Türkiye Dış Politikasında Güney Kafkasya ve Orta Asya

A- A A+

2017 yılı hem Türkiye hem de Orta Asya ve Kafkasya devletlerinin diplomatik ilişkiler tarihinde olağanüstü yıl olmuştur. Zira, bu yıl Türkiye Cumhuriyeti ile bölge ülkeleri arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının 25`inci yıldönümüdür. Gerçi son yıllar Türk Dış Politikasında önce AB, sonra Ortadoğu’nun öncelik hale gelmesi Kafkasya ve Orta Asya Cumhuriyetleri ile ilişkilerin önemini azaltmış gibi gösterse de, Türkiye’nin bu ülkelerle ilişkileri bölgeyle sınırlı kalmayıp tüm dış politika açılımlarını olumlu etkileyebilecek niteliktedir.

 

Bu anlamda öncelikle “işbirliği” algısının değerlendirilmesi çok önemlidir. Sovyetler Birliği’nin miras bıraktığı ekonomik, sosyal ve kültürel sorunların etkisinden büyük ölçüde kurtulan genç cumhuriyetler için ülkeler arasında işbirliği daha çok “beraber kalkınma” şeklinde algılanmaktadır. Türkiye’nin bölgeye yönelik genel politikasını; Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinin bağımsız, siyasi ve ekonomik istikrara sahip, kendi aralarında ve komşularıyla işbirliği içinde, uluslararası toplumla bütünleşmiş ve demokratik değerleri benimsemiş devletler olarak varlıklarını sürdürmelerini desteklemek şeklinde özetlemek mümkündür. Türkiye bu politikasıyla bölge ülkelerinin önemli bir ortağı hâline gelmiştir.

Türkiye’nin Kafkasya ve Orta Asya Cumhuriyetlerinin işbirliğinin en temel unsurunu "ortak kültür" oluşturmaktadır. Ortak kültürel faaliyetler diğer işbirliği alanlarının geliştirilmesi açısından uygun ortamın oluşturulması için en elverişli zemin olarak görülmektedir. Bu nedenle, ortak dil, tarih ve kültürel bağlarının bulunduğu bu ülkelerle ilişkileri ve işbirliği birçok alanda ortak yarar temelinde hızla gelişmiştir. Ancak bu genç cumhuriyetler için asıl ulaşılması beklenen hedef ekonomik ilişkilerin geliştirilmesidir. Ayrıca, Türk Dünyası açısından bakıldığında ulaşılması en zor hedef ise ortak bir dış politika yaklaşımı olarak görülmektedir.

 

Bir diğer önemli unsur “kurumsallaşma” konusudur. İkili ilişkilerin geliştirilmesinin yanı sıra, Türk dünyası içinde çok taraflı işbirliğine de özel önem atfedilmektedir. Bu anlayışla, Türkiye, Türk Dili Konuşan Ülkeler arasındaki dayanışmanın artırılması ve yeni işbirliği imkânları yaratılması amacıyla, 1992 yılından bu yana düzenlenen “Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirveleri” sürecine öncülük etmiştir. Bu süreç, 3 Ekim 2009 tarihinde imzalanan Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin Kurulmasına Dair Nahçıvan Antlaşması ile kurumsal bir yapıya dönüştürülmüş, 2010 Eylül ayında İstanbul’da gerçekleştirilen 10. Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirvesi ile söz konusu Konsey teşekkül ettirilmiş ve Konseyin Sekretaryası İstanbul’da kurularak faaliyetlerine başlamıştır. Türk Konseyi bu anlamda önemli bir açığı kapatmaya yönelik hizmet vermektedir. Konsey, Türk Cumhuriyetleri arasında koordinatör kurum görevi görerek kişiler değil kurumlar arasında ilişki tesis edilmesine katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Bu anlamda atılan adımların yeterli olmamakla beraber umut verici olduğu söylenebilir.

 

Bu sürece paralel olarak, 21 Kasım 2008 tarihinde, Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan tarafından imzalanan İstanbul Anlaşması’yla kurulan Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi’nin (TÜRKPA) 7. Genel Kurulu 7-8 Aralık 2017 tarihlerinde TBMM Başkanı Sayın İsmail Kahraman’ın da katılımıyla gerçekleştirilmiştir.

