Pompeo’nun Orta Doğu ziyareti

Oğuz ÇELİKKOL
02 Mayıs 2018
A- A A+

ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ilk ikili ülke dışı ziyaretini Suudi Arabistan, İsrail ve Ürdün’e yaptı. Geçen hafta sonu Pompeo ilk önce Suudi Arabistan’ı ziyaret etti, oradan İsrail’e geçti ve Orta Doğu ziyaretini Ürdün’de bitirdi.

Başkan Trump da seçimden sonra ilk ülke dışı ziyaretini Suudi Arabistan ve İsrail’e yapmıştı. Başkan Trump’ın seçim kampanyası sırasında kullandığı İslam ve Arap aleyhtarı sayılabilecek bütün retoriğe rağmen ilk ülke dışı ziyaretini Suudi Arabistan’a (Orta Doğu’ya) yapması ilgi çekmiş, çeşitli yorumlara neden olmuştu.

Başkan Trump’ın Suudi Arabistan ziyareti Riyad Havaalanında Kral Salman tarafından karşılanmasından, Bayan Trump’ın giydiği elbiselere, Trump’ı geleneksel kılıçlı Suudi foklor dansı yaparken gösteren resimlere kadar hala hatırlarda. Bu ziyaretten sonra şimdi de (Tillerson’un twitle görevinden alınmasını müteakiben Bakan seçilen) Pompeo’nun (Senato tarafından onaylandıktan hemen sonra) bölgeye (Suudi Arabistan, İsrail ve Ürdün) gelmesi dikkatleri Trump Yönetimi’nin Orta Doğu politikası üzerine topladı.

Trump Yönetiminin Orta Doğu’da belirli bazı öncelikleri var. Vaşington İran’ın bölgede artan etkinliğinden, Tahran’ın Suriye, Irak ve Yemen’deki iç savaşlarda ve Lübnan, Bahreyn gibi Arap ülkelerindeki iç politik gelişmelerde oynadığı rollerden büyük ölçüde rahatsız. Trump Yönetimi İran’ın Irak, Suriye ve Lübnan üzerinden Akdeniz’e çıkmak ve bölgede bir “Şii Hilali” yaratmak, Bab’ül Mendep Boğazını (Yemen yoluyla) kontrol etmek istediğine inanıyor.

Dış politika konusundaki uzmanlar esasında bu durumun (İran’ın bölgede artan etkinliğinin) ABD’nin Irak ve Suriye’de üst üste yaptığı hatalardan kaynaklandığına işaret ediyorlar. ABD Orta Doğu’da (son dönemlerde) ne yaptıysa sonuçta bunun İran’ın işe yaradığına inananlar çoğunlukta. Esasen Başkan Trump da çok farklı düşünmüyor. Trump’ın seçim kampanyası sırasında ABD’nin Irak’ta yaptığı hatalara sıklıkla değindiğini biliyoruz. Başkan Trump’ın son olarak söylediği bölgede “7 triyon dolar para harcadık hiçbir şey elde edemedik” sözleri de bunu gösteriyor.

Başkan Trump’a göre Obama Yönetimi sırasında ABD’nin (İngiltere, Fransa, Rusya, Çin ve Almanya  ile birlikte) İran’la imzaladığı Nükleer Anlaşma da büyük bir hata. Başkan Trump seçim kampanyasından beri bu inancını “ böyle kötü” bir anlaşma görmedim sözleriyle anlatıyor. Başkan Trump’a göre 5+1’in (Birleşmiş Milletlerin 5 daimi üyesi ve Almanya) İran’la imzaladığı Nükleer Anlaşma ya revize edilerek, “ kabul edilebilir” bir hale getirilmeli ya da bu Anlaşmaya son verilmeli. İran Anlaşmanın değiştirilmesine karşı çıkıyor. Trump Yönetimi’nin 12 Mayısta ABD’nin Anlaşmayla bağlı olup olmadığını açıklaması gerekiyor. Başkan Trump’ın 12 Mayıs’ta İran Nükleer Anlaşması’ndan çekileceği yönünde işaretler artıyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile Almanya Başbakanı Merkel’in son ABD ziyaretlerinin gündeminin ilk sırasında İran Nükleer Anlaşmasının bulunduğu, iki liderin de Başkan Trump’ı Anlaşmadan çekilmemeye ikna etmeye çalıştıkları biliniyor. Fransa ve Almanya İran Nükleer Anlaşmasından memnun görünüyorlar. İran’a yaptırımların kalkmasından en fazla bu iki ülkenin (ekonomik) çıkar sağlandığına işaret ediliyor. Buna rağmen ne Macron’un ne de Merkel’in Trump’ı fazla “kızdırmak” istemedikleri ve Anlaşmanın “revize” edilmesi konusundaki Vaşington görüşüne de destek vermek zorunda kaldıkları anlaşılıyor.

