AB Nüfusunda Yaşlanma Sorunu ve Çözüm Seçenekleri

Selim VATANDAŞ
12 Şubat 2013
A- A A+

Dünya nüfusu giderek yaşlanmaktadır ve nüfus yaşlanması dünya tarihinde daha önce görülmemiş yeni bir olgudur. Gelişmiş ülkeler, nüfus yaşlanmasının olumsuz etkilerini bastırmak için emeklilik yaşını yukarı çekme, emeklileri piyasaya yeniden entegre etme ve sosyal hizmet reformları gibi çözüm seçeneklerine odaklanmıştır.

Yaşlanma olgusunun artmasının sonuçları üzerine çalışmalar yapan David Weil, çalışma çağındaki nüfustan sağlanan kaynakların bağımlı gençlerle ve bağımlı yaşlılarla paylaşımı üzerinde durmuştur. Nüfusu çalışma çağındaki yetişkinler, bağımlı gençler ve bağımlı yaşlılar olarak üç gruba ayıran Weil, nüfusun yaşlandığı bir ülkede çalışma çağındaki nüfusun hızla yaşlanma sürecine doğru ilerlemesine sorunun asıl kaynağı olarak bakmaktadır. Weil, böyle bir sürecin bağımlı genç nüfusun sayısının hızlı bir biçimde artışına yol açacağını ve ileride mutlak bir dar boğazın yaşanmasına neden olacağını öne sürmektedir. Bununla birlikte toplumun daha yaşlı hale gelmesi neticesinde azalan çalışma çağındaki nüfusun daha önce sağladığı ekonomik destek de alt seviyelere ineceğinden, devletler farklı sosyal politika arayışlarına yönelecektir.(1)


Dünya nüfusunda en hızlı yaşlanma oranı Japonya’da ve ardından Avrupa Birliği (AB) içinde görülmektedir.(2) AB ülkelerinde doğum oranlarının azalması ve yaşam süresinin uzaması nüfusun toplamda yaşlanmasına yol açmakta, işgücüne katılan nüfusun azalmasına neden olmaktadır. İşgücü konumundaki nüfusun yaşlanması, verimlilik ve üretimin düşmesi ile sosyal güvenlik giderlerinin artması sonucunu doğurmaktadır. AB ekonomik açıdan büyümeye devam edebilmek için ise daha fazla çalışabilir nüfusa ihtiyaç duymaktadır. AB’nin yaşlanan nüfusu bu nedenle Birliğin geleceğini olumsuz yönde etkilemektedir. Avrupa Komisyonu’nun Birliğin demografik durumu üzerine 1995’te yayımladığı rapora göre 2025 yılında AB ülkelerindeki altmış yaş üzeri nüfus, yirmi yaşın altındaki nüfusu aşacaktır.(3) AB’nin çekirdek ülkelerinde yaşlı bağımlılık oranı artacak, bugün için her yaşlı başına dört çalışabilir nüfus varken, tahminlere göre 2050 yılında bu oran ikinin altına düşecektir.(4)

Bu analizde öncelikle Avrupa nüfusunun yaşlanma nedenlerinin tespiti ve bu nedenlerin olağan etkilerinden bahsedilmiş, çözüme yönelik AB’nin attığı ve atabileceği adımlar belirtilmiştir.

Avrupa’da Nüfus Neden Yaşlanıyor?

Avrupa’da nüfusun yaşlanmasına ilişkin iki ana husus karşımıza çıkmaktadır. İlk olarak karşımıza çıkan nedenler Avrupa’da giderek bozulan aile yapısı ve doğum oranlarının düşük olmasıdır. Karşımıza çıkan ikinci husus ise tıptaki ilerlemelerin ve gelişen yaşam standardının ortalama ömür süresini uzatmasıyla 65 yaş üzerindeki nüfusun giderek artması ve Avrupa nüfus piramidinin yukarıya doğru genişleyen bir şekil almasıdır. 


