Kerimov Sonrası Özbekistan Dış Politikası ve Türkiye ile İlişkilerine Yansımaları

A- A A+

Kerimov sonrası Özbekistan’ın dış politikasında yeni gelişmeler yaşanmaktadır ve bu gelişmeler aşırı hevesli iyimserliğe yol açarak bazı kesimler tarafından ‘büyük’ veya ‘dikkat çekici’ olarak nitelendirilmektedir. Bu bağlamda Özbekistan’ın komşu Orta Asya cumhuriyetleri, dış güçler ve uluslararası kurumlarla olan ilişkilerinde gerçek değişimlerin yaşanıp yaşanmadığının analiz edilmesi gerekiyor. Aynı zamanda 25 yıllık inişli çıkışlı ilişkilerden sonra normalleşmeye başlayan Türk-Özbek ilişkileri irdelenmesi gereken bir diğer önemli konudur.

Kerimov Yönetiminde Özbek Dış Politikası

Kerimov döneminde Özbekistan ulusal çıkarlarına dayalı, dengeli bir dış politika izlemiş ve bu anlamda yabancı aktörlere bağımlılığı sınırlandırarak ulusal güvenliği ve egemenliğini maksimize etmeye çalışmıştır. Bu çerçevede Taşkent, Rusya ve ABD’ye belirli zamanlarda yaklaşarak bölgesel ve uluslararası konumunu güçlendirse de hiçbir zaman yakın ilişkiler içinde olmamıştır. 1990’larda Kerimov Yeltsin’in Rusya’sına pek sıcak bakmıyordu ancak bunun aksine Özbekistan’ın 1994’te NATO’nun Barış için Ortaklı (BİO) Programına katılması ve ABD’nin bölgedeki stratejik ortağı olarak 1995 yılında ilan edilmesi, Özbekistan’ın Batı ile ilişkilerinin yavaş yavaş gelişmeye başladığını göstermiştir. 1999’da Taşkent, Rusya hegemonyası için bir araç haline geldiğini öne sürerek BDT bünyesindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması (KGA)’ndan çekildi ve aynı yıl demokrasi ve ekonomik kalkınma için bir bölgesel uluslararası örgüt olan GUAM’a katılmıştır.

 

Bu yazı STRATEJİST dergisinin Mart 2018 sayısında yayınlanmıştır.

Back to Top