Türkiye-AB İlişkilerinde Hollande’la Yeni Bir Dönem mi Başlıyor?

Aslıhan P. TURAN
31 Mart 2013
A- A A+

“Fransa Türkiye’nin üyelik müzakerelerine desteğini artıracaktır.” Bu ifade Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius ile Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun 12 Şubat 2013 tarihli ikili görüşmelerinden sonra, Fabius’ün sarf ettiği ve Türkiye gündeminde geniş yankı bulan demeçte yer almıştır.Fabius, Fransa’nın Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğine yönelik sert tutumunun yumuşatılacağı ve üyelik müzakerelerinin canlandırılacağı mesajını vermiştir.Nicolas Sarkozy döneminin Türkiye’ye yönelik Fransız dış politikasından keskin bir dönüş olarak değerlendirilen bu söylem, Türkiye-AB ilişkilerinin önündeki engellerin kaldırılmasına yönelik bir adım mıdır? Yoksa Türkiye-Fransa ilişkilerinin hareketlendirilmesine yönelik bir girişim midir? Türkiye’nin AB üyelik sürecinin durma noktasına gelmesine neden olan temel aktörlerden biri olan Fransa’nın bu tutum değişikliğinin nedenleri ve sonuçları Sarkozy-Hollande dönemlerinin genel dış politika yönelimleri ve Türkiye’ye bakışlarının karşılaştırılmasıyla anlaşılabilecektir. Bu şekilde gerek ikili ilişkilerdeki değişimler, gerek Türkiye-AB ilişkileri açısından değerlendirme yapmak mümkün olabilecektir.


Sarkozizm


Gazeteci Alberto Toscano’ya göre Sarkozy “Sarkozizm” olarak adlandırılabilecek siyasi bir akım oluşturmuştur. Bu akım başkanlık imajının devamlı olarak medyatize edilmesini içeren yeni bir siyasi iletişim yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır.(1) 15 Mayıs 2012 tarihinde Fransa Cumhurbaşkanlığı görevini Sarkozy’den devralan François Hollande ise seçim kampanyası döneminde kendisini “Sarkozy-karşıtı” olarak tanımlayarak oy kazanmaya çalışırken yeni dönemde Fransız dış politikasındaki köklü değişiklikler yerine iç politikada yenilikler vaat etmekteydi. Unutulmamalıdır ki Fransız sağ ve sol partileri dış politika konusunda birbirlerinden net çizgilerle ayrıştırmak tarihteki örneklerine de bakıldığında her zaman mümkün olmamaktadır. Örneğin François Mitterand 1981’de Sosyalist Parti’den başkan seçildiğinde de Gaule politikasına aykırı düşmemiştir. Benzer şekilde de Gaule, Valérie Giscard d’Estaing gibi Avrupacı politikayı sürdürmüştür. Buna karşılık de Gaulle’cü gelenekten gelen Halk Hareketi Birliği (UMP) lideri Sarkozy, de Gaulle mirasını arkasında bırakarak 43 yıllık uzun bir aradan sonra 2009 yılında NATO’nun askeri kanadına dönme kararı almıştır.(2)


Sarkozy döneminin en dikkat çeken dış politika atılımları NATO’nun askeri kanadına geri dönmesi ve Akdeniz için Birlik projesidir ki bu proje çerçevesinde Fransa ve Almanya görüş ayrılığına düşmüştür. Ancak Almanya’nın dışlandığı bu proje, Sarkozy’nin öngördüğü hedeflere ulaşamamış ve tıpkı Barselona süreci gibi sonuçsuz kalmıştır.(3)


