BİLGESAM Başkanı ile “Terör Eylemlerindeki Artış” Üzerine Röportaj*

A- A A+

Türkiye’nin son dönemlerde en önemli gündem maddesi kuşkusuz ki terör. Gün geçmiyor ki, belli bölgelerden çatışma haberleri gelmesin. Bütün Türkiye’nin yüreğini yakan bu olayları vicdanı olan herkes kınıyor. Fakat kınamaktan, duygusal tepkiler vermekten daha fazlasını yapmak, olayların sebeplerini anlamaya çalışmak zorundayız.

Terörü, salt bir güvenlik sorunu olarak görmek de yanıltıcı olabiliyor. Terör örgütünün sosyolojik tabanını genişletmek amacıyla yükselttiği şiddet eylemlerinin rasyonel bir değerlendirmesini yapmak, tutulacak en akıllıca yol. İşte bu amaçla, terör ve sosyolojik çerçevesi ile ilgili olarak kamuoyunun zihninde oluşan soruları, Türkiye’nin önemli düşünce kuruluşlarından olan Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) Başkanı Doç. Dr. Atilla Sandıklı’ya yönelttik. Doç. Dr. Atilla Sandıklı, hem Kıdemli Kurmay Albay rütbesine kadar yükselmiş bir Türk Silahlı Kuvvetler mensubu olması bakımından, hem de uluslararası ilişkiler doçenti olması sebebiyle, sorunu kuşatıcı şekilde değerlendirebilecek bir uzman.

 

TERÖR EYLEMLERİ NEDEN ARTIYOR?

-Son dönemde PKK terör örgütünün şiddet eylemlerinde bir artış söz konusu. Bu artışı nasıl okumak lazım?

Sandıklı: 2004’ten itibaren terör eylemlerinde bir artış oldu.  Belli periyotlarla devam etti. Müzakereler dönemi dediğimiz kısımda biraz düşüş kaydetti ama sıfır noktasına gelmedi. Belirli bir seviyede devam etti. Türkiye de terör örgütüne karşı operasyonlarını iyice azalttı, neredeyse etkisi olmayacak duruma getirdi. Bundan dolayı da eylemler biraz daha azalmıştı diyebiliriz. Ayrıca terör örgütü o dönemi yeni bir yapılanma için kullandı.

-O dönemde artışın olmasının sebebi neydi?

Sandıklı: 2004’ün özelliğine baktığımızda, 2003’te ABD Irak’a girdi ve işgal etti. Meclis o dönemde birinci oylamada Türkiye’nin bu operasyona katılmaması konusunda karar aldı. İkinci oylamada ise ‘Katılabilir’ diye yetki verdi. Ancak Türkiye katılmadı. Dolayısıyla bölgede karışıklık, Irak’ın kuzeyinde otorite boşluğu oluştu. Kuzey Irak Kürt Yönetiminin kurulmasına yönelik bir yapılanmanın olduğu bir dönemdi.

-Şimdi peki?

Sandıklı: Günümüze geldiğimizde Suriye’de önemli bir karışıklık var.  Küresel aktörler bu ülkede rol oynuyor. Dolayısı ile Suriye’deki bu karışıklık, PKK terör örgütünü etkileyen önemli bir etken. Tabi, bir süreç daha var;  ‘Arap Baharı’. Arap Baharı’nda özgürlük talepleri doğrultusunda halk otoriter rejimlere karşı ayaklandı.

-Bu girişim tutmadı ama…

Sandıklı: Türkiye'de demokrasi var; o nedenle PKK terör örgütü burada başarılı olamıyor. Ama bu akışı kullanabileceklerini düşünerek şiddeti artırdılar. İran ile ilişkilerimiz, eskisine nazaran bu ülkenin nükleer silah üretme gayretleri ile gerilim noktasına geldi. İran’ın da PKK terör örgütünün hareketine daha müsamahalı hareket ettiği, hatta istihbarat açısından belirli katkılar sağladığı da net olarak ortaya çıktı.

TÜRKİYE GÜÇLENDİĞİNDE PKK ÇIKIYOR

-Türkiye’nin gücünün artmasıyla PKK şiddetinin artmasını nasıl ilişkilendirebiliriz?

