Türkiye ve Bölgedeki Enerji Denkleminde Yaşanan Gelişmeler

Ahmet Ünal ÇEVİKÖZ
22 Aralık 2017
A- A A+

Türkiye bir yandan bölgesindeki önemli dış politika gelişmelerinin bir yandan Batı'lı müttefikleriyle ilişkilerindeki duraksamanın etkisinde kalmaya devam ediyor. Doğu ile Batı arasındaki ilişkilerin sağlıklı bir zeminde ilerleyebilmesi için en önemli platform olarak görülen Türkiye henüz bu işlevi gereken sorumluluk ve başarı ile yerine getirebileceği izlenimini veremiyor.

 

Doğu ile Batı arasındaki ilişkilerin uyumlu ve çatışmasız bir anlayışla gelişmesi için gereken ekonomik, siyasi, kültürel birikim ve deneyime Türkiye'nin tarihsel olarak sahip olduğu söylenebilir. Son yıllarda bunlara bir de enerji konuları eklendi. Doğu'nun zengin hidrokarbon kaynaklarının işletilerek dünya pazarına ihraç edilmesi ve bu bağlamda Batı'nın ihtiyaçlarını karşılayan önemli bir tedarikçi haline gelmesi Türkiye'yi bir de bu konuda iki coğrafya arasında önemli bir fiziki birleştirici konumuna sokuyor.

 

Türkiye'nin bu konumunu bir transit ülke olarak mı yoksa bir ticaret merkezi olarak mı sürdüreceği güncel bir tartışma haline geldi. Bazı gözlemciler Türkiye'nin coğrafi konumunun onu mükemmel bir transit ülke yapacağı görüşünü savunuyorlar. Genellikle Türkiye'nin dışındaki kaynaklar tarafından dile getirilen bu görüşlerin günümüz dünyasında ülkemize aktif bir enerji denklemi aktörü statüsü kazandırması zor.

 

Öte yandan, Türkiye'nin bir "enerji ticaret merkezi" haline gelmesi görüşünü savunanların ise kafalarının karışık olduğu anlaşılıyor. Enerji üretiminde yararlanılan kömür, petrol, doğalgaz gibi hammaddelerin birinin ya da birkaçının ticaretinin merkezi olmak mümkün ancak bunların kullanılmasıyla üretilen enerjinin ticaret merkezi olmak değil Türkiye'ye, dünya üzerinde başka ülkelere de pek nasip olmuş bir özellik olarak görülmüyor.

 

Türkiye Avrupa'nın ve dünyanın önde gelen doğal gaz ithalatçısı ülkelerden biri. Bu özelliği ile bir doğalgaz ticaret merkezi haline gelebilme şansı oldukça yüksek. Bunun için elbette Türkiye'de enerji piyasasının liberalleşmesi kadar Türkiye'nin doğalgazı depolama kapasitesinin de ticaret merkezi olmayı hedefleyen bir ülkede olması gereken düzeye yükseltilmesi gerekiyor.

 

Doğalgaz depolama tesislerinin kapasitelerinin artırılması ve yenilerinin yapılması konusunda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın 2018 yılından itibaren önemli bir atılım içine gireceğine dair haberler Türkiye'nin bir doğalgaz ticaret merkezi olması gerektiğine inananları cesaretlendirdi. Dolayısıyla, bölgemizde bu konuda Türkiye'ye rakip olmaya gayret eden, örneğin İtalya, Yunanistan hatta Bulgaristan gibi ülkelerin de benzer atılımlar içine girmeleri şaşırtıcı olmayacaktır.

 

Türkiye kendi ulusal olanakları çerçevesinde gerek pazar koşullarını gerek depolama kapasitesini artırırken, dünya üzerinde bu alanda süren çetin rekabeti de yakından takip etmek zorunda. Örneğin, Doğu Akdeniz'de İsrail açıklarındaki doğalgaz yataklarının işletilmesi ve üretimin Batı Avrupa'ya ihracı için Türkiye'nin bir ortak olarak kabul edilmesi büyük önem taşıyor. Türkiye ile İsrail arasındaki siyasi ilişkilerin hala tam olarak normalleşememiş olması, üstelik yeni gerginliklere de sahne olması, öte yandan bu ortaklıkta yer alması beklenen Kıbrıs'ın ortaya çıkardığı sorunların hala çözümlenememesi, bu alanda Türkiye'yi dışlayan projelerin şansını yükseltiyor.

 

Türkiye'yi en yakından ilgilendiren gelişmeleri ise Rusya'nın enerji  konusunda izlediği politikalar oluşturuyor. Örneğin, Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) topraklarındaki doğalgaz kaynaklarının işletilmesi için birçok Türkiye kökenli firma ön anlaşmalar imzalamış olsa da, son zamanlarda Rosneft'in bölgeye Türkiye'nin yaptığından çok fazla yatırım yönlendirmiş olması dikkati çekiyor. KBY tarafından yapılan son referandum nedeniyle Ankara ile Erbil arasındaki ilişkilerde bir soğumanın ortaya çıkması da bu bakımdan Rusya'ya daha esnek bir hareket alanı kazandırıyor.

 

Öte yandan, Rusya bir yandan Türk Akımı projesini olabildiğince hızlı bir şekilde hayata geçirmek için gayretlerini artırırken, bir yandan da Balkanlar'da yeni atılımlar içinde. Gazprom'un Hırvatistan ile Eylül ayında imzaladığı yıllık 1,4 milyar metreküplük doğalgaz ihracatı anlaşması bunlardan biri. Diğeri ise yine Gazprom'un Bosna-Hersek Federasyonu'nun Republika Srpska bölgesi ile geçen hafta imzaladığı yıllık 350 milyon metreküplük doğalgaz ihracatı anlaşması.

 

Rusya'nın şimdilik bu tedarikleri Ukrayna üzerinden giden mevcut hatlardan sağlayacağı anlaşılıyor. Ancak Türk Akımı projesinin uzun vadede Ukrayna'yı devre dışı bırakmayı hedeflediği unutulmamalı. Türk Akımı projesinin, Rusya'nın planladığına göre,  şu anda görülen iki hatta ilaveten ileride Balkanlar'a yönelik iki paralel boru hattı daha öngörüyor olması da hatırda tutulmalı.

 

Genelde Rusya'nın bu çabalarının Avrupa pazarında yer edinmeye çalışan ABD'nin Rusya'ya karşı enerji politikalarını da etkilemeye yönelik yeni yaptırımları planladığı bir sırada gelmesi manidar. Türkiye'nin küresel boyutta Rusya ile ABD arasında yeni bir enerji rekabetinin oluşmaya başladığı bir sırada doğalgaz ticaret merkezi olma projesini inatla, sabırla ve ısrarla ama hepsinden öte hızla hayata geçirmesi büyük önem taşıyor.

 

Bu Yazı 21.12.2017 Tarihinde Hürriyet Gazetesinde Yayımlanmıştır.

Back to Top