PKK Terör Örgütüyle Müzakere Nasıl Yürütülmelidir?

A- A A+

Türkiye, Oslo’da yapılan görüşmelerin gerek örgütün aşırı talepleri gerekse görüşmelerin basına sızdırılması nedeniyle başarısızlığa uğramasının ardından çözüm maksadıyla tekrar PKK terör örgütüyle temasa geçmiştir. Yeni süreç, PKK terör örgütü ve uzantıları tarafından sürekli tek muhatap olarak gösterilen Öcalan’la görüşmelerle başlamıştır.

Türkiye’nin yeni süreçte Oslo’daki görüşmelerden alınan derslerle hareket etmeye başladığı, terör örgütüyle görüşmeler devam ederken güvenlik güçlerinin operasyonlarını durdurmadığı ve görüşmelerin hedef ve içeriğini makul bir çizgiye çektiği müşahede edilmektedir. Oslo görüşmelerinden farklı olarak bu görüşmelerin hedefi PKK terör örgütünün silah bırakması olarak belirlenmiştir. Hâlihazırdaki görüşmeler kapsamında terör örgütüyle sadece örgütle ilgili konuların konuşulduğu, Kürt meselesi ve diğer siyasi konulara girilmediği anlaşılmaktadır.

Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (BİLGESAM) terör örgütü PKK ile yapılacak müzakerelerin planlaması üzerine yaklaşık iki ay önce yaptığı değerlendirmeler doğrultusunda hazırlanan bu analiz, PKK ile yapılan görüşmelerde geçmişten alınması gereken derslere değinerek müzakerenin çerçevesi ve zamanlamasına ilişkin somut öneriler sunmakta, stratejik bir planlama dâhilinde terör örgütüyle üç safhalı bir müzakere süreci yürütülebileceğini öne sürmektedir.

Terör Örgütleri İle Müzakere

Devlet, bekası uğruna düşmanla görüşebilir. Devletler, sıcak savaş süreçlerinde düşmanla temasa geçebilir, ateşkes veya muhtemel bir barış sürecinin şartlarını müzakere edebilir. Ancak bu seçeneğin devletlerarası simetrik savaşlardaki uygulaması ile devletlerin terör örgütleri gibi asimetrik tehditlerle karşı karşıya kaldığı çatışma süreçlerindeki uygulaması farklı değerlendirilmelidir.

Devletlerarası savaşlarda, düşmanla savaş sırasında müzakere kastıyla temasa geçmek çoğu zaman akılcı bir seçenektir. Taraflar, uzayan savaşın yol açtığı zararlarla yüzleştikçe savaş öncesindeki tutum ve taleplerini gözden geçirmekte, anlaşmazlığın karşı tarafla görüşmelerle çözülebileceğine ihtimal verebilmektedir. Netice alınamayan ve uzayan devletlerarası savaşların müzakerelerle sona erdirilmesi bu nedenle makul bir yöntemdir. Ancak bir etnik unsuru temsil iddiasıyla ortaya çıkan terör örgütleriyle müzakere, birbiriyle savaşan iki devlet arasında gerçekleştirilen müzakerelerle mukayese edilmemelidir. Devletlerarası müzakereler eşit statüdeki taraflarca yürütülürken, devletlerin terör örgütleriyle yürüttüğü müzakere süreçleri eşitler arasında değildir. Bu nedenle taraflardan birinin devlet dışı aktörlerden oluştuğu ve nitelikleri bakımından geleneksel devletlerarası savaşlardan ayrılan yeni savaşlarda düşmanla müzakerenin zamanlaması ve uygulaması farklılık arz etmektedir.

Terör örgütleri müzakere süreçlerini çoğunlukla meşruiyet ve zaman kazanmak için kullanmakta, ahde vefa ilkesine riayet etmemekte ve müzakerelerde eli zayıflayınca şiddet eylemlerine başvurarak süreci sabote edebilmektedir. Terör örgütleri nadiren vaat ettiği eylemsizlik kararlarına bağlı kalmakta, silahlı mücadelenin beyhude olduğunu idrak etmeden taleplerini gözden geçirmeye meyletmemektedir. Nitekim geçmişteki benzer çatışma süreçleri, terör örgütlerinin silahlı eylem kabiliyetleri büyük bir darbe almadıkça, dış desteği büyük ölçüde kesilmedikçe ve lider kadroları belirledikleri hedeflere ulaşmak noktasında karamsarlığa ve umutsuzluğa düşmedikçe silah bırakmaya yanaşmadığını göstermektedir. Bu nedenle terör örgütüyle müzakerenin sürdürülebilmesi ve netice vermesi için müzakerenin stratejik planlaması önem arz etmektedir.

