Avrupa Birliği Hâlâ Bir Ekonomik Güç mü?

A- A A+

Ekonomik güç; devletlerin uluslararası arenada belli bir yer edinme, etki sağlama, caydırıcılık oluşturma, cazibe merkezi olma, gündem belirleme ve tercih oluşturma gibi amaçlarına hizmet eden önemli unsurlardan biridir. Bu bakımdan öteden beri devletler güçlü ve dinamik bir ekonomiye sahip olmak ve ekonomik güçlerini artırmak amacıyla hareket etmektedir.

Kuruluş felsefesinde diğer sebeplerin yanı sıra, İkinci Dünya Savaşı sonunda harap olmuş Avrupa ülkelerinin birlikte ekonomik olarak kalkınmasının da yer aldığı Avrupa Birliği, 2000’lerin başından itibaren önde gelen ekonomik ve ticari güç statüsünü kazanmıştır. Bu çalışmanın amacı, 2008 yılından beri ekonomik krizle boğuşan, krizle mücadele yöntemleri eleştirilen, hatta Euro’yu uzun süre koruyamayacağı düşünülen Birlik’in hâlâ bir ekonomik güç olup olmadığıdır.

Ekonomik Güç Nedir?

Soğuk Savaş’ın bitiminden sonra bazı uzman ve akademisyenler jeopolitika kavramının yavaş yavaş yerini jeoekonomiye bırakmaya ve ekonomik gücün uluslararası ilişkilerdeki başarının anahtarı haline gelmeye başladığını dile getirmiştir. Diğer bir deyişle “havuç”, “sopa”dan daha ön plana çıkmaya başlamıştır.

Bu noktada uluslararası ilişkilerde öteden beri tartışılan bir konu yeniden su yüzüne çıkmaktadır: askeri güç mü yoksa ekonomik güç mü daha önde gelmektedir? Geleneksel olarak Marksistler gücün ekonomi üzerine kurulduğunu ve politika dâhil olmak üzere üstyapıyı oluşturan diğer tüm unsurları ekonomik altyapının şekillendirdiğini ifade etmektedir. Benzer şekilde 19. yüzyıl ekonomik liberalizm akımı da ticaret ve finans alanındaki karşılıklı bağımlılığın savaşları olanaksız hale getirdiğini belirtmektedir. Ancak realistler 1914’ten önce İngiltere-Almanya arasındaki ticaretin savaşı engellemediğini vurgulamaktadır.(1)

Joseph Nye ekonomik-askeri güç tartışmasıyla ilgili olarak kesin bir sonuca varmanın mümkün olmadığını belirtmektedir.(2)  Zira her iki unsur da gücün klasik tanımında yer alan “karşı tarafı istenilen şekilde davranmaya itme” amacına hizmet edebilmektedir: savaş, savaş tehdidi, ekonomik yaptırımlar…vs. Ayrıca bu iki güç çeşidi arasında bir etkileşim bulunduğu da göz ardı edilmemelidir. Etkin bir askeri gücün sağlam bir ekonomiye ihtiyaç duyması kaçınılmazdır. Temel ekonomik çıkarlarının ciddi şekilde tehdit edilmesi durumunda devletler silahlı güç kullanma seçeneğini masada bulundurmaktan çekinmemektedir. Yakın dönemde İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidine karşılık Batı’dan gelen tepkiler ve güç kullanma söylemleri bu kapsamda hatırlanmalıdır.

Öte yandan ekonomik güç, yumuşak güç bağlamında da değerlendirilmelidir. Güçlü bir ekonomik model diğer devletler için örnek teşkil etmekte ve çekici bir unsur oluşturmaktadır. Soğuk Savaş sonrasında AB’nin elde ettiği yumuşak güç büyük ölçüde ekonomik başarıya dayanmaktadır.

Ekonomik güç siyasi beklentilere uygun olarak kullanılan ekonomik araçlarla diğer siyasi aktörlerin davranışlarını kontrol etme veya etkileme yeteneği olarak tanımlanabilir. Bir diğer tanımla ekonomik güç, ekonomik kırılganlıktan faydalanılarak kendisi üzerinde etki ve kontrol sağlanmasına karşı direnç göstermektir.(3) Ekonomik güç birtakım göstergeler (istatistiksel metotlar) aracılığıyla ölçülmektedir: demografi, gayri safi milli hasıla, enflasyon oranı, işsizlik oranı, uluslararası ticaretteki yer, pazar payı, yabancı yatırımlar, teknolojik seviye…vs.

