Zeytin Dalı Harekatı ve Stratejik Hedefler

Ali SEMİN
23 Ocak 2018
A- A A+

Zeytin Dalı Harekatı, Türkiye’nin gerek içeride gerekse sınırları dışında terörle mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceğini göstermektedir.

ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyon güçlerinin Bağdat’taki Sözcüsü Ryan Dillon’un 15 Ocak 2018 tarihinde çoğunluğu PKK/YPG terör örgütünden oluşan Suriye Demokratik Güçleri’nden 30 bin kişilik Sınır Güvenlik Gücü kuracaklarını açıklamasıyla, uzun zamandır zaten Türkiye’nin gündeminde yer alan Afrin operasyonuna hız verildi. Dillon açıklamasında, Sınır Güvenlik Gücü’nün Suriye’nin Türkiye sınır hattında ve Irak sınır hattında görev yapacaklarını ifade etmişti.

Ancak Türkiye’nin Afrin’e askeri operasyon başlatmasından sonra Washington’dan farklı ve çelişkili demeçler geldi. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, 'Sınır Güvenliği Gücü'nün’ yanlış bir tanım olduğu belirtildi. Ayrıca bu gücün Suriye'de bir iç güvenlik yapılanması olarak Türkiye'ye tehdit oluşturmadığı belirtildi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert ise 18 Ocak’taki açıklamasında olası Afrin operasyonu konusunda "Türkiye'yi böyle bir adım atmamaya çağırıyoruz" ifadesini kullandı.
Trump yönetiminin Suriye politikası

Obama döneminde çelişkili yaklaşımlar sergileyen ABD’nin Suriye’ye yönelik tutumu, Trump ile birlikte Suriye’nin geleceğiyle ilgili orta veya uzun vadede nispeten netleşmiş görünüyor. Trump yönetiminin Suriye iç savaşıyla ilgili üç temel stratejisi mevcut. Bunlardan birincisi DEAŞ tehlikesi bitene kadar Suriye’de Amerikan varlığının sürmesi. İkincisi Esed rejiminin bir aşamada iktidardan çekilmesi. Üçüncüsü ise İran’ın Irak ve Suriye üzerinden Lübnan’daki Hizbullah’a gönderdiği silah yardımın engellenmesi.

Dolayısıyla, Washington yönetimi, Suriye topraklarında askeri olarak varlığını sürdüreceğini ve PKK/PYD/YPG terör örgütünü de çeşitli çatılar altında kara gücü olarak kullanacağının net bir şekilde mesajını vermekte. Türkiye’nin verdiği tepki ve itirazlarına rağmen Amerika, Suriye Demokratik Güçleri çatısı altında PKK/PYD’ye 5 bin tır ve 2 bin uçak silah, askeri mühimmat ve lojistik destek vermiştir. Bu nedenle Türkiye’nin sınır güvenliğini tehdit eden her yapılanmanın ortadan kaldırılması bir ihtiyaçtır.
Fırat Kalkanı Harekatı ve Afrin operasyonu

Yaklaşık yedi yıldır devam eden Suriye iç savaşına ilişkin Türkiye’nin dile getirdiği “Güvenli Bölge, Uçuşa Yasak Bölge” planına gerek bölge ülkeleri gerekse ABD, Rusya ve Batı yanaşmadı. Dolayısıyla Türkiye, Suriye iç savaşından ekonomik ve güvenlik sorunları bağlamında en çok etkilenen ülke oldu. Sözgelimi, halihazırda Türkiye’de bulunan 3 milyon 500 bin Suriyeli mültecinin maliyeti 30 milyar dolar düzeyinde tahmin ediliyor.

Türkiye’nin Suriye krizi başlarında diplomatik yollarla izlediği çözüm arayışının sonuçsuz kalması ve Suriye ile olan 910 kilometrelik sınırında DEAŞ ve PKK/PYD terör örgütü tehdidinin artması neticesinde sınır ötesi askeri operasyon yapılmasının bir zaruret haline geldiğini söylemek mümkün. 24 Ağustos 2016 tarihinde Fırat Kalkanı Harekatı ile beraber Türkiye, Suriye iç savaşı ile ilgili diplomatik girişimlerinin dışında askeri stratejilerini de hayata geçirmiş oldu. Türkiye'nin, ulusal ve sınır güvenliğini muhafaza amacıyla Suriye meselesinde sahada da yer alması küresel ve bölgesel dengeler açısından önem arz ediyor.

