Fransa’nın Mali’ye Müdahalesi

Hasan ÖZTÜRK
22 Ocak 2013
A- A A+

Fransız savaş uçaklarının Mali’nin kuzeyini ele geçiren isyancıların kontrolündeki bölgeleri bombalaması ile Mali yeniden dünya gündeminin üst sıralarına oturdu. Maalesef Mali ve Afrika, bir kere daha savaşla ve iç karışıklıkla anılmaktadır.

Hâlbuki Mali’de 2012 yazında yaşanan şiddetli kuraklık ve bu sebeple göç etmek zorunda kalan veya hayatını kaybeden insanlar dünya gündeminde yer bulamamıştı. Birleşmiş Milletler’e göre batı Sahil bölgesinde 10 milyondan fazla insan acil yardıma muhtaç insan bulunmasına(1) rağmen Mali dünya gündemine bölgenin güvenliğini tehdit ettiği ileri sürülen “el-Kaide” ile gelmiştir. Ancak, dünya gündemini belirlemede etkili olan batı medyasında çıkan haberlere bakıldığında Mali’de yaşananları anlamak kolay değildir. Tuareglerin bağımsız devlet kurma amacıyla başlattıkları silahlı mücadele etkisini kısa sürede kaybetmiş ve ortaya çıkan yeni grupların plansız hareketleriyle oluşan durum batılı güçlerin müdahalesine zemin hazırlamıştır.

Tuaregler Neden İsyan Etti?

Uluslararası medyada çıkan haberlere bakıldığında herşey Tuareglerin bağımsız devlet kurma talebiyle başlattıkları isyan ile başlamıştır. Peki Tuaregler neden isyan etti? Daha çok Mali’nin kuzeyinde yaşayan Tuareglerin başkente karşı başlattıkları ilk isyan değil bu. İlki Mali’nin bağımsızlığına kavuştuğu 1963’te olmak üzere, Tuaregler küçük veya büyük çapta birçok defa ayaklanmıştır. Hepsinin de temel nedeni Mali’nin coğrafi olarak kuzey-güney doğrultusunda bir yapıya sahip olması ve güneydeki başkentte bulunan hükümetin kuzeydeki halkları ihmal etmesi, bu bölgeye yatırım yapmamasıdır. Mali’nin coğrafi şartları da göz önünde bulundurulduğunda hâkimiyet kurmanın zor olduğu bu coğrafyada zaten ekonomik olarak geri kalmış Mali devletini yöneten hükümetler bölgenin sorunlarına kayıtsız kaldı. Diğer bir ifadeyle, Tuareglerin yoğun olarak yaşadığı ve Azavad olarak adlandırdıkları bölgede Mali devleti neredeyse hiç olmadı. Çünkü bölgeye ne sağlık, ne eğitim ne de güvenlik gibi temel hizmetleri götürebildi.

Yaygın olan anlatıma göre ise son yaşanan isyan Libya’da yaşanan devrim sonrası oluşan ortamın bir sonucudur. Geçmişte bazı Tuareg asıllı Malililer, ülkelerinde yaşanan kuraklık veya siyasi nedenlerle Libya’ya göçtü. Bunlardan bir kısmı Kaddafi yönetimi altında ücretli asker olarak Libya’da bulunmaktaydı. Libya’da Kaddafi rejiminin yıkılmasıyla bu askerler birliklerinden getirebildikleri silahlar ve mühimmatlarla Mali’nin kuzeyindeki Azavad bölgesine geri döndü. Arap baharı sürecinin verdiği umutla birlikte geri dönen askerler yanlarında getirdikleri silahların verdiği destekle uzun yıllardır bölgelerinin ihmal edilmesine son vermek adına bağımsızlık için silahlı mücadele başlattı. Mali ordusu 2012 yılı Mart ayında ayrılıkçı bu hareket karşısında çaresiz kalmakla ve ülkenin bütünlüğünü sağlayamamakla suçladığı hükümeti darbe ile devirdi.  Ancak zaten teknik kapasitesi oldukça düşük olan Mali ordusu bir yandan başkent Bamako’da yeni iktidar oluşumu ile mücadele ederken kuzeydeki isyanı bastıramadı. Darbe sonrasında ülkenin kuzeyinde ve kuzey doğusunda hâkimiyetlerini sürdüren Tuaregler Nisan ayında bağımsızlıklarını ilan ederek Azavad devletini kurduklarını ilan etti. Darbe sonrası başkentte yaşanan siyasi istikrarsızlık sürerken ülkenin kuzeyinde Tuaregler daha fazla alanda hâkimiyet kurmaya başladı.

