Kuzey ve Güney Kore’nin Sarı Deniz’deki Sınır İhtilafı

A- A A+


Kore Savaşı sonunda Kuzey ve Güney’in Sarı Deniz’deki yetki alanlarını belirlemek için 1953’te BM tarafından çizilen Kuzey Sınır Hattı, günümüzde taraflar arasındaki temel anlaşmazlık konularından birini oluşturmaktadır. Hattın tek taraflı olarak çizildiğini ve Sarı Deniz’e çıkışının adaletsizce sınırlandığını savunan Kuzey Kore, karasularını 12 mile çıkarmak istemekte Güney Kore ise bu talebi reddetmektedir.


Kuzey Kore gemilerinin kendi karasularında seyrettiği iddiasıyla sık sık sınırı ihlal etmektedir ki bunun en son örneği 25 Şubat 2014 tarihinde yaşanmıştır. Öte yandan Kuzey’in gerçekleştirdiği sınır ihlalleri neticesinde zaman zaman yaşanan çatışmalar yarımadadaki barış ve istikrar arayışlarını sekteye uğratmaktadır. Bu çalışmada Kuzey Sınır Hattı’nın iki ülke ilişkilerine etkisi, yaşanan çatışmaların mahiyeti ve olası çözüm yöntemleri tartışılacaktır.


Kuzey Sınır Hattı


1953 yılında Kore Savaşı’nın sona ermesinden ve ateşkes ilan edilmesinden (Haziran 1953) sonra 38. paralel iki ülke arasında sınır kabul edilmiştir. Sarı Deniz’in (Koreliler Batı Denizi olarak adlandırmaktadır.) batı kıyısında da 38. paralel boyunca 200 kilometrelik bir deniz sınırı oluşturulmuştur. Ateşkes’te “Hwanghae (K.Kore) ve Kyonggi (G.Kore) adaları arasından geçen sınır hattının kuzey ve batısında bulunan tüm adaların” Kuzey Kore’ye ait olduğu belirtilmiş, ancak bu bölgedeki beş ada (Woo, Yeonpyeong, Socheong, Daecheong ve Baengnyeong) Birleşmiş Milletler (BM) kontrolüne bırakılmıştır. Bu sebeple iki ülke arasında Sarı Deniz’e ilişkin sınır görüşmelerinde bu adalar ayrı tutulmuştur. Söz konusu görüşmelerde karasuları konusunda mutabakat sağlanamadığından sorun çözülememiştir. Zira BM karasuları sınırının 3 deniz mili olmasında ısrar ederken Kuzey Kore 12 deniz mili olmasını önermiştir.(1) Mutabakat sağlanamamasından ötürü  ateşkeste kesin deniz sınırına ilişkin bir ibare yer almamıştır. İki Kore birleşmeden ateşkes imzalamak istemeyen Güney Kore ile yetki alanını genişletmek isteyen Kuzey Kore arasında yeni bir gerilim yaşanmaması için BM temsilcileri Ağustos 1953 yılında ateşkes hattının deniz üzerindeki uzantısı olarak nitelendirilebilecek Kuzey Sınır Hattı’nı belirlemiştir. Böylece iki ülke balıkçı teknelerinin birbirlerinin karasularına geçerek gerginlik oluşturmasının önüne geçilmesi planlanmıştır.



BM kontrolüne bırakılan beş ada dışarıda kalacak şekilde çizilen bu hat Kuzey Kore’nin Sarı Deniz’e çıkışını sınırlandırmaktadır. Özellikle ülkenin en büyük limanlarından Haeju’dan kalkan gemiler Sarı Deniz’e girmek için kuzeydeki Baengnyeong adasının etrafından dolaşmak durumunda kalmaktadır. Bundan rahatsızlık duyan Kuzey Kore, 1955 yılında karasularını 12 deniz miline çıkardığını açıklamıştır ki bu dönemde genel kabul gören sınır 3 deniz milidir. 12 millik sınır 1982’de imzalanan BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde öngörülmektedir. Söz konusu 12 millik sınır BM kontrolündeki beş adanın Kuzey Kore egemenliğine girmesi anlamına gelmekle birlikte Piyonyan yönetiminin böyle bir talebi olmamıştır.  Kuzey Kore bu sınır artırımı talebinde ısrarcı olmamış ve yaklaşık 20 yıl boyunca Kuzey Sınır Hattı’nın meşruiyeti konusunu tartışmaya açmamıştır. Bu durum Kuzey Kore Genelkurmay Başkanı Kim Pung-sop’un Aralık 1973’te beş adanın Kuzey Kore karasularında olduğu ve bu adalara giriş çıkışın önceden Piyonyan yönetimine bildirilmesi gerektiğine ilişkin açıklamasıyla değişmiştir.(2) Ancak Kuzey Kore bu iddiasını destekleyecek herhangi bir adım atmamıştır.  1977-1978 yıllarında ise Piyonyan, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne dayanarak Münhasır Ekonomik Bölge ilan ettiğini ve karasularını 12 mile çıkardığını açıklamış, ancak Güney Kore bunu tanımamıştır. 1980’lerin ortalarından itibaren iki ülke arası ilişkilerde öncelikli konunun Kuzey Kore’nin nükleer silah programı haline gelmesiyle birlikte deniz sınır ihtilafı geri planda kalmıştır.


