Çözüm Süreci Nereye Gidiyor?*

A- A A+

Çözüm sürecinde silahlı militanların Türkiye sınırları dışına çekilmesi şeklinde belirlenen ilk aşamada PKK/KCK terör örgütü, geri çekilme taahhüdünü yerine getirmemesine rağmen hükümeti gerekli adımları atmamakla itham ederek 9 Eylül 2013 tarihinde çekilmeyi durdurduğunu açıklamıştır. PKK/KCK'nın silahsızlandırılmasına ve militanların topluma kazandırılmasına yönelik İmralı'yla görüşmelerle başlatılan çözüm sürecinin, örgütün süreci istismar etme girişimi ve çekilmeyi durdurduğunu açıklaması ile çıkmaza girmeye başladığı gözlemlenmektedir. 

 

BDP heyetlerinin 3 Ocak 2013 tarihinde ilki gerçekleşen İmralı ziyaretleriyle gelişen çözüm sürecinde ülke kamuoyunda genel olarak olumlu bir beklenti meydana gelmiş, terör örgütünün silah bırakabileceği yönündeki kanaat güçlenmeye başlamıştır. İmralı'da yapılan ilk görüşmenin basına yansıyan tutanaklarında Öcalan'ın kullandığı ifadelere ve Diyarbakır'daki Nevruz kutlamasının terör örgütünün propagandasına dönüştürülmesine rağmen sürece yönelik iyimserlik sürdürülmüştür. Örgüt, Öcalan'ın Nevruz'da okunan mektubunun ardından 23 Mart'ta ateşkes dönemine girdiğini duyurmuş ve 8 Mayıs'tan itibaren geri çekilmenin başladığını beyan etmiştir. Başbakan Erdoğan'ın yurt sınırları içindeki teröristlerin silahlarını bırakarak çekilmesi talebine rağmen, örgüt mensuplarının silahlarıyla birlikte çekilmeye başlamasına müsaade edilmiştir. Kırsalda ve şehirde örgüte yönelik bütün operasyonlar durdurulmuş, KCK tutukluları büyük ölçüde tahliye edilmiş veya tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış ve geri çekilmeye başlayan örgüt mensuplarına müdahale edilmemiştir.

 

1999'dan beri İmralı cezaevinde tutuklu bulunan örgüt lideri Öcalan'la yürütülen görüşmeler, doğru bir stratejik planlama ve zamanlama şartıyla PKK/KCK'nın silah bırakması için başvurulabilecek makul bir yöntemdir. Bu yöntemin sonuç vermesi ise Öcalan'ın açık biçimde örgüte silah bırakma çağrısı yapması ve Kandil'in bu çağrı doğrultusunda silah bırakmayı kabul ederek şehirlerde ve kırsaldaki silahlı varlığını tamamen sona erdirmesiyle mümkün görünmektedir. Öcalan'la görüşmelere dayalı icra edilen mevcut çözüm denemesinde sürecin başarısı büyük ölçüde örgütün Kandil bölgesindeki dağ kadrosunun hareket tarzına bağlıdır. Çözüm sürecinin başarılı olması ve sürecin doğuracağı olası tehlikelere karşı gerekli tedbirlerin geliştirilmesi için Kandil'in muhtemel hareket tarzları göz önünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle çözüm süreci başlatılınca Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) olarak Kandil'in nasıl hareket edebileceğine ilişkin üç senaryo geliştirmiş, ihtiyatlı bir iyimserlik içinde süreçteki gelişmeleri bu senaryolar kapsamında analiz etmeye çalışmıştık.(1)

 

1. Gelişmeler Hangi Senaryoyu Doğruluyor?

 

Çözüm sürecinde dağ kadrosunun muhtemel hareket tarzı ile ilgili geliştirdiğimiz birinci senaryo çözüm sürecine topyekûn karşı çıkan bakış açısı uyarınca karamsar niteliklidir. Birinci senaryoya göre Kandil, Öcalan'ın hapiste bulunduğunu ve Türkiye'nin kontrolünde olduğunu belirterek Nevruz'da okunan mesajının, çekilme ve müteakip talimatlarının siyasi iktidarın baskısıyla ortaya çıktığını değerlendirecektir. Bu senaryoya göre dağ kadrosu "Öcalan liderimizdir ama şu anda bu talimatlara göre hareket edemeyiz" yaklaşımıyla hareket edecek, terörizmle sonuç almaya devam edecektir. PKK/KCK'nın Öcalan'ın talimatlarına bağlı kalacağını duyurarak ateşkes ilan etmesi ve ateşkes dönemine (3 Temmuz ve 17 Temmuz'daki saldırılar dışında) bugüne kadar riayet etmesi bu senaryonun gerçekleşmediğini göstermiştir. İkinci senaryo Türkiye'de süreçle birlikte ortaya çıkan müspet beklentiler çerçevesinde iyimser niteliklidir. İkinci senaryoya göre Kandil'deki dağ kadrosu "Öcalan liderimizdir" yaklaşımıyla çekilme talimatına riayet edecek ve İmralı'nın müteakip talimatlarını yerine getirerek çözüme katkı sağlayacaktır. BDP heyetinin ilk İmralı ziyaretinden bugüne geçen sekiz aylık dönemde gözlemlenen gelişmeler ve örgütün çekilmeyi durdurduğunu açıklaması bu senaryonun gerçekleşmediğini gösteren emarelerdir.

 

Üçüncü senaryoda ise Kandil, söylemde Öcalan'ın talimatlarına uyacağını ifade ederek çözüme karşı olmadığı izlenimi verecek ancak uygulamada örgütün mevcut hedefleri doğrultusunda hareket etmeye devam edecektir. Bu senaryoya göre Kandil'deki dağ kadrosu, bir taraftan "Öcalan liderimizdir" yaklaşımıyla çözüm sürecine bağlılığını beyan ederken diğer taraftan KCK sözleşmesinde belirtilen konfederal devlet yapılanmasına yönelik örgütlenme faaliyetlerini sürdürecek ve süreç çıkmaza girince dağdaki silahlı güce dayalı "devrimci halk savaşı" stratejisini gerçekleştirmeye teşebbüs edecektir. BİLGESAM'daki çalışmalarımız çerçevesinde çözüm sürecinin ilk aylarında Başbakan'ın ve terör örgütü yöneticilerinin açıklamalarıyla ortaya çıkan çelişkilerden hareketle üçüncü senaryonun ağırlık kazandığını tespit etmiş, örgütün muhtemelen üçüncü hareket tarzını benimseyeceğini öngörmüştük.(2) Nitekim süreç kapsamında terör örgütünün kendi sorumluluklarını yerine getirmemesi, çekilme aşamasına riayet etmemesi, 9 Eylül 2013 tarihinden itibaren çekilmeyi durdurduğunu açıklaması ve elde ettiği serbestliği fırsata dönüştürmeye çalışması üçüncü senaryonun gerçekleşmekte olduğunu göstermektedir.