Ancak bu anlatım son isyanın sebeplerinden sadece bir tanesi olabilir. Azavad bölgesinde “devlet” olmadığı için bireyler başta güvenlik olmak üzere birçok hizmeti aşiretler vasıtasıyla almaktadır. Bu durum yıllar içinde kaçınılmaz olarak aşiretleri daha kenetlenmiş, iç hiyerarşisini kurmuş ve sistematize olmuş bir hale getirmiştir. Tuareglerin geçmiş yıllarda da isyan ettiği hatırlanırsa Libya’dan gelen silahların son Tuareg isyanının arkasındaki temel faktör olduğu görüşünün açıklayıcılığının fazla olmadığı görülecektir. Ahmet Kavas, Fransa’nın sömürgesini terk ettiğinden beri Tuaregleri başkentteki hükümetlerin kendilerini geri bırakacağı yönünde kışkırtırken Mali hükümetlerine de olası Tuareg bağımsızlığına karşı askeri işbirliği teklifleri sunduğunu belirtmektedir.(2) Kısacası, Tuareglerin bu son isyanını Libya’dan gelen silahların varlığının halka verdiği güç ve halkta oluşan güven ve cesaretle açıklamaktansa yarım yüzyıldır bölgenin ihmal edilmesi ile açıklamak daha doğrudur. Fransa’nın yarım yüzyıldır Tuaregleri Mali hükümetlerine karşı kışkırtan ve Mali hükümetlerinin de Tuaregleri tehdit olarak görmesini sağlayan politikaları bugün yaşananları daha iyi açıklamaktadır.

Tuareglerin Bağımsızlık Savaşı Nasıl el-Kaide’nin Savaşına Dönüştü?

Sadece birkaç küçük birlik ile var olan Mali hükümeti Tuareglerin saldırıları sonrasında bölgeyi terk edince Kidal, Gao ve Timbuktu gibi şehirler kısa sürede Tuareglerin kontrolüne geçti. Ancak, Tuaregler yeterince savaşabilecek insana ve askeri araç-gereçlere sahip olmadığı için bölgede mutlak hâkimiyet kuramadı. Azavad bölgesinde ayrılıkçı Tuareg birliklerinin mutlak hâkimiyet kuramadığı şehirler kısa sürede ortaya çıkan ve el-Kaide’nin mağrip kolu olduğu iddia edilen başka grupların kontrolü altına girdi. Basında genelleme yaparak bazen Azavad bölgesindeki isyancı tüm muhalif gruplar Tuaregler ile özdeşleştirilmekte veya el-Kaide bağlantılı grup olarak adlandırılmaktadır. Ortaya çıkan grupların isyanı başlatan çekirdek kadrolardan sonra daha gelişmiş silahlarla ve daha fazla maddi imkânla ortaya çıkmaları dikkat çekmektedir. Ayrıca, bu grupların dile getirdikleri nihai hedeflerin farklılığı bağımsızlık yanlısı Tuaregler ile el-Kaide bağlantılı olduğu iddia edilen grupların aynı görülmemesi için başka bir sebeptir. Dolayısıyla, bağımsız bir Azavad devleti kurmak isteyen ve isyanı başlatan Tuareg grupları ile daha sonra ortaya çıkan ve “İslamcı” veya el-Kaide olarak nitelendirilen gruplar karıştırılmamalıdır.

Tuareglerin bağımsızlık isyanını başlattıkları hareket daha çok Fransızca isminin ilk harfleriyle MNLA  (Azavad Bağımsızlığı Ulusal Hareketi) adıyla anılmaktadır. Hedefini ülkenin kuzeyindeki Azavad bölgesinde bağımsız bir devlet kurmak olarak belirleyen hareketin başında Bilal Şerif bulunmaktadır. MNLA, hareketin Tuareglerle özdeşleşmesini istememekte, bölgedeki diğer etnik grupları da içlerinde barındırmaya, kurulan devletin etnik farklılıklara hoşgörülü olmasına özen göstermeye çalışmaktadır. Mali’nin kuzeyinde Tuaregler dışında sayıları az da olsa Songai ve Fulani kökenli Malililer bulunmaktadır. Etnik farklılıkları dikkate alan MNLA hareketinin başında Tuaregler arasında saygın bir aşiret olan İfoğalardan Bilal Şerif bulunurken yardımcılığını Songai kökenli Mahmud Maica yapmaktadır.(3)

Mali’nin kuzeyini ele geçirerek bağımsızlık ilan eden MNLA olmasına rağmen sonradan ortaya çıkan diğer hareketler MNLA’nın geri planda kalmasına yol açtı. Hâlbuki bu son isyanın arkasındaki temel güç MNLA’dır. Geçmişte ülkenin bağımsızlığına kavuştuğu 1963 yılında bağımsızlık talebiyle başlayan isyanda, sonraki dönemlerde gerçekleşen 1990 ve 2006 isyanlarında da bugünkü MNLA’nın merkezindeki aşiretler önemli rol oynamıştır. Yarım yüzyıldır hem siyasi hem de ekonomik olarak Mali hükümetlerince ihmal edilen Azavad bölgesinde Tuareglerin dinmeyen bağımsızlık talebi Fransa’nın öncülüğünde gerçekleştirilen bu son askeri operasyonla da dinmeyecektir.