Yaşanan Çatışmalar


Konuyu yeniden gündeme taşıyan olay, Haziran 1999’da Kuzey’e ait bir devriye gemisinin sınır ihlali yaptığı gerekçesiyle kendisini uyaran Güney Kore gemisine ateş açması ve on dakika süren çatışma neticesinde Kuzey’e ait iki geminin batması olmuştur.  Bu tarihten itibaren taraflar ihtilaflı bölgede zaman zaman çatışmaya varacak şekilde karşı karşıya gelmeye başlamıştır. 1999’tan günümüze kadar bu çatışmalarda 53 Kuzey Kore askeri hayatını kaybetmiş, 95’i yaralanmıştır. Güney’de ise 54 asker ve 2 sivil hayatını kaybederken 99 asker ve 3 sivil yaralanmıştır.(3) 1999’daki çatışmanın neticesinde Piyonyan, Kuzey Sınır Hattı’nın tek taraflı olarak saptandığını, dolayısıyla geçersiz olduğunu ilan etmiş ve bundan sonra Güney Kore ile ABD gemilerinin beş adaya sadece iki yoldan gelip gidebileceğini ifade etmiştir.(4) Ancak bu konuda ısrarlı davranmamış ve 2002 yılına kadar başka bir çatışma yaşanmamıştır.


Haziran 2002’de iki Güney Kore gemisinin sınırı ihlal eden Kuzey’e ait iki savaş gemisi ile balıkçı teknelerini geri dönmeleri için ikaz etmesi sonrası yirmi dakika süren bir çatışma yaşanmıştır. Çatışma sonucunda 30’a yakın Kuzey Kore askeri hayatını kaybetmiş veya yaralanmış, 5 Güney Kore askeri hayatını kaybetmiş, 27’si de yaralanmıştır.(5) Olay sonucunda taraflar birbirlerini sınır ihlali yapmakla suçlamış ve Piyonyan Kuzey Sınır Hattı’nı tanımadığını yinelemiştir. Ayrıca bu çatışma, Güney Kore devlet başkanı Kim Dae-jung tarafından 1998’de başlatılan ve iki ülke ilişkilerini iyileştirmek için etkileşim ve ekonomik destek öngören Güneş Işığı politikasının tartışmaya açılmasına neden olmuştur. Zira Piyonyan'ın tavrında olumlu bir değişim olmadığı açıkça görülmüştür. Öte yandan Güney Kore halkı Savunma Bakanlığı’nı pasif ve yavaş davranmakla eleştirmiştir.(6)


