Kırım Krizi ve Türkiye

Orhan GAFARLI
26 Mart 2014
A- A A+

Rusya, Avrupa-Atlantik güvenlik sisteminin doğuya doğru genişlemesine tepki olarak 2000’li yıllarla birlikte yakın çevresine yönelik proaktif bir dış politika takip etmeye başlamıştır. Bağımsız Devletler Topluluğu üyeleriyle askeri işbirliğine yönelen, Avrasya Birliği projesini geliştiren Moskova’nın, 2008’den itibaren yakın çevresinde sert politikalara yöneldiği gözlemlenmektedir.Moldova’da, Azerbaycan’da ve Gürcistan’daki ayrılıkçı bölgeleri destekleyen Rusya, bu dönemde çevresindeki ülkelere enerji arzını siyasi baskıya dönüştürmüş ve silahlı kuvvetlerini sınır ötesinde daha rahat kullanmaya başlamıştır. Rusya’nın dünya siyasetine geri dönüşü, eski Sovyet coğrafyasında sınırların yeniden çizildiği bir süreç başlatırken, Türkiye’yi kuzeyde meşgul edebilecek farklı ihtilaf bölgeleri ortaya çıkarmıştır.

 

Bu analizde Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile başlayan Kırım krizi incelenmekte; SSCB’den bugüne Kırım’ın statüsü değerlendirilmekte, Rusya’nın Kırım bölgesindeki menfaatleri ve hedefleri ele alınmaktadır. Analizde ABD ve AB’nin krizdeki tutumu, Kırım’ın Avrupa-Atlantik güvenlik sistemi ile Rusya’nın etki alanı arasındaki konumu ve bölgenin geleceğine ilişkin beklentiler üzerinde durulmakta, Türkiye’deki siyasi karar mercilerine öneriler sunulmaktadır. 

 

Kırım’ın İşgali ve Tepkiler

 

Ukrayna’da Viktor Yanukoviç iktidarının Rusya ile ilişkileri Avrupa Birliği ile entegrasyona tercih etmesiyle başlayan protestolar neticesinde Yanukoviç iktidardan ayrılmak zorunda kalmış ve Batılı ülkelerle yakın ilişkileri destekleyen Arseniy Yatsenyuk iktidara gelmiştir.  Ukrayna’nın AB’nin etki alanına girmesini engellemeye ve Sivastopol’daki deniz üssünü muhafaza etmeye çalışan Rusya, Yanukoviç iktidarının devrilmesine tepki göstererek Kırım üzerinde hak iddia etmeye başlamış, Kırım’ın geleceği kısa süre içinde uluslararası bir krize dönüşmüştür.(1) Kremlin, AB yanlısı gösterilere karşı Ukrayna’nın doğu ve güney bölgelerinde Rusya yanlısı gösteriler düzenlenmesini sağlamış, Rus askeri birlikleri Sivastopol hava alanını, devlet televizyonu binasını ve Kırım yönetiminin meclis ve bakanlar kurulu binalarını işgal etmiştir.(2) Ukrayna sınırında askeri tatbikata başlayan, parlamentodan Ukrayna’yı işgal için yetki alan Putin iktidarı, uluslararası tepkilere rağmen Kırım meclisinin bağımsızlığını ilan etmesi ve Rusya’ya katılma yönünde irade göstermesi için gerekli şartları hazırlamıştır. Rusya’nın bu girişimleri, uluslararası düzeyde tepkilere yol açarken Kırım’da yerli Ruslar ile Tatarlar arasında gerginlikler ortaya çıkmış, iki taraf da gösteriler düzenlemiştir.(3)

 

Kırım’daki askerlerini çekmesi için yapılan çağrıları reddeden Kremlin, bölgedeki askerleri “öz savunma güçleri” olarak nitelemiş, Kırım Özerk Cumhuriyet Meclisi’nin Rusya’ya katılma kararı almasını ve bölgede bir referandum gerçekleştirilmesini sağlamıştır. Referanduma giden süreçte ABD ve AB sonuçları tanımayacağını beyan etmiş, AGİT gözlemcilerinin bölgeye girişi engellenmiş ve Tatar lider Mustafa Cemil referandumu boykot çağrısı yapmıştır. Kırım Rusları, bölgenin Rusya ile birleşmesini desteklerken bölgedeki Tatarlar bölgenin Moskova’ya bağlanmasına itiraz etmiş, 16 Mart 2014 tarihinde gerçekleştirilen referandumu büyük ölçüde boykot etmiştir.(4) Kırım genelinde katılımın düşük olduğu referandumda bölgedeki etnik Rusların desteğiyle Rusya’yla birleşme kararı %97 oranında kabul edilmiştir. Putin iktidarı, referandum sonuçları doğrultusunda 18 Mart’ta Kırımlı liderlerle “Kırım ve Sivastopol’un Rusya’ya Bağlanması ve Yeni Federal Bölgeler Oluşturulması” antlaşmasını imzalamış, antlaşma müteakiben Duma’da 442’ye karşı 1 oyla ve Federal Konsey’de oybirliğiyle onaylanmıştır. Rusya Kırım’ın BM şartlarına uygun biçimde bağımsızlığını ilan ettiğini iddia etmekte ve Kırım’daki sürecin Kosova’daki süreçle aynı olduğunu ileri sürmektedir. Kremlin’in politikasını değiştirmemesi halinde Kırım’ın Rusya’ya katılım sürecinin 2015’te tamamlanması beklenmektedir.    