 

Geri çekilme tamamlanmadığı halde gerek PKK/KCK gerekse BDP milletvekilleri yurt içindeki teröristlerin sınır dışına çekime sürecinin 1 Haziran 2013 tarihinde tamamlandığını öne sürerek Türkiye Cumhuriyeti devletini aldatmaya çalışmıştır. Terör örgütü süreç kapsamında kendi sorumluluğunu yerine getirmediği halde, örgüt yöneticileri hükümeti süreci çıkmaza sokmakla suçlamakta ve Türkiye'yi sürekli tehdit etmektedir. Örgüt, dünya kamuoyunda çözüm sürecini sona erdiren taraf olarak anılmamak için ölümlere yol açabilecek terörist saldırılara henüz yönelmemişse de diğer bütün eylemlere ve faaliyetlere devam etmektedir. Terör örgütünün bölgedeki uyuşturucu operasyonlarını engellemeye çalıştığı, baraj ve karakol inşaatlarının durdurulması için provokatif eylemler düzenlediği, şantiyeleri basarak adam kaçırdığı, işyerlerini ve iş makinelerini kundaklamaya devam ettiği basına yansımaktadır. Örgütün süreç kapsamında bölge kırsalında çözüm çadırı, barış nöbeti çadırı, protesto yürüyüşleri, cenaze törenleri, dağ şenlikleri ve çeşitli kültürel etkinlikler adı altında propaganda amaçlı faaliyetler düzenlendiği, teröristlerin silahlarıyla birlikte bu faaliyetlere iştirak ettiği ve halkı yönlendirdiği görülmektedir. Terör örgütünün halkı bu faaliyetlere katılmaya zorladığı, esnaflara kepenk kapattırdığı ve faaliyetlere katılmak istemeyen vatandaşları ise tehdit ettiği bilinmektedir.

 

PKK/KCK terör örgütünün çözüm süreciyle birlikte Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da elde ettiği serbestliği sınır dışına çekilmek için değil bu bölgelerdeki devlet otoritesini ortadan kaldırmaya yönelik kullandığı, dağdaki silahlı güce dayalı "devrimci halk savaşı" stratejisi doğrultusunda teşkilatlandığı ve hazırlık yaptığı gözlenmektedir. Bölgede yol keserek kimlik kontrolü yapan, sözde savunma ve asayiş birlikleri tesis eden, bölgedeki esnaf ve işadamlarından haraç toplamaya devam eden, vergi adı altında ihalelerden pay almaya çalışan ve bölgedeki vatandaşlar arasındaki ihtilafları KCK mahkemelerinde yargıya taşıyan terör örgütü, çözüm süreciyle birlikte Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki varlığını giderek kamu otoritesine dönüştürmeye çalışmaktadır. Örgütün çözüm sürecinin sonunda bu bölgelerin PKK/KCK'ya devredileceği yönünde halka telkinde bulunduğu, halkı örgütle işbirliğine teşvik ettiği, kendisini destekleyen kesimleri silahlandırmaya başladığı, kurulacağını öne sürdüğü özerk bölgede istihdam vaadiyle gençleri ve çocukları dağa çıkardığı, korucuları tehdit ettiği ve güvenlik güçlerinin bölgeyi terk etmesi gerektiği yönünde söylemler geliştirdiği müşahede edilmektedir. Bütün bu emareler, terör örgütünün dağ kadrosunu güçlendirmeye çalıştığına, dağdaki silahlı güce dayalı "devrimci halk savaşı" hazırlığı yaptığına ve bu süreci sivil itaatsizlik temalı kitlesel halk hareketleriyle başlatabileceğine işaret etmektedir. Nitekim terör örgütünün hâlihazırda 2013-2014 eğitim sezonuna yönelik kapsamlı bir sivil itaatsizlik uygulaması hazırlığı içinde olduğu, Kürt kökenli vatandaşlarımıza çocuklarını okula göndermemeleri için baskı yaptığı bilinmektedir.

 

PKK/KCK terör örgütünün tehdit dolu açıklamalarına ve çözüm sürecini kendi stratejisi doğrultusunda fırsata dönüştürme girişimine rağmen sürecin medyada yeterince dengeli işlenmediği ve tartışılmadığı görülmektedir. "Barış dili" konusunda siyasi karar mercilerine yöneltilen eleştirilerin terör örgütü yöneticilerinin tehditkâr üslubuna yöneltilmemesi dikkat çekmektedir. Çözüm süreci sadece hükümetin atması gereken adımların gündemde kaldığı ancak terör örgütünün bölgedeki eylemlerinin, devletleşme faaliyetlerinin, silahlı kuvvetini ve militan sayısını artırma çabasının göz ardı edildiği bir sürece dönüşmektedir. Sürecin ilerlemesine katkı sağlamak amacıyla teşkil edilen Akil İnsanlar Heyetinin sonuç raporu da bu açıdan tenkit edilebilir. Heyetin hazırladığı raporda yer alan bütün talepler çözüm süreci kapsamında devletin atabileceği adımlara yönelik olarak hazırlanmıştır. Taleplerin sürecin muhatabı statüsündeki Öcalan'ın ve PKK/KCK terör örgütünün atması gereken adımları ihtiva etmemesi önemli bir eksiklik olarak değerlendirilmektedir.

 

2. Örgütün Süreci Fırsata Dönüştürme Çabası

 

PKK/KCK terör örgütü, çözüm süreci kapsamında ölümle sonuçlanabilecek silahlı eylemler dışında bütün faaliyetlerini aralıksız sürdürmekte, süreci demokratik özerklik taktik ara hedefi ve bağımsızlık nihai hedefi doğrultusunda fırsata dönüştürmeye çalışmaktadır. Gezi Parkı olayları sonrasında terör örgütü içinde ve örgüte müzahir kesimde bağımsız bir Kürdistan kurulabileceği yönündeki beklentinin güçlendiği bilinmektedir.

 

Diyarbakır'da terör örgütünün Demokratik Toplum Kongresi (DTK) üzerinden "Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı" adı altında gerçekleştirdiği toplantının sonuç bildirgesi, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) bünyesindeki faaliyetleri, Kongra-Gel'in 9. Genel Kurulu'nda alınan kararlar, BDP'li milletvekillerinin ve KCK Yürütme Konseyi üyelerinin açıklamaları terör örgütünün bağımsızlık hedefinden vazgeçmediğini ve çözüm sürecini bu hedefe ulaşmak gayesiyle kullanmaya çalıştığını göstermektedir. Dolayısıyla çözüm sürecinde ülke kamuoyunda terör örgütünün önce sınır dışına çekileceği, daha sonra silah bırakma aşamasına geçeceği yönündeki beklentiler mevcut gerçeklerle çelişmektedir. PKK/KCK terör örgütü, sınır dışına çekilme aşamasını zamana yaymakta ve silah bırakma aşamasına geçişi Türkiye'nin kabul etmeyeceği şartlara bağlamaktadır. Terör örgütü süreç kapsamında dağ kadrosunu kuvvetlendirmeye, halkı silahlandırmaya, KCK sistemini şehir merkezlerinde kitlesel eylemler yapabilecek ve devletleşme safhasına geçebilecek düzeyde güçlendirmeye çalışmaktadır. Örgüt öncelikli olarak Kürt meselesinin çözümüne yönelik atılabilecek adımları değil Öcalan'ın serbest bırakılmasını, Suriye'nin kuzeyindeki PYD'nin konumunu tahkim etmeyi ve uluslararası düzeyde meşruiyet kazanmayı amaçlamaktadır.