 

Türkiye’nin, 2016 yılsonu itibariyle, bölge ülkeleriyle ticaret hacmi 7 milyar dolar olup, Türk şirketlerinin bölgedeki yatırımlarının toplamı 2017 yılı Aralık ayı itibariyle 14 milyar dolara yaklaşmıştır. Türk müteahhitlik firmalarının bölgede gerçekleştirdikleri projelerin toplam değeri ise 86 milyar doları aşmıştır. Bölgede 4 binin üzerinde Türk firması faaliyet göstermektedir.

 

Kazakistan ve Azerbaycan’ın kurumsal ilişkilerin geliştirilmesi sürecinde en az Türkiye kadar istekli oldukları ifade edilebilir. Zira Kazakistan’da kurulan Türk Akademisi, Türk Konseyi'ne üye ülkelerin sürece daha etkin katılımlarının vesilesi olacak nitelikte adımlardır. Türkiye, ayrıca, Orta Asya ve Güney Kafkasya ülkelerindeki öğrenciler için Türkiye Bursları adı altında geniş bir burs programı yürütmektedir. Güney Kafkasya ve Orta Asya Cumhuriyetlerinde Millî Eğitim Bakanlığına bağlı Türk okulları mevcuttur. Kazakistan’ın Türkistan şehrinde Türk-Kazak Uluslararası Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi, Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te ise Türk-Kırgız Manas Üniversitesi bulunmaktadır.

 

Türkiye ile Kazakistan’ın bölgesel ve uluslararası plandaki işbirliği de hızla gelişmektedir. İki ülke Avrasya coğrafyasında barış ve istikrarın tesisi yönünde sürdürmekte oldukları işbirliğinin somut bir sonucu olarak iki ülke öncülüğünde Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi kurumsallaştırılmış; bu çerçevede Kazakistan Türk Konseyi’nin ve TÜRKPA’nın kuruluşunda Türkiye ile birlikte önemli rol oynamıştır. Ayrıca Kazakistan, Türk Konseyi bünyesinde kurulan Uluslararası Türk Akademisi’ne de ev sahipliği yapmaktadır.

 

2017 yılı verilerine göre, Kazakistan’dan Türkiye’ye gelen uluslararası doğrudan yatırım tutarı 700 milyon Doların üzerindedir. İkili ticaret hacmi 2016 yılında, 625 milyon Doları ihracatımız ve 1,33 milyar Doları ithalat olmak üzere toplam 1,96 milyar Dolara ulaşmıştır. Ortak hedef, ikili ticaret hacminin 10 milyar Dolar’a yükseltilmesidir.

 

2017 yılı itibariyle Türk müteahhitlik firmalarınca Kazakistan’da üstlenilen projelerin toplam değeri 21 milyar Doları aşmıştır. Türkiye, sermaye miktarı açısından Kazakistan’daki 17. büyük yatırımcı konumunda olmakla birlikte enerji dışı sektörlerdeki yatırımlar açısından 4. sırada yer almaktadır. Türk firmaları Kazakistan’daki toplam 2 milyar Dolarlık yatırımları çerçevesinde 15 binden fazla kişiye istihdam sağlamaktadır.

 

Eğitim ve kültür alanında sürdürülmekte olan işbirliği, iki ülke ilişkilerinin bir başka önemli boyutunu teşkil etmektedir. Merkezi Türkistan’da bulunan Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi’nin dört ayrı şehirdeki yerleşkesinde, yaklaşık 8.000 öğrenci öğrenim görmektedir.

 

Çok Boyutlu Bakü-Ankara İlişkileri

 

Türkiye'nin Azerbaycan ile ilişkileri çok yönlü ve stratejik seviyede olduğunu söyleyebiliriz. İkili ilişkilerin temel itici güçlerinden biri yoğun yüksek düzey temaslardır. Görev alındıktan hemen sonra veya sembolik önem taşıyan gelişmelerin ardından birbirlerinin ülkelerini ziyaret etmek gelenek haline geldi. İkili ilişkileri daha da güçlendirmek amacıyla 2010 yılında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi mekanizması Başkanlık düzeyinde kurulmuştur. Konsey bugüne kadar beş defa toplanmış ve son tur 15 Mart 2016'da Ankara'da gerçekleştirilmiştir.

 

Azerbaycan ile birlikte kurulan Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan, Türkiye-Azerbaycan-İran ve Türkiye-Azerbaycan-Türkmenistan üçlü toplantıları, bölgesel istikrar, barış ve refaha katkıda bulunan önemli mekanizmalardır. Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan ve Türkiye-Azerbaycan-Türkmenistan üçlü toplantıları Başkan düzeyine yükseltilmiştir.