Grafik 1: AB 2040’a Dair Nüfus Projeksiyonu (5)

Nüfusun yaşlanma oranı, nüfus artış hızı ile doğrudan ilişkilidir. Bir ülkenin ya da bir bölgenin nüfus artış hızı; doğum oranı ile ölüm oranı arasındaki fark üzerinden belirlenmektedir. AB’de nüfus artış hızını etkileyen en önemli etken de bu bağlamda doğum oranlarının azlığıdır. Doğum oranlarının düşük olmasının arka planında sanayileşme ve kentleşmenin getirdiği olumsuz sonuçlar yatmaktadır. Sanayileşme ve kentleşme ile ailenin başlıca işlevleri arasında yer alan ekonomik birliktelik ve destekleme, çocuğun bakımı, yetiştirilmesi ve sosyalleştirilmesi gibi temel görevler büyük ölçüde aile dışındaki toplumsal kurumlara aktarılmıştır. Yine bu bağlamda sanayi toplumunda aile, ekonomik bir üretim birimi olma niteliğini kaybederek bir tüketim birimi haline dönüşmüştür. Ayrıca bireyciliğin getirdiği gelişmeler de aile yapısını olumsuz etkilemiştir.(6)

Klasik bakışla aile neslin devamını, üyeler ve kuşaklar arası psikososyal ve ekonomik yardımlaşmayı sağlayan bir kurum olarak algılanmakta ve aile üyelerinin biyolojik bağı kurumun kutsiyeti ve mahremiyeti ile biçimlenmektedir. Avrupa coğrafyasında ise aile daha geniş okunarak; tek ebeveynli aileler, gey-lezbiyen evlilikleri, evlilik dışı birliktelikler ve bu birlikteliklerin ürünü olan çocuklar da aile kavramı içine dâhil edilmektedir. Hızlı toplumsal ve kültürel değişim ve geleceğe dair endişeler, boşanma oranları zaten yüksek seyreden AB ülkelerinde kadınların çocuk sahibi olma isteğini olumsuz etkilemektedir.

AB ülkelerinde yaşlanmayı etkileyen diğer bir faktör ortalama ömür süresinin uzamasıdır. Tıptaki gelişmeler, sağlık hizmetlerinin artması, bilinçli beslenme ve teknoloji sayesinde üretimin kol gücünden beyin gücüne yönelmesi ve çalışanları koruyan iş kanunlarının geliştirilmesi sonucu AB ülkelerinde ortalama ömür süresi uzamaktadır. AB-27 içinde ortalama yaşam beklentisi 2010 yılı için erkeklerde 76.7, kadınlarda ise 82.5 olarak saptanmıştır. (7) Bu durumun 2060’da erkeklerde 84.6’ya, kadınlar için ise 89.1’e yükselmesi beklenmektedir.(8)

Nüfusun Yaşlanmasının Sonuçları

Nüfusta yaşlanma, ekonomik ve sosyal alanda birçok netice doğurmaktadır. Yaşlanma; üretim-tüketim, gelir dağılımı politikası, sosyal güvenlik politikaları, aile politikaları ve sağlık politikaları gibi devletin makro ve uzun vadeli çözümler arz etmesi gereken alanları etkilemektedir. AB’de özellikle; artan sağlık harcamaları, büyümedeki ve işgücü piyasalarındaki düşüş, finansal aktivitelerdeki durağan ve zaman zaman gerileyen seyir, nüfusun yaşlanmasının getirdiği olumsuz sonuçlardır.

Sanayileşmiş ülkelerde 65 yaşın üzerindeki nüfus, 65 yaş altına göre 3 ila 5 kat arasında daha fazla sağlık harcamasına neden olmaktadır. Bununla birlikte AB ülkelerinde sosyal güvenlik sistemindeki gelirlerin büyük bir kısmı yaşlılara sağlanan emeklilik gelirine ayrılmaktadır. 2004 yılında (AB-25) yaşlılar için ayrılan sosyal güvenlik harcamaları Birliğin GSYH’sinin %10.6’sı iken, bu oranın 2050 yılında %12.9’a çıkması beklenmektedir.

