Amerika Birleşik Devleteri (ABD) Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi: Kimin İçin Güvenlik, Kimin İçin Tehdit?

A- A A+

Bu yıla kadar yayımlanan ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgeleri, hiçbir zaman kamuoyu gündemini bu yıl olduğu kadar meşgul etmemişti. Gerek yayımlanmadan önce gerekse yayımlandıktan sonra, 2017 dokümanı hakkında gazeteciler, siyasetçiler, akademisyenler, belgeyi hiç okumamış, hatta görmemiş olanlar, çalışma alanı siyaset ya da uluslararası ilişkiler dahi olmayanlar, yorum ve değerlendirme yaptılar, çok değerli fikirlerini bizlerle paylaştılar. Bu durumda, konu hakkında bilgi ve deneyim sahibi akademisyenler olarak ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin geneli ve doküman içeriğinde Türkiye’yi ilgilendirdiğini düşündüğümüz konularla ilgili görüşlerimizi aktarmak bir anlamda görev haline geldi.

 

Öncelikle genel anlamda dikkat çeken husus, her ABD Başkanının kendi döneminde uygulayacağı güvenlik stratejisini kamuoyu ile paylaşması şeklindeki bilinen bir yöntem yerine, Başkanın kendi ağzından dokümanı tanıtması gibi alışılmamış bir uygulamaya gidilmesi idi; ancak, Trump gibi popülist bir siyasetçinin bunu yapması çok da şaşırtıcı olmamalı aslında. Belgenin başından sonuna işlenen ana tema, Trump’ın seçim kampanyasındaki “Önce Amerika” söylemi olduğundan, böyle önemli bir konudaki açıklama da elbette bu söylemin sahibi tarafından yapılmalı diye düşünmüş olmalı ABD Başkanı.

 

Önsözde, Amerikalıların onu seçmesinin nedeninin ABD’yi yeniden büyük yapmak olduğunu ifade eden giriş cümlesinin ardından, Trump, başkanlığının ilk yılında dış politikadaki Önce Amerika uygulamasına halkın tanıklık ettiğini belirtiyor. Daha buraya kadar yazdıklarından bile, ABD’nin son dönemdeki dış politika uygulamalarından Türkiye’ye yönelik olanlar konusunda ne kadar planlı, programlı siyaset izlediğini anlamamız mümkün olabilir. Her ne kadar metnin içerisinde Türkiye’den olumlu ya da olumsuz hiç söz edilmemiş olsa da kendimize mesaj çıkaracağımız çok fazla husus olduğunu görebiliriz. Önsözde, hedefe oturttuğu iki ülke olarak Kuzey Kore ve İran dikkat çekmekle beraber, Ulusal Güvenlik danışmanı McMaster Pans’in terminoloji olarak “Radikal İslamcı Terör” ifadesinin kullanılmaması yönünde geçmişteki önerilerinin dikkate alınmadığını gösteren bir şekilde metin içerisinde geçiyor olması da diğer bir hassas nokta olarak kabul edilebilir.

 

Strateji belgesi ellialtı sayfa, bir giriş bölümünden sonra dilim olarak isimlendirilmiş dört ana bölüm ve bir sonuç bölümünden oluşuyor. Önce Amerika söylemine dayandırılan ulusal güvenlik stratejisinin teorik temelde realist bir prensip içerisinde uygulama sonuçlarına göre yönlendirildiği ve bir ideoloji olmadığı vurgusu ile başlayan giriş bölümünde, ABD’ne yönelik tehditler sıralanarak ve bu tehditlere karşı nasıl bir strateji izleneceği açıklanıyor.

 

“Güçlü bir Amerika sadece Amerikan halkının değil, dünya üzerinde ABD ile paylaşılmış çıkarlar, değerler ve arzulara ulaşmak için ortak olmak isteyenlerin de hayati çıkarlarınadır.” A.B.D. Ulusal Güvenlik Stratejisi, giriş bölümü.

 

Giriş bölümünde, rekabetçi bir dünya başlığı altında, Rusya ve Çin’in, Amerikan güvenlik ve zenginliğini yıpratacak teşebbüslerle, Amerika’nın gücüne, etkisine ve çıkarlarına meydan okuduğu iddia ediliyor. Bu ülkelerin, kararlı bir şekilde, ekonomileri daha az serbest ve daha az adil hale getirdikleri, askeri güçlerini arttırdıkları ve toplumlarının bilgiye ulaşmasını baskı yoluyla kontrol ettikleri böylece etki alanlarını genişlettikleri ifade ediliyor. Ayrıca, Kuzey Kore ve İran İslam Cumhuriyeti diktatörlüklerinin de bölgelerini istikrarsızlaştırdıkları, Amerikalıları ve müttefiklerini tehdit ettikleri ve kendi halklarına karşı gaddarca davrandıklarından söz edilerek, ulus-aşan tehdit grupları arasında saydıkları cihatçı teröristler ve suç örgütlerinin de Amerikalılara zarar verme gayreti içerisinde bulundukları belirtiliyor.

