Üyelik Müzakerelerinin Onikinci Yılı Biterken Türkiye-AB İlişkilerine Bir Bakış

A- A A+

2017 yılının sonuna yaklaştığımız günlerde Türkiye'nin dış politikasında dikkati çeken en önemli özellik Avrupa ülkeleri ile ilişkilerimizdeki soğukluk ve Avrupa Birliği (AB) ile üyelik müzakerelerimizdeki durgunluktur. Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerine başlamasından bu yana geçen oniki yıllık sürenin sonunda böyle durağan bir statüye gelineceğini ne Türkiye ne AB bekliyordu. 2004 yılının 17 Aralık akşamı alınan karar ertesinde 3 Ekim 2015'te başlayan Türkiye-AB üyelik müzakereleri artık bir derin dondurucuya kondu. Elbette yeniden buzların çözülmesi ve sürecin devam etmesi bekleniyor, ancak o noktaya gelene dek her iki tarafın da sabırla diplomatik çabalarını sürdürmeleri ve arayı daha fazla açmak yerine yakınlaşmayı sağlayıcı adımlar atmaları gerekiyor.



Üyelik müzakerelerinin bu yıl birden bire soğuduğunu söylemek yanlış olur. Bu soğukluğun sorumlusu olarak herhangi bir tarafın daha ağırlıklı rol oynadığını belirtmek de haksızlık olarak görülmelidir. Türkiye-AB ilişkilerinde geldiğimiz nokta her iki tarafın da çıkarına değil. Türkiye, her ne kadar son yıllarda ticari ve ekonomik ilişkilerini çeşitlendirmek için başta komşu coğrafyalar olmak üzere yakın çevresine uzanan bir açılım hamlesi başlatmış ise de, ticaret hacminin neredeyse yarısına yakın olan kısmını hala AB ile sürdürmektedir. Öte yandan, genç, dinamik ve kendini yenileme potansiyeli yüksek bir toplum yapısına sahip olan Türkiye de AB için önemli bir ticaret ve yatırım ortağı olma özelliğine sahiptir. Ayrıca, bulunduğu coğrafyanın özellikleri, günümüzde uluslararası ilişkilerde yeniden sıkça kullanılmaya başlanan jeopolitik ve jeostratejik bakış açılı değerlendirmelerde de Türkiye'yi önemli bir ortak olarak konumlandırmaktadır. O halde, ilişkilerdeki durgunluk nedeniyle her iki tarafın karşılıklı çıkarlarının gözetildiğinin savunulamayacağı bir durumla karşı karşıyayız.
 

Bu Yazı Stratejist Dergisi'nin 7. Sayısında Yayımlanmıştır.

Back to Top