Atlantikçi olarak nitelendirilen Nicolas Sarkozy, ABD ile Irak işgali sırasında bozulan ilişkilerin tamirinde önemli rol oynamıştır. AB’nin ekonomik krizden çıkması için Almanya ile birlikte mücadele vermiş olan Sarkozy, Fransa’nın lider ülke konumuna gelmesine yönelik bir tutum izlerken, bir yandan da bilindiği üzere Türkiye’nin AB üyeliğine son derece kesin bir şekilde karşı durmuştur. İran’ın nükleer programına karşı sert yaptırımlarla karşılık verme politikası yürütmüş olan Sarkozy, Rusya başkanı Vladimir Putin ile de yakın ilişkiler kurmuş, Çin ile ilişkilere özel önem atfetmiştir.(4) Uluslararası alanda aktif bir lider olmak isteyen Sarkozy Fransa’sı, Libya’da çıkan ayaklanmalar sırasında da uluslararası müdahale kararını ilk uygulayan ülke olmuştur.


Seçim Zamanı… Hollande Dönemi


2012 seçim sonuçları Fransa’da ulusal düzeyde büyük merakla beklendiği kadar, uluslararası alanda da yakın ilgi görmüştür. Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz, François Hollande’ın seçimlerden galip gelmesinin AB refah politikası ve Birlik içindeki bölünmüşlükle mücadele açısından yeni bir şans sunduğunu belirtmiştir. Hollande’ın Avrupa kalkınmasına yönelik söylemleri ve durgunluktaki mali piyasaların endişelerine çözüm arayışında olması seçmenler ve AB kurumları nezdinde umut doğmasına imkân tanımıştır.(5)


Ekonomik kriz döneminde Hollande’a duyulan güvenin altında yatan neden yeni başkanın on bir yıl boyunca Sosyalist Parti’nin genel sekreterliği görevini yürütürken dış politika konusunda deneyim edinmemiş olsa da, ekonomik yönetişim, kamu yönetimi, eğitim reformu, refah sistemi ve mali konulardaki dosyalara olan hâkimiyetidir. Mali konularda fikirlerini açıkça dile getiren Hollande, dış ilişkiler veya Fransa’nın küresel düzeydeki rolü üzerine pek az görüş beyan etmiştir.(6)


Her ne kadar kendisini Sarkozy-karşıtı olarak tanımlasa da, Hollande’ın Le Changement C’est Maintenant (Değişim Zamanı) adını verdiği kampanyası kapsamında Sarkozy’den çok da farklı öneriler sunmadığı görülmüştür. BM Güvenlik Konseyi üyeliğinin diğer üyelere de açık olması, Güney Akdeniz ülkeleriyle ekonomik, demokratik ve kültürel projelere dayalı ilişkilerin geliştirilmesi, İsrail-Filistin sorununun çözümüne yönelik müzakerelere destek verilmesi gibi Sarkozy söylemlerinde de yer bulmuş olan konular Hollande tarafından da dile getirilmiş ancak somut öneriler sunulmamıştır. Hollande’ın dış politikada en net, belki de tek net söylemi Afganistan’daki Fransız muharip kuvvetlerinin çekileceği yönünde olmuştur.(7) 2001 yılında 4.000 askerini Afganistan’a konuşlandırmış olan Fransa, 2013 sonuna kadar bu ülkeden tamamen çekilmek üzere askerlerini kademeli olarak geri çekmeye başlamıştır.


Seçim söylemlerinde dış politikayı öne çıkarmamış olmasına karşın konjonktürel gelişmeler dolayısıyla göreve gelmesinden kısa bir süre sonra Hollande, Washington ziyaretinde ABD Başkanı Barack Obama ile bir araya gelmiş, Camp David’deki G8 ile Chicago’daki NATO zirvesine katılmış ve yoğun ikili ziyaretlerle aktif bir dış politika takip ettiği izlenimi vermiştir. Hollande’ın cumhurbaşkanlığı döneminde (15 Mayıs 2012’den günümüze) Suriye’deki iç savaş, İran’ın nükleer programı, Afganistan’dan asker çekilmesi, Mali’ye düzenlenen operasyon gibi konular Fransız dış politikasındaki temel tartışma alanlarını teşkil etmektedir.(8)


