarını ifade etmektedir.(32) Etnik ve dinsel çeşitliliğin fazla olduğu ülkelerin iç savaşa daha yatkın olması genel bir inançtır, ancak Kanada, Belçika ve İsviçre örneklerine bakıldığında bu kanının yanlış olduğu ve daha geniş açıklamamalara ihtiyaç olduğu görülmektedir.(33) Mali’de sırf etnik kimliklerin milli kimlikten önde olması, burada etnik çatışmanın muhtemel olduğu sonucuna bizleri götürmemelidir. Ayrıca Mali’de Tuareglerin karşısında başka bir etnik grup değil, (bazı Tuareglerdâhil) farklı etnik grupları bünyesinde barındıran hükümet güçleridir.  Dolayısıyla Mali’de yaşanan etnik bir savaş değildir. Asıl neden etnik çeşitliliğin olumlu ya da etkisiz halinden olumsuz bir etkiye (yani bir ayaklanmaya) götüren faktörlerdir.


Mali’deki Tuareg krizi, Afrika’nın kronikleşen etnik kimlik sorunları ve etnik çatışmalar çalışmalarında klasik bir örnek olarak literatürdeki yerini alacaktır. Tuareg ayaklanmasını özel kılan ise, bölgede Mali haricinde beş ülkede daha Tuareg azınlığın bulunması ve bu ülkelerin yer altı zenginlikleri ile batılı ülkelerin dikkatini çekmesidir. Bu nedenle, uluslararası kamuoyu Mali’nin bir an önce istikrara kavuşmasını ummaktadır. Ancak, Tuareg toplumunun ayaklanma nedenleri ortadan kaldırılmadıkça, şu andaki ayaklanma bastırılsa dahi, Mali yeni Tuareg krizleri yaşanabilir.

 

 

Dipnotlar:

 

 

1) Andy Morgan, “Mali’sTuaregRebellion,” The Global Dispatches, 27 March 2012,http://www.theglobaldispatches.com/articles/malis-tuareg-rebellion; erişim, 9 Kasım 2012.

2) “Mali Crisis: Who is who?”, BBC News, 29 June 2012, http://www.bbc.co.uk/news/world-africa-17582909; erişim, 9 Kasım 2012.

3) “Mali Profile”, BBC News, 14 November 2012, http://www.bbc.co.uk/news/world-africa-13881978; erişim, 18 Kasım 2012.

4) Tor A. Benjaminsen, “DoesSupply-InducedScarcity Drive ViolentConflicts in theAfricanSahel? The Case of theTuaregRebellion in Northern Mali,” Journal of PeaceResearch, Vol 45, No 6, (2008): 819-836.

5) Stefan Simanowitz, “Blue Men andYellowcake: TheStruggle of theTuaregs in Mali AndNiger,” ContemporaryReview, Vol  291, No 1692, (2009): 70-74.

6) age., 71.

7) Benjaminsen, age., 828.

8) Age., 828.

9) Age., 828.

10) Age., 829.

11) Age., 830.

12) International WorkGroupforIndigenous World Affairs, TheIndigenous World 2001/2002, (Copenhagen: IWGIA, 2002), 353-366.

13) Jennifer C. Seely,  “A Political Analysis of Decentralisation: CooptingtheTuaregThreat in Mali,” TheJournal of Modern AfricanStudies, Vol 39, No 3, (2001): 499-524.

14) Age., 508.

15) Age., 514.

16) Stephen A. Emerson, “DesertInsurgency: LessonsfromThe Third TuaregRebellion,” Small WarsandInsurgencies,Vol 22, No 4, (2011): 669-687.

17) Morgan, age.

18) Faith Karimi and Erin Burnett, “A Ticking Time Bomb: What’sBehindtheInstability in Mali?,” CNN World, 24 October 2012, http://edition.cnn.com/2012/10/21/world/africa/mali-q-a/index.html; erişim, 9 Kasım 2012.

19) “Why Mali is FallingApart?”, CNN World, 14 August 2012, http://www.crisisgroup.org/en/regions/africa/west-africa/mali/op-eds/ero-why-mali-is-falling-apart.aspx; erişim, 8 Kasım 2012.

20) James D. Fearonand David D. Laitin, “Etnicity, InsurgencyandCivilWar,” TheAmericanPoliticalScienceReview,Vol 97, No 1, (2003): 75-90.

21) IWGIWA, age., 354.

22) FearonandLaitin, age., 76.

23) Emerson, age., 672.

24) IWGIWA, age., 359.

25) FearonandLaitin, age.,80.

26) IngseSkattum, “Mali: InDefence of CulturalandLinguisticPluralism,” in Language andNational Identity in Africa, ed. Andrew Simpson (New York: Oxford UniversityPress, 2008), 98,112.

27) William Tordoff, GovernmentandPolitics in Africa (New York: PalgraveMacmillan, 2002), 43-45.

28) BenyaminNeuberger, “StateandNation in AfricanThought,” in Nationalism, ed. John HutchinsonandAnthony D. Smith (New York: Oxford University Press,1994), 231-236.

29) Robert Blanton, David Mason andBrianAthow, “Colonial Style and Post-ColonialEthnicConflict in Africa,” Journal of PeaceResearch, Vol 38, No 4, (2001): 473-491.

30) Neuberger, age., 235.

31) Blanton, age., 479.

32) Michael Bratton, Massa CoulibalyandFabianaMachado, “Popular Views of theLegitimacy of theState in Mali,” CanadianJournal of AfricanStudies, Vol 36 No 2, (2002): 197-238.

33) FearonandLaitin, age., 75.

Back to Top