Şunu da belirtmek gerekir ki, Fırat Kalkanı Harekatı ile Zeytin Dalı Harekatı (Afrin) arasında önemli farklar bulunmakta. Bunlardan ilki Afrin’de bulunan Rusya ve PKK/PYD’nin mevcudiyetidir. Türkiye, Afrin Harekatı için ciddi istihbarat ve askeri çalışmalar yaptıktan sonra Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan Moskova’yı ziyareti etti.

İkinci önemli nokta ise Afrin’in coğrafi konumu. Afrin, terör örgütü PKK/PYD’nin Akdeniz’e çıkışını ve Kobani ile el Cezire kantonlarının birleşmesine imkân sağlayan bir bölge. Başka bir ifadeyle, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Fırat Kalkanı Harekatı kapsamında terör örgütlerinden temizlediği Cerablus, El-Bab, Soran, Dabık, El-Rai ve özellikle de Azez’in Afrin’e 14 kilometre uzaklıkta olması Türkiye’nin Cerablus ve Azez hattında oluşturduğu güvenli bölge açısından da stratejik anlam taşımaktadır.

Türkiye’nin 20 Ocak’ta başlattığı Afrin Harekatı’nın önemine bakıldığında birkaç husustan bahsedilebilir. Bunlar;

1. Zeytin Dalı Harekatı, Türkiye’nin gerek içeride gerekse dışarıda terörle mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceğini göstermektedir.

2. Türkiye, Suriye’de süregelen vekâlet savaşlarının aksine sınır ötesi askeri operasyonlarla gücünü hissettirmektedir.

3. Türkiye, Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) eğit-donat kapsamında Suriye’deki hassas bölgelerde etkili kılmaktadır. Örneğin, Afrin Harekâtı’na 25 bin ÖSO askeri katılmaktadır. Bu tablo TSK’nın desteğiyle Suriye topraklarında terör örgütü PKK/PYD/DEAŞ’tan temizlenen bölgelerin güvenliği için ÖSO’yu orta ve uzun dönemde nizami bir güvenlik gücüne dönüştürecektir.

4. ABD’nin devamlı olarak PYD/YPG terör örgütüne askeri eğitim vermesi ve silah yardımı yapmasının Türkiye’yi Suriye konusunda Washington’dan ziyade Moskova ile işbirliği yapmaya sevk ettiği aşikârdır.

5. Türkiye bundan sonraki süreçlerde Suriye’den gelecek sınır ve ulusal güvenlik tehditlerine karadan veya havadan askeri operasyonlarla karşılık vereceğini hem bölge ülkelerine hem de uluslararası camiaya göstermiş durumdadır.

6. Zeytin Dalı Harekâtı’nın başlamasıyla beraber birkaç saat içerisinde 72 Türk uçağının 113 hedeften 108’ini imha etmesi Türkiye’nin ve TSK’nın ne kadar güçlü olduğu mesajını bölgeye ve dünya ülkelerine vermiştir.
Afrin Harekatı’nda ABD’nin tutumu

20 Ocak’ta Afrin Harekatı’ndan sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın harekat ile ilgili yaptığı açıklamalarda; “Bu bir milli mücadeledir, karşımıza çıkanı ezeriz ve PKK'nın, PYD'nin, YPG'nin hiçbiri kalmayıncaya kadar bunların işini bitireceğiz” mesajları Suriye’de teröre destek veren ülkeleri tedirgin etmektedir. Türkiye’nin Afrin Harekatı’na ilişkin ABD kanadından gelen tepki ve demeçlere bakıldığında, Türkiye’ye tehdit oluşturan terör örgütlerini temizleyene kadar operasyonlara devam edileceği mesajı verilmesi ve TSK’nın Afrin sonrası Münbiç harekâtına başlayabileceği sinyalleri ABD’yi temkinli ve dolaylı tepkilere sevk etmiştir. Pentagon’dan Zeytin Dalı Harekatı’dan hemen sonra gelen "gerilimin tırmandırılmaması" çağrısı, dolaylı olarak TSK’nın operasyonları Afrin ile sınırlı tutması beklentisinde olunduğunu gösteriyor. Dahası Washington’nın “Afrin ilgi alanımıza girmemektir” minvalindeki mesajları, PYD/PKK'nın olduğu Münbiç, Kobani ve El-Cezire gibi bölgelerde ABD’nin de varlığının bulunduğunun altını çizmektedir.

