İlter Türkmen’le Wikileaks Üzerine Röportaj*

İlter TÜRKMEN
06 Aralık 2010
A- A A+

Bilge Adamlar Kurulu Başkan Yardımcısı E. Bakan/Büyükelçi İlter Türkmen, Wikileaks sitesinin açıkladığı belgeler üzerine Müjgan Halis’e röportaj verdi. İlter Türkmen röportajda, açıklanan belgelerin Türkiye’nin dış politikası stratejisi, Amerika ve Irak’la olan ilişkileri üzerindeki muhtemel etkilerini değerlendirdi.

 

Bu olay neticesinde, diplomatların değerlendirme raporlarının daha sıkı muhafaza edilmesi için önlemler alınacağını belirten Türkmen, belgelerin ortaya çıkardığı bilgilerin daha çok dedikodu niteliğinde olduğunu ifade etti.

 

Edelman'ın işi gücü dedikodu

 

- ABD'li diplomatların ülke analizlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?


 - Her ülkenin sefiri, bulunduğu ülkenin resmini çekmeye çalışır. Türkiye'de iç politika her yerde olduğundan daha renkli ve medya çok canlı, politikaya çok düşkün. Büyükelçiler bazen bunun etkisinde kalarak, bazen medyanın etkisinde kalarak raporlarına bir hava vermeye çalışır, bazen de hislerine mağlup olurlar, hafif dokundurmalar da yaparlar. Açıklanan belgeleri ikiye ayırmak lazım: Bazıları resmi Türk-Amerikan temsilcileri arasındaki görüşmelerin zabıtları ki onlarda bir şey yok. Geri kalanlar ise değerlendirme raporları. Bunlar içinde dedikodu da barındıran raporlardır. Açıklananlar arasında en fazla dedikodu içeren, eski Amerikan Büyükelçisi Eric Steven Edelman'ın değerlendirmeleri. Ben Edelman'la tanıştım, birkaç kez de buluşup sohbet ettik. 1 Mart tezkeresinden hemen sonra Türkiye'ye gelmişti, onun için zor bir dönemdi, birtakım sorunları oldu, burada mutlu değildi. Bu durum Amerika için yüz karası bir durumdur.

 

Hiçbir şey gizli kalmıyor

- Diplomasinin içinde her zaman böyle bir dedikodu çarkı var mıdır?


 - Olmaz olur mu, niye olmasın. Bir ülkede görevli bulunuyorsanız; mesela cumhurbaşkanı hakkında dolaşan rivayetleri niye yazmayasınız ki? Tabii doğrusunu yazmalısınız. Bu kadar değilse bile, Türk diplomatları hiç dedikodu yazmıyor diyemeyiz. 'Rivayet budur,' denilebilir.

 

- Şimdi sızanlar üslup sorunları nedeniyle mi dikkat çekiyor?


- Zannediyorlar ki, büyükelçilerden giden raporları cumhurbaşkanları, başbakanlar, dışişleri bakanları okuyor. Yok, böyle bir şey, ülkeyi yönetenler o raporları 40 yılda bir okur.

 

- Yani belki ABD başkanının haberi bile yoktur diyorsunuz...


- Allah bilir, Başbakan Erdoğan'la ilgili iddiaları görmemişlerdir bile.

 

- Bu bilgilerin bu kadar kolay sızmasını nasıl yorumluyorsunuz?


- Bu modern dünyanın kötü yönlerinden biri, hiçbir şey gizli kalmıyor. İnternet neler yapıyor baksanıza. Bir asker bütün bu 250 bin belgeyi indirmiş.

 

- Sızmalardan ABD hükümetinin bihaber olduğunu düşünmek ne kadar mümkün?


- Bundan en fazla zararı ABD gördü, prestijlerine önemli bir darbe bu. Bundan sonra kim Amerikan büyükelçisiyle rahat konuşabilir ki?

 

11 Eylül’e benzetmek abartı

 

- Sizce Türkiye'yle ilgili iddialar dış politika stratejimizi etkiler mi?


- Etkileyeceğini sanmıyorum. Dış politikayı etkileyecek şey, resmi yetkililer arasındaki görüşmelerdir. Zabıtlardan gördüğümüz kadarıyla olumsuz bir şey yok. Edelman, Neocon gruba yakın birisiydi, besbelli hükümetle de arası yokmuş.

 

- AK Parti'ye epey muhalifmiş...


 - Evet, görünen o. Hâlbuki AKP, 1 Mart tezkeresini de Meclis'ten geçirmeye çalışmıştı, geçiremedi o ayrı bir mesele.