Bu terör örgütü, PKK gibi devletleşme hedefiyle hareket ediyorsa, yaygın bir gelir şebekesine, güçlü bir dış destek ve himayeye sahipse müzakerede daha hassas bir stratejik planlama tercih edilmelidir. Türkiye, müzakerenin planlamasını terör örgütünün sonbaharlardaki taleplerine göre değil kendi stratejisi doğrultusunda tayin etmelidir. Müzakerenin zamanlaması, kış aylarında eylem gerçekleştirmede zorlanan PKK terör örgütünün tasarrufuna teslim edilmemelidir. Terör örgütünün ancak silahlı eylem yeteneğinin bertaraf edildiği ve lider kadrolarının terörizmle sonuç alınamayacağını idrak ettiği bir dönemde örgütle müzakerelerden netice alınabilir. 

Terör örgütü 2012 yılında hüsran yaşamıştır ancak örgüt silahlı eylemlerle bağımsız veya özerk bir devlet kurma ümidini henüz yitirmemiş, KCK yapılanması ile tasarladığı devletleşme hedefinden vazgeçmemiştir. Bu nedenle Türkiye’nin PKK terör örgütünün temsilcileri veya uzantılarıyla görüşmelere nispeten erken başladığı ifade edilebilir. Görüşmeler sürdürülmelidir. Ancak terör örgütünün henüz silah bırakmayı kabul edebilecek bir psikolojiye girmediği ve bu psikolojiye girebilecek düzeyde yıpranmadığı değerlendirilmektedir. 

Öcalan’ın tutuklu olması ve PKK terör örgütünün bütün uzantıları ile birlikte çözüme yönelik görüşmeler için tek muhatap olarak Öcalan’ı göstermesi ve Öcalan’la yapılacak görüşmeleri dikkate alacağını beyan etmesi Türkiye açısından bir avantaj olarak görülebilir. Ancak 1999’dan beri tutuklu bulunan Öcalan’ın PKK terör örgütünün fiili lideri konumundaki Murat Karayılan ve ekibi üzerindeki etkisinin zayıfladığı değerlendirilmektedir. Öcalan’ın ayrı bir devlet ve demokratik özerklikten vazgeçmesi, PKK terör örgütünün silah bırakması doğrultusunda irade göstermesi Kandil’de ve örgütün Avrupa kanadında yeterince karşılık bulmayabilir.

Geçmişten Alınması Gereken Dersler

PKK terör örgütü ile daha önce de görüşmeler gerçekleştirilmiş, ancak örgüt bu görüşme süreçlerini kendi stratejisi doğrultusunda kullanmış, kırsalda ve şehirde şiddet eylemlerine devam etmiştir. PKK terör örgütünün söylemde barış eylemde şiddet siciline bakıldığında, geçmişte bu süreçleri istismar ettiği, uzantıları insan hakları ve barıştan bahsederken örgütün güvenlik güçlerine ve sivillere silahlı saldırılar düzenlediği görülmektedir. PKK terör örgütü geçmişte söylemde barışı gündeme taşımışsa da eylemde şiddetten vazgeçmemiş, güvenlik güçlerine ve sivillere yönelik terörist saldırıları imkânları nispetinde devam ettirmiştir.

Geçmişteki hareket tarzı PKK terör örgütünün zayiat verdiği dönemlerin ardından ateşkes söylemine başvurarak operasyonların durması için çaba sarf ettiğini ve böylece zaman kazanmaya çalıştığını göstermektedir. Görüşmeler yapılırken operasyonlar durdurulduğu için terör örgütü bölgede cephane ve diğer temel ihtiyaçlarını tedarik etmekte, lojistik yapılanmasını yeniden tesis ederek kırsalın şehirlerdeki unsurlarla irtibatını sağlamakta ve moral-motivasyonunu tekrar toplamaktadır. Terör örgütüne yönelik yapılan operasyonların belirli dönemlerde durdurulması örgütün gerek kırsalda gerekse KCK sistemi ile şehirlerde güçlenmesine imkân tanımakta, örgütün Kürt nüfus üzerindeki baskısı artmaktadır.