ABD’nin PYD konusunda sergilediği tutuma dikkat edildiğinde, DEAŞ ile mücadele adı altında PYD/PKK'yı meşrulaştırmaya çalışarak siyasi ve askeri güce dönüştürmeye yönelik adımlar atmakta olduğu görülüyor. Afrin harekatından sonra Türkiye’nin terör örgütleriyle Suriye topraklarında mücadele etmeye devam etmesi durumunda, ABD’nin PKK/YPG kartının zayıflaması ihtimali yüksektir.
Rusya ve Soçi zirvesi

Suriye’deki iç savaşın çözümü için 3-4 Mayıs 2017 tarihleri arasında Kazakistan’ın başkenti Astana’da düzenlenen toplantıda Türkiye, Rusya ve İran arasında Suriye'de 'çatışmasızlık bölgeleri' mutabakatı imzalanmıştı. Her üç garantör ülke, Suriye’de çatışmasızlık bölgeleri kapsamında olan Doğu Guta, İdlib vilayeti, Halep’in batı kırsalı, Hama’nın kuzeyi ve Lazkiye’nin doğusundan oluşan bölgeleri takip edecektir. Ancak rejim güçleri İdlib’de muhaliflerle çatışmalara devam etmektedir. Bu bağlamda Türkiye’nin Afrin Harekatına Rusya’nın ve İran’ın Astana sürecinde garantör ülkeler olarak destek vermeleri gerekirken, Tahran’dan gelen Türkiye’nin operasyona son vermesi yönündeki tepkisi net bir şekilde destek anlamı taşımamaktadır.

Rusya’nın temel hedefi; Suriye’de Baas rejiminin devam etmesi, Suriye üzerinden Ortadoğu’daki dengeleri etkileyen bir güç olmak ve Suriye’deki askeri üslerini korumaktır. Dolayısıyla Rusya’nın Suriye politikasında izlediği stratejilerinde son dönemde Türkiye ile yakın ilişkiler içerisinde olsa da belli konularda fikir ayrılıkları mevcuttur. Özellikle Esed rejiminin devamlılığı konusu, Ankara-Moskova arasındaki temel sorunlardan biridir. Bu nedenle Rusya, Türkiye’nin Suriye topraklarında başlattığı operasyonların Esed rejimini zayıflatacak bir durumda bırakmadığı takdirde sıcak bakmaktadır. Türkiye’nin Afrin Harekatında Rusya ile belli konularda mutabık kalarak karadan ve havadan operasyon başlatması buna örnek olarak gösterilebilir. PYD/YPG’nin Afrin’den temizlenmesinin Rusya’nın çıkarlarını herhangi bir zararı yoktur. Hatta ABD ile iyice yakınlaşan PKK/YPG’yi Rusya’nın çıkarlarına hizmet edecek adımlar atmasına zorlayabilir.

Netice itibarıyla, Suriye iç savaşında 2012 yılından beri Cenevre’de, Astana’da ve daha pek çok ülkede toplantılar yapıldı. Ancak Suriye’deki iç savaşı sonlandıracak herhangi bir gelişme olmadığı görülmektedir. Afrin Harekâtının başlaması ve 30 Ocak 2018 tarihinde Soçi’de düzenlenecek Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’ne PYD davet edilmemektedir. Rusya’nın Türkiye ile yakınlaşmasındaki temel etkenlerden biri Ankara’nın etkisi altında olan Suriye muhaliflerinin Soçi zirvesine katılması ve Baas rejimi ile beraber ülkede yumuşak bir siyasi geçiş hükümeti kurmayı planlamasıdır. Sonuç olarak Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde ve kuzeybatısında bir terör yapılanması oluşturulmasına müsaade etmeyecektir. Türkiye’nin terörle mücadele stratejisi kapsamında Afrin’den sonra Münbiç ve Sincar operasyonu da beklenebilir.

Bu yazı 23.01.2018 tarihinde Anadolu Ajansında yayınlanmıştır.
http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/zeytin-dali-harekati-ve-stratejik-hedefler/1039650

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top