 

Bu noktada hemen dikkat çeken husus, terör tehdidi olarak sadece cihatçı teröristlerin vurgulanması ve metnin başka hiçbir yerinde küresel terör tehdidinden bahisle, ayrılıkçı ya da marjinal ideolojik kökenli terör örgütlerinden Amerikan halkı için bir tehlike oluşturabileceğinden söz edilmemesidir. Örneğin, 2006 yılı Bush imzalı ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesinde, Terörle Savaş’ın bir dinle savaş olmadığı, teröristlerin bütün dinleri hedef aldığı, etnik ve din kökenli terör örgütlerinin de en çok kendi toplumlarına zarar verdiği değerlendirilmekteydi. Yine Obama döneminin 2015 yılı Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesinde, terör bir bütün olarak ve tehdit kabul edilerek, müttefikler ve sorumluluk duyan ortaklarla birlikte, terörün radikalliğinden ve şiddetinden korunmak amacıyla teröre karşı sürekli mücadelenin esas alınacağına işaret ediliyordu. Trump’un stratejisinin ise, artık Amerikalılara zarar verme olasılığı olan terörün sadece cihatçı terör olduğuna ve daha da önemlisi, ABD’nin terör örgütleri listesinde yer alan altmışbir terör örgütünden cihatçı olmayanlar her ne kadar terör örgütü olarak kabul edilse de ABD yasalarındaki terör örgütlerine uygulanacak yaptırımlardan etkilenmeyeceklerine bir emare kabul edilebilir. ABD Savunma Bakanlığı web sayfasındaki yabancı terör örgütleri listesinin hemen alt kısmında Göçmenlik ve Uyruk Kanunu’nun (INA) 219 ncu maddesinde yapılan düzeltmeye yer verilerek; “terör örgütlerinin faaliyetleri ABD vatandaşlarını ya da ABD ulusal güvenliğini tehdit etmelidir” denilmektedir. Bu durumda, bir yabancı terör örgütü eğer ABD çıkarlarına hizmet ediyorsa, listede yazılı ismini değiştirdiği ya da listede adı olmayan başka bir örgütle birlikte hareket ettiği anda, ABD için strateji belgesinde tanımı yapılan; “Dürüstlük, karşılıklılık ve sadakatle bağlılık temelinde, ABD ile aynı fikir ve düşüncede olan, ABD prensiplerini geçerli, kurallarını zorunlu kabul eden ortaklar” arasında yerini alacaktır. Yani, ABD’nin bize çok ters ve anlaşılmaz gelen, terör listesinde yer alan PKK ile birlikteliği artık kesinleşmiş durumdaki YPG/PYD terör örgütüne silah, araç, gereç ve eğitim desteği vermesi, ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin gereğidir.

 

Dokümanın birinci bölümü ya da dilimi, Amerikan halkının, anavatanının ve Amerikan yaşam tarzının korunması başlığı altında, sınır güvenliği başta olmak üzere, göç politikasında düzenlemeler yapılmasını, siber tehditlerden kritik altyapının korunmasını, kademeli bir füze savunma sistemi ile anavatan topraklarının füze saldırılarına karşı savunulmasını ve cihatçı teröristlerin milli hudutlara ulaşmadan durdurulmasını öngörmektedir. Özellikle cihatçı terörle mücadelede öncelikle yapılacaklar arasında;

 

1.                  Hem içeride hem de dışarıdaki yabancı ortaklarla istihbarat paylaşımını arttırarak terör eylemlerini olmadan engellemek,

 

2.                  ABD silahlı kuvvetleri ve diğer harekât birimleri ile her nerede olurlarsa olsunlar ABD anavatanına ve Amerikalılara tehdit teşkil eden teröristlerin ağlarına doğrudan müdahale etmek ve bu teröristleri takip etmek,

 

3.                  Teröristlerin eylem planlama zaman ve mekân imkanlarına, Amerika anavatanına tehdit teşkil etmeden önce gizlenip sonra ortaya çıkmalarına engel olacak şekilde müdahale etmek, bu kapsamda özel sektör imkanlarını da kullanarak teknik olarak teröristleri takip edip karanlığa gömülmelerine ve takipten kurtulacakları güvenli alanlara sığınmalarına engel olmak,