İşgücündeki azalma, verimlilik oranındaki düşüş, erken emeklilik, uzun yaşam süresi, düşük doğum oranı ve düşen vergi gelirleri büyümeyi etkileyen önemli dinamiklerdir. AB nüfusunun yaşlanması, büyümeyi ve Birlik’in bütçesini olumsuz yönde etkilemektedir. Bilindiği üzere 2010’da Yunanistan’da kamu harcamalarının fazlalığı nedeniyle (ki devletlerin artan emekli aylığı giderleri AB Krizinde önemli bir etkendir) başlayan Avrupa Borç Krizi, domino etkisi ile İspanya, İtalya, Portekiz, İrlanda gibi ülkelere de sıçramıştır. Bozulan bütçe dengesini yeniden tesis etmek için alınan önlemler henüz sonuç getirmemiştir. Kamu harcamaları özellikle çalışan nüfusun getirileri ile karşılanmaktadır. 24-65 yaş arasındaki nüfusun düşüşü bu nedenle kamu gelirlerini de olumsuz etkilemektedir.(9)

Demografik değişimde yaşlanmanın bir etkisi olarak finansal piyasalardaki aktivitenin ve genel olarak ekonomik canlılığın düşmesi ihtimali de karşımıza çıkmaktadır. Emekli olacak kişi sayısının artmasıyla, gelirleri azalacak olan yaşlı nüfusun finansal piyasalardan çekilmesi veya yatırımlarını azaltması beklenmektedir. Öte yandan yaşlanan nüfusun risk alma derecesi düştüğünden dolayı güvenli yatırım araçlarına yatırım yapması da beklenmektedir. Bu durum finans piyasalarında durgunluğu beraberinde getirebilmektedir.

Çözüm Doğrultusunda AB’nin Atabileceği Adımlar

Demografik yapı devletlerin müdahale etmede en çok zorlandığı alanlardan biridir. Fakat devletler; dışarıdan göç ve emeklilik yaşının yükseltilmesi gibi seçeneklere yönelerek ve doğurganlık oranının artması için belirli teşvikler geliştirerek nüfus yapısına kısmi müdahalelerde bulunabilir.

Gelişmiş ülkeler düşük nüfus artışı problemini göç ile çözmeye çalışmaktadır. AB’deki gibi genç nüfusu az olan gelişmiş ülkeler de nüfusu dinamize etmek ve ortaya çıkan istihdam kaybını engellemek için bazı dönemlerde göçe izin vermektedir. Toplam nüfusu 493 milyon civarında olan AB’nin 18.5 milyonu Birlik’e üye olmayan ülke vatandaşlarından oluşmaktadır. Bu rakam Birlik nüfusunun %3.8’ine tekabül etmektedir. AB İstatistik Kurumu (Eurostat) tarafından yayımlanan raporda 2060’da AB’de çalışan nüfus sayısının 50 milyon civarında azalacağı belirtilmektedir. Yine aynı verilere göre hâlihazırdaki göç oranı dikkate alınmadığında 2060 yılında AB ülkelerinde çalışan nüfus sayısının bugünkü sayıya oranla 110 milyon kişi daha az olacağı belirtilmektedir. Dolayısıyla AB’nin demografik gelişiminde göç büyük bir öneme sahiptir. Eğer nitelikli bir göç akışı sağlanabilirse, AB istihdam piyasasında önümüzdeki yıllarda ortaya çıkacak olan eksiklik nispeten giderilebilecektir.