Trump Yönetimi’nin Nükleer Anlaşmadan en fazla memnun olmadığı 2 husus Anlaşmanın İran füze programına ve Tahran’ın bölgesindeki (yıkıcı) politikalarına değinmemesi ve bu konularda çözüm getirmemesi. Vaşington bu konuların da Anlaşmaya dahil edilmesini ve Anlaşmanın revize edilmesini istiyor.  İran Nükleer Anlaşması konusundaki görüşleri Avrupa’daki müttefikleri tarafından büyük ölçüde paylaşılmasa bile, Başkan Trump’ın Orta Doğu’da (kendisinden bile daha ileri ölçüde Anlaşmaya karşı çıkan) iki “ortağı” (İsrail ve Suudi Arabistan) var.

Obama döneminde imzalanması aşamasında İran Nükleer Anlaşmasına tek (açıkça) karşı çıkan ülkenin İsrail olduğu biliniyor. Başbakan Netanyahu’nun Başkan Obama’dan davet olmadan ABD Kongresi’nde (Anlaşma aleyhine) konuşma yapmak için Vaşington’a gittiği, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmanın Anlaşmanın (ne kadar kötü olduğuyla ilgili) bölümünde kullandığı şema ve çizelgeler hala hafızalarda. Başbakan Netanyahu bu hafta başında aynı şeyi yine yaptı, Anlaşmanın “ne kadar kötü” olduğunu, İran’ın nükleer programıyla ilgili “yalan” söylediğini şemalarla “anlattı”.

İran Nükleer Anlaşmasına (Obama döneminden başlayarak ve Başbakan Netanyahu kadar sesli olmasa da) karşı çıkan diğer ülke de Suudi Arabistan. Riyad da (nükleer zenginleştirme faaliyetlerini durdurması ve kontrol altına bırakması karşılığı) İran’a uygulanan ambargoların kalkmasından ve (Şah döneminden beri Batı bankalarında tutulan) milyarlarca doların serbest bırakılarak Tahran’a transferinden memnun değil.

İran’ın Nükleer Anlaşmayı uyguladığı ve Anlaşmaya uyduğu konusunda genel bir görüş birliği var. Buna rağmen ABD (ve İsrail ile Suudi Arabistan) Anlaşmanın bu haliyle sadece İran’ın işine yaradığı düşüncesinde. Şimdi 12 Mayıs tarihinde ABD’nin Anlaşmada kalıp kalmama konusunda önemli bir karar vermesi gerekiyor. Pompeo’nun (Macron ve Merkel’in Vaşington ziyaretinden hemen sonra yapılan)  Suudi Arabistan ve İsrail ziyaretlerinin gündeminin ilk sırasında Nükleer Anlaşmanın olması normal. Trump Yönetimi’nin kararı bütün Orta Doğu için önemli ve bütün bölge için sonuçlar yaratabilecek bir potansiyele sahip. Orta Doğu’da sıcak bir çatışma yanında, nükleer silahlanma ve füze teknolojileri konusunda yarışın ve rekabetin hızla tırmanması riski var.

Öte yandan Başkan Trump Filistin Sorununu da çözmek istiyor. Trump’in bu konudaki görüşlerinin de Başbakan Netanyahu ile örtüştüğü anlaşılıyor. Seçim kampanyası sırasında Trump İsrail-Filistin anlaşmazlığını çözecek kişinin kendisi olacağı yönünde ifadeler kullanmıştı. Başkan olduktan sonra da bu “yönde” harekete geçti. Trump’ın Kudüs kararlarının arkasında da Başbakan Netanyahu’nun kabul edebileceği bir çözüm formülünün uygulanmaya konması fikri olduğu anlaşılıyor. Başkan Trump Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyarak Kudüs konusunu İsrail-Filistin görüşme masasından kaldırdığına (böylece İsrail-Filistin görüşmelerindeki önemli bir engeli yok ettiğine) inanıyor.

Trump Yönetimi’nin aklındaki (henüz tam olarak şekillenmemiş) Filistin çözüm planında (yine Başbakan Netanyahu’nun istediği şekilde) Batı (Şeria) Yakası’ndaki (uluslararası hukuka aykırı) Yahudi yerleşim birimlerinin İsrail’e bırakılmasının, buna karşılık Mısır’ın Sina Yarımadası’ndan  (kurulacak) Filistin Devleti’ne biraz toprak transferinin öngörüldüğü yönünde işaretler var. Kurulacak Filistin Devleti’nin ( Başbakan Netanyahu’nun talep ettiği şekilde) sınırlarına, su ve ekonomik kaynaklarına hakim olamaması ve (gerçek bir) ordu kuramaması da büyük ihtimalle bu planın parçaları.