 

Rusya’nın Kırım’ı işgali ve ilhak teşebbüsü, Batılı ülkeler tarafından genel olarak protesto edilmiş, ABD ve AB Kremlin’e sert tepki göstermiş ve Rusya’ya karşı ekonomik yaptırımları gündeme getirmiştir. ABD’li ve AB’li yetkililer, referandumun meşru olmadığını ifade etmiş, Rusya’nın ilhak girişimini kınamış ve Putin’in çevresindeki iş adamlarının hesaplarının dondurulması yönünde yaptırımlara başvurmuştur. ABD ve AB arasında ayrıca Avrupa’nın, Rus doğal gazına olan bağımlılığının azaltılması amacıyla görüşmeler gerçekleştirmiştir. NATO ise ilk etapta Rus askerlerinin Kırım’dan çekilmesini talep etmiş, yinelenen talepler ve görüşmeler netice sağlamayınca taraflar arasındaki bütün ilişkiler durdurulmuştur.

 

ABD ve AB’nin Kırım krizinde Ukrayna’nın toprak bütünlüğü yanlısı tutumuna karşın, Çin ve Hindistan dolaylı biçimde Rusya’yı destekleyen açıklamalar yapmıştır. Çin, sorunun ilgili taraflar arasında diyalog ve müzakere ile çözülmesi gerektiği yönünde muğlâk bir tutum geliştirmiş, ABD ve AB’nin uygulamaya başladığı yaptırımları olumsuz değerlendirirken, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini eleştirmekten imtina etmiştir. İçişlerine karışmama ilkesini temel dış politika prensibi olarak takdim eden Çin’in Kırım krizindeki muğlâk tutumu ve tarafsız izlenimi verme çabası Rusya’ya dolaylı destek olarak değerlendirilebilir. Nitekim Pekin, BM Güvenlik Konseyi’nde Kırım’daki referandumu yasadışı ilan eden karar tasarısına destek vermemiş, Rusya’nın veto ettiği tasarının oylamasında çekimser kalmayı tercih etmiştir. Keza Hindistan, Kırım krizi bağlamında yaptığı açıklamalarda Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne vurgu yapmamış, Rus işgalini tenkit etmemiş ve sorunun diğer tarafları gibi Rusya’nın da Ukrayna’da meşru menfaatleri olduğunu beyan etmiştir.  

 

SSCB Döneminde ve Sonrasında Kırım

 

Çarlık Rusyası’nın dağılmasıyla Kırım 1917’de bağımsızlığını ilan etmiş, ancak bağımsızlığı bir yıl kadar sürmüştür. 1918’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) tarafından işgal edilen Kırım, Sovyetlere bağlanarak Sovyet Sosyalist Kırım Özerk Cumhuriyeti’ne dönüştürülmüştür. Kırım Özerk Cumhuriyeti, İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlarla Sovyetler arasında önemli bir çatışma alanı olmuş, bölgedeki nüfusun çoğunluğunu oluşturan Tatarlar savaş sırasında Nazi Almanyası’yla işbirliği yaptıkları iddiasıyla Stalin yönetimi tarafından Orta Asya’ya sürgün edilmiştir.