MNLA’nın bağımsızlık isyanını başlattığında var olan ama fazla aktif olmayan bir başka örgüt ise “Dinin Yardımcıları” anlamına gelen Ensar ed-Din’dir. Başında Tuareglerden İfoğa aşiretinin Kel İreyakan kolundan İyad Ğali bulunan hareket bünyesinde Berabiş Arapları ve diğer etnik gruplardan kişileri de barındırmaktadır. İyad Ğali, MNLA’nın aksine hedeflerinin bağımsızlık değil Mali’de Şeriata dayalı bir İslam devleti kurmak olduğunu belirtmektedir.(4) Yukarıda da değinildiği gibi, MNLA’nın Mali’nin kuzeyini ele geçirmesi, kontrol altına alınan yerlerde emniyetin ve düzenin hâkim olduğu anlamına gelmemektedir. Az da olsa devletin varlığının yok olduğu ve MNLA’nın da zayıf kaldığı kuzeydeki şehirlerde yaşam anarşik bir hale dönüşürken hırsızlık ve yağmalama olaylarına sık rastlanmaya başlamıştır. Ensar ed-Din birliklerinin, yönettiklerini iddia ettikleri bölgelerde bir düzen sağlaması ise halkta bu gruba sempati oluşmasını sağlamıştır. Ancak, kısa süre sonra kazanılan sempati Ensar ed-Din’in halka katı bir İslam yorumunu dayatması yüzünden kaybolmuştur.(5)

Kuzey Mali’de en faal ve adı en çok duyulan örgütlerden bir tanesi olan MUJAO (Batı Afrika’da Birlik ve Cihat Hareketi) hakkında az bilgi olan bir örgüttür. Tıpkı Ensar ed-Din gibi MUJAO da MNLA’nın aksine bağımsızlık talebi yerine hedefini tüm dünyada İslam hukukunun hâkim olması olarak belirtmektedir.(6) MUJAO, Ensar ed-Din’in aksine MNLA isyanı başlattığında var olmayan bir örgüttür. Daha çok bölgedeki kaçakçılıktan yüksek gelir elde eden aşiretlerin desteklediği iddia edilen MUJAO’ya bağlı birlikler MNLA’nın ele geçirdiği kasabalara giderek MNLA askerlerini rahatsız ederek bu askerlerin bölgeyi terk etmeleri için uğraşmaktadır.

Her ne kadar Ensar ed-Din birlikleri MNLA’dan daha önce bazı yerleri Mali güçlerinden almışsa da MUJAO için aynısını söylemek zordur. MUJAO Mali ordusuyla savaşmamakta, aksine isyancılarca ele geçirilen kasabalara giderek bu bölgelerde hâkimiyet kurmak istemektedir.(7) MNLA hem sömürgeci olarak nitelendirdiği Bamako’daki merkezi hükümete hem de merkezi hükümete yakın bağımsızlık istemeyen kuzeydeki gruplara karşıdır. Bu noktada akıllara gelen bir soru da MNLA’nın etkisini nasıl yitirdiği ve geri planda kaldığıdır. Batılı bir diplomatın ifadesiyle, MNLA’nın insan gücü fazla ama maddi gücü az iken Ensar ed-Din’in insan gücü az ama maddi gücü fazladır. Elindeki maddi gücü MNLA’nın eğitimli askerlerini saflarına katmak için kullanan Ensar ed-Din, temin ettiği gelişmiş silahlar vasıtasıyla da MNLA’nın etkisini kırmıştır.(8)

Dolayısıyla elinde fazla maddi güç olmayan MNLA birlikleri bir kasabayı Mali ordusunu yenerek ele geçirse bile orada hâkimiyetini sağlayacak durumda değildi. Ayrıca aktarılan bilgilere göre bu yüzden Ensar ed-Din ve MUJAO birlikleri MNLA güçlerince ele geçirilen yerlere 4x4 araçlarıyla gidip siyah bayrak çekmekte ve bu bölgelerde Şeriat ve kendi hâkimiyetlerini ilan etmektedir. Farklı yaşam tarzlarının bulunduğu ve hoşgörülü toplumların yaşam sürdüğü kuzey Mali’de Ensar ed-Din ve MUJAO’nun uygulamaları yerel halkta hoşnutsuzluk oluşturmuş ve bazı bölgelerde yerel halk “el-Kaide bağlantılı” olduğu iddia edilen bu örgütlere karşı ayaklanmıştır.(9) Yerel halk, Fransa’dan sonra yeni sömürgeci olarak nitelediği Bamako’daki merkezi hükümete karşı bağımsızlık hareketi başlatılmasının bir neticesi olarak kargaşadan başka bir şey görmemektedir. Bu da ister istemez yerel halkın bağımsızlık talebiyle ortaya çıkan gruplara inancını ve desteğini zedelemektedir.

