Orta Doğu ve Türkiye

A- A A+

2010 Aralık ayında Tunus’ta 26 yaşındaki Muhammed Buazizi’nin kendini yakmasıyla başlayan ve değişik kaynaklarca “Arap Baharı” olarak adlandırılıp günümüze kadar uzanan Orta Doğu'daki kaos ve şiddet dönemi,  bölge dışı güçlerin de katılımı ve rekabetiyle, daha uzun süre devam edecek gibi gözüken bir tabloyu ortaya çıkarmıştır. Bugün artık Irak, Suriye, Libya ve Yemen’de ülkelerin toprak bütünlüğü tehdit altında olup ülke içinde de bölge ve şehirlerin hâkimiyeti etnik veya dini temeldeki bölünmeler veya çatışmalarla sık sık el değiştirmektedir. Cezayir, Mısır, Libya ve Tunus siyasi karışıklıklardan muzdarip durumdadır. “Arap Baharı”nın yarattığı tsunami Bahreyn, Ürdün, Fas ve son zamanlarda Suudi Arabistan’ı da etkilemektedir. Lübnan gerek iç gerek dış tehdit ve müdahaleler çerçevesinde uzunca bir süredir bölünme tehlikesiyle karşı karşıyadır.

 

İslam inancını kullanan fanatik selefi militan gruplar ve onları destekleyen bölge içi ve dışı güçlerin oyun alanı başta Sina Yarımadası olmak üzere Mısır, Irak, Suriye, Yemen, Doğu ve Batı Afrika, Afganistan ve Pakistan’a kadar genişlemiş bulunmaktadır. Birbirleriyle rekabet halindeki büyük güçler ise bölgede oluşan vakumu doldurmak üzere nüfuz ve ekonomik çıkar amacıyla hem bölgedeki yandaşları aracılığı ile hem kendi aralarında doğrudan bir mücadele yürütmektedirler. Bölgesel güçler de yeni yarışlara, yeni işbirliklerine, yeni rekabet alanlarına yönelmiş bulunmaktadırlar. Bölgenin bu kaotik durumuna bir de vekâlet savaşlarını eklersek durumun değerlendirilmesi daha da karmaşık hale gelmektedir.

 

Bölge içi ve bölge dışı güç ve menfaat odakları ayrıca inanç, mezhep, sosyo-kültürel ve ekonomik farklılıklarla, bu ülkelerdeki çağdışı yönetim sistemlerinin neden olduğu zafiyetleri istismar ederek kendi amaçlarını gerçekleştirmek çabası içinde bulunmaktadırlar. Bu meyanda İran, Sünni Arap aleminin içine düştüğü kaostan yararlanarak bölgesel çıkarlarını optimize etmek için ortaya çıkan fırsatları becerili bir şekilde politikalarına yansıtmış görülmektedir. Yukarda çok genel olarak çizilen resim çerçevesinde Arap dünyası başta olmak üzere Orta Doğu coğrafyasının  "komada" olmasa bile yüksek ateşten muzdarip bir “hasta” olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

 

Türkiye’nin Durumu

 

Türkiye, özellikle Suriye, Irak ve İran ile uzun sınırlara sahip olması; sınırların ötesindeki bölge içi alanlarda ve başta Doğu Akdeniz’de enerji olmak üzere önemli ticari ve ekonomik menfaatlerinin bulunması; mücavir bölgelerde Kürt ve Türkmen gibi etnik unsurların mevcudiyeti; ayrıca genel istikrarsızlığın yan ürünü olarak gündeme gelen terör, çatışma ve göç riskleri muvacehesinde bölgesindeki gelişmelere bigâne kalamayacak bir konumdadır. Nitekim sadece göç boyutuyla Türkiye kısa, orta ve uzun vadede sayıları 3 milyonu aşan Suriyeli göçmenlerden kaynaklanan ve devam etmesi beklenen sorunlara çözüm üretmek durumundadır.