 

2.1. Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı

 

PKK/KCK azınlık konumundaki unsurların kaygı ve taleplerinin dile getirildiği bir platform oluşturarak kısa vadede özerkliğe geçiş aşamasında bu platformu kullanmak,  uzun vadede ise yurt ve dünya kamuoyunu Orta Doğu'da dört parçalı konfederal bağımsız Kürdistan fikrine hazırlamak maksadıyla 2011'de Türkiye'de Kürdistan Konferansı ve 2012'de Ortak Akılla Kolektif Birlik Toplantısı adı altında faaliyetler icra etmiştir. Örgüt çözüm sürecine rağmen bu toplantı serisini sürdürmüş, 16 Haziran 2013 tarihinde Gezi Parkı olaylarıyla aynı dönemde Diyarbakır'da "Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı" adı altına yeni bir toplantı gerçekleştirmiştir. Kuzey Irak için "Güney Kürdistan," Suriye'nin kuzeyi ve İran'ın kuzeybatısı için "Kürdistan'ın parçaları" ifadelerini kullanan terör örgütünün bu konferansla birlikte Güneydoğu Anadolu bölgesi için "Kuzey Kürdistan" ifadesini tercih etmesi manidardır. Konferansın sonuç bildirgesinde Öcalan'a özgürlük talep edilmiş, "Kürdistan halklarının" kendi tercihleriyle özerklik, federasyon veya bağımsızlık gibi statülerini belirleme hakkına sahip olduğu ifade edilmiş, dünyadaki tüm uluslararası teşkilat ve devletlere PKK'yı terör örgütleri listelerinden çıkarma çağrısı yapılmıştır.(3)

 

2.2. Kongra-Gel 9. Genel Kurul Kararları

 

Terör örgütü, çözüm süreci devam ederken KCK sisteminde öngörülen devlet yapısının sözde parlamentosu niteliğindeki Kongra-Gel'in 9. Genel Kurul toplantısını gerçekleştirmiş, toplantıda yeni stratejiler geliştirmiş ve kararlar almıştır. Avrupa ve diğer bölgelerden gelen yaklaşık 200 teröristin katılımıyla Kandil bölgesinde düzenlenen kurulda alınan kararlar,   terör örgütünün gündeminde geri çekilme ve silah bırakma olmadığı, örgütün aksine yeni atılımlar içine girdiği ve konfederal devlet yapılanması hedefine yönelik mesafe almaya çalıştığına işaret etmektedir. 9. Genel Kurul kararları, Türkiye'nin karşısında silah bırakarak Kürt meselesinin çözümüne katkı sağlama eğilimli bir örgütten ziyade bağımsızlığını ilan etmek üzere hazırlık yapan bir devlet yapısı olduğu izlenimine yol açmıştır. Terör örgütü kurulda aldığı kararlarda, Orta Doğu'da konfederalizm hedefiyle Kürtlerin yaşadığı dört ülkede ilk etapta özerklik elde edilmesi gerektiğini ifade etmiş, silahlı kuvvetini ve "serhildan" adını verdiği sokak eylemlerini artıracağını, Öcalan'ın serbest bırakılması için başlatılan imza kampanyalarının güçlü bir şekilde sürdürüleceğini beyan etmiştir.(4)

 

Kongra-Gel Genel Kurulu kararlarında terör örgütü yurtiçindeki batılı şehirlere ve yurt dışına göç etmiş Kürtlere (KCK sözleşmesinde geçtiği üzere) "kendi anavatanına" dönüş çağrısı yapmış ve tüm uluslararası güçleri PKK'yı terör listelerinden çıkarmaya davet etmiştir.  Örgüt, toplantının sonuç bildirgesi niteliğindeki kararlarda Türkiye'yi Kürtlere soykırım yapmakla suçlamış, 1925'te Şeyh Sait Ayaklanması'nın bastırılması için hazırlanan Şark Islahat Planı adlı belgenin soykırım suç belgesi olduğunu iddia etmiş ve bu konuda uluslararası bir çalışma başlatacağını ilan etmiştir. Kurul kararlarında "Kürdistan'ın dört parçası", "Kürdistani güçler", "konfederalizm", "özerklik" ve "özgür yaşamın inşası" gibi tercih edilen ifadeler terör örgütünde Orta Doğu'da kurmayı hedeflediği dört parçalı konfederal bağımsız Kürdistan romantizminin göstergesi niteliğindedir.(5)

 

9. Genel Kurul'da ayrıca KCK Yürütme Konseyi'ne eş başkanlık uygulaması getirilmiş, İran'a yakınlığıyla bilinen sertlik yanlısı Cemil Bayık ve Alevi kimliği ile öne çıkan Bese Hozat Konsey'in eş başkanları olarak belirlenmiştir. Cemil Bayık'ın Konsey eş başkanlığına getirilmesi terör örgütü üzerindeki İran etkisinin artabileceğine ve örgütün terörizmle sonuç alma eğiliminin devam edeceğine işaret etmektedir. Öcalan'ın Bese Hozat'ı eş başkanlığa getirmesinin de Nevruz'da okunan mesajın örgüte müzahir Alevi kesim içinde yol açtığı rahatsızlığı giderme ve Batılı ülke kamuoylarında terör örgütünün kadın haklarına saygılı bir vizyona sahip olduğu izlenimi oluşturma maksadı taşıdığı değerlendirilmektedir. Murat Karayılan'ın Konsey başkanlığından alınarak (KCK sisteminin sözde silahlı kuvvetleri olarak teşkil edilen) Halk Savunma Güçleri'nin (HPG) başına getirilmesinde ise Öcalan'ın Karayılan'ın örgüt içinde öne çıkmasından rahatsız olmasının etkili olduğu tahmin edilmektedir.   

 

2.3. Örgüt Geri Çekilip Silah Bırakacak mı?

 

Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı adlı toplantının sonuç bildirgesi ve Kongra-Gel'in 9. Genel Kurulu'nda aldığı kararlar PKK/KCK terör örgütünün çözüm sürecini farklı algıladığını, bu süreçte sınır dışına çekilmek gibi bir amacı öncelikli olarak benimsemediğini göstermiştir. Mevcut çekilme aşamasında bu nedenle örgütün oldukça sınırlı düzeyde çekildiği 1999'daki sürecin tekerrür etme ihtimalinin kuvvetlendiği değerlendirilmektedir. Nitekim terör örgütü, 9 Eylül 2013 tarihinde sınır dışına çekilmenin durduğunu açıklamıştır. Hükümet yetkililerinin çeşitli vesilelerle yaptığı açıklamalarda terör örgütünün Türkiye sınırları içindeki silahlı militanlarının sadece %20'sini çektiğini, geri çekilen militanların ise çoğunluğunun hasta, kadın ve çatışmalarda zafiyet gösterebilecek teröristlerden oluştuğu ifade edilmiştir. Çözüm sürecinde ortaya çıkan müspet beklentilere rağmen ve Türkiye'nin örgüt mensuplarının silahlarıyla birlikte çekilmesine müsaade ettiği halde, terör örgütünün militanlarını büyük ölçüde yerinde tuttuğu ve bölgede gelecek vaatleriyle propaganda yaparak çocukları ve gençleri dağa çıkarmaya devam ettiği bilinmektedir.

 

Çözüm sürecindeki gelişmeler bir bütün olarak dikkate alındığında PKK/KCK terör örgütünün silah bırakmak gibi bir amaç da taşımadığı doğrultusundaki görüş ağırlık kazanmaktadır. Murat Karayılan 25 Nisan 2013 tarihinde Kandil'de düzenlediği basın toplantısında ancak ilgili anayasa değişiklikleri gerçekleştikten ve başta Öcalan olmak üzere örgüt mensuplarının tamamının özgür olduğu bir süreçte KCK'nın silah bırakma kararı alacağını ifade etmiştir. Terör örgütünün silah bırakma safhasına geçişi, Kürt meselesinin çözümü adı altında PKK/KCK'nın meşruiyet kazanmasına imkân tanıyacak anayasa değişiklikleri, Öcalan'ın cezaevinden çıkarılması, bölgedeki güvenlik güçlerinin ilk etapta işlevsiz kılınması, daha sonra geri çekilmesi, bölgede KCK sisteminin devlet otoritesi gibi hareket etmesine izin verilmesi ve bütün teröristlerin Türkiye sınırları içinde serbest kalarak siyasete girmesi gibi ütopik hedeflerle ilişkilendirdiği gözlemlenmektedir. Koruculuk sisteminin kaldırılmasını isteyen, ordu ve kolluk kuvvetleri bünyesindeki özel harekât birliklerinin lağvedilmesi, bölgedeki barajların, kalekolların inşasının durdurulması ve karakolların kapatılması gibi talepler sıralayan terör örgütü alenen Türkiye'nin bölgedeki egemenliğine son vermeyi hedeflemektedir.

