Zimbabve’de Darbe: Savaşçı Eski Kuşağın Taht Kavgası

Hasan ÖZTÜRK
16 Kasım 2017
A- A A+

Afrika’da dünya gündeminde fazla yer bulamayan Zimbabve, 14 Kasım günü gerçekleşen askeri darbe ile uluslararası ve Türkiye basın kuruluşlarında yer buldu. Zimbabve’nin başkenti Harare’de askeri birliklerin, araçların ve tankların boy göstermesi akıllara darbe olduğu düşüncesini getirse de genelkurmay başkanlığınca bir darbe açıklamasının yapılmaması ve askeri hareketliliğin kısıtlı olması akıllarda soru işareti bıraktı. Bu yüzden de ertesi gün bile ülkede askeri bir yönetimin iktidara el koyup koymadığı tartışıldı. 15 Kasım 2017 itibariyle Zimbabve’de yönetimin askerlerce ele geçirildiği netlik kazandı.

 

Askeri darbelerin doğası gereği ani gelişmiş olması, dünyadaki örneklerinin aksine gündüz ve sayıca az askeri unsurla gerçekleşmesi bu girişimi farklı kıldı. Kimileri için sürpriz bir gelişme olsa da, Afrika siyasetini takip edenler için beklenen bir gelişme idi. Zimbabve Devlet Başkanı Robert Mugabe’nin yakında yönetimi bırakacağı ve yerine kimin geçeceği son 2-3 yıldır tartışılmaktaydı. Öte yandan ülkede 2000’lerin başından beri katlanılmaz hal alan ekonomik krizin toplumda yarattığı infial de toplumdaki huzursuzluğun siyasi yansımaları olacağı düşüncesini pekiştirmekteydi. Dolayısıyla bu darbe aslında uzun zamandır beklenen, ama ne zaman ve ne şekilde gerçekleşeceği kestirilemeyen bir siyasi kırılma olarak görülebilir. Ülkenin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik kriz bu kırılmayı uzun yıllardır hazırlayan temel faktörlerdir.

 

Zimbabve darbesini önemli kılan asıl sebep ise ülkenin kurulduğu günden beri 27 yıldır başkanı olan Robert Mugabe yönetiminin sona ermiş olması. Darbeyi anlamak için Mugabe’nin kişiliğine ve ülkenin yakın geçmişine kısaca bakmakta fayda var. Birinci Dünya Savaşı sonrası İngiltere’nin sömürgesi olan bugünkü Zimbabve’nin bağımsızlık süreci İkinci Dünya Savaşı sonrasında diğer Afrika ülkelerinden farklı bir yol izlemiştir. Ülkedeki beyazlar 1965’te tek taraflı bağımsızlık ilan ederek İngiltere’den ayrıldı. Bağımsızlık sonrası ülkedeki çoğunluk olmalarına rağmen yönetimden dışlanan ve ayrımcılığa uğrayan siyah Afrikalılar beyazların yönetimine karşı çıktı. Sovyetler Birliği ve bağımsızlığını elde eden Afrika ülkelerinin desteğiyle siyah Afrikalılar örgütlenerek bağımsızlığa kavuşan ülkelerinde çoğunluğun yönetime dahil edildiği bir rejim kurmak için silahlı mücadele başlattılar. 15 yıl süren iç savaş sonunda 1980’de Zimbabve’nin yönetimini elinde tutan Ian Smith isyancı gruplarla siyah ve beyaz Afrikalıları dışlamayacak ve yönetimin adil ve serbest seçimle belirleneceği bir rejim üzerinde anlaştılar. İşte Robert Mugabe, beyaz Afrikalıların rejimine karşı verilen silahlı mücadelede en önemli aktörlerden olan ZANU’nun lideri idi. 1980’de yapılan ilk seçimleri kazanarak yönetime gelen Mugabe sonraki bütün seçimleri kazanarak iktidarda kalmayı başardı.