 

Bu ortamda Türkiye'nin kendi siyasi, ekonomik, diplomatik ve askeri gücünün yetenek ve kısıtlamalarını gerçekçi bir şekilde değerlendirip, muarız ve müttefiklerinin niyet ve kapasitelerini de çok iyi analiz ederek kısa, orta ve uzun vadeli stratejik hedeflerini ve bu hedeflere erişmek için uygulamaya koyması gereken hareket tarzlarını belirlemesi milli menfaat ve güvenliği için elzemdir. Günümüzde Türkiye'nin en önemli sorunlarının başında, ülke dışındaki uzantılarıyla, bölücü terör örgütü PKK gelmektedir. Bu örgüt etnik ayrımcılığı kullanarak onlarca yıldır ülkenin kaynaklarını da tüketerek istikrarsızlık yaratmaktadır. Diğer taraftan kimler tarafından yaratıldığı ve desteklendiği tartışmalı şeriatçı militan fanatik terör örgütü "IŞİD veya DAEŞ"in de, Irak ve Suriye’de büyük ölçüde gücünü kaybetmiş olmakla birlikte, sızma ve terör yoluyla ülkemizde de can ve mal kaybına sebebiyet verecek eylemler yapabileceği değerlendirilmektedir.

 

Her iki örgütün Türkiye’deki faaliyeti ülkenin etnik yapısı, mezhepsel farklılıkları ve mevcut sisteminin laik, milliyetçi, demokratik karakteri itibariyle bizatihi ülkemizin birlik, beraberlik ve güvenliğine büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Bu örgütlerden birine veya her ikisine sağlanan gizli dış destekler soruna daha da ciddi bir boyut kazandırmaktadır. Bir diğer tehdit ise yıllar boyu devletin hemen hemen tüm kurumlarına sızarak din istismarı yoluyla ülkeyi irticai bir tehditle sarsan FETÖ ve bu örgütün dış bağlantılarıdır. Orta Doğu’daki gelişmelerle ilgili olarak Türkiye’nin bir numaralı hedefi,  ülke içindeki kırılganlıklar da dikkate alınarak, bunları ortadan kaldırmak ve sınır ötesinden gelebilecek tehlikeleri asgari zayiat ve ekonomik bedellerle çözümlemektir.

 

 

Sonuç

 

Yukarıda özetlenen durum muvacehesinde ülkemizin güvenliği, ayrıca bölgemizde barış ve istikrarın sağlanması ve korunması boyutuyla:   

 

  • Türkiye’nin kendi sınırları içindeki kırılganlıklar ve özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin maruz kaldığı komplolar sonucunda zuhur eden olumsuzluklar çerçevesinde bölge ülkelerinin içişlerine müdahale edilmemesinin, sorunlarına taraf olunmamasının veya ihtilaflara taraf olanlar arasında uluslararası modeller dışında çözüm üretme arayışlarından da uzak durulmasının;

 

  • Bölge ülkelerinin dini ve mezhepsel temelde farklılık arz etmekte oldukları, bu farklılıkların istismar edilerek güç mücadele aracı olarak kullanıldıkları ve bu temelde bölgede bir nüfuz mücadelesi yaşanmakta oluşu dikkate alınarak dış politikamızda bu unsurların irdelenmesinden imtina edilerek Türkiye’ye saygınlık ve ağırlık kazandıran geleneksel dış politika uygulamalarına dönülmesinin; toplumsal yapımızda mevcut benzeri hassasiyetler dikkate alınarak iç istikrarın bozulmasına yol açabilecek söylem ve eylemlerden kaçınılmasının, ayrıca dış politikanın iç politikaya alet edildiği algılamasının önünün alınmasının;

 