Avrupa Komisyonu’nun yaşlanmanın kamu harcamalarına etkisi üzerine 2012 yılında yaptığı araştırmada, demografik dönüşüm sonucu 2050 yılına gelindiğinde işgücü arzında ciddi bir azalma beklendiği belirtilmiştir. Rapor, İtalya’da %30 ve Almanya’da %17 oranında işgücünde azalma meydana gelebileceğine işaret etmektedir.(10) Bu durum, istihdam açığının kapanması için göç rakamlarında artış olabileceğine ya da olması gerektiğine işaret etmektedir.

Bir örnekleme yapacak olursak, AB’nin ekonomik dinamizmini sağlayan en önemli ülkelerden biri olan Almanya’daki göçmen sayısı 2007 yılında 15.1 milyona yükselmiştir. Bu, toplam nüfusun %18.4’üne karşılık gelmektedir. Göçmen nüfusun Almanya’nın endüstriyel gelişiminde katkısı büyük önem arz etmektedir. Göçmen nüfus ülke kalkınmasında etkili olmakla beraber maalesef bu nüfusun entegrasyonu ile ilgili sorunlar da kendini göstermektedir. Alman toplumunda; dil, eğitim ve sosyal konularda yetersiz kalan göçmenlerin devlete olan maliyeti yaklaşık 16 milyar Avro’dur.(11)

AB’de yaşlanma ile ilgili çözüm noktasındaki önerilerden biri olan “göç” olgusuna Türkiye’nin üyeliğinin de bir katkı yapacağı ifade edilebilir. Türkiye’nin nüfusu AB üyesi ülkelerin demografik yapısıyla mukayese edildiğinde çok daha dinamik ve genç bir yapı arz etmektedir. Bunun yanında Türkiye’de nitelikli/vasıflı işgücü oranı da giderek yükselmektedir. Örneğin, Türkiye’de 2000 yılında  %8 olan yükseköğrenim görmüş işgücünün toplam işgücü içindeki payının, 2020 yılında %17,9’a yükseleceği tahmin edilmektedir.(12) Bu oranda yükseköğrenim görmüş genç nüfus ağırlıklı bir Türkiye, üyelik sonrasında AB’deki işgücü piyasasındaki açığı kapatabilecek ve problemin çözümüne önemli oranda katkı sağlayacaktır. AB’de genç nüfusun toplam nüfusa oranı %15 iken, Türkiye’de bu oran %29’dur. Türkiye’nin üyeliği çerçevesinde yaşanacak muhtemel göç hareketlerinin değerlendirmek amacıyla yapılan çalışmaların ortak sonucu, Türkiye’den AB ülkelerine en fazla 2,7 milyon kişinin göç edeceğidir. Bu sayının, AB nüfusunun yaşlanma sorununu çözmesi beklenmemektedir. Fakat Birlik, Türkiye’den göç edeceklerin özelliklerini dikkate alarak seçici bir göç politikası izlerse bazı sektörlerdeki işgücü ihtiyacını azaltabilir.(13)

AB’de yaşlanma probleminin olumsuz ekonomik etkilerini azaltmak amacıyla düşünülen bir diğer seçenek de emeklilik yaşının artırılmasıdır. Bu amaçla AB’de en yüksek sınır olarak 65 olan emeklilik yaşının yükseltilerek 75’e kadar çıkartılması tartışılmaktadır. AB içinde hâlihazırda 65 yaşının üzerindeki her bir kişi için çalışma çağında 4 kişi bulunmakla birlikte, 2060 yılında 65 yaşının üzerindeki her bir kişi için çalışma çağında 2 kişinin bulunacağı tahmin edilmektedir. Emeklilik yaşının artırılmasının olumlu sonuçları kadar olumsuz sonuçları da bulunmaktadır. Nitekim yaşlı nüfusun, iş yaşamında genç nüfus kadar yüksek performans sağlayamayacağı değerlendirilmektedir. Emeklilik yaşının artırılması diğer taraftan Avrupa toplumlarından tepki çekmekte ve eylemlere neden olmaktadır.