 

- Gazetelerde Wikileaks skandalıyla ilgili yer alan 'diplomasinin 11 Eylül'ü' tabirini nasıl değerlendiriyorsunuz?


 - Yok efendim ne 11 Eylül'ü, abartılıyor. Bundan sonra yine büyükelçiler raporlar yazmaya devam edecek, ama tabii daha gizli tutmaya çalışarak. Zaten bu kadar büyük sızıntı ancak Amerika'da olur, başka yerde olmaz ki. Normalde bu tür detaylar tarihçilerin istifadesi için 30 sene filan sonra açıklanır.

 

- Sadece ABD'yle değil, komşu ülkelerimizle ilgili de detaylar öğrendik.


- Aliyev'in bizim hükümetten hoşlanıp hoşlanmadığını bilmiyoruz ama, Aliyev Ermeni protokolleri meselesinde önemli bir rol oynadı, bunu biliyoruz. Çünkü protokoller müzakere edildiğinde hiç Karabağ'dan bahsedilmedi, Cenevre'de muazzam bir merasim oldu, pek çok büyük ülkenin dışişleri bakanı ve AB Temsilcisi Solana geldi. Ve sonra biz 'Bunu uygulayamayacağız,' dedik. Oysa bütün bu protokol müzakereleri sırasında Azerbaycan hükümetine hep bilgi verdik zannediyorum. Daha sonra onlarda da bir iç politika tepkisi oluşunca, Karabağ meselesinde ilerleme istediğimizi belirttik. Hâlbuki Karabağ meselesinin görünebilir bir gelecekte çözümlenmesi imkânsız. Adam gidip savaşla toprak elde etmiş, üstelik Ermenilerin de çoğunluk olduğu bir bölgeyi... Ve oradan ancak kuvvet zoruyla çıkar. Kaldı ki anladığım Rusya, Karabağ meselesinin çözümlenmesini istemiyor. Çünkü mesele devam ettikçe hem Ermenistan hem de Azerbaycan üzerinde önemli bir nüfuzu elinde tutuyor. Zaten Azerbaycan bize ne kadar yakınsa Rusya'ya da o kadar yakın görünüyor.

 

- Peki, Irak'la ilişkilerimiz nasıl etkilenir?


- Maliki'den sıkıntılarımız görüşmelerde de açıkça belli oluyor. Bunu biliyorduk zaten. Amerika 'Herkesin iç politikasına karışıyor,' deniyor ama maşallah biz de Amerika'dan aşağı kalmıyoruz. Irak'ta karışıyoruz, Lübnan'da karışıyoruz...

 

Bu işten en kârlı İsrail çıktı

 

- Neden İsrail'e dair çok az bilgi sızdı sizce? Gerçi İsrail'in Türkiye'de ulusalcı bir darbe fikrini desteklediğini öğrendik ama...


- O bir yorum sadece. Herkes artık Türkiye'de böyle bir darbe olmayacağını bilir, onlar da yakından takip ediyorlardır. Bence Wikileaks meselesinden en kârlı çıkan İsrail oldu. İki ülke olarak ilişkilerimize gelince... Wikileaks'teki iddialardan öte, Mavi Marmara meselesinde özür ve tazminatta ısrar ediyoruz. İlişkilerimiz de İsrail'in bu talepleri kabul edip etmemesine bağlı.

 

- Ya İran?


 - Ortaya çıkan tabloya göre İran'ın bizden başka dostu yok. Arap ülkelerinin hepsi düşman, İsrail'den bile korkmuyorlar, İran'dan korktukları kadar. Biraz düşünmemiz gerekmez mi, niçin herkes İran'dan bu kadar korkuyor diye. Bütün Körfez ülkeleri İran'a dair böyle korkular taşıyor.

 

 - Bizim sınır komşumuz ama biz korkmuyoruz.


 - İran bize ne yapabilir ki? Biz İran'la başa çıkabiliriz ama onlar çıkamaz. Ama İran, Irak'ta bir nevi rakibimiz, özellikle Şiiler üzerinde çok etkili. Bu yüzden acaba İran'a karşı 'çok sempatik' tutumumuzu gözden geçirmek gerekmez mi diye bir soru insanın aklına geliyor ister istemez. 'İran'ın nükleer silahları var,' denince, biz de hemen 'Ama İsrail'in de silahları var,' diyoruz. Ekonomik ilişkilerimizin olması normal olabilir ama diğer ilişkileri dengede tutmakta fayda var.

 

- Wikileaks'ten sonra hiçbir şey değişmeyecek diyenler de var, çok şey değişecek diyenler de... Siz hangi görüşe daha yakınsınız?