Ekonomik gücü karşılıklı bağımlılıktan ayrı düşünmek mümkün değildir. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren küreselleşme sürecinin ivme kazanması ve ticari sınırların yavaş yavaş ortadan kalkmasıyla ülkeler arasındaki karşılıklı bağımlılık önemli oranda artmıştır. Dolayısıyla bugün ekonomik bir güç için, gerek ortak kazanç sağlayacak gerekse uluslararası arenada daha avantajlı bir konum kazandıracak pazarlık gücü elde etmeye olanak verecek bir karşılıklı bağımlılık ortamına dâhil olmak kaçınılmaz hale gelmiştir. Zira günümüz ekonomik sisteminde iki devlet arasındaki ilişki, taraflardan biri için diğerinde göre daha fazla önem arz etmektedir ki bu durum diğer devlet için önemli bir pazarlık gücü anlamına gelmektedir.(3) Bu pazarlık gücü ise diğer tarafın söz konusu ilişki karşısındaki hassasiyetine (sensibility) ve kırılganlığına (vulnerability) bağlıdır. Duyarlılık karşılıklı bağımlılığın olumsuz etkilerini ifade etmektedir. Örneğin 2008’de Lehman Brothers bankasının iflas etmesi ABD dışındaki diğer piyasaları da etkilemiştir. Ekonomik kırılganlık ise karşılıklı bağımlılık sisteminde oluşan yapısal bir değişimin söz konusu ülkeye olan maliyetine işaret etmektedir. Günümüz uluslararası ekonomik sisteminde duyarlılık kaçınılmaz olduğunda daha az kırılgan olan devletler daha avantajlı bir konum elde edecektir.

Nye bir ekonomik gücün karşı tarafı kendi istediği gibi davranmaya itmek için iki temel araca başvurduğunu yardım (havuç) ve yaptırım (sopa) belirtmektedir.(4) Yapılan yardımlarla devletleri belli şekilde davranmaya teşvik etmek mümkün olduğu gibi yaptırımlar yoluyla zorlamak veya mecbur bırakmak da mümkündür.

AB’nin Ekonomik Gücü

Yukarıda belirtilen ekonomik göstergeler temel alındığında, öncelikle AB’nin demografik anlamda önemli bir potansiyele sahip olduğu görülmektedir. 2011 verilerine göre 502,5 milyon nüfusa sahip Birlik, bu rakam ile Çin ve Hindistan’ın ardından üçüncü sırada yer almaktadır.(5) Bu bakımdan en önemli ve çekici tüketim pazarlarından birini oluşturmaktadır.

Bir ülke vatandaşlarının verilen bir yıl için ürettikleri toplam mal ve hizmetlerin belli bir para birimi karşılığındaki değerinin toplamını ifade eden GSMH, ülkelerin ekonomik performansı hakkında bilgi vermesi itibariyle önem taşımaktadır. Dünyadaki toplam GSMH’nin %25,85’ine tekabül eden 17 trilyon dolarlık GSMH (resmi döviz kuru) ile AB birinci sıradadır.(6) Satın alma gücü paritesiyle kişi başına GSMH ise 31.197 dolardır.(7)


AB Makroekonomik Göstergeleri (2011)



Kaynak: CIA Factbook, IMF, Eurostat


Ekonomik ve parasal birlik statüsü AB’nin ekonomik gücünün kaynağını teşkil etmektedir. Macar ekonomist Bela Balassa’ya göre ekonomik bütünleşme beş etapta gerçekleşmektedir(8): serbest ticaret bölgesi, gümrük birliği, ortak pazar, ekonomik birlik ve tam ekonomik bütünleşme. Ortak paranın dolaşıma girmesi ve maliye, para ve sosyal politikaların uyumu ile ilgili alınan kararlar neticesinde AB son aşamaya geçmiştir. 1999’da “Euro”nun ortak para birimi olarak kabul edilmesiyle beraber Euro bölgesi ortaya çıkmıştır. Bu dönemde Euro bölgesini oluşturan 11 ülkede ortak para 2002 yılında dolaşıma girmiştir. Euro bölgesi 17 üyeden (Almanya, Avusturya, Belçika, Estonya, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İrlanda, İspanya, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Lüksemburg, Malta, Portekiz, Slovakya, Slovenya, Yunanistan) oluşmaktadır. Ortak para birimi ticareti kolaylaştırması ve paritelere bağlı ilave maliyetleri önlemesi açısından önem taşımaktadır. Ayrıca Euro’nun kabulü sermaye piyasalarının bütünleşmesini sağlamış ve yabancı yatırımları teşvik etmiştir. Euro bölgesinin ortak para politikası Avrupa Merkez Bankası’nın kurulmasını da beraberinde getirmiştir. Banka'nın temel görevi, Euro’nun alım gücünü korumak ve Euro bölgesinde fiyat istikrarını sağlamaktır.