AB ülkelerinde yaşlı çalışanların istihdamı ile birlikte; işverenlerin yaşlı çalışanlar için tam zamanlı işler yerine daha kısa süreli işler sunması, esnek çalışma şartları oluşturması, 65 yaş ve üzeri çalışanların hükümetlerce sağlık politikalarının kapsamına alınması ve işverenlerin ödedikleri istihdam vergilerinin azaltılması gibi önlemler dikkat çekmektedir. Bu çerçevede yaşlı nüfusun istihdamında en iyi performans gösteren ülkelerin Finlandiya, Macaristan ve Hollanda olduğu görülmüştür.(14)

Nüfusun yaşlanmasının önüne geçilmesine yönelik yürütülen çalışmalarda doğurganlık oranlarının artırılması da önde gelen politikalardan biridir. Fakat evlilik oranlarının düştüğü ve kadın başına doğurganlık düzeyinin azaldığı Avrupa coğrafyasında nüfus ve kültür yapısının değiştirilmesi ve yaşlanmaya ilişkin politikaların uygulanması yavaş seyretmektedir. Bu nedenle 2060 yılına kadar doğum oranlarının artırılmasına dönük politikaların etkisinin düşük olması beklenmektedir. AB, toplam doğurganlık oranını 2010’da 1.59 olan değerden 2030’da 1.64’e ve 2060’ta bunun da ötesinde 1.71’e çıkarmak istemektedir. AB’de en düşük doğum oranı olan üç ülke %1.30’luk oranlarla Letonya, Portekiz ve Macaristan’dır. En yüksek üç ülke ise %2’ye yakın oranlarla İrlanda, Fransa ve İngiltere’dir.

Grafik 2: AB ve Türkiye Doğurganlık Oranları (15)    


Avrupa’da doğum oranlarının yükselmesi için Birlik düzeyinde geliştirilen politikalarla sağlam bir aile yapısının tesisi zaruridir. Yaygın bir sosyal koruma sistemi içinde ailenin ve aile içindeki tüm bireylerin çeşitli sosyal ve ekonomik desteklerle (eş yardımı, evlilik izni, belli sayıda çocuğa kadar çocuk yardımı, kadınların çalışma şartları bakımından erkeklere göre daha avantajlı olmalarının sağlanması, sürekli aile eğitimi) güçlendirilmesi gereklidir.


Diğer taraftan ölümlerin çoğunun kanser ve kalp hastalıklarından kaynaklanması, AB’nin sağlık sisteminde bu hastalıklara yönelik daha fazla tedbir geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. Kanser ve kalp hastalıkların önüne geçilmesi için sağlıklı bir toplum geliştirilmesi ve genç nüfusun sağlıklı yetişmesi için yeni nesil tedbirler tasarlanabilir. Bu kapsamda yaş gruplarının sağlık durumlarının düzenli bir şekilde kontrol edilmesi, yaşlanma uzmanlarının artırılması, halk sağlığı ve beslenme konularına daha fazla ağırlık verilmesi tavsiye edilmektedir.


2012 Avrupa Birliği Aktif Yaşlanma Yılı


AB; yaşlanan nüfusun hastalık, bağımlılık ve kamu harcamalarında artış gibi sorunları dikkate alarak 2012 yılını Aktif Yaşlanma ve Nesiller Arası Dayanışma Yılı olarak kabul etmiştir. AB ülkelerinde çalışma çağındaki nüfusta 2012 yılından itibaren başlayacak azalmaya karşılık 60 yaş üstü nüfusun her yıl 2 milyon kişi artması öngörülmektedir. Bu noktada 55-64 arası nüfusun %50’sinin istihdam edilmesi, AB 2000-2010 yılı Lizbon Stratejisi’nde (16) belirlenen hedefler arasına dâhil edilmiştir. 2002 yılında Barcelona Zirvesi’nde ifade edildiği üzere (17) 2010 yılında emeklilik yaşının 5 yıl ertelenerek çalışan nüfusta artışa gidilmesi planlanmıştır. Ayrıca emekliliğe kademeli geçiş ve yaşlı çalışanlarının istihdam edilebilirliğinin artırılması için yaşlı çalışanların yarı zamanlı işlere yönlendirilmesi, çalışma saatlerine esnek düzenlemelerin getirilmesi, yaşlıların işgücü piyasasına katılımının teşvik edilmesi de gelecekte nüfusun yaşlanmasının getirdiği olumsuz etkileri azaltmaya yönelik hedeflenen önlemlerden birkaçıdır. AB, “Aktif Yaşlanmayı” teşvik etmek amacı ile birçok girişim başlatmıştır. Bunlardan bazıları, Avrupa İstihdam Stratejisi, Avrupa Sosyal Fonu, PROGRESS Programı, Grundtvig Programı, Bilgi Toplumunda İyi Yaşlanmak Eylem Planı’dır.(18)