Sandıklı: PKK, Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak yükseldiğinde ve küresel iddialarını öne sürdüğünde ön plana çıkıyor. Türkiye'nin küresel bir aktör olma pozisyonun geliştiği dönemlerde terör örgütünün eylemlerinin arttığını görüyoruz. Bu Özal zamanında da oldu.  Türkiye'nin yıldızı parlıyor, bir bakıyoruz PKK terör örgütü çıkıyor.

-PKK’nın varmak istediği nokta ne?

Sandıklı: PKK terör örgütü, müzakere döneminde elde edebileceği birçok şeyi elde etti. Siyasal açılımlarla belirli noktalarda bir aşama elde etti. Terör örgütü genellikle silahı bırakmıyor. Bunlarla elde ettiği zemini, daha sonra bozmak niyeti ile şiddeti artırıyor; şimdi önümüzdeki dönemlerde yaşayacağımız şeylerden bir tanesi, müzakere, karşılıklı görüşmeler olsun konusunun gündeme getirilmesi olacak. Ne yapacak? Pazarlık arttı, bir öncekinden daha yüksek çıtaya çıktı. Dikkat ederseniz, özerklik, federal yapı gibi talepler  ön plana çıkmaya başladı. Yani, önce elde ettiğinden daha fazlasını elde etmek için şiddeti artıyor; ondan sonra aşama aşama hedefine doğru kararlı bir şekilde gidiyor.

-Yerel seçimler ve şiddetin tırmanmasının nasıl bir bağlantısı var?

Sandıklı: Yerel seçimler, PKK terör örgütü için hayati bir olaydır. Çünkü PKK terör örgütü o belediyelerin ele geçirildiği bölgelerde daha etkin oluyor. Belediyenin gelirleri, terör eylemlerini ve teröre yataklık edenleri desteklemek için kullanıyor. Bizzat belediyenin imkânları terörün propagandasını yapmak ve teşvik etmek için kullanılıyor. Dolayısı ile seçime 1 yıl kalması, bunun nedenlerinden bir tanesi.

-Maddi boyutun dışındaki ilişki nedir?

Sandıklı: Yapılan demokratik açılım sayesinde artık Kürt vatandaşlarımızın önemli bir kısmının birçok haklarının sağlandığını ve bundan sonra da sağlanacağına yönelik inançları artıyor. Anket çalışmaları yaptığımız zaman bakıyoruz, Kürt vatandaşlar PKK terör örgütünü özgürlüklerinin ve ekonomik gelişmişliklerinin önünde bir engel olarak görmeye başladı. Kürt vatandaşlarımızın düşünceleri ve oy potansiyelini de baskı altına almak suretiyle yerel seçimde herhangi bir riske girmek istemiyor. Bu durumda şiddetin artış nedenlerinden bir tanesi de bu.

DEVLET HER ŞEYİ YAPTI

-Devletin yürüttüğü politikayı genel olarak nasıl buluyorsunuz?

Sandıklı: Hakikaten siyasi iktidar bütün riskleri göze olarak PKK terör örgütünü çözmek için her şeyi yaptı. Ama örgüt bunu istismar etti. Bu arada siyasi iktidarın yaptığı hatalardan birisi, güvenlik tedbirlerini azaltmak oldu. Terör örgütü de operasyonlar azalınca kırsal ve kentsel örgütlenmesini, stratejik saldırı safhası ile ilgili teşkilatlanmasını yaptı. Siyasi iktidar müzakerelerle de bir sonuca gidemeyeceğini gördü. Onun için bu güvenlik tedbiri ile PKK terör örgütünü ve Kürt sorununu birbirinden ayırdı. Burada yapılması gereken bir tek nokta var, o da açılım.

-Siz BİLGESAM olarak bu konuyla ilgili çok ciddi bir rapor hazırladınız ve kamuoyuyla paylaştınız. Yaşanan bu şiddet hadiselerinden sonra Türkler ve Kürtler arasında bir kopuş mu var? PKK ve Kürtler arasında mı yaşandı kopuş?