Doğal olarak ortaya “iki devletli çözüm” adı altında uygulanacak bu planın Filistinlilere (Filistin Yönetimi’ne) nasıl kabul ettirileceği sorusu ortaya çıkıyor. Durumun “vahametini” sezinleyen Mahmud Abbas, Trump Yönetimi altında ABD’nin “tarafsız” arabulucu sıfatını “tamamen” kaybettiğini, Filistinlilerin Trump Yönetiminin hiç bir “çözüm” planını kabul etmeyeceğini açıkladı. Abbas bölgeye gelen ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’le görüşmedi. İsrail’deyken Dışişleri Bakanı Pompeo’nun da Filistin Yönetimi ile bir teması olmadı.

Trump Yönetimi’nin (Filistinlilere rağmen) Filistin sorununu “çözme” fikrinde bir değişiklik yok gibi. Burada bazı Arap liderlerinin iktidarlarının devamı için ABD’ye bağımlı olmaları ile İran “korkusunun” lehte bir rol oynayacağının, Arap başkentlerinin ABD “çözüm” planına destek vereceklerinin ve Filistin Yönetimi’ne  baskı yapacaklarının hesaplandığı anlaşılıyor. Ancak Trump’ın açıkça bizsiz “hiçbir şey” değiller dediği Arap yönetimlerinin, (kendi halklarında bu konularda olan çok güçlü görüşlere rağmen) Doğu Kudüs’üz ve Batı Şeria’nın %10-15’lık bir bölümünü İsrail’e bırakan, adı “iki devletli” olacak bir çözümü Filistinlilere empoze etmek için Vaşington’la işbirliği yapıp yaymayacakları şimdilik belli değil.

Her halükarda Filistin sorununun Pompeo’nun Suudi Arabistan, İsrail ve Ürdün temaslarında gündemde olduğu görülüyor. Trump Yönetimi (İran Nükleer Anlaşmasıyla ilgili kararını açıklamasından birkaç gün sonra) 14 Mayıs’ta Tel Aviv’deki Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyacak. Trump bu kararı açıklarken kendisinin de (açılış töreni ve 15 Mayıs’ta İsrail’in kuruluş yıl dönümü törenlerine katılmak için) İsrail’e gidebileceğini ifade etmişti.  Trump’ın (bir yıl içinde ikinci olacak) İsrail ziyaretini yapıp yapmayacağı (İsrail’e giderse Mahmud Abbas’la görüşüp görüşmeyeceği) daha belli değil. Basında Büyükelçilik açılış töreni için (Trump’ın kızı) Ivana Trump ve (damadı) Jared Kushner’in İsrail’e gidebileceği bildiriliyor.

Pompeo’nun (üç ayaklı) Orta Doğu ziyaretinin gündeminde (doğal olarak) Suriye’deki durum da vardı. Pompeo, Amerikan askerlerinin (sorun çözülmeden) Suriye’den çekilmeyeceğini söylüyor. Başkan Trump Suriye’deki Amerikan askerlerinin masraflarını (zengin) Arap ülkelerine ödetmek istiyor. Vaşington’dan zaman zaman Arap ülkelerinin Suriye’ye asker göndermeleri gerektiği sesleri de geliyor. ABD, İsrail ve Suudi Arabistan Suriye’de (ve Yemen’de) İran etkisinin ortadan kaldırılması konusunda da benzer düşünüyorlar.

Pompeo Orta Doğu’ya gitmeden önce Brüksel’de NATO Dışişleri Bakanları toplantısına katıldı. Burada ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Türk karşıtıyla önemli bir görüşme yaptı. Çavuşoğlu-Pompeo görüşmesinde (daha önce ortaya çıkartılan Yol Haritası çerçevesinde) Türkiye ve ABD arasında Suriye’de yaşandığı bilinen sorunların çözümü yönünde önemli bir mesafe alındığı anlaşılıyor. Menbiç ve Doğu Suriye’deki PYD/YPG sorununun çözülmesi (iki NATO müttefiki) Türkiye ve ABD’nin Suriye’de (tekrar) işbirliği yapmasının önünü açabilecek.

Yeni ABD Dışişleri Bakanı’nın Orta Doğu ziyaretinde Suriye, Yemen, Katar’a uygulanan ambargo, İsrail-Filistin çatışması başta olmak üzere tüm bölgesel sorunların ele alındığı anlaşılıyor. Ancak ziyarete damgasını vuran husus ABD ile Suudi Arabistan ve İsrail’in İran’a karşı oluşturdukları ortak cephenin harekete geçirilmesi. Pompeo’nun Orta Doğu ziyareti sonrasında ABD ve bölgesel müttefikleri ile İran arasındaki (zaten çok gergin) ilişkilerin önümüzdeki günlerde giderek (daha da) tırmanması ve (hatta) sıcak çatışmalara dönüşmesi potansiyeli artmış gözüküyor.

 

Bu yazı 03.05.2018 tarihinde Hürriyet Gazetesinde yayınlanmıştır.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/oguz-celikkol/pompeonun-orta-dogu-ziyareti-40824220

Back to Top