 

Kafkasya’da Barışın Bir Örneği: Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan Üçlü İşbirliği

 

Diplomatik ilişkilerin kurulduğu 25 yıl boyunca Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan üçlü işbirliğinin oluşması ekonomik çıkarlar üzerinden başlamış ve öncelikle her 3 ülkenin ulusal çıkarlarına hizmet etmektedir. Öyle ki, Azerbaycan'ın hidrokarbon rezervlerine sahip olması, Gürcistan'ın coğrafi konumu ve transit ülke olması, Türkiye'nin ise iç enerji talebi ve bölgesel kavşak olma yolunda ilerlemesi bu üçlü işbirliğin doğal temellerini oluşturmaktadır. Ortak enerji ve ulaştırma koridorlarının oluşturulması bu yaklaşımı hem de tarihi zarurete dönüştürmüştür.

 

Nitekim, geçen yılın en önemli olaylarından biri, bölgeye hem istihdam hem de ticari açıdan canlılık getirecek, enerji sektöründeki Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Bakü-Tiflis-Erzurum projelerinden sonra Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye’nin gerçekleştirdiği Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu hattı üçüncü büyük proje olarak tarihte yerini almasıdır.

 

İlk etapta hattan yıllık 1 milyon yolcu ve 6.5 milyon ton yük taşınabilecek. Kapasitenin 2034 yılına kadar 3 milyon yolcu ve 17 milyon ton yüke çıkartılması planlanıyor. Türkiye ile Asya, Kafkasya ve Avrupa ülkeleri arasında, Bakü-Tiflis-Kars demiryolu bağlantısıyla yıllık 50 milyon tona ulaşacak uluslararası taşıma potansiyeli ortaya çıkacak. Türkiye ile Orta Asya ülkeleri arasındaki mevcut yük trafiğinin de büyük ölçüde bu hatta kayması öngörülen BTK demiryolunun, bölgedeki taşıma koridorlarına önemli bir alternatif oluşturacağı, projenin ortağı Türkiye ise BTK ve Marmaray ile birlikte Çin-Avrupa demiryolu trafiğinde önemli bir rol üstlenecektir.

 

Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi'nin (TANAP) tamamlanması ile birlikte, Kafkaslar ve Orta Asya'dan gelen ürünlerin Türkiye'nin batısına sevkini sağlayarak, bölgeye daha büyük ekonomik refah getirecek birbiriyle ilişkili gelişmelerin bir parçası olarak görülebilir. TANAP; Azerbaycan, Kazakistan ve belki gelecekte Türkmenistan doğal gazının Batı pazarlarına ulaşması için yeni bir yol sunacak.

 

Bağımsızlık yılları boyunca üçlü ilişkiler siyasi, ekonomik, enerji, ulaşım ve güvenlik-savunma alanlarını kapsayabilmiştir. Şimdiye kadar Devlet Başkanları, dışişleri, savunma ve ekonomi bakanları arasında ayrı ayrı görüşmeler yapılmıştır. 2017 yılı Haziran ayı başında Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye ortak askeri tatbikatı üçlü işbirliğinin zirvesi olarak kabul edilebilir. Nitekim, burada kabul edilen anlaşma Türkiye'nin Gürcistan ve Azerbaycan ile birlikte Kafkasya’da güvenlik sistemleri içinde yer alması, bölgede güvenlik endişelerin azaltılması askeri alanda işbirliğini arttırarak sürdürmesi ve gerektiğinde ekonomik politikalarla da desteklenmesi bölgedeki milli hedeflerinin elde etmesine büyük katkı sağlayacaktır.

 

Kafkasya'da kalıcı barış ve istikrarın tesisi Türkiye'nin dış politika öncelikleri arasındadır. Bu anlayışla Türkiye; Azerbaycan Gürcistan ile birlikte Ermenistan'ı ayırım gözetmeksizin aynı tarihte tanımıştır. Türkiye'nin Orta Asya’ya kesintisiz açılabilmesi, Kafkaslarda barış ve istikrar ortamının tesisine bağlıdır. Kafkasya'da Azerbaycan ile Ermenistan arasında ve Gürcistan dahilinde yaşanan ihtilaflar Türkiye'yi doğrudan ilgilendirmektedir.  