 

Sovyet yönetimi, Tatarların sürülmesinin ardından bölgeye Rus nüfusunun yerleşmesini sağlamış, Kırım’ın Ruslaşması hedeflenmiştir. Moskova böylece Kafkaslarda Müslüman unsurların ikamet ettikleri bölgelerde olduğu gibi Kırım’daki Müslüman Tatarları da farklı coğrafyalara sürerek bölgedeki nüfus dengesini Ruslar lehine değiştirmeye çalışmıştır. Kırım bölgesi, Nikita Kruşçev döneminde ise Ukrayna’ya bağlanmıştır. Kendisi de Ukraynalı olan Kruşçev, 1954 yılında Kırım’ı Rusya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nden ayırarak Sovyet Sosyalist Ukrayna ile birleştirmiş, Kırım’ın Karadeniz’deki Slav dünyasının parçası haline gelmesi amaçlanmıştır.(5)

 

Kırım Çarlık Rusyası döneminde olduğu gibi SSCB döneminde de, Ruslar için stratejik önemi haiz bir bölge olmuş, Sovyetlerin Azak Denizi ve Karadeniz üzerinden açık denizlere açılmasına olanak tanıyan bir yarımada işlevi görmüştür. Sovyetler Birliği’nin Kırım’da konuşlu Karadeniz donanması, gerek SSCB’nin güvenliği gerekse Varşova Paktı üyelerinin güvenliği açısından oldukça önemli bir güç çarpanı haline gelmiştir. Soğuk Savaş süresince Kremlin, Kırım’daki askeri varlığı sayesinde Türkiye’nin de üyesi olduğu NATO ittifakını dengelemeye çalışmış, yıl boyunca sıcak denizlere açılma imkânına sahip olmuştur.  

 

Kırım bölgesi Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bağımsızlığını kazanan Ukrayna sınırları dâhilinde kalmış, 1992 yılında kendi anayasasını kabul ederek özerk statüsünü muhafaza etmeye çalışmıştır. Ancak Ukrayna merkezi yönetimi Kırım bölgesinin anayasasını tanımamış, 1992-1994 yılları arasında Kiev ile Kırım arasında siyasi gerginlikler yaşanmıştır. 1995’te Ukrayna Yüksek Radası (Büyük Meclisi) Kırım’ın 1992 yılında kabul ettiği anayasayı iptal etmiş ve bölgenin özerkliğine kısıtlamalar getirmiştir. 1998 yılına kadar devam eden gerginliklerin ardından Kırım, merkezi yönetimle yaptığı görüşmeler sonucunda yen bir anayasa hazırlamış ve kabul etmiştir. Dönemin Ukrayna Cumhurbaşkanı Leonid Kuçma’nın, anayasayı onaylamasıyla Kırım yeni statüsüne kavuşmuş, bölgenin siyasi özerkliği sınırlanırken iktisadi özerkliği muhafaza edilmiştir.

 

Kırım Özerk Cumhuriyeti, 1998 Anayasasına göre Ukrayna Cumhurbaşkanı tarafından atanan Başbakan ve Bakanlar Kurulu aracılığıyla ve yerel meclis tarafından yönetilmektedir. Ukrayna’da, merkezi yönetimle 1992-1998 döneminde yaşanan gerginliklerden dolayı Kırım’ın statüsüyle ilgili genel olarak iki gruba ayrılabilecek farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Çoğunlukla doğu ve güney Ukrayna’daki Ruslar ve bölge halkı tarafından desteklenen birinci görüş, Kırım’a 1992 yılında kabul edilen anayasadaki geniş hakların verilmesini desteklemektedir. Ukrayna’da toplumun çoğunluğunun desteklediği ikinci görüş ise Kırım’a Ukrayna’daki diğer vilayetlerin sahip olduğu statüye benzer bir statü verilmesi gerektiğini öne sürmekte, Kırım’ın özerkliğinin büyük ölçüde ekonomik alanla sınırlı tutulmasını savunmaktadır. 

 

Rusya’nın Kırım Stratejisi

 

Rusya, eski Sovyet coğrafyası üzerindeki hâkimiyetini sürdürmek için bu bölgelerdeki etnik ayrılıkçı unsurları desteklemiş, toprak bütünlüğü tehlikeye giren devletler üzerinde baskı kurmaya çalışmıştır. Bu kapsamda Moskova, Güney Kafkasya’da Yukarı Karabağ, Güney Osetya ve Abhazya, Doğu Avrupa’da Transdinyester bölgelerindeki ayrılıkçı unsurları destekleyerek çatışmaların devamını sağlamıştır. Kremlin, bu strateji ile eski Sovyet coğrafyasındaki sorunların ancak Rusya’ya müracaatla çözülebileceği çatışma süreçleri meydana getirmiş, yakın çevresindeki ülkeleri nüfuz alanında tutmayı nispeten başarmıştır. Rusya, bu stratejiyi çatışma olmasa da etnik gerilimin belirli dönemlerde tırmandığı Kırım bölgesinde de tatbik etmiştir. Ukrayna’ya arz ettiği doğal gazı belirli dönemlerde bu ülke üzerinde baskı aracına dönüştüren Rusya, Kiev’in Avrupa-Atlantik güvenlik sistemine girmesini engellemek gayesiyle Kırım meselesini de kullanmıştır. Kremlin, Kırım’da çoğunluğu oluşturan Rus nüfus içinde ve Ukrayna’nın doğu ve güney bölgelerinde Rusya yanlısı elitler arasında ayrılıkçı eğilimleri güçlendirmiş, Sivastopol’daki deniz üssünü muhafaza etmeye çalışmıştır.   