Kısacası Tuareglerin öncülüğünde kuzey Mali’de başlayan bağımsızlık hareketi MNLA ile başlamıştır. Timbuktu, Kidal ve Gao’dan oluşan bölgenin Azavad devleti adıyla bağımsız olması yine MNLA ile gerçekleşmiştir. El-Kaide bağlantılı olduğu söylenen örgütler ise Mali ordusunun çekildiği ama MNLA’nın tam hâkimiyet kuramadığı yerleri denetim altına almaya çalışmıştır. Ensar ed-Din hareketinin ortaya çıkışı da bağımsızlık ilan edilmesinden sonradır ve MNLA ile ortaklık anlaşması yaptıkları gerçeği yansıtmamaktadır. MNLA sözcüsü Musa et-Tahir de hareketinin,  Ensar ed-Din ile görüşmek için bir araya geldiğini kabul etmektedir. Ancak, “Evet Ensar ed-Din ile konuştuk ama bu şeytanla bir sözleşme yaptığımız anlamına gelmez. …Ensar ed-Din’in ana hedefinin Azavad ve Mali’nin tamamında Şeriat hukukunu dayatmak olduğunu fark eder etmez görüşmelere son verdik” diyerek aslında iki hareket arasında bir işbirliği olmadığını da ortaya koymaktadır.(10)

El-Kaide’nin Mağrip Kolu (AQIM) Bir İllüzyon Mu?

Tüm bu yaşananlar arasında kamuoyunda tartışılan bir diğer konu da son yıllarda uluslararası medyada sıklıkla adı anılan İslami Mağrib El-Kaide’sidir. El-Kaide örgütünün sahra çölü bölgesinde farklı büyüklükteki batı karşıtı grupları yanına çekerek bu grupları bölgelerinde örgütlediği söylenmektedir. Sahra çölünde doğu-batı kuşağında devletin zayıf olduğu bölgelerde gerçekleşen bazı şiddet olayları yerel/uluslararası haber ajanslarınca el-Kaide bağlantılı olarak gösterilmektedir. Örneğin, Cezayir’in Djanet havalimanına 2007’de el-Kaide bağlantılı bir grup tarafından saldırı yapıldığı haberleştirilirken aslında bunun gerçek olmadığı savunulmaktadır. Gerçekte olanların ise havalimanı civarında yerel Tuareglerin işsizliği protesto ettikleri bir gösteri sırasında kalabalıktan birisinin havalimanına doğru silahla ateş etmesidir. Bu olay dünya basınına “İslami Mağrib el-Kaidesi havalimanına silahlı saldırıda bulundu” şeklinde yansımıştır.(11) Tuaregleri ve sahra bölgesini çalışan saygın antropolog Jeremy Keenan, Dark Sahara başlığını verdiği kitabında George W. Bush döneminde ABD’nin (Cezayir istihbaratının da yardımıyla) sahra bölgesindeki aşırı gruplara sızarak bu grupları yönlendirdiğini, hatta yer yer bazı terörist saldırıları bizzat CIA’in düzenlediğini öne sürmektedir.(12) Böylelikle ABD’nin bölgede askeri anlamda var olması için meşru bir zemin oluşacağını savunan Keenan’a göre AFRICOM’un kuruluşu da bu politikanın bir parçasıdır.