 

2.4. Örgütün Silahlı Kuvvetini Artırma Girişimi

 

Sınır dışına çekilme aşamasına riayet etmeyen ve silah bırakmaya yanaşmayan terör örgütünün çözüm sürecini silahlı kuvvetini artırmaya yönelik istismar ettiği gözlenmektedir. Terör örgütünün çözüm süreciyle birlikte elde ettiği serbestliği dağ kadrosundaki militan sayısının artırılmasına yönelik kullandığı, 1990'lı yılların başlarında olduğu gibi her evden bir militan çıkarma doğrultusunda hareket ettiği bilinmektedir. Örgüt mensupları bölgede silahlarıyla yerleşim yerlerinde dolaşabilmekte, gerek doğrudan gerekse sempatizan aileler yoluyla baskı ve propaganda ile halkı çocuklarını dağa göndermesi için ikna etmeye çalışmaktadır. PKK/KCK'ya müzahir ve BDP'ye oy veren aileleri ikna sürecinde örgüt tarafından kurulacağı iddia edilen özerk yönetimin kolluk kuvvetlerinde istihdam kaygısı öne çıkarken, çocuğunun terör örgütüne katılmasına rıza göstermeyen aileler ise silahlı militanlar karşısında çaresiz kalmaktadır. AK Parti Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu 2 Temmuz 2013 tarihinde çözüm sürecinin başlangıcından itibaren terör örgütünün yaklaşık 2,200 genci dağa çıkardığını ifade etmiştir.(6) Siirt Valisi Ahmet Aydın da 23 Temmuz'da gazetecilere yaptığı açıklamada bölgede terör örgütüne katılımda ciddi artış olduğunu dile getirmiştir.(7)

 

Dağ kadrosunu yeni silah sistemleriyle teçhiz ve takviye eden terör örgütü, çözüm sürecinin sağladığı serbestlikle aynı zamanda Öz Savunma Birlikleri (ÖSB) adını verdiği silahlı hücre yapılanmalarına ağırlık vermeye başlamıştır. Örgütün bu kapsamda BDP teşkilat binalarında ve dağda verdiği eğitimlerle çok sayıda genci terörist eylemler yapabilecek şekilde eğittiği ve şehir merkezlerine yerleştirmeye başladığı bilinmektedir.

 

2.5. KCK Sisteminin Yeniden Tesisi ve Güçlendirilmesi

 

Terör örgütünün çözüm sürecinde elini güçlendiren en önemli gelişmenin ise KCK tutuklularının tahliye edilmesi veya tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılması olduğu ifade edilebilir. Van Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2011 yılında KCK'nın PKK ile organik bağa sahip terörist bir yapılanma olduğu yönündeki kararı ve Yargıtay'ın 2012'de bu kararı onaylamasıyla KCK'nın terör örgütü olduğu tescil edilmiştir.(8) KCK operasyonlarının terörle mücadeledeki kritik işlevi siyasi ve güvenlik bürokrasisinden yetkililer tarafından değişik vesilelerle vurgulanmış, Türkiye'nin kendi sınırları içinde paralel bir devlet yapılanmasına müsaade etmeyeceği konusunda mutabakat sağlanmıştı.(9)

 

Güvenlik güçlerinin 2011 yılından itibaren KCK/TM İstanbul Kent Meclisi, KCK Siyaset Akademisi ve Öcalan-KCK Yürütme Konseyi arasındaki talimat akışını koordine eden Önderlik Komitesi'ne yönelik gerçekleştirdiği başarılı operasyonlar, terör örgütünün kırsal alanlar ile kent merkezleri arasındaki bağlantısını sekteye uğratmış, örgütün batıdaki büyük şehirlerde planladığı onlarca bombalama eyleminin önüne geçilmişti. Örgütün İstanbul'da araç kundaklama ve molotof atma gibi gençleri kitleler halinde sokaklara dökerek gerçekleştirdiği şiddet eylemlerini organize eden KCK/TM İstanbul Kent Meclisi'nin, örgüte kadro yetiştirmek üzere BDP teşkilat binalarında siyasi ve askeri eğitim veren KCK Siyaset Akademisi'nin ve avukatlardan oluşan KCK Önderlik Komitesi üyelerinin tutuklanması, terör örgütünün dağdaki silahlı güce dayalı "devrimci halk savaşı" stratejisini imkânsız kılmıştır.

 

Çözüm sürecinde tutukluların serbest bırakılmasıyla terör örgütünün KCK sistemini güçlendirmeye ve Türkiye genelinde Kürt kökenli vatandaşlar üzerinde tekrar baskı kurmaya başladığı görülmektedir. Terör örgütü, KCK sistemini yeniden inşa ederek devletleşme safhasına geçişte kurumlarına işlerlik kazandırmakta, kırsaldaki unsurlarıyla şehirlerdeki unsurları arasındaki irtibatı kuvvetlendirmekte ve şehirlerde kitlesel eylemler gerçekleştirebilecek örgüt altyapısını tesis etmektedir. Terör örgütü hâlihazırda KCK sisteminde ulaştığı mevcut örgütlenme düzeyini göz önünde bulundurarak Türkiye'ye karşı "devrimci halk savaşı" stratejisini uygulayabileceğine kanaat getirmekte, örgüt yöneticileri bu özgüvenle tehdit dolu açıklamalar yapabilmektedir.

 

2.6. Öcalan'ın Konumunun Güçlendirilmesi ve Serbest Bırakılması

 

PKK/KCK terör örgütü Öcalan'ın konumunun güçlendirilmesi ve serbest bırakılması hedeflerini çözüm sürecindeki öncelikli gündemi olarak belirlemiş, "Öcalan'sız barış olmaz" sloganıyla bu hedeflere yönelik profesyonel ve kapsamlı bir kampanya başlatmıştır. Daha önce cezaevlerindeki tutuklu PKK'lıları açlık grevine sokarak Öcalan'ın özgürlüğünü gündeme getiren terör örgütü, çözüm süreciyle birlikte Öcalan'ı bütün Kürtlerin önderi statüsüne yükseltmeyi, dünya kamuoyuna "barış kahramanı" olarak takdim etmeyi ve başta Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere uluslararası teşkilatlar tarafından dikkate alınan bir lider haline getirmeyi planlamaktadır. Örgüt sürecin sona ermesi ve çatışmaların tekrar başlaması durumunda BM nezdinde Öcalan'ın muhatap konumuna getirilmesini, böylece terör örgütünün meşrulaştırılmasını ve sorunun uluslararasılaştırılmasını hedeflemektedir.

