Orta Vadede Orta Doğu’nun Alacağı Şekil ve Türkiye

Ersin ONULDURAN
12 Nisan 2018
A- A A+

1950 ve 1960’lı yıllarda gazete ve mecmua yayın yönetmenleri, bilgisayar animasyonları bu günkü kadar gelişmemişken, hayali olayları veya yerleri ressamların hayal gücüne bırakarak eldeki metinlerin daha ilginç kılınmasını sağlamaya çalışırlardı. Aşağıda okuyacağınız satırları gözlerimizin önünde canlandırmak için resimlere ihtiyacımız yok.  Zira her şey bugünkü iletişim olanakları ile gözlerimizin önünde cereyan ediyor.  Türkiye'de yaşayan bizleri büyük sıkıntıya sokan ve neredeyse radyo ve televizyon haberlerini izlemeğe korkar hale getiren olayları ve bunların ana aktörlerini kısa bir analizden geçirelim ve 4-5 yıl gibi o kadar da uzak olmayan bir gelecekte yakın çevremizin alacağı şekil hakkında önce yakın tarihe bir bakalım sonra da biraz öngörüde bulunalım:

 

Bu Duruma Neden Gelindi?

 

ABD Başkanı  George W. Bush'un özellikle ikinci döneminde 11 Eylül gibi bir facianın yeniden yaşanmaması için çeşitli arayışlara girdi.  Burada bulunan çarelerden birisi de çok eski zamanlardan beri Orta Doğu’da huzursuzluk kaynağı olan durumları ortadan kaldırmak ve İslam dünyasını daha barışçı ve kendisi ve başkaları ile daha yumuşak bir ilişkiler ağının içine almaktı. Bunun için bulunan çareyi ilk defa dillendirenlerden biri 7 Ağustos 2007 tarihli Washington Post gazetesinde bir makale yazan zamanın Ulusal Güvenlik Danışmanı Prof. Condoleezza Rice idi. Rice’ın öne sürdüğü fikir kısaca olarak şöyleydi: “ABD, toplam nüfusu 300 milyonu aşan 22 ülkeden müteşekkil Orta Doğu'da uzun vadeli bir kabuk değiştirmeye (taransformation) önayak olmalıydı.  Toplam Gayri Safi Milli Hasılası 40 milyon nüfusu olan bir İspanya'ya bile ulaşamayan, ümitsizlik ve nefret dolu ideolojilere kendini kaptırmış, üniversite eğitimini düşünmek bile istemeyen ve her an kendini patlatmaya hazır canlı bombaların yetiştiği bir alan olan Orta Doğu’ya daha fazla demokrasi,  hoşgörü, özgürlük ve zenginlik sağlamak için çalışmalıyız.”   Rice'a göre eğer bunda başarılı olunamazsa hem bölge ve hem de Amerika'nın güvenliği için devamlı tehdit kaynağı olan bir durumla karşı karşıya kalınacaktır. 

 

İşte bu uğurda Orta Doğu’da rejim değişikliğine gidilmesi teşvik edildi ve Tunus'ta tezgahında meyva satmasına izin verilmeyen Tarek el-Tayeb Mohamed Bouazizi’nin 4 Ocak 2011 tarihinde kendini yakarak intihar etmesi ile başlayan nümayiş ve başkaldırmalar hemen çoğu Orta Doğu ülkesinde kendini gösterdi ve birçoğunda da başarılı oldu; ta ki gösteriler Suriye'nin kapısına dayanıncaya kadar.

 

`` Suriye İç Savaşı, Suriye Devrimi, Suriye İsyanı ya da Suriye Krizi Suriye Baas Partisi'ne sadık askerler ve bunları destekleyen milisler ile bu partiyi iktidardan indirmek isteyen Suriye muhalefeti arasında başlayan, sonrasında DAEŞ, El Nusra ve bazı Kürt, Türkmen, Dürzi ve Süryani grupların da katıldığı, son dönemde ise Rusya, İran, ABD, Türkiye gibi dış güçlerin de sınırlı olarak dahil olduğu çatışmalardır. Gösteriler 15 Mart 2011'de başladı ve Nisan 2011 tarihinde ülke çapına yayıldı.``

 

Bugün hala devam etmekte olan ve gittikçe maalesef Türkiye'yi de içine çekme istidadı gösteren bu iç savaş hallolmadıkça Orta Doğu'ya barış gelmesini hatta ülkemizde yine huzur ve sükünetin geri gelmesini beklemek ham hayaldir.