Terör örgütü 2012’de devletle görüşmeler devam ederken “devrimci halk savaşı” kurgusunu hayata geçirmeye çalışmış, halkı silahlandırmaya dönük kampanyalar başlatarak halkla devleti karşı karşıya getirmeye teşebbüs etmiştir. Örgüt bu hedef doğrultusunda 2012 yılını “final” olarak tespit etmiş, Türkiye’de planladığı kargaşa ortamını dünya kamuoyuna “Kürt baharı” olarak yansıtmayı hedeflemiş, Şemdinli’de ve Beytüşşebap’ta bayrak dikme girişiminde bulunmuştur.

Geçmişten ders çıkarılarak PKK terör örgütüyle görüşmeler sürdürülürken güvenlik güçlerinin operasyonları durdurulmamalıdır. Terör örgütünün ateşkes söylemine itimat edilmemeli, örgütün silah bırakmak üzere Türkiye sınırları dışına çekilmesi şartından taviz verilmemelidir. Türkiye sınırları içinde örgüt mensupları dolaştığı sürece operasyonlar devam etmeli, Kandil’deki örgüt kamplarına yönelik sınır ötesi harekâtlar gerçekleştirilmelidir. KCK tutukluları serbest bırakılmamalıdır. Örgütlenme faaliyetlerine devam ettiği müddetçe ve bölücü girişimlerde bulunduğu sürece KCK operasyonları devam etmelidir. KCK yapılanmasına karşı yürütülen güvenlik tedbirleri sürdürülmelidir.

PKK terör örgütüyle anlaşma; ancak örgütün bütün silahlı unsurlarını Türkiye sınırları dışına çekmesi ve bütün terörist eylemlerini sona erdirmesi, KCK unsurlarının ve siyasi uzantılarının bölücülük eylemlerinin son bulması, KCK’nın hücre evlerini kapattırması, faaliyetlerini durdurması ve şehirlerdeki unsurlarını silahlandırma teşebbüsüne son vermesi temelinde sağlanmalıdır. PKK terör örgütü sınır dışına çekilince ve bütün silahlı eylemlerini durdurunca yurtiçi ve sınır ötesi operasyonlar kendiliğinden duracaktır. KCK unsurlarının ve siyasi uzantılarının söylemlerini bölücülükten birlikte yaşama ve birlik ve beraberliğe dönüştürmesi durumunda ise müzakerelerin ilerlemesi için elverişli bir zemin ortaya çıkabilecektir. Nitekim böyle bir süreçte devletin dili de yavaş yavaş değişebilir.

Müzakerenin Çerçevesi

2012 yılında Oslo’daki görüşmeler sürecinde basına PKK’nın Türkiye’den talepleri olarak yansıyan bilgiler terör örgütünün ütopik beklentiler içinde olduğunu göstermiştir. Basına yansıdığı şekli ile PKK terör örgütü Oslo görüşmelerinde; güvenlik güçlerinin operasyonlarının durdurulmasını, KCK’ya yönelik operasyonların sona ermesini, KCK tutuklularının tahliye edilmesini, örgütün KCK sistemiyle devletleşme faaliyetlerine müsaade edilmesini, Öcalan’ın ilk etapta ev hapsine alınmasını daha sonra serbest bırakılmasını, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da örgütün idare edeceği ve örgüt militanlarının kolluk kuvvetini oluşturacağı özerk bir yapıya geçişi talep etmiştir. PKK terör örgütünün bu talepleri yinelemesi halinde örgütle müzakerelerin sonuç vermeyeceği göz önünde bulundurulmalıdır.