 

Çözüm sürecinin ilk aylarında Güney Afrika barış sürecini ve "Mandela modelini" gündemde tutarak Öcalan'ın serbest bırakılması talebini dile getiren PKK/KCK terör örgütü, süreç ilerledikçe bu talebini açıkça ve daha sık ifade etmeye başlamıştır. Terör örgütü, Öcalan'ın serbest bırakılması projesini, yurtiçi ve yurtdışındaki siyasi ve sivil uzantılarının çalışmalarıyla uluslararası bir talebe dönüştürmeye, böylece Türkiye üzerinde bu konuda yakın gelecekte ciddi bir baskı oluşturmaya çalışmaktadır. Avrupa'da Öcalan'a Özgürlük Otobüs Seferleri ve alan etkinlikleri düzenleyen örgüt, Uluslararası Öcalan'a Özgürlük Girişimi, Barış İçin Öcalan'a Özgürlük Platformu ve Öcalan'a Özgürlük İmza Kampanyası gibi isimler adı altında ulusal ve uluslararası platformlarda Öcalan'ın serbest bırakılması için imza ve destek kampanyaları başlatmıştır. BDP milletvekillerinin ve terör örgütünün Avrupa'daki uzantılarının Öcalan'ın serbest bırakılması için çözüm süreci ile birlikte olağanüstü çaba gösterdiği, Avrupa'nın önde gelen şehirlerindeki üniversitelerinde stantlar açarak imza topladığı gözlenmektedir. İmza kampanyasının Kuzey Irak'ta da oldukça yaygın olduğu, Bölgesel Kürt Yönetimi'nin parlamentosunda Neçirvan Barzani dâhil 100'e yakın milletvekilinin kampanyaya imza atarak destek verdiği görülmektedir.

 

Terör örgütü, ayrıca Öcalan'ın Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilmesini sağlayarak Türkiye üzerinde belirgin bir baskı oluşturmayı hedeflemektedir. Örgütün özellikle Almanya'daki uzantısı niteliğinde faaliyet gösteren bazı derneklerin bu konu üzerine çalışmaları olduğu, bazı Avrupalı akademisyen ve yetkililerin referansıyla Norveç'teki Nobel Barış Komitesi'yle yazışmalar yaptığı bilinmektedir. ABD'de yayımlanan Time dergisinin (Sinn Fein lideri Gerry Adams'ın tanıtım yazısıyla) Abdullah Öcalan'ı dünyanın en etkili 100 ismi arasında göstermesinin bu döneme denk gelmesi ise düşündürücüdür.

 

2.7. Uluslararası Düzeyde Meşru Bir Örgüt Olma Hedefi

 

PKK/KCK terör örgütü çözüm süreciyle birlikte Türkiye'de, Orta Doğu'daki bütün Kürtler nezdinde ve dünya kamuoyunda meşru bir aktör olmaya yönelik yaptığı çalışmaları hızlandırmıştır. Örgütün süreç kapsamında Türkiye'deki Kürt meselesinin çözümüne katkı sağlayan ve barışı destekleyen bir aktör izlenimi vermeye ihtimam gösterdiği, düzenlediği son konferanslarda ve Kongra-Gel'in 9. Genel Kurulu'nda bütün ilgili uluslararası teşkilat ve devletlere PKK'yı terör listelerinden çıkarma çağrısı yaptığı görülmektedir. Rusya ve Çin'in terör örgütü olarak tanımadığı PKK/KCK Avrupa'da da oldukça rahat faaliyet göstermektedir. Kendisini 2007'den itibaren KCK olarak tanımlayan terör örgütü hâlihazırda KCK unvanıyla Avrupa ülkelerinde meşru bir teşkilat olarak faaliyetlerini sürdürebilmektedir. Avrupa Birliği PKK'yı terör örgütü olarak kabul etse de, Avrupa ülkelerinin İnterpol tarafından kırmızı bültenle aranan teröristleri teslim ettiği, PKK'nın uzantısı niteliğindeki dernek ve vakıfların faaliyetlerini yasakladığı ve örgütün Avrupa'daki finansman tedarik faaliyetlerine müdahale ettiği oldukça nadirdir. Avrupa Birliği'nin son İlerleme Raporları'nda KCK tutuklamalarının eleştirilmesi de oldukça manidardır.

 

Çözüm süreci dönemde Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nde Türkiye'nin üyelik süreci ile ilgili hazırlanan Türkiye İle İzleme Süreci Sonrası Diyalog Raporu'nda çözüm sürecinin desteklenmesi çağrısının yer aldığı paragrafta PKK/KCK terör örgütü militanları için "aktivist" ifadesi kullanılmıştır. Fransız sosyalist vekil Josette Durrieu tarafından hazırlanan rapora AKPM Genel Kurulu'nda sunulan değişiklik önergesiyle eklenen paragrafta Türkiye'den çekilen terör örgütü mensupları için "PKK aktivistleri" ifadesi tercih edilmiş, önerge Türkiye'den bazı milletvekillerinin de "evet" oyuyla kabul edilmiştir.

 

Bütün bu gelişmeler, terör örgütünün belirli bir strateji doğrultusunda hareket ettiğini, 2013 yılı için tayin ettiği dağdaki silahlı güce dayalı "devrimci halk savaşı" ve Öcalan'ın serbest bırakılması hedeflerinden vazgeçmediğini ve bu hedeflerini gerçekleştirmek üzere çözüm sürecini istismar ettiğini göstermektedir. Kırdaki silahlı gücünü takviye eden, KCK yapılanmasını güçlendirerek devletleşme safhasına geçişi amaçlayan, şehirlerdeki hareket kabiliyetini kitleselleştirmeye çalışan terör örgütünün çekilme aşamasına riayet etmediği ve henüz silah bırakmaya yönelik emareler göstermediği gözlemlenmektedir. Bu şartlar altında PKK/KCK'nın hedefleri göz önünde bulundurulduğunda; mevcut çatışmasızlık ortamı terör sorununun sona ereceği yönünde bir beklenti oluştursa da Türkiye'yi gelecekte daha büyük problemlerle karşı karşıya bırakabilir. Nitekim geçmişte de terör örgütünün tek taraflı ateşkes ilan ettiği ve güvenlik güçlerinin operasyonları durdurduğu dönemler olmuş, ancak örgüt bu dönemleri toparlanmak amacıyla değerlendirmiş ve daha büyük hedeflerle yeni çatışma sürecini başlatmıştır. Güvenlik güçlerinin en çok kayıp verdiği dönemlerin çatışmasız geçen bu dönemleri takip etmesi tesadüf değildir.

 

3. Örgütün Suriye'nin Kuzeyinde Devletleşme Teşebbüsü

 

PKK/KCK çözüm sürecini Suriye'de örgüt lehine fiili bir durum meydana getirmeye yönelik istismar etmektedir. Suriye'deki iç savaş şartları dâhilinde Esed rejiminin terör örgütüne ülkenin kuzeyinde sağladığı serbestlik ve Türkiye'deki çözüm süreci PKK/KCK'nın PYD'yi Suriye Kürtleri üzerinde etkili bir aktöre dönüştürmesine hizmet etmiştir. Suriye'nin kuzeyinde artan faaliyetleri terör örgütünün çözüm sürecine Suriye'ye ağırlık vermek için girdiği, Türkiye'deki süreci Orta Doğu'da dört parçalı konfederal bağımsız Kürdistan hedefine yönelik kullandığı yönündeki kanaatin güçlenmesini sağlamıştır. Terör örgütü, Türkiye'de dağa çıkardığı çocukları Irak'ın kuzeyi üzerinden Suriye'nin kuzeyine göndermekte ve bu bölgede PKK/KCK güdümünde tesis etmeye çalıştığı özerk yönetim amacıyla çatışmalara sokmaktadır. PKK/KCK, PYD üzerinden 2012 yılında Suriye'nin kuzeyinde özerklik ilan etmiştir. Örgütün Suriye'de iç savaş şartlarında ülkenin PYD yapılanmasını güçlendirerek devlet otoritesine dönüşmeye çalıştığı, bu ülkedeki Kürtler üzerinde tahakküm kurmaya çabaladığı basına yansımaktadır. Nitekim Ağustos ayı içinde Suriyeli Kürtlerin kitleler halinde ülkeyi terk etmeye başlamasında PYD'nin kendi otoritesini dikte etme girişiminin temel sebep olduğu gözlemlenmektedir.