 

Türkiye şu sıralarda ne yazık ki, iki (hatta üç)  başlı bir yılan ile mücadele etmek zorunda kalmıştır: bunlarda birisi yukarıda kısaca andığımız dış çatışmalar ve bunların buraya yansımasıdır.  İkincisi ise daha içsel nedenlerle ortaya çıkmış ve en aşağı otuz yıldır Türkiye'ye kan kaybettirmekte olan PKK terörizmi belasıdır.  Bunlara  şimdi bir de kardeş geldi FETÖ.  Mustafa Kemal Atatürk'ün yerinde bir uzak görüşle tekke ve zaviyeleri kapatmasından ve bu politikaların İsmet İnönü tarafından devam ettirilmesinden sonra Fetullah Gülen adlı bir imamın sinsice başlattığı ve hizmet ve dini tolerans maskeleri altında ülkenin kılıcal damarlarına kadar işleyen, temelinde kökten dinci hareketin nihayet kendini 15 Temmuz darbe teşebbüsü ile ortaya çıkarması ama ondan önce de FETÖ yandaşlarının hak ve adalet duyguları dışında hareket ederek çok canlar yakması ile karşı karşıya kaldık.

 

Şu anda neredeyiz? sorusuna gelince: Terör grupları gerek DAEŞ olsun gerekse PKK ve hatta arasıra boy gösteren  marjinal sol gruplar olsun hemen hergün Türkiye'nin bir yerinde daha çok asker ve polisleri hedef alan ama kalabalık halk topluluklarını da hedefinde tutan intihar ve terör eylemlerinde bulunuyorlar. Şu ana kadar Devletin güvenlik güçleri bu grupların üstesinden gelebiliyor ve bizler gibi dışarıdan gözleyenlere göre terazinin ibresi askerler ve polisler ile korucular lehine bir durum gösteriyor. Hemen ilave edelim ki bu mücadele kolay yürütülmüyor.  Birçok müttefik ve dost bildiğimiz ülke mücadelenin kime karşı (mesela PYD) ve nasıl yürütüleceği konusunda bizden ayrı düşünüyor.  Bu da tabii Türkiye gibi orta boy bir gücün kolay netice almasını bir ölçüde engelliyor. Yalnız bu durum, yeterli kaynağın sorgusuz sualsiz aktarıldığı ve uzun zamandır disiplinli bir eğitimden geçirilmiş olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin hala daha korkulacak bir güç olmasını engellemiyor.

 

Orta vadede Orta Doğunun görünümü nasıl olacak?

 

Önümüzdeki 3-5 yılda kanımca Türkiye sınırlarını pekiştirmiş ve iç meselelerini daha fazla kontrol altına almış, ekonomik durgunluktan çıkmış bir yıldız ülke olarak karşımıza çıkacak.  Türkiye'nin bir talihsizliği mesela Amerika'da iki yüz yıl almış olan ulusun içine sindirilmiş demokratik hukuk devletini (1946 çok partili rejime geçişi milat olarak alırsak) yetmiş yıl gibi milletlerin hayatında kısa sayılabilecek bir süreye sığdırmak durumunda oluşumuzdur.

 

Suriye'de Esed ve Baas partisi yandaşlarının ülkenin batısında hâkim oldukları (Esed gitmiş olsa bile) büyük bir kanton,  ayrıca Suriye federal devletine gevşek bağlarla bağlı ve Türkiye'den onu rahatsız etmeyecek kadar uzaklıkta bir Kürt kantonu ve ufak tefek beylikler gibi aşiret yapılanmaları görülebilir. İç savaş boyunca maalesef büyük yıkıntıya uğramış Suriye şehir ve kasabalarının yeniden imarı ve bugün Türkiye dâhil birçok ülkeye dağılmış durumdaki sığınmacının tekrar evlerine dönmelerini sağlayacak tedbirler alınmalıdır.

 

Irak iç meseleleri ve mezhepçilik kavgaları ile bahşedemeyerek belki Sünni ve Şıi devletlere bölünebilecektir.  İran, Suriye ve Şii Irak’ta etkisini artıracak ve ABD ile daha normal ilişkiler içine girecektir.  Bölgenin Arap olmayan iki güçlü ülkesi İsrail ve Türkiye daha normal ama çok da sıcak olmayan bir ilişki geliştireceklerdir. 

 

Rusya ve ABD ise bazı geçersiz tahminlerin aksine Suriye krizi nedeniyle savaşa tutuşmayacaktır.  Bunun ana sebebi hala var olan nükleer dehşet dengesidir.  Ayrıca iki ülke arasında derin ve çok yönlü ilişkiler ağı Suriye ve Orta Doğu mikro düzeyinin çok ötesindedir.

 

Kıbrıs sorunu ise muhtemelen iki toplumun da gönülsüzce desteklediği bir plan çerçevesinde ne husumet ne de dostluk denilemeyecek bir çözüme kavuşacaktır. Yalnız burada yakın zamanda keşfedilmiş olan deniz altı doğal gaz yataklarının hakkaniyet dâhilinde Kıbrıs Türk ve Rum toplumları arasında paylaştırılmasına azami dikkat edilmesi gerekir.

 

Türkiye-Mısır ilişkilerinde göreceli bir yumuşama gözlenecek ve Orta Doğu’nun bu iki temel direği daha normal bir ilişki düzenine oturacaktır. Burada Sisi rejiminin eski Cumhurbaşkanı Mursi'yi serbest bırakması önemli bir adım olacaktır. İşte Orta Doğu’nun orta vadedeki görünümü ve bir uluslararası ilişkiler falcısının öngörüleri bunlardır.

 

Back to Top