2003-2008 yılları arasında görev yapan Roh Moo-hyun döneminde de Güneş ışığı politikasına devam edilmiş ve ciddi bir çatışma yaşanmamıştır. 2006 yılında taraflar arasında gerçekleştirilen gorüşme konularından biri de Kuzey Sınır Hattı olmuştur. Kuzey Kore, Güney’in 5 ada üzerindeki egemenliğini resmi olarak tanımış, ancak kendi egemenlik alanını genişletecek şekilde yeni bir hattın çizilmesini talep etmiştir.(7) 2007’de gerçekleştirilen görüşmelerde de bitişik balıkçılık bölgesi ve Kuzey’e ait gemilerin Haejou limanına doğrudan ulaşımı konuları görüşülmüştür. Fakat görüşmelerden herhangi bir sonuç çıkmamıştır. Konuyla ilgili olarak Güney Kore’de görüş ayrılıkları yaşandığı görülmektedir. Ulusal Birleşme Bakanlığı yarımadada barışı sağlamak adına taviz verilebileceği ve yeni bir sınır hattının müzakere edilebileceğini savunmaktadır. Buna karşın yeni bir sınırın Kuzey’in gemilerinin Incheon limanı yakınlarına gelmesine fırsat sunacağı ve limanın güvenliğini tehdit edeceği gerekçesiyle Savunma Bakanlığı hattın değişiminin söz konusu olmadığında ısrar etmektedir.(8) Bu dönemdeki en önemli gelişme 4 Ekim 2007’de imzalanan bildiridir. Bu bildiri, Sarı Deniz’de özel bir işbirliği bölgesi oluşturulması için nakliye amaçlı demiryolu hattının hizmete sokulmasını, Haejou’ya sanayi merkezi inşa edilmesini ve Kuzey Sınır Hattı konusunda işbirliği gerçeklestirilmesini kapsamaktadır. Ancak Kuzey Kore’ye karşı daha sert bir politika izlenmesi gerektiğini savunan Lee Myung-bak’ın devlet başkanı olmasıyla birlikte bu işbirliği havası yavaş yavaş yerini gerilimli bir sürece bırakmaya başlamıştır.


2009 yılında Daecheong adası yakınlarında sınırı geçen bir Kuzey Kore devriye gemisinin Güney’in uyarılarına ateşle karşılık vermesi sonucu taraflar arasında çatışma yaşanmıştır. Ancak bu durum ikili ilişkileri fazla etkilememiş ve ilişkileri güçlendirme görüşmeleri devam etmiştir.


Mart 2010’da Güney Kore donanmasına ait Cheonan korvet tipi savaş gemisinin, bilinmeyen bir nedenle yaşanan patlama sebebiyle Beakryung adası yakınlarında batması ve 46 denizcinin hayatını kaybetmesi ülkede büyük tepki ve endişeye neden olmuştur. Güney Kore tarafından gerçekleştirilen araştırmalar sonucu bir Kuzey Kore denizaltısının Cheonan savaş gemisini torpido ile vurarak batırdığı ortaya çıkmıştır. Kuzey Kore olayla ilgili herhangi bir bağlantısının olmadığını ifade etmiş ve suçlamaları reddetmiştir. Seul, Kuzey Kore ile tüm ticari ilişkilerinin askıya alınacağını duyurmuştur. 23 Kasım 2010’da Güney Kore’nin Yeonpyeong adasında ABD ile ortak olarak gerçekleştirdiği Hoguk isimli tatbikatın kendi karasularına top mermisi düşmesine sebep olduğunu savunan Kuzey Kore, tatbikatın sona erdirilmesini istemiştir. Tatbikatın devam etmesi neticesinde ise Yeonpyeong adasına topçu ateşi açarak 2 asker ve 2 sivilin ölümüne, pek çok kişinin de yaralanmasına sebep olmuştur. Bu saldırı Kore Savaşı’ndan bu yana taraflar arasındaki en ciddi çatışma olarak değerlendirilmektedir. Güney bu saldırıya topçu ateşiyle karşılık vermiş, fakat bölgeye gönderilen F-16’lar gerilimi daha fazla artırıp topyekûn bir savaşa sebebiyet vermemek adına Kuzey’e saldırı düzenlememiştir. Bu saldırı sonucunda Lee Myung-bak Kuzey’e yönelik politikasını daha da sertleştirmiş, Kaesong endüstriyel kompleksinin işletimi ve insani yardım dışında kalan tüm yardım ve işbirliğini kesmiştir.


İhtilafın Temel Sebepleri


Karasuları üzerinde tam egemenlik yetkisine sahip olmak dışında Kuzey Sınır Hattı; balıkçılık, ticaret ve güvenlik konuları sebebiyle iki ülke açısından önem taşımaktadır. Hattın çevresi balık açısından zengin olmakla birlikte iki ülke balıkçıları için asıl önem teşkil eden bu bölgedeki mavi yengeçlerdir. Yüksek fiyatlara alıcı bulan bu yengeçlerin av sezonu olan ilkbahar aylarında sınır ihlallerinin artması şaşırtıcı değildir. Zaman zaman bu ihlallere dahil olan Çinli balıkçılar (Kuzey Kore karasularında avlanma iznine sahip olanlar) durumu iyice karmaşık hale getirmektedir. Çinli balıkçıların Kuzey Hattı’nı geçerek Güney Kore tarafından yasaklanmış trol yöntemiyle avlanmaları tepki toplamaktadır.