 

Ermenistan'ın yürüttüğü dış politika Türkiye'nin Ermenistan ile kurabileceği ilişkileri açısından handikaplar doğurmaktadır. Türkiye önyargısız bir şekilde Ermenistan ile ilişkilerini geliştirmek arzusundadır. Ancak, Ermenistan'ın “sözde soykırım” politikasına angaje olması ve Azerbaycan topraklarını işgalini sürdürmesi bu konuda yapabilecek açılımları oldukça sınırlı kalmasına neden olmaktadır.

 

Gerek Karadeniz Ekonomik İşbirliği çerçevesinde, gerek Kafkasya boyutunda ülkeler arasındaki işbirliğinin, ticaretin, mal, insan ve sermaye hareketlerinin, bölgede ortak refaha ulaşılmasında ve barış ve istikrarın yerleşmesinde önemli bir rolü olacaktır. Ancak bunun gerçekleşebilmesi öncelikle uluslararası hukuk ve meşruiyet dışında hareketlere son verilmesi ile mümkündür.

 

Ayrıca, Türkiye, Ermenistan ile iyi komşuluk ilişkileri kurma taahhüdünü göstermek için, Türkiye ile Ermenistan arasındaki güvenin yeniden tesis edilmesine yardımcı olmak için sayısız tek taraflı güven imkânı önlemleri sundu. Bununla birlikte, benzer bir yapıcı yaklaşım Ermeni tarafında görülmedi. Öte yandan, Türkiye Dış İşleri Bakanlığının resmi açıklamasına göre, Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerinde herhangi bir iyileşmenin olmaması halinde, yalnızca Türkiye-Ermenistan normalleşme süreci içerisinde elde edilecek herhangi bir ilerleme yetersiz kalacak ve kalıcı ve sürdürülebilir olmayacaktır.

 

Türkiye Özbekistan’ı Türk Konseyi Üyeliğine İkna Edebilir mi?

 

Tüm bu değerlendirmelerin ötesinde Türk Konseyi’nin en önemli eksikliği Özbekistan’dır. Her dönemde açıkça ve ısrarla davet edilmesine rağmen Özbekistan, Türkiye ile ilişkilerde yaşanan soğukluğun etkisi ile Konsey'e ilgi göstermemektedir. Özbekistan’ın Türk Dünyası içerisindeki stratejik pozisyonu dikkate alındığında Konsey’in Özbekistan dışında kaldığı müddetçe iddialı bir yapıya dönüşemeyeceği açıkça görülmektedir.

 

Özbekistan genelde Türk Dünyasının, özelde ise Orta Asya coğrafyasının demografik açıdan en avantajlı ülkesidir. 30 milyonu aşkın nüfuslu Özbekistan bölgenin en önemli askeri ve ekonomik gücüdür. Özbekistan’ın “ikna edilmesi” Türk Konseyi'nin gücü ve etkinliği kadar Türkiye’nin Orta Asya politikası açısından da önem taşımaktadır.

 

Bu sebepten, ilişkileri iyileştirme yönünde atılan bir adım olarak 2016 yılında T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın Özbekistan ziyareti tarihi önem taşımaktadır. Aynı zamanda, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şavkat Mirziyoyev’in, 25-27 Ekim 2017 tarihlerinde Türkiye’yi etmesi ve üst düzey temaslarda bulunması farklı bir önem kazandırmıştır. Mirziyoyev’in 18 yıl aradan sonra Türkiye'yi ziyaret eden ilk Özbekistan Cumhurbaşkanı olması iki ülke arasındaki ilişkilerin önümüzdeki dönemde daha da pekiştirileceğini göstermektedir. Son bir yıldır aktif bir dış politika izleyen Mirziyoyev’in, Türkiye-Özbekistan ilişkilerine önem verdiğini söyleyebiliriz. Keza Türkiye ve Özbekistan arasında birçok alanda girişimler yapılacağı hem yetkililer hem de uzmanlar tarafından dile getirilmiştir.

 

Son yıllarda ekonomik alanda işbirliği de her iki ülkenin yoğun olarak gündeminde yer almaktadır ve önümüzdeki dönemlerde bu alanda yoğun çalışmaların yapılması ön görülmektedir. 1993 yılında kurulan Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) - Türkiye-Özbekistan İş Konseyi çalışmalarına devam etmektedir. En son Şubat 2017’de Özbekistan Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Rustam Azimov, T.C. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Özbekistan Cumhuriyeti Dış Ekonomik İlişkiler, Yatırımlar ve Ticaret Bakanı Elyor Ganiyev, DEİK Başkan Yardımcısı ve TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi ve DEİK/Türkiye-Özbekistan İş Konseyi Başkanı Hayri Kartopu'nun katılımları ile toplanan Konsey, 10 farklı alanda iş birliği anlaşmalarının imzalanmasıyla sonlanmıştır.