 

PKK/KCK terör örgütü, PYD'nin silahlı kolu olarak tesis ettiği Hakçı Koruma Birlikleri (YPG) çerçevesinde Suriye'nin kuzeyinde Efrin, Derik, Kamışlı, Kobani, Serekaniye ve Halep bölgelerinde toplam 8 eğitim kampı kurmuştur. Terör örgütü, "tugay" adı altına oluşturduğu bu kamplarda Türkiye, İran, Irak ve Suriye'den getirdiği çocuk ve gençleri eğitmekte, Suriye'nin kuzeyini Kandil bölgesinden sonra ikinci daimi karargâhına dönüştürmektedir. PKK/KCK terör örgütü ülkenin kuzeyindeki faaliyetleri neticesinde Türkiye'yi Suriye sınırı boyunca tehdit edebilecek bir yeteneğe kavuşmuş durumdadır. Esed rejimine bağlı kuvvetler, Özgür Suriye Ordusu karşısında kuzey bölgelerden geri çekilirken envanterindeki ağır silah sistemlerini, füze sistemlerini ve muharebe tanklarını terör örgütüne teslim etmiştir. Rejimin örgüte kimyasal silah verdiği ile ilgili iddialar da basına yansımıştır. Terör örgütünün Suriye'deki bu "kazanımlarını" gerek çözüm sürecinde elini güçlendirmek için gerekse süreç sona erdiğinde Türkiye'yi Suriye sınırında zora sokmak için kullanacağı değerlendirilmektedir.

 

PKK/KCK terör örgütünün Esed rejiminin desteğiyle Özgür Suriye Ordusu'na karşı savaşarak PYD'yi ülkenin kuzeyinde baskın konuma getirdiği süreci, "Rojava devrimi" adı altına Suriye Kürtlerinin hür iradesiyle gerçekleştirilen bir halk hareketi olarak Türkiye ve dünya kamuoyuna takdim ettiği görülmektedir. Örgüt PYD unvanıyla bu ülkedeki varlığının halkın desteğiyle mümkün olduğu yönünde propaganda yapmaktadır. Terör örgütünün Türkiye ve Avrupa'daki siyasi ve sivil uzantıları Suriye'nin kuzeyi için "Rojawa Kurdustan" (Batı Kürdistan) ifadesini kullanmakta, bu ifadenin yaygınlaşmasını sağlamaya çalışmaktadır. Örgüt böylece Suriye'nin kuzeyinin müstakbel konfederal devletin batı bölgesi olduğu algısını yerleştirmeye, bu algı üzerinden Türkiye ve dünya kamuoyunda bağımsız dört parçalı Kürdistan'ın fikri altyapısını inşa etmektedir. Türkiye'de özellikle BDP'nin bu konuda seferber olduğu, PYD propagandasına hız verdiği ve PYD'ye destek mitingleri düzenlediği gözlemlenmektedir.

 

PYD üzerinden Suriye kuzeyinde elde ettiği fiili özerklik terör örgütü için önemli bir tecrübe ve itibar niteliğindedir. Terör örgütü PYD'yi özerk yönetim sıfatıyla diğer devletlerle ilişkiye sokmakta, Suriye'nin kuzeyindeki varlığını meşrulaştırmaktadır. Nitekim PYD'nin özerkliğine Esed rejiminin destek verdiği, İran ve İsrail'in ise sıcak baktığı bilinmektedir. Terör örgütü, hâlihazırda Suriye'nin kuzeyinde uygulamayı başardığı KCK projesini, Türkiye'nin doğu ve güneydoğu bölgelerinde, Irak'ın kuzeyinde ve İran'ın kuzeybatısında da uygulayabileceği bir yönetim modeli olarak dünya kamuoyuna takdim edebilecektir. Örgüt, PYD üzerinden böylece meşrulaşma sürecine girmeyi, KCK sözleşmesinde çerçevesini çizdiği konfederal devlet modelini hayata geçirmeyi hedeflemektedir. Türkiye'nin bu nedenle PYD'yi Suriyeli Kürtlerin temsilcisi sıfatıyla tanıması ve PYD ile meşru bir özerk yönetim statüsüyle işbirliğine girmesi, PKK/KCK terör örgütünün bu ülkedeki varlığına meşruiyet kazandıracaktır. Suriyeli Kürt aşiretleri arasında Esed rejimine muhalefet eden liderlere Muhaberat ile işbirliği içinde suikast düzenleyen, Kürtlerin rejim karşıtı protesto gösterilerini silahlı kuvvetle bastıran PYD, Suriyeli Kürtleri temsil etmemektedir. PYD, Suriyeli Kürtlerin hak ve özgürlükleri için değil Öcalan'ın ve KCK Yürütme Konseyi'nin talimatları doğrultusunda hareket etmektedir. Bu açıdan PYD'nin Suriye'nin kuzeyinde ilan ettiği özerk idari yapı, Kuzey Irak'taki Kürt Yönetimi ile mukayese edilmemelidir.

 

4. Çözüm Süreci ve Dünyadaki Diğer Örnekler

 

Çözüm sürecine PKK/KCK'nın mukavemetini sürdürdüğü ve bölgesel konjonktürün örgütün güçlenmesine elverişli şartlar taşıdığı bir dönemde başlanmış olması dünyadaki benzer örneklerin yeterince incelenmediğini göstermektedir. Türkiye'deki terör sorununun çözümüne yönelik takip edilecek en uygun yöntemin tespitinde dünyadaki benzer terör örgütlerinin silah bırakma süreçleri daha dikkatli analiz edilmelidir. Mevcut çözüm sürecinin tasarımında kısmen İngiltere'nin Kuzey İrlanda tecrübesinin dikkate alındığı değerlendirilmektedir. İngiltere'nin IRA'yla mücadelesi, 1998'da başlatılan süreç neticesinde örgütün 2005'te silah bırakmasıyla sonuç vermiştir. Türkiye'deki çözüm sürecinde tatbik edilecek metodolojinin tayininde İngiltere deneyiminin ihtiva ettiği uygulamalar doğru okunmalıdır.

 

Kürt meselesinin çözümüne yönelik adımlar atıldıkça ve sadece müzakereler yoluyla PKK/KCK'nın silah bırakmaya yöneleceği kanaati sağlıklı bir mukayeseye dayanmamaktadır. PKK/KCK'nın finansman ağı, silahlı kuvvet kabiliyeti, militan sayısı ve aldığı devlet desteği bakımından IRA'dan daha avantajlı bir konumda bulunduğu ve devletleşmeye teşebbüs edebilecek düzeyde örgütlü olduğu dikkate alınmalıdır. Diğer taraftan İngiltere'deki terör sorununda siyasi kanat konumundaki Sinn Fein'in silahlı kanat IRA'nın üzerinde nüfuz sahibi olduğu göz ardı edilmemelidir. PKK/KCK terör örgütü sorununda, İspanya'daki ETA ve Sri Lanka'daki LTTE örneğinde olduğu gibi siyasi kanat tamamen silahlı kanadın kontrolü altındadır. Türkiye'deki BDP ve aynı çizgide geçmişte faaliyet göstermiş partiler terör örgütünün sözcülüğünün ötesinde varlık gösterememiş ve farklı bir yaklaşımla çözüme hizmet edememiştir. Nitekim mevcut çözüm sürecinde de BDP'nin işlevi Öcalan'ın ve Kandil'in hedefleri doğrultusunda hareket etmekten ibarettir.