Sonuç


Doğum oranlarının azalması ve yaşam beklentisinin artması, giderek artan dünya nüfusu için olumlu bir süreç olarak algılanabilir. Fakat yaşlanan bir Avrupa nüfusu için bu durum endişe vericidir. Doğum oranlarının azalması, aile kurumunun yapısındaki bozulmalar, sağlık hizmetlerinin ve hastalıkların tedavilerine ilişkin çözümlerin geliştirilmesi, refahın artması, göçlerin engellenmesi gibi faktörler AB nüfusunu olumsuz yönde etkilemiştir. Toplumun daha yaşlı hale gelmesi ile azalan çalışma çağındaki nüfus AB ülkelerine sosyal güvenlik, büyüme ve harcamalar gibi alanlarda ek yükler getirmektedir.


Nüfus artış hızının yükseltilmesi için; kadınların doğum yapmasının teşviki, evliliğin özendirilmesi, aile kurumunun sürekliliği ve saygınlığı, çocuk yetiştirilmesi için sağlanan maddi ödenekler ve çocuk ölümlerinin önüne geçilmesi hususlarında devletlerin makro stratejiler belirlemeleri ve bu stratejileri uygulamaya koymaları gerekmektedir. AB ülkelerinde nüfusun yaşlanması ile gelen olumsuz etkiler (uzun vadede entegrasyon problemi ihtimali ile beraber) göç ile telafi edilebilir. Emeklilik yaşının artırılması da bir diğer yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Doğurganlık oranının yükselmesi ise uzun vadede ancak toplumun yapı taşı olan aile kurumunun tekrar özendirilmesi ve özellikle kadınların iş hayatına ilişkin endişelerinin giderilmesi ile mümkündür.



Dipnotlar:


(1) Ömer Kayhan Seyhun, “Avrupa Birliği’ndeki Demografik Dönüşümün Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne Üyeliği çerçevesinde İş Gücü Piyasalarına Yansıması”, T.C. Merkez Bankası Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, Ankara,Kasım 2006, s.1; son erişim 13 Aralık 2012 http://www.tcmb.gov.tr/kutuphane/TURKCE/tezler/omerkayhanseyhun.pdf

(2) Heinrich Hock and David Veil, Dynamics of the Age Structure, Dependency and Consumption, National Bureau of Economic Research, Working Paper 12140, 2006; son erişim 13 Aralık 2012 http://www.nber.org/papers/w12140.pdf

(3) European Commission, “The Demographic Situation in the European Union”, Brussels, 1995, s.4, erişim 12 Şubat 2013 http://aei.pitt.edu/8694/1/8694.pdf

(4) European Commission, “2012 Ageing Report: Economic and Budgetary Projections for the EU Member States (2010-2060), Brussels 2012, s.27, erişim 13 Aralık 2012

http://ec.europa.eu/economy_finance/publications/european_economy/2012/pdf/ee-2012-2_en.pdf