Ticaret konusunda Kuzey’in en önemli limanlarından olan Haeju’dan kalkan ticaret gemileri sınır ihlali yapmamak adına yolu uzatmakta, bu durum yolculuğun maliyetini yükseltmektedir. Sınır hattı, Haeju limanı ve Keaseong Endüstriyel Kompleksi ile Seul ve Incheon arasındaki doğrudan deniz bağlantısını da engellemekte ve iki ülke arasındaki ticareti olumsuz etkilemektedir. (2013 yılında iki Kore arasındaki ticaretin hacmi 1,1 milyar dolar olarak hesaplanmıştır.)(9)


Kuzey’in karasularını 12 mile çıkararak sınır hattını daha güneye ötelemesi, Kuzey Kore donanmasının Sarı Deniz’deki harekat kabiliyetini artıracağı ve savaş gemilerinin Seul’e daha yakın seyretmesini sağlayacağı için Güney tarafından bir güvenlik sorunu olarak algılanmaktadır. Yine bu durumda Güney için beş adanın güvenliğini sağlamanın zorlaşacağını söylemek de mümkündür. YIJUN Uluslararası Hukuk Enstitüsü’nden Prof. Kim Charn-kiu, Kuzey Sınır Hattı’nın olmaması durumunda beş adanın insansızlaştırılmak zorunda kalınacağına ve Kuzey Kore ajanlarının Güney’e çok daha kolay sızacağına vurgu yapmaktadır.(10) Kuzey ise mevcut durumun Güney’e ait devriye gemilerinin sınırlarına çok yakın seyretmesine imkan sağladığı için güvenlik sorunu oluşturduğunu savunmaktadır.


Muhtemel Çözüm Yöntemleri


Kuzey Kore sınır hattının tek taraflı olarak çizildiğini, BM’nin kendisini sınıra ilişkin bilgilendirmediğini ve sınırın yasal olmadığını, dolayısıyla bu hattı tanımadığını belirtmektedir. Ayrıca kendisinin farklı dönemlerde (1955, 1973, 1989, 1999) sınıra açıkça itiraz ettiğini vurgulamaktadır.  Hattın yeniden belirlenmesi gerektiğini ifade etmekle birlikte Güney’in beş ada üzerindeki egemenliğini tartışmaya açmamaktadır. Ancak hattın belirlenmesinden itibaren 20 yıl boyunca Kuzey’den herhangi bir itiraz gelmemesi Güney tarafından teamül hukuku çerçevesinde fillen kabul etme şeklinde yorumlanmaktadır.(11) Güney Kore, sınır hattına Kuzey’den bir itiraz gelmediğini gibi bu hattın 1992’de iki ülke arasında imzalanan Uzlaşma, Saldırmazlık ve İşbirliği Sözleşmesi’nde de sınır olarak kabul edildiğini dile getirmektedir. Ayrıca Kore yarımadasına barış getirecek kapsamlı bir anlaşma haricinde sınır hattının tek taraflı olarak tartışmaya açılamayacağını belirtmektedir.


Bu tip ihtilaf durumlarında bilindiği üzere devletler ya görüşmeler, dostça girişim, arabuluculuk gibi diplomatik ya da mahkeme yargılaması ve uluslararası hakemlik gibi yargısal yöntemlere başvurmaktadır. Yargısal yönteme başvurulması durumunda ihtilaf, Deniz Hukuku Sözleşmesi (Her iki taraf 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni imzalamış, ancak sadece Güney onaylamamıştır.) ve uluslararası teamül hukuku çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu sebeple uluslararası deniz hukuku çerçevesinde tarafların söz konusu tutum ve iddialarının geçerliliğine değinmek uygun olacaktır.