 

Gerek Avrupa’ya enerji arzında gerekse Karadeniz’deki askeri varlığını sürdürme hedefi çerçevesinde Ukrayna’nın coğrafi konumu, Rusya Federasyonu için stratejik önem arz etmektedir.  SSCB’nin dağılması ile Karadeniz’e kıyıdaş bağımsız devletlerin ortaya çıkması Rusya’nın kıyı şeridini kısaltmış, Ukrayna’da kalan bölümünden dolayı Karadeniz’deki Rus donanması küçülmüştür. Varşova Paktı’na üye ülkelerdeki değişimler Kremlin’in Karadeniz havzasında sıkışmasına yol açmış, Karadeniz’deki Rus donanması Türk donanması karşısındaki mukayeseli üstünlüğünü yitirmiştir. Karadeniz’de yeniden üstünlük sağlamak ve bölgede eski nüfuz alanındaki etkinliğini tekrar sağlamak için Kırım’daki askeri varlığını sürdürmeye çalışmış, bu hedef doğrultusunda Ukrayna’ya siyasi ve ekonomik baskı uygulamıştır. 

 

Tarihi süreçte Rusların hakim olduğu doğu ve güney Ukrayna, Kremlin’in bu ülke üzerindeki nüfuzu açısından önemli bölgelerdir. Ukrayna’nın toplam nüfusunun %17’sini, Kırım’daki nüfusun ise %58’ini oluşturan Rus etnik nüfusu çoğunlukla doğu ve güney bölgelerde ikamet etmektedir. Doğu ve Kırım dahil güney bölgeleri aynı zamanda Ukrayna’nın Karadeniz ve Azak Denizi’ne kıyısının bulunduğu bölgelerdir. Moskova, Ukrayna’nın doğusunu ve Kırım’la birlikte güney bölgelerini kontrol edebilirse Karadeniz’deki konumunu güçlendirebilecek ve bölgedeki Batı etkisini nispeten sınırlandırmış olacaktır. Azak Denizi’ne dökülen Don Nehri, bu denizin tamamen Rus denetimine girmesiyle Rusya’nın iç bölgelerinin denize çıkışına imkan tanıyabilecektir. Rusya, Azak Denizi ve bu denizi Karadeniz’e bağlayan Kerç Boğazı üzerinde hakimiyet tesis ederek açık denizlere daha rahat açılabilecek, Akdeniz’deki hareket kabiliyetini artıracaktır.    

 

Nitekim Rusya, Ukrayna’da Yanukoviç iktidarıyla Karadeniz filosunun Kırım’da kalması konusunda 2010’da anlaşmış, taraflar üssün kullanım süresinin 2017’den itibaren 25 yıl daha uzatılması için mutabakata varmıştır. Kremlin, Kırım’ı ilhak ederek yarımadadaki deniz üssünü kalıcı hale getirebilecek ve Karadeniz filosunu tereddüt etmeden geliştirmeye ve genişletmeye devam edecektir. Rusya, Gürcistan’la savaşın ardından bağımsızlığını tanıdığı Abhazya ile de 2009’da Suhumi’de bir askeri üssün inşası konusunda anlaşmış, Karadeniz’de Kırım’dan sonraki ikinci deniz üssüne sahip olmuştur. Rusya böylece Karadeniz’de SSCB dönemindeki ağırlığını yeniden kazanmayı, Karadeniz üzerinden Akdeniz’deki etkinliğini artırarak güç projeksiyonunu genişletmeyi hedeflemektedir.(6)

 

Rusya’nın Kırım’ı ilhak girişiminin ve Abhazya’nın (ve Güney Osetya’nın) bağımsızlığını tanımasının, Rus dış politikasında sıklıkla dile getirilen egemen devletlerin içişlerine karışmama ilkesinin ihlali olduğu belirtilmelidir. Suriye krizi kapsamında ve Yanukoviç iktidarı döneminde Ukrayna özelinde Batılı aktörleri kastederek devletlerin içişlerine müdahale edilmemesi gerektiğini vurgulayan Kremlin, Kırım meselesinde aksi yönde bir tutum sergilemiştir. SSCB sonrası dönemde Ukrayna’nın bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü tanıyan Rusya, Kırım meselesinde bu ülkenin egemenlik hakkını ve toprak bütünlüğünü dikkate almadan hareket etmiştir.