Örgütle halihazırda yürütülen görüşmeler sürdürülmelidir ancak görüşmelerde uzlaşma Türk toplumunun kabul edebileceği çerçevede sağlanmalıdır. PKK terör örgütü ve uzantılarıyla görüşülmesi gereken konu silah bırakma olması gerekir. Türkiye sadece örgütün silah bırakması üzerine müzakereye oturmalı, müzakereler ancak örgütün silah bırakması ve örgüt mensuplarının topluma kazandırılmasına yönelik yürütülmelidir. Görüşmelerde PKK terör örgütü sorunu ile Kürt kökenli vatandaşlarımızın sorunları birbirinden ayrı tutulmalıdır. Kürt kökenli vatandaşlarımızın sorunları Türkiye’nin çağcıl demokrasi olma sorunuyla ilgilidir. Bu konu PKK terör örgütüyle görüşülebilecek bir konu değildir.

PKK terör örgütü ile görüşmelerin hedefi örgütün silah bırakması ve silah bırakma sonrasında örgüt mensuplarının topluma kazandırılmasıdır. Aksi takdirde terör örgütü Türkiye’nin Kürt meselesinin çözümüne yönelik gerçekleştirdiği açılım ve reformları sahiplenmeye, bu gelişmeleri terörizm vasıtasıyla elde ettiği kazanımlar olarak göstermeye başlamaktadır. Örgütle bugüne kadar yapılan görüşmelerde bu ayrım yeterince yapılmadığı için başarılı olunamamış, görüşme süreci sonuç vermemiştir.

Örgütle görüşmelerde Türkiye’nin uluslararası sistemle bütünleşmiş durumda ve demokrasisiyle Orta Doğu’da model bir ülke olduğu vurgulanmalıdır. Görüşmelerde PKK’ya uluslararası sistemin bölgede Türkiye’ye karşı savaşan bir terör örgütünün varlığını kabul etmediği mesajı verilmelidir. Uluslararası sistemin örgütün çözülmesine zemin hazırladığı gerçeği yanında bölgedeki mevcut konjonktür değerlendirilmeli, Rusya, İran, Irak (merkezi yönetim) ve Suriye’nin PKK terör örgütüne destek sağlayabileceği dikkate alınmalıdır. Terör örgütünün bu ülkelerin sağladığı destekle varlığını ve faaliyetlerini sürdürebileceği ve örgütün önceki görüşmeler gibi bu görüşmeleri de kullanarak zaman kazanmaya çalışabileceği hesaba katılmalıdır. 

Müzakerenin Zamanlaması

Terörle mücadele kapsamındaki uygulamalar açısından müzakere sürecinde izlenecek stratejide zamanlama temel faktördür. PKK terör örgütüyle müzakereden sonuç alınabilmesi için örgütün lider kadrolarının terörizmle netice alınamayacağını anlamış, örgütün eylem inisiyatifini kaybetmiş, KCK yapılanması ile ulaşmaya çalıştığı hedefleri gerçekleştirebileceğine yönelik ümidinin azalmış, halk üzerindeki baskısının hafiflemiş ve örgüte sağlanan dış desteğin önemli ölçüde kesilmiş olması gereklidir.

Terör örgütü halihazırda eylem yapma kabiliyetini henüz yitirmiş değildir ve örgütün halk üzerindeki baskısı devam etmektedir. 2012 yılında yaşadığı hezimetten dolayı PKK terör örgütünün moral-motivasyonunda önemli ölçüde yıpranma olsa da, örgüt 2013 yılında “kıra dayalı şehir savaşı” stratejisi doğrultusunda eylemler planlamakta, KCK yapılanması ile hedeflediği neticelere ulaşabileceğini ümit etmekte ve hala ciddi bir dış destek ve gelir temin edebilmektedir. Zamanlama açısından böyle bir ortamda PKK’nın temsilcileri veya uzantıları ile örgütün silah bırakmasına yönelik başlatılacak müzakerelerden ancak sınırlı düzeyde bir sonuç alınabilir. Terör örgütüne sağlanan dış destek güçlü iken örgütün müzakere sürecini istismar edebileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

PKK terör örgütü görüşme sürecini Türkiye aleyhinde kullanabilir ve bölgedeki konjonktürün kendi lehine gelişmesi için bekleyebilir. PKK, Türkiye ile anlaşmaya vardığında ise anlaşma metninin örgütün menfaatleri lehinde düzenlenmesi için terörist eylemler gerçekleştirebilir ve süreci provoke edebilir. Habur hadisesinde olduğu gibi problem çıkabilir ve süreç sekteye uğratılabilir. Örgüt hala silahlı gücünü korumaktadır ve çözülme aşamasında değildir. Müzakerede acele edilmesi bu nedenle Habur benzeri sorunlara yol açabilir. Uzlaşmanın sağlanması durumunda bile terör örgütünün yol haritasının uygulanması aşamasında güçlük çıkarabileceği hesap edilmeli, Silvan saldırılarına benzer gelişmelerin yaşanabileceği göz ardı edilmemelidir. 