1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin gerek münhasır ekonomik bölgenin sınırlandırılmasını düzenleyen 74. maddesi gerekse kıta sahanlığını düzenleyen 83. maddesi hakkaniyet ilkesine uygun bir çözüme ulaşılması gerektiğinin altını çizmektedir. Hakkaniyetin genel kabul gören bir tanımı olmamakla birlikte pek çok deniz sınır davasında (Libya/Malta kararı, Maine Körfezi kararı, Jan Mayen kararı, vs.) bu ilkeye atıf yapılmıştır. “Hak ve adalete uygunluk, doğruluk, nısfet” anlamına gelen hakkaniyet, genel olarak, somut olay adaleti olarak tanımlanmaktadır.(12) Hakkaniyet somut ilkelerden ziyade sınırlandırma işlemine uygulanacak kurallar bütününü işaret etmektedir. Uluslararası Adalet Divanı; coğrafyanın yeniden biçimlendirilmesinin söz konusu olmaması, taraflardan birinin diğerinin doğal uzantısına tecavüz etmemesi, tüm ilgili durumlarda gerekli özenin gösterilmesi ve hakkaniyetin mutlak eşitlik anlamına gelmediği  şeklinde bazı somut ilkeler saymıştır.(13) Yine Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 7. maddesine göre düz esas hatlar yöntemi (sahilin derin bir şekilde girintili çıkıntılı olduğu veya sahil boyunca hemen yakında bir adalar dizisinin bulunduğu yerlerde, karasularının genişliğinin ölçülmeye başlandığı esas hattın çizimi için, uygun noktaları birleştiren yöntem) bir devlet tarafından, diğer bir devletinin karasularını açık denizden veya bir münhasır ekonomik bölgeden kesecek şekilde uygulanamaz. Ayrıca deniz ihtilaflarının çözümünde adaların sınırlı bir etkiye sahip olduğu kabul görmektedir.  (Libya/Tunus kararı, Maine Körfezi kararı, vs.) Öte yandan Jan Mayen ve El Salvador/Honduras kararlarında tarafların hayati güvenlik çıkarlarının korunması gerektiği belirtilerek sınır belirlemede güvenlik boyutunun altı çizilmiştir.


Kuzey Sınır Hattı ihtilafına uygulanabilecek tüm bu ilke ve kararlar ışığında öncelikle Kuzey Kore’nin esas hat konusunda kesin bir tutumunun olmadığı ve Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne aykırı şekilde Kore Körfezi’nin doğusuna uzanan uzun bir esas hattı savunduğu görülmektedir.(14) Öte yandan Kuzey Kore Sarı Deniz’de 50 millik bir askeri güvenlik bölgesi oluşturulması gerektiğini savunmaktadır ki bu da Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne aykırıdır. Bununla birlikte Kuzey Sınır Hattı’nın hakkaniyet ilkesine uygun olmadığını söylemek yanlış olmayacaktır. Zira sınır hattı Kuzey’in yetki alanını sınırlandırmakta ve okyanusa çıkışını zorlaştırmaktadır. Özellikle beş adanın karasularının bu ihtilafta içtihat gereği herhangi bir etkiye sahip olamayacağı göz önüne alındığında Piyonyan yönetiminin sınırın adaletsiz olduğu yönündeki itirazları haklı görülmektedir. Ancak Kuzey’in saldırgan tavrı hesaba katılarak Güney Kore’nin güvenlik çıkarlarının korunması bağlamında sınırın Incheon ve Seul’e yakınlaşacak şekilde güneye kaydırılması pek mümkün görünmemektedir. Zaten 12 millik sınır karasuları iddialarının çakıştığı durumlarda doğrudan devreye sokulamamakta, bunun için tarafların anlaşması gerekmektedir. Bu sebeplerle ne Kuzey ne de Güney uluslararası tahkim konusuna sıcak bakmamaktadır, zira iki tarafı da tatmin edecek bir sonucun çıkması muhtemel görünmemektedir. Öte yandan iki taraf da Kore yarımadasındaki bölünmüşlüğü geçici gördüğü için iki ülke arasındaki meseleleri uluslararası anlaşmazlık olarak nitelememektedir.(15)