Mali’de el-Kaide bağlantılı olduğu iddia edilen örgütlerin faaliyetlerine bakıldığında İslami Mağrib el-Kaidesi’nin bir ilüzyon olduğunu düşünenlere hak verdirecek sorular akla gelmektedir. Örneğin,
- Ensar ed-Din Şeriat uygulamalarını Azavad bölgesindeki Tuareglere neden daha önce  dayatmamıştır? Madem Ensar ed-Din gelişmiş silahlara ve maddi güce sahipti, neden MNLA’nın ayaklanmasını bekledi?
- Uluslararası Kriz Grubu’nu da hayrete düşüren bir başka konu da Ensar ed-Din örgütünün birkaç ay için nasıl bu kadar örgütlenebildiğidir.(13) Ayrıca, örgüt neden silahlı birliklerini Şeriatı uygulayabileceği alanlara doğru değil de ülkenin toprak bütünlüğünü garanti altına alacak şekilde güneye doğru ilerlemiştir?
- MUJAO’nun lideri Hamad Muhammed Moritanyalı olmasına rağmen(14) neden kendi ülkesinde örgütlenip Şeriatı hâkim kılmak yerine komşu ülkede böyle bir çaba içine girer? Ve böyle bir hareketi kurup başka ülkelerden savaşçı getirmek için neden MNLA’nın ayaklanmasını bekler?
- Şeriat getirmek isteyen bir grubun dini yaşantı konusunda hassas olacağını varsayarsak Ensar ed-Din ve MUJAO gibi insanları İslam dininin öğretilerine uymaya zorlayan bir grubun o dinin yasakladığı uyuşturucu ticaretini yapması ve insanları fidye karşılığı kaçırması(15) çelişki değil midir?
- Hem Ensar ed-Din hem de MUJAO, Mali’de ve dünyada İslam’ı hâkim kılmanın asıl amaçları olduğunu belirtmekte ve MNLA’nın aksine Mali’nin toprak bütünlüğünü savunmaktadır. O zaman Ensar ed-Din ve MUJAO neden silahlı mücadeleye gerek duydu? Mali’de devletin başkent dışında zayıf olduğu hatırlanırsa, bu örgütler MNLA ile silahlı mücadeleye girip alan hâkimiyeti için çatışmalara girmeden de pekâlâ İslam dinini uygulatabilirlerdi.

Benzeri soruları çoğaltmak mümkündür. Bu tür soruların yanı sıra İyad Gali’nin geçmişte kişisel çıkarı için Mali hükümetleri ve Tuaregler arasında gerçekleştirilen görüşmelerde arabuluculuk yaparken devletin tarafını tutması, kaçakçılık yoluyla gelir elde ederken yabancı istihbarat kuruluşlarıyla içli dışlı olması ve Suudi Arabistan’daki Mali büyükelçiliğinde görevli iken kurduğu bağlantılar Ensar ed-Din hareketinin sorgulanır olmasına yol açmıştır. Ensar ed-Din gibi örgütlerin el-Kaide’nin mağrip kolu değil, Sahra bölgesinde ateşli silahlara sahip, zayıf, mafya benzeri örgütler olduğu yönünde görüşler de dile getirilmektedir.(16) 

Tüm bunlara rağmen bu örgütlerin silahlı güce sahip oldukları, ellerindeki gücü sivil halka korku salmak için kullandıkları ve amaçları için şiddete başvurmaktan çekinmedikleri de dikkate alındığında bu örgütlerin faaliyetlerinin terör eylemi olarak nitelenmesi de haksız değildir. Her ne kadar batılı istihbarat kuruluşlarının yönlendirdiği yapay örgütler olarak nitelendirilseler de bu örgütlerin varlığı ve gerçekleştirdikleri şiddet eylemleri de yadsınamaz bir gerçektir.

Mali’ye Müdahalenin Amacı

Mali’ye askeri müdahale kararı Ekim 2012’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde oybirliği ile alınmıştı. Alınan kararda Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) ve Afrika Birliği’nin önerileri sonucunda Mali’ye yapılacak askeri müdahalenin iyice planlanması gerektiği vurgulanmıştı. Güvenlik Konseyi ECOWAS’a Mali’ye müdahaleye yönelik gerekli planlamanın yapılması için 45 günlük süre vermekteydi. Askeri müdahalenin planlanması, birliklerin hazır hale gelmesi ve en önemlisi sağlıklı bir çıkış stratejisi hazırlanması dikkate alındığında genel kanı askeri müdahalenin 2013 yılı içinde bahar ya da yaz döneminde olacağı idi. Ancak Fransa’nın ECOWAS birliklerini beklemeden hava harekâtına başlaması Mali’de Fransa’nın çıkarlarını tekrar gündeme getirmiştir. Mali’ye yapılan operasyonda genelde batılı ülkelerin, özelde ise Fransa’nın kısa ve uzun vadeli olmak üzere birçok amacı bulunmaktadır.