 

İngiltere, IRA'nın silah bırakma kararı aldığı süreci -demokratikleşme ve sosyoekonomik adımların yanında- ABD'nin desteğiyle örgütü finansman kaynaklarından mahrum bırakarak ve güvenlik tedbirlerini sürdürerek hazırlamıştır. İspanya 2011'de ETA'nın silah bırakmasına giden süreçte örgütü marjinalleştirmeyi başarmış, örgütün dış desteğini büyük ölçüde durdurarak, özelde Fransa genel olarak ise AB'nin desteğini arkasına alarak başarılı olmuştur. ETA'yı bütün uzantılarıyla birlikte yasaklayan ve örgütün siyasi kanadı Herri Batasuna'nın AB terör örgütleri listesine alınmasını sağlayan İspanya, güvenlik tedbirlerini ihmal etmeden ve örgütle ilişiği olan hiçbir oluşuma müsaade etmeden çözüme ulaşmıştır. Sri Lanka'nın LTTE terör örgütüyle mücadelesinde kaydettiği başarı da dış desteğin kesilmesine ve güvenlik tedbirlerinin aralıksız sürdürülmesiyle mümkün olmuştur. Sri Lanka devleti müzakere süreçlerini silahlı kuvvetini ve militan sayısını artırmaya yönelik kullanan LTTE'yi Çin ve Hindistan'ın desteğini alarak ve kesintisiz yürütülen operasyonlar sayesinde etkisiz hale getirmiştir.

 

Gerek İngiltere'nin IRA ile gerekse İspanya'nın ETA ile belirli dönemlerde gerçekleştirdiği müzakere ve görüşmeler, bu örgütlerin meşruiyet kazanmaya başladığı ve devletleşme doğrultusunda hareket edebildiği şartlara yol açmamıştır. PKK/KCK ise çözüm süreci kapsamında Kandil'de Türkiye'den gazetecilerle basın toplantısı düzenleyebilmekte, KCK Yürütme Konseyi üyelerinin ve Avrupa'da mukim yönetici statüsündeki teröristlerin basına verdiği demeçlerle meşru bir siyasi parti gibi hareket etmektedir. Terör örgütü Orta Doğu'da "Bağımsız Birleşik Kürdistan" hedefiyle ihdas ettiği KCK sistemiyle devlet yapılanmasını inşa etmeye çalışmakta, çözüm sürecini bu istikamette kullanmaktadır. PKK/KCK'nın bu açıdan benzer barış süreçleri kapsamında Sri Lanka'daki LTTE ve Kolombiya'daki FARC gibi hareket ettiği, çözüm sürecini nihai hedefleri kapsamında fırsata dönüştürmeye çalıştığı görülmektedir.

 

5. Çıkmaza Girmekte Olan Süreç Nasıl Yönetilmelidir?

 

Türkiye demokratikleşmede devamlılığı sağlamalı, terör örgütü talep ettiği için değil çağcıl demokrasiler düzeyinde çoğulcu bir sistem inşa etmek için reformlar sürdürülmelidir. Türkiye'de özgürlüklerin önünün açılması, demokratik reformların yapılması hiçbir şekilde çözüm süreciyle bağdaştırılmamalıdır. Türkiye gerek Kürt meselesinin çözümü kapsamında gerekse ülkedeki diğer unsurların sorunlarının giderilmesine yönelik atacağı adımları PKK/KCK terör örgütüyle pazarlık konusu yapmamalıdır. Temsilde adaleti, yönetimde istikrarı zedelemeyecek seviyede seçim barajının düşürülmesi ve anadilde eğitimin milli birlik ve beraberliği güçlendirecek şekilde sağlanması ile terör örgütünün istismar edeceği konu kalmayacaktır.

 

Mevcut çözüm sürecinin muvaffak olması için terör örgütünün çekilme aşamasına tamamen riayet etmesi, bölgedeki genç ve çocukları dağa çıkarmaktan vazgeçmesi, KCK sözleşmesini ve sistemini feshetmesi, başta Öz Savunma Birlikleri olmak üzere KCK sistemi kapsamındaki bütün bölücü faaliyetlerini sona erdirerek özerklik ve bağımsızlık hedeflerini terk etmesi gerekmektedir. Ancak hâlihazırda terör örgütünün Orta Doğu'da konfederal bağımsız bir Kürdistan hedefinde ısrar ettiği, Suriye'de PYD sıfatıyla bu doğrultuda hareket ettiği ve çözüm sürecini bu hedef istikametinde suistimal etmeye gayret ettiği gözlemlenmektedir. Terör örgütü bu nedenle mevcut KCK sözleşmesindeki esaslar çerçevesinde, İran ve İsrail'in örgüte karşı değişen tutumu ve Suriye'deki gelişmelerle birlikte bölgede Türkiye'nin bütünlüğü açısından en önemli tehdit niteliğindedir. Mevcut KCK sözleşmesini ve yapılanmasını muhafaza ettiği ve silahlı varlığını devam ettirdiği sürece örgütün bu niteliği değişmeyecektir.

 

Ülke birliğinin ve toprak bütünlüğünün muhafaza edilmesi, dünya kamuoyunda Türkiye'deki çözüm sürecini hangi tarafın sona erdirdiğine ilişkin algılardan ve seçim sonuçlarından daha önemlidir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin mevcut sınırları üzerindeki bekası, dünya kamuoyunun hangi gelişmeyi nasıl algıladığı yönündeki endişelerin ve yaklaşan seçimlerle ilgili hedeflerin üzerinde tutulmalıdır. Yakın tarihteki tecrübe, Türkiye'nin terör örgütüyle mücadelesinde dünyada zaten yalnız bırakıldığını göstermektedir. Türkiye'nin NATO bünyesindeki bazı Avrupalı müttefiklerinin terör örgütüne müzahir tutumu bu açıdan en belirgin örnektir. Kürt meselesinin çözümüne yönelik atılan pek çok adım karşılığında terör örgütünün şiddette ısrar etmesine ve uyuşturucu trafiğindeki işlevine rağmen, özellikle Avrupa kamuoyunda PKK/KCK'ya yönelik sempatinin ve desteğin devam ettiği görülmektedir. Hâlihazırdaki çözüm sürecinin terör örgütünün eylemleriyle son bulması durumunda da bu sempatinin devam edeceği, örgüte bugüne kadar destek sağlayan Avrupalı devletlerin bu desteklerinden vazgeçeceği beklenmemelidir.

 

Süreci sona erdiren taraf olma endişesi ve seçim kaygısı mülahazalarıyla PKK/KCK terör örgütünün Türkiye'nin bütünlüğünü tehdit eden faaliyetlerine göz yumulmamalıdır. KCK'nın yeniden yapılanması ve örgütün KCK sözleşmesinde çerçevesi çizilen konfederal devlet modelini inşa teşebbüsüne seyirci kalınmamalıdır. Terör örgütünün çözüm sürecine rağmen bölgede 2000'in üzerinde genci dağa çıkararak silâhaltına alması, silahlı örgüt mensuplarının bölgedeki propaganda faaliyetleri, adam kaçırma ve kundaklama eylemleri karşısında tepkisiz kalınmamalıdır. Silahlı teröristlerin bölgedeki yerleşim merkezlerinde serbestçe dolaşması ve korucuları tehdit etmesi görmezden gelinmemelidir. Terör örgütünün yurtiçinde ve yurtdışında Öcalan'ın serbest bırakılması amacıyla başlattığı girişimler göz ardı edilmemelidir.