 

Rusya’nın Kırım’ı ilhak teşebbüsünün ve Karadeniz bölgesinde ağırlığını artırma çabasının bölgedeki gerilimi tırmandıracağı beklenmekte, bu sürecin Karadeniz’e kıyıdaş ve NATO üyesi olan Türkiye için riskler doğurabileceği değerlendirilmektedir. Rusya’nın Karadeniz’de güçlendikçe bölgedeki diğer ülkeler gibi Türkiye’ye karşı tutumunda da bazı değişiklikler olabileceği tahmin edilmektedir. Nitekim Ankara’nın Karadeniz’in güvenliğinin kıyıdaş ülkeler tarafından sağlanması gerektiğini savunmasına, Montrö Sözleşmesi’ne bağlılığını sürdürmesine ve ikili güçlü ekonomik ilişkilere rağmen Rus istihbarat uçaklarının son aylarda Türk hava sahasına yakın bölgelerde uçuşlar gerçekleştirdiği gözlemlenmektedir.

 

Türkiye, ABD ve AB düzeyinde sert olmamakla birlikte Rusya’nın Kırım’ı işgalini ve ilhak teşebbüsünü dolaylı biçimde eleştirmekte, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne vurgu yapmakta ve Kırım Tatar Türkleriyle ilgili kaygılarını dile getirmektedir. Türk Dışişleri Bakanlığı, Kırım Tatar Türklerinin taleplerini barışçıl zeminde dile getirdiğine işaret etmekte, referandum sürecinde baskıya maruz kalmalarını ve can güvenliğinden yoksun bırakılmalarını kabul edilemez olarak nitelemektedir. Ankara, Kırım’daki Tatar Türklerinin ikamet etmekte oldukları yerlerden çıkarılabileceği yönünde basında yer alan haberlerden kaygı duyduğunu ve Tatar Türklerinin huzur, refah ve güvenliğinin takipçisi olmaya devam edeceğini beyan etmiştir. 

 

Avrupa-Atlantik Sistemi ve Rusya

 

Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle ABD ve NATO, tehdit algısında değişikliğe gitmiş ve bu doğrultuda yeni hedefler belirlemiştir. NATO, belirlediği yayılma planı kapsamında 1991 Roma Zirvesi sonrası yeni bir vizyon ortaya koymuştur. 1994 Brüksel Zirvesi’nde ise NATO üyesi olmayan eski Varşova Paktı ülkeleriyle işbirliğinin geliştirilmesi planlanmıştır. Bu iki önemli zirve sonrasında eski Sovyet ülkeleri ile Barış İçin Ortaklık planı devreye koyulmuş ve 1998'de NATO-Rusya Daimi Ortak Konseyi kurulmuştur. 2002 yılına gelindiğinde Romanya, NATO’nun Prag Zirvesi’nde üyeliğe kabul edilmiş; 2004’te ise Bulgaristan NATO’ya üye olmaya karar vermiştir. Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin NATO şemsiyesi altına alınması sonrası ABD’nin Karadeniz havzasındaki etkinliği artmıştır.

 

Doğu Avrupa ülkelerinin NATO’ya katılması ve ittifakın Karadeniz havzasında ilerleme kaydetmesi Rusya tarafından kaygıyla karşılanmıştır. Moskova, bu dönemde Gürcistan ve Ukrayna’nın da NATO’ya girme ihtimalini değerlendirmeye başlamıştır. Gürcistan ve Ukrayna ile askeri alanda işbirliğini geliştiren NATO, bu ülkelerin birliğe katılımlarını sağlamaya çalışmıştır. Ukrayna ve Gürcistan NATO’ya üye olmak için resmen başvurmuş ve yol haritası belirlenmesini talep etmiştir. Ancak Rusya’nın izlediği baskı politikası sonucu Gürcistan ve Ukrayna’nın üyelik konusu ileri bir tarihe ertelenmiştir. 2008’deki Rus-Gürcü savaşı, Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığını tanıması ve Suhumi limanına donanma konuşlandırması Kremlin’in bölgedeki Batı yanlısı iktidarlardan rahatsız olduğunu ve tepkisel hareket ettiğini göstermiştir. Rusya’nın ayrıca Kırım yarımadasındaki Kerç Boğazı’nın kontrolünü kaybetmekten, Ukrayna’nın NATO’ya girmesi halinde Azak Denizi ve Kerç Boğazı’nı Batı ile paylaşmak zorunda kalmaktan endişe duyduğu fark edilmiştir. 