Bir diğer gösterge olan uluslararası rezervlere gelindiğinde, bu terim herhangi bir para biriminin merkez bankaları ve para üstünde söz sahibi kuruluşlarca tutulan miktarı ifade etmektedir.  Günümüz koşullarında uluslararası rezerv terimi bu kurumların elinde tuttuğu döviz, altın ve özel çekme haklarını da kapsar. Günümüzde uluslararası rezervlerde baskın para birimi Amerikan dolarıdır. AB, 1 trilyon 356 milyar dolarlık dolar rezervine sahiptir.(9)  Euro ise 1999’dan itibaren dünyanın ikinci rezerv birimi haline gelmiştir. 2011 yılı verilerine göre Euro, dünyadaki döviz rezervlerinin dörtte birini oluşturmaktadır.(10)

Bütçe hususunda ise ekonomik ve parasal birlik, üye devletlere bütçe açığı ve kamu borcu oranlarıyla ilgili birtakım kurallar getirmektedir. 1997’de kabul edilen İstikrar ve Büyüme Paktı, düzenli denetim yoluyla referans değer GSMH’nin %3’ünün üzerindeki bütçe açıklarını önleme, bu referans değer aşıldığında üye devletlerin derhal düzeltici önlem almasını sağlama ve gerektiğinde yaptırım uygulama amacı taşımaktadır. Ancak bütçe açığının GSMH’nin %3’ünü geçmemesi kuralını ihlal eden Fransa ve Almanya’ya yaptırım uygulanmaması mali politikaların parasal politikalar kadar ağırlık taşımadığını göstermiş ve Pakt’ın işlevselliğine ilişkin soru işaretlerini beraberinde getirmiştir. 2008 yılında başlayan kriz neticesinde pek çok devletin söz konusu kuralı ihlal eder hale gelmesi mevcut durumun yeniden gözden geçirilmesine ve yeni bir bütçe mekanizması geliştirilmesine sebebiyet vermiştir.

Uluslararası ticaret konusuna gelindiğinde dünyadaki toplam ithalat ve ihracatın % 20’sini gerçekleştiren AB, bugün iki numaralı ihracatçı ve bir numaralı ithalatçı güç durumundadır. 2010 yılında dünya ticaretinde ihracatın yüzde 14,6’sını ve ithalatın yüzde 16,8’ini gerçekleştirmiştir.(11) ABD, Birlik’in en önemli müşterisi durumundadır. 2009 yılında ABD’yi geçen Çin ise Birlik’in bir numaralı tedarikçisi haline gelmiştir.

Ayrıca endüstri ve araştırma alanında ortak politikalar geliştiren Birlik, 2007-2013 döneminde araştırmalara 50 milyar Euro’nun ayrılması ve özellikle enerji ile ulaşım ağlarına yatırım yapılması kararını almıştır.(12) Bugüne kadar hayata geçirilen en önemli endüstriyel projeler: havacılık alanında Airbus, uzay alanında Avrupa uzay konsorsiyumu Arianespace, nükleer alanda Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’nin parçacık hızlandırıcısı…vb.

Doğrudan yabancı yatırımlara bakıldığında AB’nin en fazla yatırım çeken ekonomik alan olduğu göze çarpmaktadır. 2010 yılında düşüş yaşayan yatırımlar 2011’de neredeyse iki katına yükselmiş, AB 370 milyar Euro dolarlık yatırımda bulunurken, AB’ye 225 milyar Euro’luk yatırım yapılmıştır.(13) AB’nin bu konuda da öncelikli ortağı ABD’dir.