 

DEİK verilerine göre Özbekistan ve Türkiye arasındaki ticaret hacmi yaklaşık olarak $1,2 milyardır; fakat potansiyelin altında olan bu rakamın 5 yıl içinde $5 milyara ulaştırılması hedefi konulmuştur. Gıda, turizm, inşaat ve hafif sanayi özellikle vurgulanan sektörler arasındadır. 2017 yılının ilk 6 ayında, Özbekistan ile Türkiye arasındaki dış ticaret hacmi yüzde 28 artışla 709,9 milyon dolara çıkmıştır. Türkiye yüzde 5,9'luk payla, Özbekistan'ın toplam dış ticaretinde hacmini en çok artıran ülke oldu. İki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesi, turizm alanına da yansıdı. Bu yılın ilk yarısında Türkiye'ye giden Özbek turist sayısı yüzde 40 artışla 80 bine ulaştı.

 

Türkmenistan'ın Türk Konseyi toplantısına katılması üye ülkelerce özellikle Türkiye açısından memnuniyetle karşılanmıştır. Türkmenistan bilindiği gibi Orta Asya Cumhuriyetleri arasında daimi tarafsızlık statüsüne sahip tek Orta Asya Cumhuriyeti’dir. Aşkabat’ın bu sıfatını, kendisi için bir koruma duvarı örmek için kullandığı ifade edilebilir. Son dönemde Ankara ve Aşkabat ilişkilerinin seyri Türkmenistan Devlet Başkanı'nın zirveye katılma kararı almasının en önemli nedeni olarak görülebilir.

 

Türkiye, Türkmenistan’ın en önemli ticari ve ekonomik ortaklarından birisidir. 600’den fazla Türk firmasının yürüttükleri 1400’ün üzerinde projenin piyasa değeri 40 milyar doları aşmaktadır. İki ülke ilişkilerinin en önemli boyutunu enerji oluşturmaktadır. Azerbaycan, Türkiye ve Türkmenistan kurulacak enerji hattı kaynakların Batı pazarlarına ulaştırılması açısından hayati öneme haizdir. Zira zirveye katılan ülkelerin enerji bakanlarının da bir araya gelmiş olması bu konularında masaya yatırıldığı şeklinde değerlendirilebilir.

 

İki Stratejik Ortak: Türkiye ve Kırgızistan

 

Türkiye ile Kırgızistan arasındaki ilişkiler stratejik ortaklık seviyesindedir. İki ülke arasında başta siyasi, ekonomik/ticari, askeri, kültür/eğitim, sağlık, ulaştırma alanlarında olmak üzere çok boyutlu ilişkiler, iki yüzün üzerinde anlaşma ve protokolden müteşekkil geniş bir hukuki zemin çerçevesinde sürdürülmektedir. Türkiye’nin Kırgızistan’a özel bir statü vererek iki ülke arasındaki ilişkileri daha üst bir düzeye taşıması, diğer Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine bir örnek teşkil etmesi bakımından çok önemli olmuştur.

 

Çok taraflı planda, Kırgız Yönetimi, başta Türk Konseyi olmak üzere Türk dünyası içindeki oluşumlarda yer almakta ve destek vermektedir. Bu çerçevede Kırgızistan, 5. Türk Konseyi Zirvesi sırasında kurulması kararlaştırılan Türk Dünyası Spor ve Göçebe Kültür Merkezi’ne de ev sahipliği yapacaktır.

 

Türkiye katkı sağladığı alanlardan birisi de Kırgızistan istikrarının güçlendirilmesi, savunma ve güvenlik desteğinin sağlanmasıyla uluslararası terörizme karşı mücadele imkânlarının artırılmasıdır. Öte yandan, Türkiye’nin FETÖ ile mücadelesi kapsamında Kırgız makamlarından beklentileri her vesileyle Kırgız tarafına aktarılmaya devam ettirilmektedir.

 

SONUÇ

 

Türkiye’nin son dönemde başlattığı Orta Asya atağının “derinliğe” sahip olması kritik öneme sahiptir. Bu derinliğe ulaşabilmenin önkoşulu, atılan her adımın bir sonraki adımın hazırlayıcısı olmasını sağlayabilmektir. Mevcut durum ve koşullar göz önünde tutulduğunda Türkiye’nin bölgede etkisini istenilen seviyeye çekebilmesi için kısa, orta ve uzun vadeli Orta Asya gündemini revize etme ihtiyacı olduğu açıktır. Bu kapsamda Türkiye’nin dönemsel hedeflerini belirleyerek, bu hedeflere ulaşmaya yönelik stratejilerini gözden geçirmeye ihtiyacı olduğu düşünülmektedir.