PKK terör örgütünün silah bırakmayı kabul edebilecek psikolojiye girmesi için görüşmelerde örgütün elinin zayıflaması ve müzakere sürecindeki uygulamaları provoke etme kabiliyetini yitirmesi gerekmektedir. Bu kapsamda terör örgütünün finansman kaynakları üzerine kararlılıkla gidilmeli, uyuşturucu ticaretinden, yurtiçi ve yurtdışında bağış adı altında topladığı haraçlardan gelir temin etmesi engellenmelidir. Terör örgütünün lider kadroları üzerinde yakalanacakları ve etkisiz hale getirilecekleri baskısı oluşturulmalıdır. PKK terör örgütünün silahlı kuvvet kabiliyetine darbe vurularak örgütün eylem inisiyatifi zayıflatılmalı, terör örgütün toparlanmasına fırsat verilmeden operasyonlar devam ettirilmeli ve böylece örgüt mensuplarının moral-motivasyonu çökertilmelidir. Terör örgütü mensupları ve yöneticileri üzerinde gerçekleştirilecek zihinsel çöküntü örgütü çözülme aşamasına hazırlayacak, silah bırakma psikolojisine sokabilecektir.

Türkiye operasyonları sürdürerek terör örgütünün elini zayıflatacak adımları atarken müzakere zamanının oturabilmesi için görüşmelerin devam etmesi gerekir. Görüşmelerde müzakere inisiyatifi devletin elinde bulundurulmalı, müzakerelerde sonuca varılacak hususlar devlet adına görüşmelere katılan kişiler tarafından belirlenmelidir. Terör örgütü ve uzantılarında aşırı beklentiler oluşmasına fırsat verilmemeli, Habur’daki gibi kamuoyunda infiale yol açabilecek bir krizin ortaya çıkmaması için tedbirli olunmalıdır.

Görüşmeler devam ederken PKK terör örgütünün silah bırakma atmosferine girmesi için örgütün halktan tamamen koparılması elzemdir. Güneydoğu’da şantiyeleri basan, esnafa kepenk, dolmuş şoförlerine kontak kapattıran; okulları, üniversiteleri, öğrenci yurtlarını yakmaya teşebbüs eden terör örgütünün Kürt nüfusun refahının önündeki en büyük engel olduğu vurgulanmalıdır. PKK’nın küresel ve bölgesel güçlerin elinde taşeron bir örgüte dönüştüğü, terör örgütünün yürüttüğü savaşın Kürtlerin haklarını savunmaktan çıktığı, örgütün ekonomik ihtiraslarla uyuşturucu kaçakçılığı, insan kaçakçılığı ve yasa dışı göçten menfaat temin eden, Kürt esnaf ve işadamlarından haraç toplayan mafya tipi bir yapı arz ettiği sık sık telaffuz edilmelidir. Terör örgütüyle görüşmeler yapılırken Kürt meselesinin çözümü için adımlar devam ettirilmeli, demokratikleşme ve bölgenin ekonomik kalkınmasına yönelik adımlar sürdürülmelidir.

Terör örgütünün silah bırakması konusu netleştirilmediği müddetçe güvenlik güçlerinin operasyonları durdurulmamalıdır. Operasyonlar sayesinde terör örgütü zihinsel çöküntü yaşadığı ve çözülme aşamasına geldiği nispette radikal taleplerdeki ısrarlarından vazgeçecektir. PKK terör örgütünde çöküş olmadıysa örgüt devletin şartlarını kabul etmeyecek, ısrarlarını devam ettirecektir. Terör örgütünün silah bırakmasına yönelik başlatılacak müzakerelerde zamanlamayı bu emare belirleyecektir. Hâlihazırdaki siyasi kararlılık ve operasyonların sürdürülmesi durumunda örgütle müzakereler için en iyi zamanlama olarak 2013 yılının Ekim-Kasım-Aralık dönemi düşünülebilir.