(5) Hans-Peter Kohler, Francesco C. Billari, José Antonio Ortega, “Low Fertility in Europe: Causes, Implications and Policy Options”; In The Baby Bust: Who will do the Work? Who Will Pay the Taxes?, edited by Fred R. Harris, Lanham, MD: Rowman & Littlefield Publishers, 2006, s. 57. ; son erişim 13 Aralık 2012

http://www.ssc.upenn.edu/~hpkohler/papers/Low-fertility-in-Europe-final.pdf

(6) Tarık Tuncay, “Avrupa Birliği Ülkelerinde Aile Politikaları ve Türkiye”, Journal of Social Work, Hacettepe Üni., Haziran 2010; son erişim 13 Aralık 2012  http://www.sh.hacettepe.edu.tr/makale/familypolicy.pdf

(7) European Commission, “Mortality and Life Expectancy Statistics”, Eurostat; son erişim 13 Aralık 2012  http://epp.eurostat.ec.europa.eu/statistics_explained/index.php/Mortality_and_life_expectancystatistics

(8) European Commission, “2012 Ageing Report: Economic and Budgetary Projections for the EU Member States (2010-2060), Brussels 2012, s.48, erişim 13 Aralık 2012

http://ec.europa.eu/economy_finance/publications/european_economy/2012/pdf/ee-2012-2_en.pdf

(9) National Institute on Aging, “Why Population Aging Matter: A Global Perspective, Publication no: 07 -6134, March 2007, s.22; son erişim 13 Aralık 2012

http://2001-2009.state.gov/g/oes/rls/or/81537.htm

(10) Economic Policy Committee and European Commission, “The Impact of Ageing on Public Expenditure: Projections for the EU25 Member States on Pensions, Health Care, Long-term Health Care, Education and Unemployment Transfers”, Special Report No: 1/2006-Annex, 2006, son erişim 13 Aralık 2012

http://ec.europa.eu/economy_finance/publications/publication6662_en.pdf   

(11) “Göç, AB için Hem Sorun Hem Çözüm”, Euractiv; son erişim 13 Aralık 2012

http://www.euractiv.com.tr/abnin-gelecegi/link-dossier/goc-ab-icin-hem-sorun-hem-cozum

(12) Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, “Türkiye’nin Üyeliğinin AB’ye Muhtemel Etkileri”, Ankara, Kasım 2004 http://ekutup.dpt.gov.tr/ab/uyelik/etki/olasi.pdf

(13) Burcu Gökçe Yılmaz Akın, “Avrupa Birliği’nin yaşlanma Sorununa Bir Çözüm Olarak Türkiye’nin Üyeliği, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, Cilt:8, No:1, 2009, s.37

(14) Aynur Yumurtacı, “Nüfus Yaşlanması ve Avrupa Emek Piyasalarına Etkileri”, Marmara Üniversitesi SBE Çalışma Ekonomisi Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2007, s.65

(15) European Commission, “Total Fertility Rate, 1960-2009”; son erişim 13 Aralık 2012

http://epp.eurostat.ec.europa.eu/statistics_explained/index.php?title=File:Total_fertility_rate,_1960-2009_(live_births_per_woman).png&filetimestamp=20111130165651

(16) European Parliament Policy Department, “Lisbon Strategy 2000-2010: An Analysis and Evaluation of the Methods Used and Results achieved”, 2010; son erişim 13 Aralık 2012

http://www.europarl.europa.eu/document/activities/cont/201107/20110718ATT24270

/20110718ATT24270EN.pdf

(17) European Commission, “Presidency Conclusion of Barcelona”, Barcelona, 15-16 Mart 2012; son erişim 13 Aralık 2012   http://ec.europa.eu/languages/documents/doc4794_en.pdf

(18) Avrupa Birliği Bakanlığı, Aktif Yaşlanma Bilgi Notu, son erişim 13 Aralık 2012

http://www.abgs.gov.tr/files/SBYPB/Sosyal%20Politika%20ve%20%C4%B0stihdam/aktif_

yaslanma_bilgi_notu.pdf

Back to Top