 

Zimbabve halkının çoğunluğu için 2000’li yıllara kadar, ZANU taraftarları için ise hala Mugabe bir kahramandır. Bu mirası uzun yıllar kullanan Mugabe, 2000’li yıllardan itibaren yönetilemez hal alan ekonomik kriz ve buna bağlı gelişen siyasi istikrarsızlık sonucu ülkede kayda değer bir muhalif kesim ortaya çıktı. Büyük oranda tarıma dayalı bir ekonomiye sahip olan Zimbabve, Mugabe’nin yönetime geldiği 1980’lerde kendi gıda ihtiyacını karşılamakla birlikte tarım ürünleri ihraç eden bir ülke idi. Ancak Mugabe’nin izlediği politikalar sonucu ülke ekonomisi çöktü. Beyaz Afrikalıların elindeki tarım alanlarına el koyup siyah Afrikalılara verme politikası sonucu ülkedeki gıda üretimi azaldı. Mugabe yönetime geldiğinde 500 bin ton olan buğday üretimi 2016 yılında 20 bin tona düştü. Çöken ekonominin sonucu olarak %250 seviyesine yükselen enflasyon ülkedeki işsizliği %50’nin üzerine taşıdı. Ülkedeki yüksek enflasyonla baş edemeyen Mugabe yönetiminin en son 100 trilyon Zimbabve doları değerinde banknot basması Türkiye’de de haberleştirilmişti.

 

Ekonomik kötü gidiş, ülke yönetiminde bulunan kadrolar arasında da tedirginliğe sebep oldu. 2007’de kendisine karşı gerçekleştirilen ama başarısız olan darbe girişimi sonrası Mugabe yakınları tarafından darbe ile devrileceği düşüncesini hiç terk etmedi. Ülkenin kurtarıcısı ve kahramanı olarak saygı gören Mugabe 2000’li yılların ortasında mirası tüketmiş ve ülkeyi yoksullaştırmış bir lider olarak görülmeye başlandı. Zimbabve’de orduyu iktidarı devirecek bir adıma yönelten sebeplerin başında 2014’ten beri artan siyasi belirsizlik gelmektedir. 2014’te Mugabe ani bir karar ile Devlet Başkan Yardımcısı Joice Mujuru’yu görevden aldı. Mujuru’nun yerine başkan yardımcılığına Emmerson Mnangagwa’yı getiren Mugabe, yine ani bir karar ve resmi tören olmaksızın 6 Kasım 2017’de Mnangagwa’yı hükümeti devirmeye çalışmakla suçlayarak görevden aldı. Gerek Mujuru gerekse Mnangagwa devlet kademesinde birçok bürokrat ve siyasetçi tarafından da destek gören kişilerdi. Ancak Mugabe bu kişilerin saygınlığından rahatsız olmaktaydı.

 

Mugabe’nin muhaliflerini rahatsız eden bir diğer konu da Robert Mugabe sonrası Zimbabve başkanının kim olacağıdır. 1924 doğumlu Robert Mugabe uzun yıllar sağlık sorunu çekmedi. Ekonomik krize, kontrolden çıkan enflasyona ve işsizliğe rağmen her sabah aksatmadan sporunu yapan Robert Mugabe’nin uzun yıllar iktidarda kalacağı düşünülmekteydi. Ancak 2017 yılında BM Genel Kurul toplantısı gibi uluslararası zirvelerde kürsüye yürümekte zorlanması birçok kişiyi Mugabe’nin yakında hayatını kaybedeceği düşüncesine sevk etti. Bu da ister istemez yerine kimin geçeceği tartışmasını alevlendirdi.

 

İşte tam bu noktada Zimbabve’deki darbenin bir diğer aktörü devreye girmekte: Robert Mugabe’nin eşi Grace Mugabe. Son yıllarda Grace Mugabe, ülke siyasetinde ön plana çıkmakta, üst düzey atamalar müdahale etmekte ve ülke politikasına eşi üzerinden dahil olmaktaydı. Mugabe’nin yakında iktidarı bırakmasının netleşmesi ve yerine eşi Grace Mugabe’yi gösterme ihtimali birçok muhalifi tedirgin etti. Çünkü başkanlık sarayında daktilo yazıcısı olarak çalışırken Robert Mugabe ile evlenen, ülke yönetimine dair ne eğitimi ne vizyonu olan alışveriş çılgını bir kadının ülkeyi daha da kötü hale getireceği düşünülmekteydi. Mugabe ile çalışmalarına rağmen ülkenin gidişatından rahatsız olanları rahatsız eden bir diğer husus da iç savaşta bizzat mücadele etmiş, eğitimli kişiler dururken ehil olmayan bir kişinin yönetime gelmesi idi. Hem Mujuru hem de Mnangagwa 15 yıllık iç savaşta bizzat rol oynamış Robert Mugabe ile birlikte mücadele etmiş kişilerdi. Mesela Mujuru kamp komutanlığı yapmış ve askerlere uzun yıllar ideolojik eğitim vermiştir. Mnangagwa da Tanzanya ve Mısır’da gerilla eğitimi almış, ZANU saflarında siyah Afrikalılar için Robert Mugabe ile mücadele etmişlerdir. Bağımsızlık ve hakları için mücadele eden, beyaz Afrikalılarla bizzat savaşan, hapis yatan ve ağır işkenceler gören Mujuru ve Mnangagwa gibi kişiler dururken iç savaş zamanı öğrenci olan birinin ülkenin yönetimine geçmek istemesini muhalifler kabul edemediler. O yüzden Grace Mugabe’nin iktidara gelmesi halinde tasfiye edileceklerini, belki hapse atılacaklarını düşünen gruplar orduyu arkalarına alıp Mugabe’nin halefinin kim olacağı sorununu kendilerince çözmüş oldu.