 - Edelman'ın görüşlerine bakarak büyük şeyler değişmesini beklemek yanlış. ABD ve Türkiye arasında çok önemli anlaşmalar var, bir sürü konuda işbirliği yapıyoruz, NATO'ya önem veren bir devletiz. Sorunlarımız da var tabii ama ABD'den kopmuş bir ülke değiliz. Obama'nın ilk ziyaret ettiği ülkelerden biriyiz. Ama sonradan Ermeni karar tasarıları, İsrail'le ilişkiler konusunda sorunlar çıktı. İsrail'le ilişkiler bozuldukça ABD'deki Yahudi lobisi aleyhimize çalıştı ve bu hükümete karşı tepki örgütledi, birçok düşünce örgütü de bundan etkilendi.

 

- O zaman size göre Wikileaks dünyanın dengesinde çok da fazla bir şey değiştirmeyecek...


- Amerika'yı çok sarstı, bundan sonra bu sızmalara nasıl mani olacaklarına dair kendileri düşünecek. Mesela eğer ilişkilerin bozulmasından bahsediliyorsa, en kötü örnek Suudi Arabistan kralıyla yapılan görüşme. Kral, İran için 'Gidin yılanın başını kesin,' demiş. Bu önemli bir ifşaat ve Amerikan diplomasisini sıkıntıya sokacak. Sonuçta bu sızmaların hepsi aslında İsrail'i güçlendirdi.

 

Clinton'ın Oval Ofis'ini unutmadık

 

- Medyanın öne çıkardığı tek şeyin başbakanla ilgili iddialar olmasını nasıl yorumluyorsunuz?


 - Edelman bunu bir Türk’ten duymuştur ve belli ki bu partiler arası bir dedikodu ya da medya mensubunun rivayeti. Ama bu bir diplomatın yazacağı bir şey değil, olmamalı. Başbakan da haklı olarak tepki gösterdi. Ayıp olan bence bu iddianın Türkiye'de de sanki önemli bir iddiaymış gibi politik malzeme olarak kullanılması.

 

- Bakanlara yönelik çok mahrem ve belden aşağı iddialar var...


- Edelman'ın işinin gücünün dedikodu olduğu anlaşılıyor. İnsanların özel hayatlarına karışmak doğru bir şey değil. Bunu yazan da önce kendi ülkesine baksın, Başkan Clinton'ın Oval Ofis'ini unutmadık henüz. Öyle bir seks skandalı dünyada duyulmamıştı. Adam buna rağmen başkan olarak kaldı, iğrenç bir olaydı, o kadar kibarlıkla hallettiler ki, pes doğrusu. Ben o sorgulamayı dinledim, müthiş seks ayrıntıları vardı sorguda. O bayağılıktan, kibar bir şey çıkardılar.

 

 - Başbakan Erdoğan dilenen özrü yetersiz buldu ve hukuki yolları araştırdıklarını söyledi...


- Hillary Clinton 'Bunlar elçilerin kendi görüşleridir, bizim görüşümüz demek değildir,' dedi. Ki bence de doğrusu budur. Hukuki yol bence yok. Zaten gidilecek bir mahkeme yok. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Amerika'ya bakmıyor, Viyana Sözleşmesi'nde böyle bir müeyyide yok. Sorulsa bile, 'Türklerden duyduğumu yazdım,' diyecektir. Başbakan, Amerikalıların yargılanmasını istiyorsa, bu da mümkün değil.

 

- Dışişleri bakanımıza ilişkin de Neo Osmanlıcı olduğuna dair rivayetler iletilmiş.


- Ahmet Davutoğlu'nu çok beğeniyorum, gayet dinamik, çok bilgili ve sempatik biri. Paranoyalar da yersiz. Ermenilerle anlaşmayı yaptı, AB politikasını destekliyor, ABD ile iyi ilişkiler için uğraştı ve takdir gördü. Belki İran'la ilgili çalışmalarına dair bir önyargı vardır. Bir de tabii Güvenlik Konseyi'nde aleyhte oy vermek hataydı bana kalırsa, çekimser kalınmalıydı. Neo Osmanlı tabirini hiçbir zaman kullanmadığını söyledi zaten. Gerçekten de kötü bir tabir, çünkü Ortadoğu'da ve Balkanlar'da herkes Osmanlı'yı büyük bir hasretle yad etmiyor, bunu itiraf etmek gerek.

 


*Müjgan Halis’in gerçekleştirdiği bu röportaj 5 Aralık 2010 tarihinde Sabah Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

Back to Top