  • 15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesinde ve sonrasında farklı ortamlarda gündeme gelen ve halen azalmış olsa da devam eden tasfiyeler sonucu Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yetişmiş insan kaynakları yapısında oluşan eksiklikler, akaryakıt, silah ve teçhizattaki ihtiyaç ve tedarik güçlüklerini içeren sıkıntılar, ayrıca savunma harcamalarının ekonomi üzerindeki ağır yükleri dikkate alınarak muharip ve destek güçlerimizin uluslararası görevler dışında sınır ötesi operasyonlarda asgari düzeyde ve ancak zaruri olduğunda kullanılmasının; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, terörle mücadele durumu hariç, yorucu ve yıpratıcı, ayrıca süresi belirsiz sınır ötesi operasyonlardan ziyade daha da takviye edilerek dış politikaya yardımcı olacak şekilde caydırıcı bir güç olarak kullanılmasına öncelik verilmesinin;

 

  • Savunma sanayiinin dışa bağımlılığını asgari düzeye indirme gayretlerinin sürdürülmesinin, gizli ve açık ambargolar nedeniyle geçmişte yaşanmış sıkıntıların göz önünde bulundurulmasının;

 

  • Bölgedeki ülkelerle ilişkilerde yasal olarak yönetimde bulunan ve uluslararası ilişkilerde kabul gören merkezi hükümetlerle işbirliğine önem verilmesinin;

 

  • Irak ve Suriye’nin müstakbel statüsünün nasıl olması gerektiği konusundaki değerlendirmelerin kendi güvenlik ihtiyaçlarımızın yanı sıra bölgedeki dinamikler ve sahadaki gerçekler dikkate alınarak yapılmasının ve bu konudaki siyasi hedeflerimizin netleştirilmesinin;

 

  • Türkiye’nin, Irak’ın toprak bütünlüğünün ve siyasi birliğinin korunması temelinde, Irak nüfusunun tüm kesimleriyle ilişki ve temaslarını sürdürmesinin, bu çerçevede önemine binaen Kerkük’ün statüsü dâhil Irak Türkmen’lerinin geleceğini ilgilendiren tüm konularla ilgilenmeye ve gelişmeleri takip etmeye devam etmesinin;

 

  • Ülkemizde mevcut Suriyeli göçmenlerden kaynaklanan güncel sorunların orta vadede bir de “Arap Sorunu”na dönüşmesini önlemek üzere insani sebeplerle yurdumuza sığınmış bulunan Arap asıllı göçmenlerin koşullar elverdiğinde - Kuzey Suriye’deki dengelere de olumlu yansımaları olabileceği anlayışıyla - yurtlarına dönüşlerinin sağlanmasının;

 

  • Kuzey Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de Kürt unsurların hâkim olacağı bir idari yapının (Kantonlar ve Bölgesel Yönetim) zaman içinde gerçekleşmesi riskinin yüksek olduğu dikkate alınarak en kötü durum senaryolarına göre politika seçenekleri belirlenmesinin;

 

  • İsrail ile ilişkilerimizin karşılıklı çıkar temelinde ve ABD ile ilişkilerimizin bir alt başlığı olmayacak şekilde biçimlendirilmesinin yöntemlerinin araştırılmasının; bununla birlikte İsrail ve ABD’nin Kudüs örneğinde olduğu gibi bölgenin istikrarını bozucu ve Filistin sorununu tırmandıran davranışlarına karşı uluslararası tedbirlerin alınması ve diplomatik çabaların sürdürülmesinin; Türkiye’nin, uluslararası toplumda da genel destek gören 1967 sınırları temelinde başkentleri Doğu ve Batı Kudüs olacak şekilde iki devletli bir çözümü desteklemeye devam etmesinin;

 

  • İran’ın dış politikasına yön veren Şii motifli politikalarla bölgemizde elde etmiş bulunduğu kazanımların geri döndürülmesi olanaklarının din ve mezhep söylemi dışında ve çok taraflı arayışlarla değerlendirilmesinin;

 

  • Kitlesel imha silahlarının ve bunların sevk araçlarını oluşturan füze teknolojilerinin bölgemizde yayılmasını önlemek üzere uluslararası işbirliğine ağırlık verilmesinin;

 

  • Enerji kaynaklarına erişim ve bu kaynakların kontrolü hedeflerinin büyük güçlerin bölgedeki rekabet ve çatışmasının ana nedeni olduğu ve daha uzun süre devam edeceği dikkate alınarak bu alanda kaynak çeşitlendirilmesine yönelik işbirliği modellerinin geliştirilmesinin;