Basına müzakerelerin 2013 yılının Mayıs ayında Erbil’de gerçekleştirileceği yansımıştır. Öcalan’ın ayrı devlet ve demokratik özerklikten vazgeçmesi, Esed rejimine karşı Suriye’de işbirliği önermesi ve MİT mensuplarının Kandil’de terör örgütüyle gerçekleştirdiği görüşmeler olumlu bir hava meydana getirmişse de PKK’nın silah bırakmasına yönelik başlatılacak müzakere sürecinin olgunlaşması için daha fazla zamana ihtiyaç olduğu ifade edilebilir. Nitekim Öcalan’ın çözüme ilişkin tutumunun PKK terör örgütünün lider kadrosu üzerindeki etkisi ile ilgili soru işaretleri bulunmaktadır. Öcalan silah bırakma adımı için irade gösterse de Kandil’in silah bırakmayı kabul edecek psikolojiye henüz girmediği gözlemlenmektedir.

3 Safhalı Müzakere Süreci

Başarılı bir stratejik planlama dâhilinde PKK terör örgütünün silah bırakmaya yönelmesi ile yürütülecek müzakereler üç safha olarak tasarlanabilir. Müzakerelerin hassasiyeti göz önünde bulundurulduğunda sürecin zarar görmemesi için her safha kendi içinde değerlendirilmeli, gelecek safha(lar) için spekülasyonların önüne geçilmelidir. İlk safha ayrıntılı biçimde belirlenecekse de müteakip safhalar sadece ana hatlarıyla tespit edilmeli, sürecin selameti için gelecekte atılacak adımlar konuşulmamalı, yersiz beklentilere ve endişelere sebep olunmamalıdır. Terör örgütüyle müzakerelerde şeffaflık dengeli tutulmalıdır. Tamamen gizli kapılar ardında yürütülen faaliyet zararlı olabileceği gibi erkenden yapılan açıklamalar da görüşmelerden sonuç alınmasını olumsuz yönde etkileyebilir. Müzakerelerde üç aşama devam ederken Kürt meselesinin çözümüne yönelik demokratikleşme adımları sürdürülmeli, terör örgütünün her uygun hareketinde Türkiye de adım atmalı, sürecin kendi çözüm dinamiğini ortaya çıkarmasına imkân tanımalıdır.

Birinci safhanın hedefi karşılıklı güvenin oluşturulmasıdır. Bu safhada PKK terör örgütüne Türkiye sınırlarının dışına çekilmesi, eylemselliğini tamamen sona erdirmesi, KCK sistemi kapsamındaki bölücü faaliyetlerini ve hücre yapılanmasını durdurması için belirli bir süre verilmelidir. Bu safhanın en az 2-3 ay sürebileceği değerlendirilebilir. Terör örgütünün sınır dışına çekilmesi, eylemselliğinin sona ermesi ve KCK’nın bölücü faaliyetlerinin ve hücre yapılanmasının durması ile çözüm konusunda güven ve umut artacak, Türkiye’de PKK terör örgütüne karşı tepkisellik nispeten azalacaktır. PKK terör örgütü mensuplarında çözüme ulaşılabileceği yönünde kanaat oluşacak, PKK ve KCK’nın eylemleri olmasa da Türkiye’nin demokratikleşme istikametinde ve ekonomik dengesizliklerin giderilmesi için çaba sarf ettiği görülecektir.

Birinci safhada Türkiye, PKK terör örgütünün Türkiye sınırlarının dışına çekilmesi, eylemselliğini sona erdirmesi, KCK sistemi kapsamındaki bölücü faaliyetlerini ve hücre yapılanmasını durdurmasına mukabele etmeli, ikinci ve üçüncü safhada atacağı adımlar için gerekli hukuki reformları gerçekleştirmelidir. Bu safha kapsamında yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, silah bırakan örgüt militanlarının cezalarının indirimli olarak infazı ve denetimli serbestlik sürelerinin tespitine yönelik hukuki düzenlemeler tasarlanmalı, örgütün liderlik kadrosunun yurtdışında ikamet edebilmesi için hazırlık yapılmalıdır. Böylece terör örgütüne müzakereden sonuç alındığı mesajı verilmiş olacak, ikinci safha için gerekli güven ortamı ve elverişli zemin ortaya çıkabilecektir.  

