Türkiye-İsrail İlişkilerinin Sahici Restorasyonu: Realist bir Öneri Seti

Ceyhun ÇİÇEKCİ
07 Nisan 2018
A- A A+

Türkiye-İsrail ilişkileri, 2009’da vuku bulan Davos kriziyle girdiği kriz sarmalından ve rayından çıkma halinden, 2016 yılı içerisinde hayat bulan bir süreçle ‘normalleşmiştir’. Fakat söz konusu normalleşme, kamuoylarında yankılanan anlam bütünlüğünden oldukça uzak bir seyir izlemiş ve iki ülke ilişkileri daha ziyade ‘soğuk bir barış’ dönemine girmiş gözükmektedir. Bu normalleşme, her ne kadar diplomatik bir sahada tezahür etmiş olsa da politik-askeri saha söz konusu normalleşmenin etkisinden muaf bir pozisyona sahip olagelmiştir. Elbette ki söz konusu muafiyetin oldukça bariz sebepleri mevcuttur.

 

Özellikle Arap Baharı sürecinin ürettiği ivedi sonuçlar, iki ülkenin hem politikalarını hem de bir diğeriyle kurdukları ilişkinin niteliğini dönüştürmüştür. Arap Baharı, iki ülkeyi iki zıt kutupta imleyerek, ikili ilişkilerin de akışına maksimum etkiyi yapmıştır. Bugün itibariyle ikili ilişkilerin sahici restorasyonunu önemseyenlerin dikkate alması gereken pek çok başlık bulunmaktadır. Özellikle de İsrail tarafının bu bağlamda atabileceği potansiyel adımlar oldukça belirgindir. İkili ilişkilerin tarihi boyunca güvenlik sektörü eksenli seyretmesi, söz konusu beklentileri de berraklaştırmaktadır. Çalışmanın ilerleyen safhalarında netleştirilecek olan bu beklentiler, politik tercihler olarak İsrail namı hesabına Türkiye’yi ikincilleştiren bir nitelik arz etmektedir.

Back to Top