 

Askeri konuları NATO’ya havale eden AB, Karadeniz havzasında gerek Doğu Ortaklığı Programı kapsamında gerekse Karadeniz Sinerjisi programı çerçevesinde ekonomik çıkarlarını ön planda tutmaktadır. Doğuya açılma fikri, AB içinde Polonya ve kısmen Almanya tarafından desteklenmektedir. Karadeniz havzasının ekonomik açıdan daha güvenli bir hale getirilmesini öngören Almanya’nın bu doğrultuda aktif bir politika takip ettiği görülmektedir. Karadeniz’de ticareti geliştirmeyi planlayan Türkiye ile AB arasında bir gümrük birliği anlaşması vardır. Romanya ve Bulgaristan 2007’den itibaren AB üyesidir. Doğu Ortaklığı Programı çerçevesinde AB, Gürcistan ile de Gümrük Birliği Anlaşması imzalamıştır.

 

Karadeniz’deki bir diğer önemli ülke Ukrayna, AB’ye Kırım Yarımadası ve Azak Denizi üzerinden yeni bir “ipek yolu” açılımı sağlayabilir. Azak Denizi’nde Doğu ile Batı’yı birleştiren Maryupal, Bergyansk ve Genicisk, Ukrayna’nın ihracat faaliyetlerini yürüttüğü önemli limanlar konumundadır. Bu limanlar aynı zamanda Rusya pazarına ve Don Nehri ile Rusya içlerine ve Hazar Denizi’ne kadar uzanan bir hat meydana getirmekte, bu hat Orta Asya ile Karadeniz’i birleştirmektedir. Ukrayna AB üyesi olursa Azak Denizi ile Karadeniz’i birleştiren Kerç Boğazı üzerinde Rusya’nın kontrolü de son bulabilir. AB’nin açılım projelerini tehdit olarak algılayan Rusya, AB ve ABD’nin NATO kapsamında Karadeniz’de etkinliğini artırmasından tedirgin olmaktadır. 

 

Ukrayna’nın AB ile yeni anlaşmalar imzalaması ve bağımsız bir dış politika takip etmesi, Türkiye açısından oldukça önemlidir. Rusya’nın Karadeniz’deki etkinliğinin azalması, Türkiye ve AB için önemli fırsatları beraberinde getirebilir. Türkiye-Ukrayna arasındaki iyi ilişkilerin, AB’ye Karadeniz’de ekonomi, enerji ve ulaşım alanlarında avantaj sağlayabileceği değerlendirilmektedir. Türkiye, Soğuk Savaş sonrasında NATO’nun genişleme politikasını desteklemiş,  Bulgaristan, Romanya, Slovenya, Slovakya, Estonya, Litvanya ve Letonya’nın 2004’te, Hırvatistan ve Arnavutluk’un 2009’da NATO’ya katılmasını olumlu karşılamıştır. Türkiye, Karadeniz havzasındaki ülkelerin NATO ile işbirliğini geliştirmesini desteklemektedir. Karadeniz’de NATO’nun güçlenmesinin, Avrupa-Atlantik sistemi ile Rusya arasındaki gerilimi tırmandırma ihtimali bulunmakla birlikte Türkiye’nin bölgedeki etkinliğinin ve öneminin artmasını da sağlayabileceği tahmin edilmektedir. 

 

Türkiye, Karadeniz’deki SSCB sonrası dengeleri göz önünde bulundurarak aynı zamanda bölgesel bir güvenlik sistemi tesis etmeye çalışmaktadır. 1992’de kurulan Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ) Teşkilatı çerçevesinde bölgesel bir işbirliği platformu oluşturmaya çalışan Türkiye, 1998 yılında Karadeniz’de çokuluslu bir deniz gücü oluşturulması fikrini öne sürmüştür. Türkiye, 2001’de Ukrayna’nın aralarında bulunduğu kıyıdaş devletlerle Karadeniz Donanma İşbirliği Görev Grubu’nun (BLACKSEAFOR) oluşturulmasına öncülük etmiş, bu görev grubu ile Karadeniz’in güvenliğinin bölgesel işbirliği çerçevesinde sağlanmasına çalışmıştır. Ankara, 11 Eylül sonrası NATO’nun Akdeniz’de konuşlandırılan Aktif Çaba Harekatı’nın Karadeniz’e genişletilmesine sıcak bakmamış, kıyıdaş ülkelerle birlikte icra etmek üzere 2004’te Karadeniz Uyumu Harekatı’nı başlatmıştır. Türkiye, NATO’nun bölgedeki etki alanının genişlemesini desteklemekle birlikte Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin yürürlükte kalmasını istemekte, Karadeniz’in güvenliğinin kıyıdaş devletlerce sağlanması gerektiğini beyan etmektedir.