 

Türkiye ile Türk Cumhuriyetleri arasında ilişkilerin kurumsallaşmasının gelişmesi AK Parti dönemine denk gelse de, bununla birlikte yine aynı dönemde Türk cumhuriyetlerine yönelik Türk Dış Politikası iç siyasetten aşırı etkilenir hale gelmiştir.

Bölge ülkeleri ile hala istenilen seviyeye getirilemeyen ilişkilerin derinleştirilmesi için öncelikle yapılması gereken devletlerin görüşlerinin de dikkate alındığı planlı ve kapsamlı bir politika oluşturmaktır. Çok vektörlü ve aynı zamanda temkinli ve ihtiyatlı politikalar izlemesi nedeniyle, Türkiye'nin siyasi isteklerini ve amacını belirgin bir şekilde tanımlamak oldukça zordur.

 

Bunun yanı sıra, Türkiye Orta Asya ve Kafkasya’da bulunan doğal kaynakların ülkesi üzerinden uluslararası pazarlara ulaştırılması gibi ekonomik politikalar uygulamayı hedeflemektedir. Ankara Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı, TANAP gibi projeler içinde aktif bir katılımcı olarak, Azerbaycan ve Orta Asya'dan hidrokarbon enerji kaynaklarını Batı pazarlarına ulaştırılmasında kilit bir rol oynamaya çalışıyor. Petrol ve doğalgaz transit geçişine dayanarak, 1998'de bir Türkiye-Azerbaycan birliği şeklinde kurulan Azerbaycan'la bir yakınlaşma vardı. Azerbaycan ve Orta Asya ülkeleri ile bağlantı olarak İran ve Ermenistan ile geleneksel olarak gergin ilişkilerde olan Türkiye stratejisi içinde Gürcistan gittikçe daha çok önemli bir yer tutmaktadır.

 

Öte yandan, Kafkasya'daki Rus-Amerikan ilişkilerinin arabulucusu olmak isteyen Türkiye, bu bölgede çok dikkatli davranıyor. Aynı zamanda, istikrarsızlık odağı (Balkanlar - Ortadoğu - Kafkaslar) arasında yer alan Türkiye, Amerikan ve Batı vektörünü takiben, Rusya ile ilişkileri de zorlaştırmak istemiyor.

 

Açıkçası, Türkiye birikmiş siyasi ve jeostratejik potansiyelini gereksiz yere ve boşuna kullanmamaya çalışmaktadır. Kafkasya ve Orta Asya bölgelerinde sıklıkla değişen koşullar ve durum açısından bakıldığında, Türk hükümeti çok hırslı olsa bile, aceleci ve düşünülmeden adımlardan kaçınmaya çalışacak. Bu nedenle, Türk hükümetinden bu yönde veya bu yönde keskin adımlar atılmasını beklemek doğru olmaz.  

 

En zor olan ise, Türkiye bölgede kendi stratejilerini korumak için ABD ve Rusya'nın çıkarları arasındaki manevra yapmak zorundadır. Bu stratejinin bir parçası olan Türkiye'nin aktif ekonomik ve kültürel faaliyetleri, "istikrarsızlık hilali" adı verilen coğrafyaya yakın olması ile, aynı zamanda, daha karmaşık hale gelecektir.

 

Uzun vadede Orta Asya bölgesinde yaşanan gelişmeleri tek başına ya da içinde bulunduğu ittifaklarla etkileyebilecek, yönlendirebilecek ya da engelleyebilecek nitelikte bir aktör olarak din, dil, ırk faktörlerinin pekiştirdiği pragmatist temellere dayanan rasyonel bir ilişki modeli oluşturmak Türkiye’nin amacı olmalıdır. Aksi halde atılan adımlar, büyük güç olma iddiasına rağmen Türk dış politikasının dönemsel söylemlerinin konusu olmanın ötesine geçemeyecektir. Türkiye, oluşturacağı bu rasyonel modeli sonuna kadar gerçekleştire bilecek mi, bu fikrin sınırlarını ne kadar genişletebilecek, onu da zaman gösterecek.

 

 

Back to Top