Bu sebeple diplomatik yöntemlerin yargısal yöntemlere yeğleneceğini söylemek mümkündür. En muhtemel çözüm yolu tarafların gerçekleştireceği görüşmelerdir ki ateşkes anlaşması da sorunların ikili görüşmeler yoluyla çözülmesi gerektiğini ifade etmektedir.  Tarafların görüşmelere balıkçılık konusunda bir işbirliği geliştirmek amacıyla başlaması daha kısa vadede sonuç alınmasını sağlayabilir. Balıkçılık alanında bir işbirliği hem sınır ihlallerini yol açan temel sebeplerden birini ortadan kaldıracak hem de diğer alanlardaki görüşmelerin önünü açacaktır. Bu bağlamda ihtilaflı bölgede ortak balıkçılık bölgesi teşkil edilmesi söz konusu olabilir. Ayrıca yeni çatışmaların yaşanmaması için taraflar tedbirler almalı ve deniz kuvvetlerini bu konuda hassas hareket etmeye teşvik etmelidir. 1992’de  imzalanan anlaşmada öngörülen  ortak askeri komitenin kurulması ve Sarı Deniz’de gerçek mühimmatlı tatbikatlardan kaçınılması da önemlidir. Zira iki ülke arasındaki güven sorunu aşılmadan Kuzey Sınır Hattı ile ilgili bir çözüm üretmek mümkün değildir. Teherence Roehrig deniz sınır hattı anlaşmazlığının iki Kore arasındaki pekçok sorundan sadece biri olduğunu ve tüm bu sorunların bir noktada birbirleriyle bağlantılı olduğunu, dolayısıyla diğer konularda ilerleme sağlanmadan bu ihtilafın çözülemeyeceğini ifade etmektedir.(16) Diğer sorunlu konularda ilerleme kaydedilmesi şüphesiz güven artırımı sağlanması için önemlidir. Fakat eğer gerçekten bir çözüm sağlamak isteniyorsa sınır hattı sorunu; nükleer silah programı, resmi barış anlaşması, birleşme gibi orta vadede dahi çözümü çok zor görünen konulardan ayrı ele alınmalıdır.


Kuzey Kore ile ilişkiler hususunda Lee Myung-bak hükümetine göre daha ılımlı ve yapıcı bir politika izleyen Park Geun-hye hükümetinin böyle bir işbirliği geliştirmeye olumlu bakacağını söylemek mümkündür. Ancak Güney Kore ve ABD tarafından 24 Şubat 2014 tarihinde başlatılan ve 18 Nisan’a kadar sürecek ortak olağan askeri tatbikata Kuzey Kore yönetiminin tehdit ve 60 füze denemesiyle karşılık vermesi güven tesis etmenin ve işbirliği sağlamanın kolay olmayacağına işaret etmektedir. Bu durum da Kuzey Sınır Hattı anlaşmazlığının kısa ve orta vadede çözümünü zorlaştırmaktadır.




Sonnotlar:


1. Kim Jung-Gun, “Reflections on the Attitude of North Korea toward the Law of the Sea Treaty”, in Choon-ho Park and Jae Kyu Park, The Law of the Sea: Problems from the East Asian Perspective (Honolulu: University of Hawaii, 1987), 213.

2. Kim Jung-Gun, a.g.e, 219-223.

3. Jason Kim and Luke Herman, “War and Peace in the East Sea: Reducing Tension along the Northern Limit Line”, Issues and Insights 12, No.13, (December 2012):7.

4. Jon M. Van Dyke, et al., “The North/South Korea Boundary Dispute in the Yellow (West) Sea”, Marine Policy 27, (2003); 145.

5. Jason Kim and Luke Herman, a.g.m.,8.

6. Jon M. Van Dyke, a.g.m., 147.

7. Junghwan Yoo, “La North Limit Line en mer Jaune et le retour de la guerre froide sur la peninsula coréenne”, Hérodote 141, (2e trimestre 2011): 24.

8. Junghwan Yoo, a.g.m., 24.

9. “South Korea has lost the North to China”, Financial Times, February 20, 2014, http://www.ft.com/cms/s/0/f8fca490-9a23-11e3-a407-00144feab7de.html#axzz2wbLZ8LnI (erişim: 21.03.2014)

10. Kim Charn-kiu, “Northern Limit Line is part of the Armistice system”, Korea Focus 7, No.4 (July-August 1999): 103.

11. Terence Roehrig, “Korean Dispute over the Northern Limit Line: Security, Economics, or International Law?”, Maryland Series in Contemporary Asian Studies 3, (2008):40.

12. Kadir Gürten, Roma hukukunda hakkaniyet (Ankara: Adalet Yayınları, 2008), 31.

13. Fevzi Topsoy, “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasında Hakkaniyet İlkesi ve Dağıtıcı Adaletin Sağlanmasındaki Rolü”, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 20. Yıl Özel Sayısı, (2013): 196.

14. Jon M. Van Dyke, a.g.m., 153

15. “North Korea: The Risks of War in the Yellow Sea”, Asia Report 198, International Crisis Group, (December 2010):3.

16. Terence Roehrig, a.g.m., 59.


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top