İkinci safhanın hedefi PKK terör örgütünün silahsızlandırılmasıdır. Birinci safhada güven oluşturulmuşsa ikinci safhada terör örgütünün silah bırakması aşamasına geçilebilir. PKK’nın silah bırakması teşkil edilecek bir heyet müşahedesinde gerçekleştirilebilir. Bırakılan silahlar imha edilmelidir. İkinci safhada terör örgütünün silahlarını bırakması ile birlikte Öcalan’a normal hükümlü uygulaması başlatılabilir. Öcalan böylece sıradan mahkûmların yararlandığı haklardan yararlanmaya başlayabilir. Yine bu safhada güven mesajı vermek için AB Yerel Yönetimler Şartı’na konulan çekinceler kaldırılabilir.

Silah bırakma işleminin ardından terör örgütü mensupları arasından silahlı eylemlere katılmayanların süratle topluma kazandırılması için gerekli çalışmalar başlatılmalıdır. Terör örgütü içinde uyruğu diğer ülkelere ait militanların da kendi ülkelerinde topluma kazandırılması için bu devletlerle koordinasyon sağlanmalıdır. Örgütteki militanların yaklaşık üçte birinin Suriye uyruklu olduğu göz önünde bulundurularak militanların topluma kazandırılması aşamasının Suriye ayağının problem doğurmaması için tedbir alınmalıdır. İkinci safhada terör örgütünün silah bırakması ile birlikte örgüt mensuplarının ceza ve denetimli serbestlik sürelerini düzenleyen kapsamlı bir kanun tasarısı hazırlanmalı, örgütün çözülmeye başlamasıyla da kanun çıkartılmalıdır.

Türkiye’ye getirilen ve belirli bir suç işlemeyen örgüt mensupları için topluma kazandırma projeleri hazırlanmalı ve uygulanmalıdır. Diğer örgüt mensupları yaş düzeyi, silahlı eyleme katılıp katılmadığı ve herhangi bir ölüme sebep olup olmadığı göz önünde bulundurularak belirli cezalar alabilir. Bu cezalar belirli oranlarda düşürülebilir. Hazırlanan kanun kapsamında örgüt mensuplarının cezaları düşürülerek infaz edilebilir. Örgüt mensupları ardından denetimli serbestlik dönemine sokularak zorunlu bir rehabilitasyon süreciyle kademeli olarak topluma kazandırılmalıdır. İlgili kanunun, serbest bırakıldıktan sonra suç işleyenlerin daha önceki cezalarının da infazına imkân tanıyacak şekilde düzenlenmesi, örgüt mensuplarının tekrar teröre bulaşmalarını engelleyebilecek bir etki oluşturabilir.

İkinci safhada terör örgütünün lider kadrolarının Türkiye’ye belirli bir süre (örn: 10-15 yıl) giriş yapamayacak şekilde başka bir ülkede ikamet etmesi için gerekli şartlar hazırlanmalıdır. Örgütün lider kadrosunun kalacakları ülkelerde temel yaşam ihtiyaçlarının Türkiye tarafından karşılanması gibi bir uygulamaya gidilebilir. Lider kadronun farklı kaynaklardan destek arayışına girmemesi için temel yaşam ihtiyaçlarının Türkiye tarafından karşılanması faydalı olabilir. Yurtdışında ikamet ettirilen lider kadronun faaliyetleri denetlenmelidir. Lider kadronun gelecekte Türkiye’ye dönüşleri ise yurtdışında terörist faaliyetlerden uzak durmaları şartına bağlı olarak değerlendirilebilir.