Tüm bunlara ilaveten AB rekabet politikası da Birlik’in ekonomik gücünü artıran bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır. Temelde 1997’de imzalanan Amsterdam Antlaşması’na dayanan ortak rekabet politikası, hakim durumu kötüye kullanan tekel ve oligopollerin piyasayı bütünüyle ele geçirmesini engellemektir. Bu kapsamda üçüncü ülke şirketlerine yaptırım uygulama gücüne sahip olması AB’nin uluslararası ekonomik ilişkilerdeki etkinliğini artırmaktadır. AB Komisyonu 2001 yılında General Electric’in Amerikan sanayi şirketi Honeywell’i devralmasına izin vermemiş, 2008 yılında da rekabeti ihlalde ısrarcı olmakla suçladığı yazılım devi Microsoft'a 899 milyon Euro yeni para cezası vermiştir.(14)

Ekonomik gücün iki temel aracı olan yaptırımlar ve yardımlar, AB tarafından yaygın şekilde kullanılmaktadır. Üye devletler ve AB kurumları birlikte toplam kalkınma yardımlarının %55’ini sağlamaktadır. 2009 yılında kalkınma yardımlarına 49,3 milyar Euro harcanırken 2010 yılında bu rakam 53,8 milyar Euro, 2011’de ise 53 milyar Euro’dur.(15) AB’nin kalkınma politikası ilk Avrupa Kalkınma Fonu’nun oluşturulduğu 50’li yıllara dayanmaktadır. Birlik’in yardımları temel olarak üç kaynaktan gerçekleştirilmektedir: AB’nin Lomé Konvansiyonu kapsamında yer alan Afrika-Karayip-Pasifik ülkeleriyle işbirliği sağlanması ve bu ülkelerin kalkınmasına destek olunması amacıyla oluşturduğu Avrupa Kalkınma Fonu; MEDA(Akdeniz), PVD-ALA (Asya ve Latin Amerika) , PERD (Güney Afrika), TACIS (eski SSCB cumhuriyetleri) gibi farklı coğrafi bölgelere yönelik programlar; stk’larla ortak finanse edilen tematik program bütçeleri.

Yoksulluğun azaltılması, ekonomik ve ticari işbirliğinin artırılması, mali yardımların daha etkin kullanımının sağlanması, sürdürülebilir kalkınmanın desteklenmesi amacını taşıyan AB kalkınma yardımlarının en iyi örneklerinden biri Haziran 2000 tarihinde AB ile 77 Afrika-Karayip-Pasifik ülkesi arasında imzalanan ve yardımların yanı sıra politik diyalog, ticaret ve işbirliğine dayanan entegre kalkınma modelidir.

Ekonomik yaptırımlara gelindiğinde, bu yaptırımlara, etkinliği ve başarısı tartışma konusu olmakla beraber, diğer pek çok devlet gibi AB tarafından da “sopa” politikasının bir sonucu olarak başvurulduğu görülmektedir. Örneğin 2011’de AB 28 Kasım 2010’da Fildişi Sahilleri’nde yapılan devlet başkanlığı seçimlerini kaybetmesine rağmen görevini bırakmayan Cumhurbaşkanı Laurent Gbagbo ve diğer yöneticilere AB’ye giriş vizesi vermemek, Avrupa’daki varlıklarını dondurma gibi yaptırımlar  uygulamıştır. Son dönemde nükleer programı nedeniyle İran’la enerji ve doğal gaz konusunda iş ortaklığı yapılmasının engellenmesi; rafinasyon, doğal gazın sıvılaştırılması, bulunması ve üretimi teknolojisinde kullanılan enerji ekipmanlarının İran’a satışı, arzı ve transferinin yasaklanması;  180 İranlı kişi ve kurumun kara listeye alınarak AB ülkelerine seyahatinin yasaklanması ve kurumların mal varlıklarının dondurulması; ham petrol ve akaryakıt ithalinin yasaklanması gibi sert yaptırımlara başvurulmuştur.

AB Ekonomik Gücünün Sınırları

Yukarıda söz edilen göstergelerin AB’nin ekonomik gücüne işaret ettiği şüphe götürmemekle birlikte bu güç sınırsız değildir. Öncelikle AB demografik açıdan önemli bir potansiyele sahiptir, ancak doğum oranının düşmesi ve yaşam süresinin uzaması neticesinde hızla yaşlanan nüfus, uzun vadede sağlık harcamalarının artması, emeklilik maaşlarının finansmanı, aktif nüfusun azalmasıyla üretimin düşmesi gibi sonuçları beraberinde getirecektir. Bu durum AB’nin çekiciliğini ve dinamizmini azaltarak Asya’nın yükselen ekonomik güçleriyle rekabetini zorlaştıracaktır.