Sandıklı: PKK terör örgütü ve onlardan etkilenmiş uzmanların yaptıkları açıklamalar, Kürt vatandaşlarımızın duygusal kopuş yaşadığı ve ayrılmak istedikleri şeklinde. Biz iki buçuk sene önce 10 bin kişiye yakın bir örneklemle alan araştırması yaptık. 200 kanaat önderi ile görüştük. Bölgede 28 tane çalıştay gerçekleştirdik. Bir yıl önce yeni anayasa ile ilgili 7 bin kişilik bir alan araştırması yaptık. Ve Kürt vatandaşlarımız arasında duygusal kopuş diye bir şey görmedik.  Son dönemde PKK kendi hedefi olan özerklik konusunda böyle bir hava vererek kamuoyunu yanılttı.

-Yaptığınız çalışmaya göre BDP’ye oy verenlerin ne kadarı ayrılmak istemiyor?

Sandıklı: BDP’ye oy verenlerin, yüzde 60’ı ayrılık fikrini desteklemiyor. Kürtlerin büyük çoğunluğu AK Parti’yi destekliyor. Yaptığımız anketlerde, Kürt vatandaşlarında ayrışma duygusunun çok az olduğunu görüyoruz. Yüzde on civarında.

-Türklerde peki?

Sandıklı: Türk vatandaşlarımızda biraz arttığını görüyoruz. Yüzde 30’lara varan ayrışma duygusu var. Yani onların iddia ettiğinin tam tersine.

PROVOKASYON YAPIYORLAR

-Bu biraz da onların arzu ettiği bir şey değil mi?

Sandıklı: Tabi. Sokaklara yürüyeceğiz, kitlesel halk ayaklanmasına dönüştüreceğiz diyorlar, yapamıyorlar. “Belirli bir yerde devlet otoritesini yok edeceğiz” diyorlar. Bizzat Şemdinli halkı, PKK terörünün bu eylemini haber veriyor ve akamete uğruyor. Kürt vatandaşlarımızda bu duygusal kopuşu gerçekleştiremeyince, Türkiye’deki kuvvetli milliyetçi ve ulusalcı yaklaşımdaki kimselere yöneliyorlar.

-Nasıl yapıyorlar bunu?

Sandıklı: Onların duygularını tahrik etmek sureti ile provokatif eylemlerle Kürt vatandaşlarımızın üstüne sürmek ve Kürt vatandaşlarımız üzerinde şiddet eylemleri uygulanması için gayret ediyor. Böyle bir şey olursa, o zaman Kürtlerde de duygusal kopuş yaşanabileceğini düşünerek bunu yapıyorlar. Yapılan birçok yerdeki o provokatif eylemlerin sebebi bu etki ile oluyor. Bütün bu provokatif eylemlere rağmen halk sağduyulu davrandı.  Kürt vatandaşlarımızı rahatsız edici büyük eylemler söz konusu olmadı.

-Askerlerin taşınması ile ilgili tartışmalar devam ediyor. Siz TSK içinde çalışmış birisiniz. Bu taşıma normal midir, yoksa son acı olayda görüldüğü gibi ihmal mi var?

Sandıklı: Terör ile mücadelede devletin güvenlik güçleri çok büyük bir güce sahiptir. Ama bir noktada savunma yapar pozisyondadır. Terör örgütü ise eylem inisiyatifine sahiptir. Terörün kendi olgusundan kaynaklanan bir yapıdır bu. İstediği yer ve zamanı seçebilme kabiliyeti vardır. Siz ne kadar tedbir alırsanız alın, olmayacak diye bilinen bir yerden, bir boşluğu bulup o eylemi yapabilecek beceriye sahiptir. Terörün özelliği bu. Baktığımız zaman, sadece Türkiye'de değil, dünyanın en büyük süper gücü, Amerika Birleşik Devletleri’nde de olabiliyor.

-Bu kadar asker neden topluca götürülüyor eleştirisine ne dersiniz?

Sandıklı: Geçmişte 3-5 kişilik gruplarla gitmeler oldu. O zamanda PKK terör örgütü o askerleri alıp kaçırdı. Aslında bu toplu olarak gidiş şeklinin kendisi bir önlem.

-Yeteri kadar önlem alınmış mıydı?

Sandıklı: Ben detaylarını burada vermeyeyim ama Bingöl Valiliği’nin konu ile ilgili net bir açıklaması var. Ne kadar personelin, ne kadar zırhlı aracın bu konvoyun korunması ile ilgili görevlendirildiğini, yol üzerinde aramaların yapıldığını belirtiyor. Eğer alınmadığı söyleniyorsa, alınmadığının gösterilmesi lazım. Yol emniyeti sağlansa da terör örgütü eylem inisiyatifini elinde bulundurmaya devam ediyor. Belki bununla ilgili onlarca denemeler yaptılar. Alınan tedbirler onları caydırdı veya eylemi yapamadan geri döndüler, ama bir tanesinde başarılı oldular.