 

Kırım’ın Geleceğine İlişkin Beklentiler

 

Ukrayna’da meydana gelen gelişmeler sonrası Kırım’da yaşanan kriz, yeni bir aşamaya geçmiş bulunmaktadır. Ukrayna’nın içinde bulunduğu durumdan istifade etmeyi planlayan Rusya, Kırım’ın Moskova’ya bağlanmasına yönelik girişimlerde bulunmuştur. Rusya’nın girişimleri sonrasında Kırım’daki yerel meclisin kararıyla 16 Mart’ta referandum yapılmıştır. Kırım nüfusunun çoğunluğunu Rusların oluşturması, referandumda Rusya’nın istediği sonucu kolaylıkla almasına neden olmuştur.

 

Kırım’ın Ukrayna’dan ayrılmaması gerektiğini savunan Kırım Tatar Türkleri ise bu gelişmeler karşısında toprak bütünlüğü ve uluslararası hukuk prensiplerine vurgu yapmıştır. Referandumda Kırım’ın Ukrayna toprak bütünlüğü içinde kalmasını savunan Tatar Türkleri, seçimleri boykot etmiştir. Bağımsızlığı ve şeffaflığı tartışılan seçimlerde Tatar Türklerinin bu tepkisi sonucu değiştirmemiştir. Kırım Tatarlarının desteğini kazanmayı amaçlayan Moskova, Kazan Tatarlarını devreye sokmuşsa da bu girişimden olumlu bir netice alamamıştır.

 

Kiev yönetimi, Kırım yönetiminin kararını ve Rusya’nın bölgeyi ilhak etme isteğini, toprak bütünlüğüne müdahale olarak görmektedir. Ukrayna Başbakanı Arseniy Yatsenyuk, Rusya’nın bu girişimlerine gerekli cevabın verileceğini bildirmiş ve toprak bütünlüklerini savunacaklarını ifade etmiştir. Ukrayna, Kırım Yerel Meclisi’nin referandumla ilgili aldığı kararın hukuka uygun olmadığını vurgulamıştır. Kiev yönetimi, Kırım’ın 1998 Anayasası’na göre siyasi özerkliğinin olmadığını ve Ukrayna’nın üniter bir devlet olduğunu savunmuştur. Kiev yönetimi ayrıca Ukrayna yaslarına göre Kırım’ın Ukrayna’dan ayrılması için Anayasa Mahkemesi’nin ülke genelinde referandum yapılmasıyla ilgili bir karar alması gerektiğini ifade edilmiştir. Gelişmeler sonrası Ukrayna, seferberlik ilan etmiş ve savaş hazırlığına başlamıştır.

 

İngiltere, ABD, Çin ve Rusya, 1994’te Ukrayna’nın Sovyetler Birliği’nden kalma nükleer silahların Moskova’ya geri verilmesi konusunda, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına garantör ülke olarak anlaşma imzalamıştır. Rusya’nın son girişimlerinin bu anlaşma çerçevesinde Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün tehlikede olduğunu göstermiştir. Gelişmeler sonrasında İngiltere ve ABD, bu sözleşmeye dayanarak Rusya’nın bu girişimlerine müdahalede bulunma veya durdurma hakları olduğunu açıklamıştır. Ancak Washington ve Brüksel bu anlaşmaya dayanarak henüz siyasi müdahale ve yaptırım kararları dışında herhangi bir girişimde bulunmamıştır. ABD ve AB’nin tutumun altında yatan temel etken, Rusya’ya gerekli cevap verilmediği takdirde Batı’nın itibar kaybedeceği ve eski Sovyet ülkelerinin kendilerini NATO güvenlik şemsiyesinde artık güvende görmeyecekleri düşüncesidir. Bölgede yaşanan son gelişmeler çok kutuplu yeni dünya düzenine geçişin ayak sesleri olarak da görülebilir.

 

Rusya açısından bakıldığında Kırım’ın Moskova’ya bağlanması öncelikli bir mesele olarak göze çarpmaktadır. Rusya, 16 Mart’taki referandum sonrası Kırım’ı topraklarına katmıştır. Dünya kamuoyunun tepkisine rağmen Moskova’nın verdiği tartışmalı karar, doğu bölgelerinin de gelecekte Ukrayna’dan ayrılmasına kapı aralamıştır. Ekonomik bakımdan gelişmiş bir bölge olan ve üç önemli limana sahip bulunan Doğu Ukrayna’nın ayrılması sonrası Kiev stratejik önemini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır. Nitekim Rusya’nın Kırım’ın ardından Ukrayna’nın doğu ve güney bölgelerini de kontrol etmeye çalışabileceği değerlendirilmektedir.