İkinci olarak ortak pazarın kurulmuş olmasına rağmen AB içerisinde üyeler arasında tam bir homojenlikten söz etmek mümkün değildir. Fransız coğrafyacı Roger Brunet’in 1989’da literatüre kazandırdığı mavi muz (blue banana) terimi Orta Çağ’dan beri Avrupa’daki ekonomik zenginliğin yoğunlaştığı bölgeyi ifade etmektedir.  Söz konusu bölge kuzeyde İngiltere’nin batısından, güneyde İtalya’nın Milan şehrine kadar uzanmaktadır. Liverpool, Manchester, Nottingham, Londra, Amsterdam, Lahey, Rotterdam, Brüksel, Eindhoven, Düsseldorf, Frankfurt, Lüksemburg, Strasburg, Stuttgart, Münih, Zürih, Milan, Venedik gibi şehirleri kapsamaktadır. Bazıları zamanla AB ortalamasına ulaşmış olmakla birlikte Doğu bloğu ülkeleri Avrupa’nın nispeten daha yoksul kesimini oluşturmaktadır.

Üçüncü olarak GSMH bakımından AB dünyada ilk sırada yer almakla birlikte satın alma gücü paritesi kişi başına GSMH’ye göre ABD’nin ve Japonya’nın gerisinde yer almaktadır. Bir başka deyişle Amerikalı bir vatandaşın satın alma gücü Avrupalıya göre daha yüksektir.

Dördüncü olarak AB genel itibariyle ticaretinin %65’ini üye ülkelerle gerçekleştirmektedir. Yani dünyanın bir numaralı ekonomik gücü ticaretinin sadece %35’lik kısmını diğer ülkeler yapmaktadır. Bu bakımdan ihracat anlamında AB içerisindeki tek güç Almanya’dır.

Beşinci olarak günümüzde büyük önem arz etmesine rağmen AB’nin Ar-Ge’ye yönelik harcamaları henüz istenilen seviyede değildir. Küresel ekonomik kriz sonrası Avrupa Birliği ekonomisinin yeniden canlandırılması için hazırlanan 10 yıllık kalkınma planı olan Avrupa 2020 Stratejisi, AB GSMH’sinden Ar-Ge ve inovasyona ayrılan payın mevcut %2 oranından %3’e çıkarılmasını öngörmektedir. Birlik içerisindeki heterojen durum bu konuda da kendini göstermektedir. Bu oran Almanya’da %2,5, İsveç’te %3,6, Fransa ve İngiltere’de %2, Avrupa’nın güneyi ve doğusunda %1’dir.(16)

Son olarak 2008 yılında başlayan ekonomik kriz AB’nin ekonomik gücü için ciddi bir sorun teşkil etmektedir. AB ekonomisini derinden sarsan bu krizi fazla detaya girmeden ayrıca ele almakta fayda vardır.

AB ve Ekonomik Kriz

2008 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ndeki konut piyasasında yaşanan büyük çöküş kısa zamanda tüm ABD piyasasını etkisi altına almış, bazı Amerikan yatırım bankalarını iflasa sürüklemiştir. ABD’deki kriz kısa zamanda Avrupa’ya sıçramıştır. İzlanda'nın 3 büyük bankasının iflas etmesine ve İzlanda kronasının Euro karşısında % 40 değer kaybetmesine sebep olan ekonomik kriz, İrlanda’dan Portekiz’e daha sonra da Yunanistan ve İspanya’ya yayılmıştır.