TSK DEMOKRASİYE UYGUN HAREKET EDİYOR

-TSK ile ilgili gündeme getirilen diğer bir hadise de düşen uçak meselesi. Bu konuda sizin bakışınız nedir?

Sandıklı: Silahlı Kuvvetlerin ne kadar objektif ve demokratik sistem içinde hareket ettiğini gösteren ikinci örnek de uçak düşürme olayıdır. Dikkat ederseniz bilgi neyse onu verdi, yorum yapmadı. Edinilen her yeni bilgi de kamuoyuyla paylaşıldı. Ama tüm bu açıklamalar hep önyargı ile yorumlandı.

-Afyon’daki patlamayla ilgili farklı görüşler ortaya atıldı. O patlamayı nasıl değerlendirmek lazım, sizce bomba nasıl patladı?

Sandıklı: Afyon’daki olayda hatalar yok değil. Zaten başındaki komutan da tutuklandı.  Hata var ki tutuklandı.

-Neydi hatalar?

Sandıklı: Birincisi gece yapılması. İkincisi de, yorgun olarak yapılması. Ancak burada ihmal edilen bir nokta var: o da askerlerin psikolojisi. Biz orduda el bombası atışları dâhil hep tedirgin olurduk. Çünkü durum böyle kazalara çok müsaittir ve yüzlerce de kaza olmuştur. Eğer kontrolü sağlayamazsanız asker mutlaka alır, “Atacağım” şeklinde şakalaşmalar olabilir.

EL BOMBASI DÜŞEREK PATLAR

-El bombası yere düşerek patlayabilir mi?

Sandıklı: Orada iki tip el bombası var. Birisi Amerikan yapımı, birisi Alman yapımı. Alman el bombalarının üzerinde fünyeleri de var ve hassas durumdadır. Normalde gelişmiş el bombalarında, el bombaları ve fünyeler birbirinden ayrıdır. Bu el bombalarının patlama ihtimali düşüktür. Bu tür bombaları patlatmak için basınç, ısı etkisi, yanma etkisi oluşturacak bir fünyeye ihtiyaç vardır. Alman el bombalarında ise buna gerek yoktur. Biri çekmiş de olabilir, yere düşüp patlamış da olabilir. Dikkat ederseniz, bazen çocuklar boş arazide el bombası buluyorlar. Oynarken ellerinden düşüyor ve patlıyor.

-Bu olayın ardından gerçekleşen tutuklama hadisesi neyi ortaya koyuyor?

Sandıklı: Burada demokratik güzel bir gelişme oldu. Birincisi, o konu ile ilgili insanlar oradan alındı ve olayın daha objektif bir şekilde soruşturulması için iyi bir ortam sağladı.  İkincisi, savcılık ilgili kişiyi tutukladı. Bu da Türk silahlı kuvvetlerinin demokratikleşmesine güzel bir örnektir. Şehitlerin olması hepimizin canını yakıyor. Ama bu gelişmelere baktığımızda güzel bir tepki görüyoruz. Demek ki, bundan sonra böyle bir şey olduğunda, objektif değerlendirme yapabilmek için gerektiğinde görevden alma ve tutuklamalar  olabiliyor.

-Halk arasında “Ordumuz dünyanın en iyi orduları arasında” şeklinde yaygın bir kanaat var. Bu doğru mu?

Sandıklı: Türk Silahlı Kuvvetleri, dünya orduları içinde belki en iyisi,  en moderni değil, ama en iyileri, en güçlüleri arasında. Sıralamaya kalktığımızda ekonomik düzeyimizin, sosyo-kültürel düzeyimizin çok üzerinde bir Silahlı Kuvvetler imajımız ve gücümüz var.

PROFESYONEL ASKERLİK GEREKLİ

-Profesyonel askerlik hakkında sizin görüşünüz nedir?