 

Rusya ile hızlı bir bütünleşme süreci içerisine giren Kırım’daki Moskova destekli yönetim, ekonomik, siyasi ve askeri birleşme için çaba sarf etmektedir. Bu noktadan sonra Kırım’ın yeniden Ukrayna’ya bağlanmasının, ancak Rusya’daki iktidarın değişmesiyle mümkün olabileceği değerlendirilmektedir. Son gelişmeler Rusya toplumunda mevcut olan huzursuzlukları da artırmıştır. Rusya’nın ABD ve AB’den gelen ekonomik yaptırımları önlemek için Suriye veya İran nükleer programı konusunda pazarlık yapma ihtimalinden söz edilebilir. Moskova’nın ancak bu şekilde ABD ve AB ile ilişkilerini normale döndürmesi ihtimal dâhilindedir. Bölgedeki mevcut sorunlara çözüm bulunamaması halinde Batı ile Rusya ilişkilerinde gerginliğin artacağı tahmin edilmektedir.           

 

Karadeniz havzasında yeni bir çatışma alanının ortaya çıkması Türkiye açısından rahatsız edici bir durum olarak görülmektedir. Türkiye, Karadeniz’deki son gelişmelerden ve Kırım Tatarlarının durumundan endişe etmekte ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunmaktadır. Türkiye’nin Kırım Tatar Türkleri için fiilen garantör ülke konumunda bulunduğu ifade edilebilir. Ankara Kırım krizinin diplomatik yolla çözülmesi için girişimlerde bulunmuştur. Türkiye, Ankara-Moskova ilişkilerine zarar vermeden bu konuda diyalogun başlatılmasını istemekte ve Kırım Tatar Türklerinin tutumlarını desteklemektedir.

 

Türkiye, Karadeniz havzasında barış ve istikrarı, bölgedeki ülkelerin toprak bütünlüğünü desteklemeye devam etmeli, Kırım’ın Ukrayna toprağı olarak kabul edilmesi yönündeki duruşunu sürdürmelidir. Karadeniz’deki diğer devletlerle birlikte Ukrayna’nın da Avrupa-Atlantik sistemlerine entegrasyonu desteklenmeli, bölge ülkelerinin NATO ile ilişkilerinin geliştirilmesi teşvik edilmelidir. Türkiye, Kırım Tatarlarının güvenlik ve refahının takipçisi olmalı, Tatarların haklarının yasal zeminde genişletilerek teminat altına alınmasını sağlamaya çalışmalı ve Kırım’la ticari ilişkiler genişletilmelidir. Ankara, ABD ve AB’nin Rusya’ya karşı başlattığı yaptırımlar karşısındaki tutumunu, yaptırımların Türkiye’ye muhtemel maliyetini hesap ederek belirlemelidir. Rusya ile doğrudan karşı karşıya gelinmemeli, mümkünse Moskova ile mutabakatın sağlanabileceği seçenekler de göz önünde bulundurulmalıdır.  

 

 

 

Sonnotlar:

1) TVR?in - ?????? ????? ??????? ? ??????????? ?????????? ? ???? ??????? ? ????????? ? ?????? ?? (Kırım Hükümeti RF Katılmaya Karar Verdi) http://bit.ly/1haK9Id 

2) EUROBELARUS- ??????? ????? ??? ???????? ???????? ?????????????? ??????? ????? (Rusya Kırım Bölgesinde Stratejik Kurumları Denetim Altında Aldı) http://bit.ly/OVhpsC  

3) TVRAIN- ? ?????????? ????? ???????? ????????? ????? ??????????? ???????? (Kırım Meclisinde Eylemciler Arasında Çatışma Çıkacak)  

4) RBCDAILY- ?????????????? ????? ??????????? ? ????? ???????? 16 ????? (Kırım Referandum Kararını 16 Mart'ta Yapılmasını Belirlemiş) http://www.rbcdaily.ru/world/562949990814083 

5) ?????? ??????: ???????? ?? ????????? ? ?????: ???? ?????? ????? ??????? ? ????????  (1991–2011 ??.) ????????????? ?????? ?????? 2011 (Toğrul İsmayıl: Kırım’la İlgili Politikalar Türkiye-Ukrayna Köprüsü, 1991-2011) http://bit.ly/1fkfvYE 

6) ??? «???????»  ???????? ? ???????? ????????? ?????????? ? ????????? ??????????? ????????????? ?????. 21 ?????? 2010 (Ria Novosti: Medvedev ve Yanukoviç Askeri Üssün Bulundurulması İle İlgili Anlaşma İmzaladı)

Back to Top