Bankacılık sektöründe başlayan kriz 2009’un sonunda borç krizine dönüşmüştür. Borç krizi uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in Yunanistan’ın kredi notunu ilk kez A seviyesinin altına düşürmesiyle bu ülkede patlak vermiştir. 80’lerden itibaren sürekli bir artış gösteren Yunan kamu borcu 2009 yılı Dünya Bankası verilerine göre, 384,1 milyar dolara, toplam dış borcu ise 594,5 milyar dolara ulaşmıştır.(17) Bu kriz Euro bölgesinde ayrışmalara neden olmuştur. Başta Almanya olmak üzere Hollanda ve Finlandiya gibi ülkeler Yunanistan’ın “kurtarılması” için yardım yapılmasına sıcak bakmamıştır. Ancak baskılar sonucu Almanya, IMF’nin de dahil olmasıyla yardım yapılmasını kabul etmiş ve Mayıs 2010’da 110 milyar Euro’luk tarihin en büyük uluslararası kurtarma yardımı açıklanmıştır. Ancak bu paket çözüm olmadığı gibi zaman içerisinde Portekiz ve İspanya da yardım talebinde bulunmuştur. Neredeyse tüm AB ülkeleri tasarruf tedbirlerine başvurmak zorunda kalmıştır.

Ayrıca ülkeler birlik çapında birtakım tedbirler almaya yönelmiştir. 8-9 Aralık 2011’deki AB Liderler Zirvesi’nde daha sıkı mali denetim getirecek anlaşma imzalanmış, bütçe açığı %3’ün üzerine çıkan ülkelere otomatik yaptırım uygulanması ve Avrupa Adalet Divanı’nın kabul edilen yasaların uygun şekilde uygulanıp uygulanmadığını denetleme otoritesine sahip olması kabul edilmiştir. Buna ilaveten ülkelerin borçlanma maliyetlerini düşürmek ve daha uygun koşullarda kredi teminini sağlamak adına birtakım önlem mekanizmaları geliştirilmiştir. Bunlardan ilki olan Ödemeler Dengesi Fonu, Euro bölgesi dışında kalan 10 AB üyesi devletin ödemeler dengesinde yaşayabileceği muhtemel sorunlarda ve buna bağlı olarak gerçekleşebilecek dış finansman güçlüklerinde devreye girmek üzere tesis edilmiştir. Mekanizmanın finansmanı, AB Komisyonu’nun, AB bütçesi ve 27 üye devlet tarafından garanti altına alınan tahviller ihraç ederek borçlanması ve ödemeler dengesinde sorun yaşayan devletlere kredi sağlaması şeklinde gerçekleşecektir. Bu fondan şimdiye kadar Macaristan, Letonya ve Romanya faydalanmıştır. İkinci olarak, mali sorunlarla karşılaşan tüm AB üye devletlerine finansal destek sağlamak amacıyla Avrupa Finansal İstikrar Mekanizması oluşturulmuştur. Mekanizma uyarınca Komisyon, AB adına piyasalardan kredi temin etmekte ve sonrasında bu krediyi talep eden üye ülkenin kullanımına sunmaktadır. Avrupa Finansal İstikrar Mekanizması geçici bir mekanizma olup, 2013 yılı Haziran ayından itibaren yerini Avrupa İstikrar Mekanizması’na (European Stability Mechanism) bırakacaktır. Böylece mekanizma Euro bölgesi üye ülkelerinin yanı sıra diğer üye ülkelerin de ekonomik problemlerine karşı çözüm yolu arayacak tek kurumsal organizasyon olacaktır.

2011’den itibaren Avrupa dönemi (European semester) olarak tanımlanan raporlama sistemi yürürlüğe konmuştur. Buna göre her bir üye ülkenin, bir sonraki senenin ulusal bütçesini belirlemeden önce Avrupa Komisyonu ile makro-ekonomik konularda koordinasyon halinde olması öngörülmektedir.

26 Haziran 2012’de yayımlanan “Gerçek bir Ekonomik ve Parasal Birliğe Doğru” başlıklı raporda ana hatları çizilen geleceğe dönük Birlik vizyonu, dört ana yapı taşından oluşmaktadır: entegre bir mali çerçeve, entegre bir bütçe çerçevesi, entegre bir ekonomi politikası çerçevesi ve güçlendirilmiş bir demokratik meşruiyet ve hesap verebilirlik. Ayrıca Euro bölgesi devlet ve hükümet başkanları, 28-29 Haziran 2012’de gerçekleşen AB Konseyi’nde bir denetleme mekanizmasının kurulmasına ve bu mekanizma kurulduktan sonra, Avrupa İstikrar Mekanizması'na bankalara doğrudan fon aktarma imkânını tanımaya karar vermişlerdir.(18)

Krizin AB’nin geleceğine etkisine ilişkin iki farklı görüşten söz etmek mümkündür. Karamsar olarak nitelendirilebilecek görüşe göre bu kriz Euro’nun ve Euro bölgesinin sonunu getirecektir. Diğer bir görüşe göre ise krizin AB bütünleşmesini hızlandıran bir faktör olması olasıdır. Zira AB bugüne kadar geçtiği zor dönemlerden (İkinci Dünya Savaşı, 1990’lı yıllardaki krizler…vb) bütünleşmeyle çıkmıştır.