 

  • Enerji kaynakları gibi su kaynaklarının da stratejik nitelik taşıdığı ve istismara müsait bir alan oluşturduğu dikkate alınarak hayati öneme haiz su kaynaklarımızın korunmasının ve doğru kullanılmasının;

 

  • Bölgede kalıcı olacakları vakıasından hareketle ABD ve Rusya’nın bölgede işbirliği ve rekabet halinde sürdürdükleri politikaların ulusal çıkarlarımızla ne ölçüde bağdaştığının zamanlıca tespit edilmesinin ve gerekli önlemlerin rasyonel bir temelde yapılacak değerlendirmeler ışığında alınmasının;

 

  • Ülkemizin sadece bölge ülkeleri değil bölge dışı ülkeler nezdinde ki artı değerinin de demokratik, laik, hukukun üstünlüğüne dayalı, ekonomik alanda kalkınmış ve Batı ile ittifak içinde bir Türkiye olduğunun hatırda tutulmasının ve bu özelliklerinin gerek iç istikrar gerek dış ilişkilerimiz bakımından önemli bir değer olduğunun bilincinde olunmasının;

 

  • Aleyhinde faaliyet gösterdiği ülke tarafından "terörist örgüt” olarak tanımlanmış yapılanmalarla her türlü ilişkiden uzak durulmasının, bizim "terörist örgüt" olarak tanıdıklarımızın ise maddi ve manevi destek odaklarının tasfiyesi yönünde gereken çabaların sarf edilmesinin;

 

  • Türkiye NATO açısından hala vazgeçilemez olduğu kadar NATO da savunma stratejimiz açısından hem caydırıcılık boyutuyla hem de müttefiklerin Orta Doğu bölgesine yönelik farklı fikir ve eylemlerinin tartışabildiği bir danışma ve müzakere zemini oluşturması boyutuyla ülkemiz açısından önemini korumaktadır. Bu anlayışla dış dünyada NATO üyeliğimizin sorgulanmasına yol açabilecek gelişmelerin önünün alınmasının;

 

  • Türkiye’nin müttefiki ABD ile Orta Doğu politikaları ve milli hedefleri açısından ciddi farklılıklar bulunmaktadır. FETÖ ve diğer yargısal süreçler aradaki ihtilafı derinleştirmektedir. Bununla birlikte ABD’nin Türkiye’nin ekonomik, askeri ve politik en önemli partneri olduğu ve karşılıklı menfaatleri bulunduğu dikkate alınarak ilişkilerdeki pürüzlerin çözümlenmesine çalışılmasının;

 

  • Rusya Türkiye’nin Batı dünyası ile olan ilişkilerinin ve müttefiklerinin alternatifi olarak düşünülmemelidir. Orta Doğu’ya ilaveten Karadeniz, Kafkasya ve Doğu Akdeniz’deki politik farklılıklarımızın göz önünde bulundurulmasının; ekonomik, enerji işbirliği ve siyasi alanda dostça politikalar içeren dikkatli ve ihtiyatlı bir yol izlenmesinin;

 

  • Türkiye tarihi, coğrafi, kültürel, ekonomik ve siyasi olarak Avrupalıdır. AB ile gerginleşen ilişkilerin bu çerçevede değerlendirilerek tamiri için tedbirler alınmasının, Orta Doğu’ya ilişkin politikalarımızı destekleyen AB üyesi ülke sayısının artmasını sağlayacak diyalog kanallarının geliştirilmesinin;

 

  • Kıbrıs konusu Türkiye-AB ilişkileri bakımından olduğu kadar Orta Doğu bölgesine de mücavir münhasır ekonomik bölge sınırları, enerji arz ve güvenliği açısından da çok önemlidir. Bu konuda kısa, orta ve uzun vadeli hedef ve politikalarımızın çeşitli senaryolara göre netleştirilmesinin; uygun olacağı düşünülmektedir.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top