Hatırlanacağı gibi, BM Güvenlik Konseyi kararı sonrasında müdahaleyi sadece ECOWAS birliklerinin yapılacağı söylenirken Fransa önce 550 asker göndermiş ve sonrasında asker sayısını 2.500’e çıkaracağını belirtmiştir. Her ne kadar Fransız yetkililer operasyonun kalıcı olmayacağını söylese de ABD Dışişleri yetkilisinin ifadesine göre bu müdahale haftalar değil aylar sürecek ve müdahalenin maddi yükü fazla olacaktır(17) Fransa’nın askeri varlığı Mali hükümetleri üzerinde hiç şüphesiz baskı oluşturacaktır ve yakın dönemde ülkenin kaderini etkileyecektir. Mali’nin Fransa için önemi eski sömürgesi olmasının ötesindedir. Özellikle Tuareglerin Mali’de ve çevre ülkelerde yaşadıkları bölge son derece stratejik önemi haiz bir alandır. Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Dairesi verilerine göre Avrupa’ya gelen kokainin %60’ı Sahel olarak adlandırılan Tuareglerin yoğun olduğu bölgeden geçmektedir. Söz konusu kokain miktarının Fransa sokaklarındaki fiyatının 11 milyar ABD doları kadar olduğu ve 2 milyar ABD doları tutarında kokainin ise bölgede kaldığı, çevre ülkelerde kullanıldığı belirtilmektedir.(18) Buna ek olarak bölge, Avrupa’ya dönük insan kaçakçılığının yapıldığı güzergâhlardan birisidir. Diğer bir ifadeyle askeri açıdan böylesi stratejik bir alanda kendi isteği dışında bir devlet kurulması Fransa’yı memnun etmeyecektir. Ayrıca Mali’de uyuşturucu trafiğinin büyük kısmını Belmuhtar’ın başında olduğu ve İslami Mağrip el-Kaidesi olduğu iddia edilen MUJAO’nun yaptığı bilinmektedir. Uluslararası nakliyeyi gerekli kılan ve 11 milyar ABD dolarlık böylesi bir işi yapan örgütün emrinde silahlı kuvvetler bulundurması, kanunsuz işlere girişmesi ve istihbarat örgütleriyle yakın ilişkiler kurması kaçınılmazdır.

Afrika’nın uluslararası ilişkilerinde yazılı olmayan bir kuralın varlığından bahsedilmektedir. Bir Afrika ülkesinde iç karışıklık çıktığında o soruna müdahale ederek düzeni sağlamak ilk planda ülkenin (varsa) eski sömürgeci ülkenin sorumluluğudur. Nasıl ki Zimbabve’de yaşanan sorunlarla ilgili geçmişte İngiltere ve Mozambik’teki sorunlarda Portekiz aktif rol oynadıysa, Mali’de de eski sömürgeci güç olan Fransa soruna müdahalenin öncülüğünü yapmaktadır. Fransa, sömürge döneminde Mali’nin zengin yeraltı zenginliklerini çıkarmaya başlamış, bağımsızlık sonrasında da bu politikasını devam ettirmiştir. Fransız şirketleri, halen ülkedeki uranyum ve altın madenlerinin çoğunu işletmektedir. Ancak, özellikle 2000’li yılların başından beri Çin başta olmak üzere birçok ülke, Mali dâhil birçok Afrika ülkesi ile ilişkilerini geliştirmektedir. Gelişen ilişkiler neticesinde 2008 yılında Çin, Mali’nin (toplam ihracatının %26,7’si) en fazla ihracat yaptığı ülke olmuştur. Sadece 2010 yılında Çin’in Mali’ye yaptığı resmi doğrudan yatırım miktarı 47,7 milyon doları bulmuştur.(19) Bunun yanı sıra Çin, son yıllarda Mali ile ikili ilişkilerini geliştirme adına Konfüçyüs Sınıfları Projesi gibi doğrudan halkın istifade edeceği ve Fransa’nın şimdiye kadar yapmadığı türden yardımlar yapmaktadır.(20) Mali’de Çin ile birlikte Türkiye gibi başka ülkelerin de etkinliğini artırdığı düşünüldüğünde, yakın gelecekte Mali hükümetlerinin yer altı zenginliklerinin işletim hakkını on yıllardır ülkelerine kalıcı bir yardım yapmayan Avrupalı şirketler yerine Çinli veya diğer doğulu ülkelerin şirketlerine vermesi olasıdır. Bu tür bir ortamın oluşması sadece Fransız değil diğer Avrupalı ve Amerikan şirketlerinin Mali’de ve bölgedeki etkinliğini azaltacaktır. Böylesi bir senaryonun gerçekleşmesini engellemek için Fransa, diğer Avrupalı ülkelerin de desteğiyle, Azavad bölgesini yeniden Mali devletine teslim etmek için bu bölgeye asker sokmaya karar vermiştir.