 

4.                  Terör örgütlerinin para, malzeme ve personel temin zincirlerini bozmak,

 

5.                  Teröristlerin hedefi olan müttefik ve ortaklarımızla bu barbar gruplara karşı savaşta sorumluluklarımız paylaşmaya devam etmek,

 

6.                  ABD toplumundaki kanaat önderleri vasıtasıyla, şiddet içeren ideolojilerin Amerikan halkı içerisinde kök salmasını önleyecek yasal tedbirler yanında, halkla doğru ve güvenilir bilgi paylaşımı sağlamak, sayılabilir.

 

İkinci bölüm, yani Amerikan refahının yükseltilmesi başlığı ile belgede yer alan dilim “Ekonomik güvenlik, ulusal güvenliktir” ifadesine dayandırılmak suretiyle, güçlü bir ekonominin Amerikan halkını koruyacağına, yaşam tarzını destekleyeceğine ve Amerika’nın gücünü sürdürmesini sağlayacağına yer vermektedir. Bu bölümde adil, eşit ve karşılıklılık esasına dayalı ekonomik ilişkilerin kurulması veya kurulu olanların da bu kapsamda gözden geçirilmesi öngörülmektedir. Yine burada da ABD ile aynı paralelde düşünen ortaklarla ilişkilerin güçlendirilmesi üzerinde durulmaktadır. Bölümün sonunda ise Çin, ABD’den teknoloji çalmakla itham edilerek, yasadışı bu yöntemleri engelleyecek tedbirler alınacağı ifade edilmektedir.

 

“Güçlü Olmak Suretiyle Barışı Muhafaza Etmek” başlıklı bölüm belgenin en önemli dilimi. Giriş cümlesinde ABD Başkanı, silahlık kuvvetler mensuplarına, vatan savunmasında her zaman kazanacak ve düşmanlarına süratle ve kararlı şekilde cevap verecek donanımı ve kaynakları başkan olduğu sürece sağlayacağına söz veriyor. Güç mücadelesinde, ABD ve ortakları ile rekabet halindeki üç esas hasımdan ilki değişimci güçler olan Rusya ve Çin, ikincisi haydut devletler olarak adlandırılan Kuzey Kore ve İran ile son olarak cihatçı terör örgütleri olarak ifade ediliyor. Bu tehditlere karşı ABD anavatanını savunmak, refah seviyesini arttırmak ve barışı muhafaza etmek için ABD’nin yeni kavramlar ve yeni yetenekler geliştirilmesinin gerekliliği üzerinde duruluyor. Geliştirilecek askeri yetenekler; ihtiyacı her zaman karşılayacak şekilde modernizasyon, alımlarda yeni düzenlemeler, mevcut kapasitenin ve askeri gücün azaltılmayıp aksine arttırılması, silahlı kuvvetlerin harbe hazırlık durumlarının yükseltilmesi ve elde her zaman mevcut ve tam kapsamlı askeri gücü bulundurmak, şeklinde sıralanıyor. ABD’nin ülke dışındaki asker sayısının azaltılması gibi planının olmadığını bu yeteneklerin geliştirilmesinde temel yaklaşımlardan anlamak mümkün.

 

Dördüncü bölüm bütün insanlığın hak ve menfaatlerinin koruyucusu olacak şekilde Amerika’nın etkisini arttırmanın, “Önce Amerika” dış politikasının gelişen toplumların barış ve refahını sağlayacak olumlu kuvveti sağlayacağı değerlendirilmekte. ABD’nin bu inisiyatifi karşılamak ya da kendisine biçtiği görevi yapabilmek için her konuda ABD ile uyum içerisinde ABD’nin hedef, ilke ve yöntemleri konusunda hiçbir itirazı olmayan ortaklarını cesaretlendireceği ve bunu nasıl yapacağı da belgenin bu diliminde yer alıyor. Elbette bu yardımın esasını her dönemde olduğu gibi, kalkınma yardımları oluşturuyor. Bu yardımların kimlere yapılacağı stratejik bir konu olarak ele alınmış ve açık açık belirtilmiş. Kalkınma yardımı ABD’nin ulusal çıkarlarını desteklemelidir ana fikri bu bölümün alt başlıklarında vurgulanıyor. İşbirliğinde ABD’nin önceliğinin de bu bağlamda ABD çıkarları ile aynı eksende olan ve yardım almaya istekli, gönüllü, talip olanlara yapılacağı ifade ediliyor. Bu ortakların uluslararası hukukun belirlediği bir devlet da bir örgüt olup olmaması artık ABD’nin çok da umurunda değil. ABD çıkarlarına hizmet etmesi yeterli. Hatta ABD çıkarları ve değerleri doğrultusunda oluşturulacak uluslararası girişimlere de ABD’nin öncülük etmesi öngörülüyor. Birleşmiş Milletlerin bugüne kadar dünyadaki birçok sorunun çözümünde önemli görevler almış olmasına rağmen, artık özellikle mali konularda bir reforma gitmesinin gerekliliğinden bu bölümde açık olarak söz ediliyor.