Sandıklı: Soğuk Savaş’tan sonra bütün silahlı kuvvetler profesyonelleşti. Zorunlu askerliği devam ettirseler de, karma sistemler oluşturdular. Özellikle hassas görevlerde olanların hepsi profesyonel hale getirildi.  Biz bunu yapmadık.  Silahlı Kuvvetlerin mümkün olduğu kadar profesyonel askerliğe dönüşmesi lazım.

-Terör haberlerinin medyada nasıl yer alması gerektiğine dair tartışmalar sürüyor. Sizce bu haberler medyada nasıl yer almalı?

Sandıklı: Bu çok ince bir çizgi. Bu ince çizgiyi belirleyen şey de, demokratik özgürlükler ve sosyal sorumluluklardır. Medyada belli haberlerin yapılması, objektif bir şekilde toplumun duyacağı okuyacağı haberlerin yapılması, gayet demokratik bir haktır.  Ama bunu yaparken medyanın bir sosyal sorumluluğu vardır. Medyanın, bu haberleri yaparken toplumun belli noktalarını tahrik edici, onlara zarar verici ve toplumu yanlış yönlendirici, PKK terör örgütünün propagandasını yapar boyutlara ulaşacak şekilde hareket etmesi kabul edilemez bir davranış olur. Özgürlüklerimiz vardır, ama bu özgürlüklerimizi kullanırken, belirli sorumluluklara da sahibiz.

-Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in ayakkabısının altındaki leke ile ilgili haberleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sandıklı: Önyargının ne kadar fazla olduğunu gösteriyor.

-TSK’da nasıl dönüşüm söz konusu?

Sandıklı: Türk Silahlı Kuvvetleri bir dönem, demokratik dönüşümünü yeterince yapmamasından dolayı toplumun bir kesiminde rahatsızlık yarattı. Rahatsız olan toplumun belli kesimleri TSK’nın demokratik dönüşümü için silahlı kuvvetlere baskı yaptılar. Bu net ve açık. Zaman zaman bu baskının sınırları arttı ama belirli bir sonuç elde ettirdi. Türk Silahlı Kuvvetleri artık küresel dünyada, demokratik ülkelerde sivil-asker ilişkisi nasılsa, o pozisyona dönme hedefini belirledi.  Ve bu dönüşümü de hızlı bir şekilde yaptı. Eskiden eleştiren ama haklılık payı olan büyük kitleler, Silahlı Kuvvetlerin bu değişimi görüyorlar ve takdir ediyorlar. Doğru olan da budur.

-Bundan hoşnut olmayanlar da var…

Sandıklı: Demokratik sistem içinde yönünü bulmakta zorlanan Silahlı Kuvvetleri, kendi menfaatleri doğrultusunda destekleyen bir grup daha vardı; ‘Ulusalcı çevreler’. Silahlı Kuvvetler demokratik dönüşüme başladığı zaman TSK’yı kullanamayacaklarını, ordunun kendi menfaatleri doğrultusunda hareket etmeyeceğini algıladıkları zaman bu çevreler TSK’yı acımasızca eleştirmeye başladılar. Bunu da gerçeklerle bağdaşmayacak şekilde yapıyorlar. “Eleştirecek ne bulabilirim?” diye düşünüyorlar. Özel’in ayağının altındaki zifti ön plana çıkararak eleştiri yapacak kadar önyargılı davranıyorlar.

-Gerekçeleri ne?

Sandıklı: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin demokratik dönüşümüne karşı tepki gösterilmesinin hiçbir haklı gerekçesi olamaz. O zaman bu sizin demokrasiyi benimsemediğinizin göstergesidir. Eğer Silahlı Kuvvetler, çağcıl ülkede pozisyonları nasılsa o duruma doğru dönüşüm gösteriyorsa, buna ancak şapka çıkartılır, saygı gösterilir ve bu çaba desteklenir. Eğer siz bunları geçmişte olduğu gibi kullanamıyorsunuz diye tepki göstermeye başlarsanız, o zaman sizin demokratik düşünce sistemi ile, vizyonunuz ile ilgili konular sorgulanır.  Son olayları bizzat gördünüz siz de. Ne kadar eleştiriler var. Aynı zamanda, Afyon’daki patlama ile ilk başta sanki askerler arasından sabotaj varmış gibi lanse ettiler, ama tam tersi çıktı.


* Bu röportaj Nil Gülsüm tarafından gerçekleştirilmiş ve daha önce Milat Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top