 

Darbe ile ilgili dikkat çeken bir diğer husus ise darbecilerin izlediği yöntem oldu. Olası bir darbede askerlerin Mugabe’ye sadık askerlerle çatışması halinde ülkenin bir iç savaşa sürükleneceğini bilen darbeciler ilk olarak (14 Kasım günü görülen ilk askerler) Mugabe’ye sadık birlikleri kuşatarak onların karşı koymalarını engellediler. Kan dökülmesi ve insan hakları ihlalleri halinde başarılı olsa bile halk ve uluslararası toplum nezdinde meşruiyet sorunu yaşayacağını bilen darbeciler barışçıl bir yöntem izlemeyi kararlaştırdı. Darbenin başında olan General Chiwenga, televizyonda yaptığı açıklamada darbe yapmadıklarını, askeri hareketliliğin bir darbe teşebbüsü olmadığını, amaçlarının devlet başkanının güvenliğini sağlamak ve onun çevresindeki suçlularla mücadele etmek olduğunu ifade etti.

 

Bundan sonra Zimbabve’de ne olacak? Darbenin mimarı olarak önceki Devlet Başkan Yardımcısı Emmerson Mnangagwa gösterilmektedir. Görevden alınması üzerine daha önce askeri eğitim aldığı Çin’e giden Mnangagwa, yaptığı açıklamalarda Zimbabve’de düzenin yakın zamanda değişeceğini ve ülkesine geri döneceğini belirtti. Mnangawa’nın kısa zamanda ülkesine dönüp devlet başkanlığına geçmesi muhtemel. Robert Mugabe ve yakın arkadaşları muhtemelen toplumsal tepki çekmeme adına ev hapsinde tutularak yargılanmayacak, hapse atılmayacak.

 

Ekonomi alanında ise kısa vadede makro göstergelerde düzelme görülebilir. Robert Mugabe anti-emperyalist bir söylem benimsemiş ve ülkenin Batılı ülkeler ile ilişkilerini kopma noktasına getirmişti. Özellikle 2003 yılında Mugabe’nin ülkesini İngiliz Milletler Topluluğu’ndan (Commonwealth) çekmesi sonrasında İngiltere’den gelen yardımların kesilmesi ülke ekonomisine büyük zarar vermişti. Yeni yönetim İngiliz Milletler Topluluğu’na geri dönüş kararı alabilir ve böylelikle İngiltere’den tekrar yardım almaya başlayabilir. Öte yandan, uzun vadede İngiltere ile düzelen ilişkiler diğer Batılı ülke ve uluslararası kuruluşlarla olan ilişkilere de olumlu yansıyacaktır. Bu da bu aktörlerin tekrar Zimbabve’ye yardım ve kredi musluklarını açmaları anlamına gelecektir.

 

Dikkatle izlenmesi gereken bir diğer aktör ise Afrika Birliği’dir. 2001’de kurulan Afrika ülkelerinin çatı örgütü hükmündeki Afrika Birliği, kuruluşunda demokratik yollarla iktidara gelmeyen yönetimleri tanımama ve zirvelere davet etmeme kararı aldı ve bu karara da şimdiye kadar sadık kaldı. En son 2013 yılında Mısır’da gerçekleşen darbe sonrasındaki ilk zirveye Sisi davet edilmedi. Sisi’nin darbe sonrası ilk seçimler kazanıp seçimle gelmiş lider statüsüne geçmesi sonrası Afrika Birliği Sisi’yi tanıdı ve davet etti. Afrika Birliği’nin barışçıl yollarla, kan dökmeden ve insan hakları ihlallerine yol açmadan gerçekleşmiş bu yumuşak darbeye nasıl karşılık vereceği örgütün kurucu ilkelerine sadakatini ölçme adına önemli bir gösterge olacaktır. 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top