Sarkozy ve Hollande’ın dış politikada çok farklı çizgiler izlemedikleri görülmektedir. Fransa’nın AB içinde ekonomik krizle mücadelede Almanya ile yakın işbirliği ve uluslararası alanda inisiyatif alabilen görünür bir Fransa imajı Fransız dış politikasının sacayaklarını oluşturmaktadır. Hollande’ın göreve başlamasından bugüne iki lider arasındaki temel ayrışma noktası ise Türkiye’nin AB üyeliğine yönelik politikaları olmuştur. Bu süreçte sorulması gereken temel sorular bu değişimin sürdürülebilir bir değişim olup olmadığı ve ilerde yeni açılımların beklenip beklenemeyeceği olmalıdır.


Türkiye’ye Farklı Bir Bakış mı?


Türkiye, 1999’da aday ülke statüsü elde ederek üyelik perspektifi kazanmış ancak müzakerelerin başladığı 2005 yılından günümüze beklenilen ilerleme kaydedilememiştir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) 2004 yılında adanın bütününü temsilen AB’ye üye olarak alınması, AB üyelerinin yeni üye kabulü ile ilgili ulusal düzeyde referanduma gidilmesi gibi yeni prosedürler önermeleri ve AB’nin lideri konumundaki Almanya’nın ve Fransa’nın, Türkiye’nin AB üyeliğine açıkça ve ısrarla karşı çıkmaları adaylık sürecinin ilerleyememesinin temel sebepleridir.(9)


Hâlihazırda GKRY, Fransa, Almanya ve Avusturya siyasi gerekçelerle on müzakere başlığını bloke etmiş durumdadır. Avrupa Konseyi de Türkiye’nin Ek Protokol’ü GKRY’ye uygulamamasından dolayı yedi başlığı bloke etmiştir. Bu başlıklara ilaveten Fransa, doğrudan üyelikle bağlantılı olduğu gerekçesiyle beş başlığı daha bloke etmiştir ki bu şekilde neredeyse üyelik perspektifi olmadan müzakere sürdürülür hale gelinmiştir. Türkiye’nin AB üyeliğini desteklemeyen ülkeler arasında Fransa’nın ya da daha doğru bir ifadeyle Sarkozy’nin karşı çıkışının altında yatan neden Türkiye’nin Avrupalı görülmüyor oluşudur.(10) Fransa’nın bloke ettiği başlıklar: tarım ve kırsal kalkınma, ekonomik ve parasal politika, bölgesel politika ve yapısal araçların koordinasyonu, mali ve bütçesel hükümler ve kurumlar fasıllarıdır.


Fransa’nın müzakere başlıklarını kendi kriterleri çerçevesinde bloke etmesi, bireysel olarak Türkiye’ye yönelik ayrımcılık temelli politika izlediğinin göstergesi olmasının yanı sıra, Avrupa kurumlarının işleyişi açısından da çelişkili bir görüntü sergilemektedir. AB üyelerinin kendi iradelerini ortaklarına kabul ettirmeye çalışmaları, zaten karmaşık yapılı Avrupa kurumsallaşmasına ek bir negatif parametre eklemektedir.(11) Ayrıca 11 Eylül saldırılarının ardından İslamofobinin artması, ekonomik krizle mücadele eden Avrupa ülkelerinde kültürel çeşitliliğe karşı popülist söylemlerin güç kazanması ve liderlerin farklılıkları ön plana çıkaran söylemleri Türkiye-AB ilişkilerine kamuoyu nezdinde de tepkilerin yoğunlaşmasına neden olmaktadır. Sarkozy faktörü dolayısıyla da Fransa bu ülkelerin başında gelmektedir.