PKK terör örgütünün silah bırakması ve örgüt mensuplarının topluma kazandırılması sürecinin sağlıklı bir şekilde işlemesiyle Türkiye’de terörün tamamen sona ereceği üçüncü safha için gerekli zemin oluşacaktır. Üçüncü safhanın hedefi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının terörizmden kaynaklanan yaralarının sarılması, özgürlüklerin derinleştirilmesi ve ekonomik dengesizliklerin ortadan kaldırılmasıdır. Türkiye devlet yapısını ademi merkeziyetçi çizgide geliştirerek, çağcıl bir demokrasiye terfi ederek ve toplumsal refahını adaletli bir şekilde artırarak süreci devam ettirmelidir. Üçüncü safhada çözüm yollarının konuşulması ve ulaşılacak en uygun sonuçların uygulamaya konması için uygun bir ortam ortaya çıkabilecektir. Barış ve güven ortamının oluşacağı üçüncü safhada nihai çözümün ayrıntılarının tartışılmasının daha isabetli olduğu değerlendirilmektedir. Bu ayrıntıların bugünden konuşulması sürece zarar verebilir.

Sonuç

PKK terör örgütüyle yürütülen görüşmeler sayesinde örgütün meşruiyet kazanacağı yönünde kamuoyunda bir tedirginlik vardır. Ancak Türkiye mevcut uygulamada dünyada terörle mücadele eden bütün devletlerin yaptığı gibi terör örgütüyle alt seviyedeki bürokratlar vasıtasıyla görüşmektedir. Örgütle yürütülen mevcut görüşmelerde Oslo sürecindeki gibi PKK’ya Türkiye’deki Kürtlerin temsilcisi sıfatı kazandırabilecek siyasi konular değil, sadece örgütün silah bırakması konuşulmaktadır. Dolayısıyla görüşmeler neticesinde terör örgütünün meşruiyet kazanacağı düşüncesinin sürecin muhtevasıyla bağdaşmadığı ve bu düşüncenin kamuoyunda yol açtığı endişelerin giderilebileceği ifade edilebilir.

Hâlihazırda sürdürülen görüşmeler ve PKK terör örgütünün silah bırakmasına yönelik başlatılacak müzakereler dikkatli bir stratejik planlama doğrultusunda icra edilmelidir. Zamanlama ve planlamadaki aksaklıklar sürece zarar vereceği gibi toplumda çözüme yönelik yeşeren ümidin kaybedilmesine ve toplumun moral-motivasyonunun zedelenmesine yol açabilir. Müzakerelerde bilgi kirliliği ve gelecek aşamalarla ilgili konuşulması da süreci akamete uğratabilecek dinamikler doğurabilir. Bu nedenle terör örgütüyle yürütülen görüşmeler ve Türkiye’nin çözüm istikametinde atacağı adımlar stratejik bir planlama dâhilinde yürütülürken dengeli bir şeffaflık içinde kamuoyuyla paylaşılmalıdır. 

Görüşmelerin başarısız olması durumunda dahi bugüne dek gerek PKK/KCK terör örgütü gerekse DTK ve BDP tarafından görüşmeler için tek adres olarak gösterilen Öcalan’ın yegâne muhatap olmadığı ortaya çıkacaktır. Bu durumda PKK terör örgütü içinde Öcalan’ın liderliği konusunda bir ikilem ve anlaşmazlık meydana gelecek, çözüm sürecinin önündeki en büyük engelin terör örgütü olduğu belirginleşecektir. Sürecin terör örgütü içindeki anlaşmazlıklar neticesinde tıkanması ile PKK kendi tabanının desteğini de kaybedecek ve halktan tamamen kopmuş olacaktır. 

Görüşmelerin başarılı olması ve PKK terör örgütünün silah bırakma sürecine girmesi halinde ise örgüt içindeki bazı unsurların silahsızlanmaya karşı çıkacağı ve süreci sekteye uğratmaya çalışacağı dikkate alınmalıdır. Orta Doğu’da statükonun yeniden yapılandırıldığı bir dönemde terör örgütünün küresel aktörler tarafından daha çok kullanılabileceği hesaba katılmalıdır. Suriye, Irak ve İran’dan “Bağımsız Birleşik Kürdistan” hedefiyle örgüte katılmış militanlar üzerinde Türkiye ile PKK terör örgütü arasında başlatılan bir sürecin ne ölçüde etkili olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Türkiye, bu nedenle başarılı bir müzakere sürecine rağmen terör örgütü içinde silah bırakma aşamasında ortaya çıkabilecek problemlere hazırlıklı olmalıdır. 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top