Son olarak Mali’ye yapılan müdahalede göz ardı edilmemesi gereken bir husus da bu operasyonun uzun vadede ortaya çıkaracağı durum veya ortaya çıkmasına engel olacağı şartlardır. Bilindiği gibi ülkeler dış politikalarını anlık ve bireysel olaylara karşı değil uzun vadeli çıkarları doğrultusunda belirler. ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgali sonrasında Amerikan halkından yükselen eleştiriler karşısında dönemin ABD Başkanı George W. Bush “Amerikan halkı bana 20 yıl sonrasında bu savaş için teşekkür edecek” diyerek işgalin aslında uzun vadeli çıkarlarla ilgili olduğunu belirtmişti. Mali’ye yapılan müdahaleye de bu açıdan bakıldığında Fransa’nın asker çıkarmasını bölgede 20-25 yıl sonraki şartları oluşturacak bir girişim olarak görmek mümkündür. Arap Baharı olarak adlandırılan süreç sonrasında demokratik bir devlet kurma sürecine giren kuzey Afrika ülkeleri normal şartlarda 20-25 yıl sonra siyasi ve ekonomik olarak daha gelişmiş bir seviyeye ulaşacaktır. Ancak, nasıl ki Birinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye’nin güneyinde sömürgeci güçlerin bulunması Cumhuriyetin kuruluş döneminde Türkiye’nin gelişmesini sekteye uğratmıştır, Mali’nin kuzeyinde ABD ve Avrupa destekli Fransız güçlerinin bulunması da Tunus, Cezayir, Libya ve hatta Mısır’ın yakın dönemde gelişmelerini sekteye uğratacak sorunların çıkış yeri olabilir.

Sonuç

Mali’ye yapılan müdahaleyi sadece ve sadece Mali devletinin toprak bütünlüğünü koruma adına görmek yaşananları doğru anlamlandırmamıza engel olabilir. Fransa’nın Orta Afrika Cumhuriyeti ve Suriye’deki daha kanlı ve zalimce gelişmelere kayıtsız kalırken daha az can kaybına yol açan bir soruna acilen müdahale etmesi de Fransa’nın çıkarlarının daha ön planda olduğunu göstermektedir. Fransa, operasyonun amacını Mali’den kopartılan Azavad bölgesini yeniden Mali devletine kazandırmak olarak belirlemiştir. Bir devlete, ilk başta elinde tutmayı başaramadığı bir bölgeyi yeniden vermenin ne kadar kalıcı bir çözüm olduğu ise tartışmalıdır. Asıl sorun sömürgecilik döneminde bölgedeki etnik, dini ve sosyal yapıları göz önüne almadan oluşturulan devletlerdir.

Her ne kadar sosyal bilimlerde Orta Doğu ve Afrika alan çalışmalarında akademisyenlerce ayrı bölgeler olarak ele alınsa da aslında bu bölgeler son derece benzerdir. Nasıl ki geçmişte Suriye veya Irak diye bir devlet ve halk yoktu, Afrika’da da Mali diye bir devlet ve Malili etnik grubu veya ulusu da var olmamıştır. Geçmişte, bugünkü Mali’nin güneyinde bulunan başken Bamako hiçbir zaman Tuaregler üzerinde etkin olmamıştır. Azavad bölgesini ülkenin güneyine bağlayacak projeler geliştirmek yerine kuzey-güney ayrışmasını derinleştirecek politikalar izlemek sonrasında bugünkü operasyonlar için meşru zemin oluşturulmasına hizmet etmiştir.

Son olarak, yaşananlara Türkiye’den bakıldığında ise Türkiye hükümeti maalesef Mali’ye müdahale konusunda yanlış bir adım atmıştır. Daha Fransa’nın hava bombardımanı gerçekleşmeden bir hafta önce beş günlük Afrika turuna çıkan Başbakan Erdoğan ziyaret ettiği ülkelerde sömürgeci ülkeleri sert bir dille eleştirmişti. Ancak Nijer’de verdiği demeçte Erdoğan “Bundan sonraki süreçte de yine işbirliği içerisinde yapılacak müdahalenin şeklini de belirlemek suretiyle bu adım atılırsa inanıyorum ki çözüm bekleyen Mali'nin imdadına yetişmiş oluruz” diyerek operasyondan yana tavır almıştır.(21) Erdoğan’ın bu demeci Arap basınında “Erdoğan Mali’ye Askeri Müdahaleyi Destekliyor” başlıklarıyla yer almıştır.(22) Aynı gezide sömürgecilikle ve bir şey vermeden almakla itham ettiği ülkeler ile masumiyeti tartışılan bir askeri operasyonda yer alması Türkiye’nin hem Afrika hem de Orta Doğu açılımını olumsuz etkileyecektir. Türkiye’nin Afrika’daki varlığını “Türkleri rakip olarak tasvir etmek doğru değil. Türkler bizim yapmamız gerekeni yapan dostlarımızdır” ifadesiyle tanımlayan Arap yazarlar,(23) Türkiye’nin eski sömürgeci ülkelerle ilişkilerinde hatalar gördüklerinde, Türkiye’nin geleceğe dönük planlarını sorgulayacaktır. Amerikalı ve Avrupalı ülkelerin BM onayı olsa bile Afrika’ya düzenledikleri tartışmalı operasyonlara Türkiye’nin destek vermesi, Afrika’da son on yılda oluşan olumlu Türkiye imajına zarar verecektir.