 

NATO ABD ilişkilerinin de yer aldığı, “Bölgesel Bağlamda Strateji” metnin içeriğinde bir dilim değil, doğrudan bir başlık. ABD’nin ulusal çıkarlarının, istek ve beklentilerinin bölgesel olarak ele alındığı bu başlık altında, Hint-Pasifik, Avrupa, Orta-Doğu, Güney ve Orta Asya, Batı Yarımküre ve Afrika yer alıyor. Özellikle Avrupa güvenliği kapsamında, NATO konusunda ABD’nin beşinci madde taahhütlerine sadık kalacağı açık olarak ifade edilmiş ancak, NATO’nun güçlü bir ittifak olabilmesi için bütün üyelerin başta maddi katkı paylarının ödenmesi olmak üzere bütün ortak paylaşım taahhütlerine sadık kalmasının önemi bu bölümde net olarak vurgulanıyor. Ortadoğu ise, enerji pazarına hâkim olmak isteyen ABD düşmanlarının desteklediği cihatçı teröristler için güvenli bir bölge olarak görülmesine ABD’nin izin vermeyeceği bir bölge. Bu bölgede özellikle İran teröristlere finansman sağlayan önemli bir kaynak ve bölgede istikrarı bozacak her şeyden sorumlu. İsrail ise İran’ın yarattığı problemler göz önüne alınırsa, bölgedeki sorunların kaynağı olarak görülmüyor. ABD bu bölüm içerisinde bir de taahhütte bulunuyor ve bölgesel ortaklara yasal yaptırımlar uygulamalarını kolaylaştırmak üzere ayrılıkçı güçlerle mücadelelerinde yardıma devam edileceğini ifade ediyor. El Kaide terör örgütünün özellikle Afganistan, Pakistan ve Afrika’da tekrar güçlenmemesi için alınacak siyasi, ekonomik ve askeri tedbirlerden bahisle, Taliban’ın diplomatik ve sahada askeri bakımdan üstesinden gelinmesini sağlayacak desteğin verileceği belirtiliyor.

 

Sonuç bölümünde Amerikan halkı, Trump yönetimi süresince, güvenlikleri ve refahları her zaman ilk sırada dikkate alınacak şekilde ABD’nin büyük gücüne dayanan bütün avantajlarının kullanılacağından emin olsunlar denilerek, bütün dünyada Amerikan çıkarlarının ve Amerikan yaşam biçiminin korunmasında güçlü bir Amerika’nın liderlik yapacağının altı çiziliyor. ABD Ulusal Güvenlik Stratejisinin realist bir strateji olduğu vurgulanarak, uluslararası siyasette gücün merkezi bir rolünün bulunduğu, egemen ülkelerin barış içerisindeki bir dünyanın teminatı olduğunu kabul eden bu stratejinin ABD ulusal çıkarlarını net ve açık olarak tanımladığı ifade ediliyor.

 

Bu noktada Türkiye açısından belgenin önemi, basına yansıdığı ölçüde büyük değil. ABD Ulusal Strateji Belgesi içeriği ve uygulanabilirliği yönünden Amerikan ulusal çıkarların her zamankine nazaran daha açık ve net ifade edildiği, üstelik bunun yazılı olarak da beyan edildiği bir kaynak. “Önce Amerika” prensibi ile Başkan Trump döneminde sürdürülecek ABD dış politikası en azından bize ne yapabilir, neden yapabilir anlamış oluyoruz. Elbette “Önce Türkiye” dediğiniz her an, bu yönetimle ilişkilerde bir gerginlik ve yıpranma yaşama ihtimali yüksek. Bu başkan döneminde böyle bir tırmanmanın sonucunda, sözde Ermeni soykırımının 24 Nisan’da yapılacak konuşmada dillendirilmesi de aslında sürpriz olmaz.

Back to Top