Sonuç

Yukarıdaki rakamlar göz önüne alındığında AB hala bir ekonomik güçtür demek yanlış olmayacaktır. Ancak bu güç sınırsız değildir. Hızla yaşlanan Avrupa nüfusu, ekonomik anlamda AB içindeki heterojen yapı, satın alma gücü paritesiyle kişi başına GSMH’nin düşüklüğü, ticaretin büyük kısmının üye ülkelerle yapılması, Ar-Ge yatırımlarının düşüklüğü gibi etmenlerin yanı sıra bugün AB ekonomik gücünü tehdit eden en önemli unsur içinde bulunulan ekonomik krizdir. Bu krizin daha da uzaması durumunda üye ülkelerin ekonomik ve finansal sistemlerine ciddi zararlar vermesi mümkündür. Zira daha şimdiden ekonomik durgunluğa, bankacılık sektörünün zayıflamasına, yüksek işsizlik oranı ve kamu borçlarına neden olmuştur. Krizin daha uzun süre devam etmesi AB ekonomisinin ciddi şekilde zayıflayarak ABD, Japonya ve BRIC ülkeleri ile rekabetinin zorlaşmasına ve ortak pazarın eski çekiciliğini kaybetmesine yol açabilir.

 



Dipnotlar:

1.    Joseph Nye, The Future of Power, NewYork, PublicAffairs, 2011, sf. 51
2.    Ibid., sf. 52
3.    John A. Kroll, "Complexity of Interdependance”, International Studies Quarterly, Vol.37, No.3, 1992, sf. 322-323
4.    Joseph Nye, Soft Power:the Means to Success in World Politics, New York, Public Affairs, 2005, sf.31
5.    “UE: 502,5 millions d'habitants au 1er janvier”, Eurostat, 28 Juillet 2011, http://epp.eurostat.ec.europa.eu/cache/ITY_PUBLIC/3-28072011-AP/FR/3-28072011-AP-FR.PDF (erişim 13 Eylül 2012)
6.    The World Bank, Data 2011, http://data.worldbank.org/region/EUU (erişim 13 Eylül 2012)
7.    Ibid.
8.    Bela Balassa, The Theory of Economic Integration, London, Allen & Unwin, 1962, sf.7
9.    International Monetary Fund, International Reserves and Foreign Currency Liquidity, http://www.imf.org/external/np/sta/ir/IRProcessWeb/data/ECB/eng/CURecb.HTM (erişim 14 Eylül 2012)
10.    Ibid.
11.    CIA World Factbook, European Union, https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/ee.html (erişim 14 Eylül 2012)
12.    Maxime Lefebvre, L’Union européenne peut-elle devenir une grande puissance?, Paris, Reflexeeurope, 2012, sf. 87
13.    Eurostat, Communiqué de presse, 13 Juin 2012, http://epp.eurostat.ec.europa.eu/cache/ITY_PUBLIC/2-13062012-BP/FR/2-13062012-BP-FR.PDF (erişim 14 Eylül 2012)
14.    “AB’den Microsoft’a 900 Milyon Euro Ceza”, 28 Şubat 2008 http://www.euractiv.com.tr/ticaret-ve-sanayi/article/abden-microsofta-900-milyon-euro-ceza (erişim 15 Eylül 2012)
15.    Union Européenne, Développement et Coopération, http://europa.eu/pol/dev/index_fr.htm (erişim 15 Eylül 2012)
16.    Maxime Lefebvre, op.cit., sf. 86
17.    “Avrupa’daki Ekonomik Krizle İlgili Korkutan Tahmin”, http://ekonomi.bugun.com.tr/avrupa-daki-krizde-korkutan-tahmin-92441-haberi.aspx (erişim 15 Eylül 2012)
18.    Towards a Genuine Economic and Monetary Union, June 26, 2012, http://www.consilium.europa.eu/uedocs/cms_data/docs/pressdata/en/ec/131201.pdf 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top