Dipnotlar:

1) John Campbell, Adressing an Imploding Mali, 3 Ağustos 2012, http://www.cfr.org/mali/addressing-imploding-mali/p28781 Erişim: 12 Ocak 2013

2) Ahmet Kavas, Tuaregler Dünya İçin Bir Tehdit Mi?, http://www.ordaf.org.tr/tuaregler-dunya-icin-bir-tehdit-mi.aspx Erişim: 18 Ocak 2013

3) Making Sense of Mali,  http://www.aljazeera.com/indepth/features/2013/01/20131139522812326.html Erişim: 13 Ocak 2013

4) Factbox – Ansar Dine – black flag over northern Mali, http://www.reuters.com/article/2012/07/03/mali-crisis-ansardine-idAFL6E8I376P20120703 Erişim: 12 Ocak 2013

5) Factbox – Ansar Dine – black flag over northern Mali, http://www.reuters.com/article/2012/07/03/mali-crisis-ansardine-idAFL6E8I376P20120703 Erişim: 12 Ocak 2013

6) Making Sense of Mali,  http://www.aljazeera.com/indepth/features/2013/01/20131139522812326.html Erişim: 13 Ocak 2013

7) International Crisis Group, Mali: Avoiding Escalation, Africa Report No. 189 – 18 July 2012

8) International Crisis Group, Mali: Avoiding Escalation, Africa Report No. 189 – 18 July 2012, sf. 17

9) Michael Lambert ve Jason Warner, Who is Ansar Dine?, http://globalpublicsquare.blogs.cnn.com/2012/08/14/who-are-ansar-dine/ Erişim: 12 Ocak 2013

10) Mali: MNLA’s Struggle for Azavad Continues, http://allafrica.com/stories/201207201404.html Erişim: 15 Ocak 2013

11) Jeremy Keenan, How Washington helped foster the Islamist uprising in Mali, New Internationalis Magazine, http://www.newint.org/features/2012/12/01/us-terrorism-sahara/ Erişim: 15 Ocak 2013

12) Jeremy Keenan, The Dark Sahara: America’s War on Terror in Africa, Pluto Press, 2009

13) International Crisis Group, Mali: Avoiding Escalation, Africa Report No. 189 – 18 July 2012, sf. 17

14) Anna Mahjar Barducci, MNLA, The Fight For A Secular State of Azawad – Part II: Fighting Terror in the Sahel, http://www.tamoudre.org/touaregs/territoire/mnla-the-fight-for-a-secular-state-of-azawad-part-ii-fighting-terror-in-the-sahel.html Erişim: 18 Ocak 2013

15) Anna Mahjar Barducci, MNLA, The Fight For A Secular State of Azawad – Part II: Fighting Terror in the Sahel, http://www.tamoudre.org/touaregs/territoire/mnla-the-fight-for-a-secular-state-of-azawad-part-ii-fighting-terror-in-the-sahel.html Erişim: 18 Ocak 2013; Mali Avoiding Escalation, p. 17

16) Adam Garfinkle, Mali: Understanding the chessboard, Foreign Policy Research Institute, http://www.fpri.org/docs/Garfinkle_-_Mali.pdf Erişim: 20 Ocak 2013

17) French early strike shakes up Mali intervention plan, http://mobile.reuters.com/article/idUSBRE90C0F520130113?irpc=932 Erişim: 13 Ocak 2013 

18) Jeremy Keenan, How Washington helped foster the Islamist uprising in Mali, New Internationalis Magazine, http://www.newint.org/features/2012/12/01/us-terrorism-sahara/ Erişim: 15 Ocak 2013

19) Dauoda Cisse, The Malian crisis – China’s reaction capacity at a test again?, 5 Nisan 2012,  http://www.ccs.org.za/wp-content/uploads/2012/04/Malian-Crisis-and-its-impacts-on-the-Chinese-presence-Daouda_5April2012.pdf Erişim: 20 Ocak 2013

20) Ministry of Commerce , People’s Republic of China, http://english.mofcom.gov.cn/aarticle/subject/fuva/lanmub/201104/20110407524784.html Erişim: 20 Ocak 2013

21) İsmail Yaşa, Mali’ye askeri müdahale, Milat Gazetesi, 16 Ocak 2013.

22) El-Cezire, يبمال عسكريتدخلا يؤيد أردوغان  9 Ocak 2013 http://www.aljazeera.net/news/pages/807af7fd-3520-41bc-93ae-102dbb75c27e?GoogleStatID=9 Erişim: 13 Ocak 2013

23) Jamal Khashoggi, Are Turks in Somalia for he hajj or to sell beads?, Al-Arabiyya News, http://english.alarabiya.net/views/2013/01/20/261446.html Erişim: 20 Ocak 2013

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top