 

PKK/KCK'nın bölgedeki eylemleri karşısında güvenlik güçlerinin operasyon talepleri valiliklerce geri çevrilmekte, örgüt mensupları sahip oldukları serbestliği Türkiye'nin bölgeyi terör örgütüne teslim ettiği şeklinde okumakta ve halka bu doğrultuda propaganda yapmaktadır. Çözüm süreci, silahlı terör örgütü militanlarının bölgede dokunulmaz konuma gelmesine hizmet etmemelidir. Terör örgütüne soğuk bakan bölge halkının silahlı örgüt mensupları karşısında yalnız kalmasının önüne geçilmelidir. Halkının güvenliğini sağlamak devletin temel sorumluluğudur ve çözüme hizmet etmesi umulan bir süreçteki olağanüstü şartlarda dahi bu sorumluluktan feragat mümkün değildir. Bu nedenle teröristlere süreç kapsamında sağlanan serbestlik çıkış güzergâhlarıyla sınırlandırılmalı, silah taşıyan militanların yerleşim bölgelerinde ve şenlik adı altındaki faaliyetlerde bulunması engellenmelidir.       

 

Çözüm sürecinde; Öcalan'ın fazlasıyla öne çıkarılması, terör örgütünün güçlenmesi, baskı ve şantajla Türkiye üzerinde baskı kurmaya çalışması, örgütün meşruiyet kazanma yolunda sınırlı da olsa mesafe kaydetmesi, PYD'nin Türk makamlarınca muhatap alınması ve terör örgütünün PYD vasıtasıyla Suriye'nin kuzeyindeki Kürtler ve diğer unsurlar üzerinde hakimiyet tesis etme girişimi Türkiye'nin süreçteki inisiyatifi kaybetme ihtimaline işaret etmektedir. Çözüm sürecinde inisiyatif mutlak surette Türkiye'de kalmalıdır. İnisiyatifin Öcalan'a, KCK'ya, PYD'ye veya herhangi bir dış aktöre geçmesine izin verilmemelidir. Türkiye, PKK'nın Batılı ülkelerin terör örgütü listelerinden çıkarılmasına yönelik girişimlerini hassasiyetle takip etmeli, bu girişimlere karşı ilgili devletler nezdinde gerekli tedbirleri almalıdır. Ankara, profesyonel ve sistematik bir kampanya ile Türkiye'de Kürt meselesinin çözümüne yönelik atılan adımları ve KCK'nın ne olduğunu dünya kamuoyuna duyurabilmeli, bu amaca yönelik İngilizce başta olmak üzere dünyada en çok kullanılan dillerde yayın yapılmasını sağlamalıdır. Çözüm sürecinde terör örgütünün hareket tarzına bağlı olarak Türkiye'nin KCK'nın uluslararası terör örgütleri listelerine dâhil edilmesi için harekete geçmesi gerekebilir.

 

Çekilme aşamasına riayet etmediği halde haziran ayında çekilmenin tamamlandığını beyan eden terör örgütü, 9 Eylül 2013 tarihinde ise çekilmeyi durdurduğunu açıklamıştır. Bu açıklama ile birlikte PKK/KCK'nın Türkiye sınırları içindeki silahlı varlığını sürdürmekte kararlı olduğu görülmüş ve örgütün çözüm sürecinin seyrini yurtiçindeki militanları yerlerinde tutarak yönlendirmeye çalışacağı anlaşılmıştır. Ateşkesin sürdüğünü ve çekilmenin durmasının sürecin sona erdiği anlamına gelmediğini beyan eden terör örgütü, böylece çözüm kapsamında yurtiçinde kendisine sağlanan serbestliğe süreklilik kazandırmaya çalışmaktadır. Ülke sınırları içinde silahlı bir gücün herhangi bir müdahale olmadan varlığını ve faaliyetlerini sürdürmesi ciddi bir devlet anlayışıyla bağdaşmamaktadır. PKK/KCK terör örgütüne sağlanan geçici serbestlik çekilme şartına bağlı istisnai bir uygulamadır. Çekilmenin gerçekleşmediği durumda terör örgütünün yurt sınırları dâhilinde silahlı varlığını ve faaliyetlerini devam ettirmesi Türkiye'nin devlet olma vasfı ile uyumlu değildir. 

 

Terör örgütünün yurtiçindeki silahlı varlığı ve KCK yapılanması kapsamındaki devletleşme faaliyetleri dikkate alındığında örgüt mensuplarının çekilmesinin tamamen durmasıyla çözüm sürecinin sürdürülebilir olmaktan çıkacağı değerlendirilmektedir. Türkiye'nin kendi sınırları içinde ayrı bir devlet yapılanmasına müsaade etmesi veya bu yapılanma kapsamındaki faaliyetlerin çözüm adına göz ardı edilmesi mümkün değildir. PKK/KCK'nın silahsızlandırılmasına yönelik ihdas edilen çözüm sürecinin terör örgütünün yurt sınırları içinde silahlı varlığını devam ettirerek ve mevcut devletleşme faaliyetleriyle birlikte yürütülmesi Türkiye'nin egemenliğine zarar verecektir. Hâlihazırda çatışmasız bir dönem bulunsa da, terör örgütünün geri çekilmediği bir süreç Türkiye'yi yakın zamanda büyük bir problemle karşı karşıya bırakabilir. Mevcut faaliyetlerinden kırsaldaki ve şehirdeki unsurlarına eşgüdüm kazandırarak dağdaki silahlı güce dayalı "devrimci halk savaşı" hazırlığı yaptığı anlaşılan terör örgütünün ilk etapta Gezi olayları benzeri kitlesel, yaygın ve uzun soluklu eylemler başlatabileceği beklenmektedir. Türkiye bu kapsamda gerekli istihbarat koordinasyonunu sağlayarak ve kapsamlı güvenlik tedbirleri geliştirerek teyakkuzu elden bırakmamalıdır.

 

 

Sonnotlar:

 

1) Atilla Sandıklı ve Erdem Kaya"Çözüm Süreci: Umutlar, Gerçekler ve Çelişkiler," 16 Nisan 2013,  BİLGESAM Analiz, http://bit.ly/17j1uWX

2) A.g.e.

3) "Çözüm ve Birlik Manifestosu," 18 Haziran 2013, Özgür Gündem,  http://bit.ly/10qcIeS

4) "Kongra-Gel Genel Kurul Sonuç Bildirgesi Açıklandı," 10 Temmuz 2013, FiratNews, http://bit.ly/1a2Jqnt

5) A.g.e.

6) "Galip Ensarioğlu: Geri Çekilenler, Yaşlı ve Hasta PKK'lılar," Türkiye Gazetesi, 15 Temmuz 2013, http://www.turkiyegazetesi.com.tr/gundem/53797.aspx

7) "Vali: PKK'ya Katılımda Ciddi Artış Var," Aktif Haber, 23 Temmuz 2013, http://www.aktifhaber.com/vali-pkkya-katilimda-ciddi-artis-var-826674h.htm

8) "Yargıtay Onadı: KCK Silahlı Terör Örgütü," Sabah Gazetesi, 21 Şubat 2012, http://www.sabah.com.tr/Gundem/2012/02/21/yargitay-onadi-kck-silahli-teror-orgutu

9) Nuh Albayrak, "Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel'le Röportaj: Lider Kadronun Peşindeyiz," Türkiye Gazetesi, 26 Eylül 2012,  http://www.turkiyegazetesi.com.tr/gundem/a550284.aspx,  Yalçın Akdoğan, "PKK Ne Yapmaya Çalışıyor," Star Gazetesi, 13 Ağustos 2012,  http://haber.stargazete.com/yazar/pkk-ne-yapmaya-calisiyor/yazi-663768

 

 

 

 

*BiLGESAM internet sayfasında 4 Eylül 2013'te ilk defa yayımlanan bu analiz, PKK/KCK terör örgütünün 9 Eylül 2013 tarihinde sınır dışına çekilmeyi durdurduğunu açıklaması üzerine gözden geçirilmiş ve tekrar yayımlanmıştır.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top