Fransa’nın kendi kriterlerine göre müzakere başlıklarını bloke etmesi hukuken de Müzakere Çerçeve Belgesi ile çelişmektedir. Belgede “müzakerelerin üzerinde anlaşılan nihai hedefi üyeliktir” ibaresi yer almaktadır ve bu belge 2005 yılında AB üyeleri tarafından oybirliğiyle kabul edilmiştir. Müzakerelerin ucu açık bir süreç olduğu vurgulanmış olsa da bu durum adayın üyelik kriterlerini yerine getirememesiyle ilgilidir, yani Fransa’nın blokajlarının AB kararlarına dayanan bir hukuku temeli de bulunmamaktadır.(12)


Her ne kadar Türkiye-AB ilişkileri çeşitli siyasi sebeplerle ağır ilerliyor hatta GKRY’nin Konsey başkanlığı döneminde Türkiye’nin kararıyla donma noktasına geliyor olsa da, AB gerek siyasi gerek ekonomik nedenlerle sırtını Türkiye’ye dönmek ve Türkiye’nin Avrupa’dan uzaklaşmasını istememektedir. Konsey’in 2011 yılında başlattığı “Pozitif Gündem” kapsamında, yukarıda sözü edilen sebeplerle açılamayan müzakere başlıklarında, Türkiye’nin AB müktesebatına uyum çalışmalarına destek vermek amacıyla çalışma grupları oluşturulmuştur. Bir anlamda başlıkların açılmadığı süreç içerisinde zamanın boşa harcanmaması ve üyelik yönünde çalışmaların devam ettirilmesi amaçlanmıştır.(13) Bu şekilde Türkiye’nin AB’den kopmaması, reformların geri planda bırakılmaması ve ilişkilerin belli bir seviyede seyretmesi hedeflenmiştir.


AB’nin Türkiye ile ilişkileri sürekli sıcak tutmak ve gündeminden Türkiye’yi düşürmemek istediğinin bir diğer göstergesi de AB Genel İşler Konseyi toplantısının sonuç metnidir. AB Konseyi bünyesinde Birliği birden fazla politika alanında etkileyen dosyaları inceleyen Genel İşler Konseyi’nin 11 Aralık 2012 tarihli toplantısında, AB’nin genişlemesi kapsamında Türkiye’nin üyelik sürecine de geniş yer verilmiştir. Basın Bildirisi’nde yer aldığı şekliyle, Türkiye ekonomik dinamizmi, bölgesel rolü ve stratejik konumu ile öne çıkmıştır. Katılım müzakerelerinin hız kazanmasının her iki taraf için olumlu sonuçlar doğuracağı dile getirilmiş, özellikle dış politika konularında siyasi işbirliğinin geliştirilmesinin önemine değinilmiştir. Siyasi kriterler bağlamında demokrasi ve insan hakları alanlarında yeterli ilerlemenin sağlanmadığı ancak Ombudsmanlık, Ulusal İnsan Hakları Kurumu gibi yapılanmaların olumlu adımlar olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bunların yanında geri kabul antlaşmasının imzalanması ile vize diyalogunun başlatılmasının paralel seyredecek süreçler olduğu açıklanmıştır. Genel İşler Konseyi toplantısında Kıbrıs konusu da yer almış ve Türkiye’nin ek protokolü tüm üyelere uygulamasının beklendiği belirtilmiştir.(14)


Türkiye gözünden bakıldığında ise François Hollande’ın Fransa Cumhurbaşkanı seçilmesiyle Türkiye-AB ilişkilerinin ivme kazanacağı,  2007 yılında Sarkozy’nin Türkiye’nin Avrupa’nın parçası olmadığı ve doğrudan üyelikle ilintili olduğu gerekçesiyle bloke ettiği beş müzakere başlığının açılabileceği öngörülmekteydi. Hollande ve Abdullah Gül ilk kez NATO’nun 2010 Chicago Zirvesi’nde bir araya gelmelerinin ardından Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Fransız mevkidaşı Laurent Fabius ikili ilişkilerin canlandırılması kapsamında aynı yılın temmuz ayında görüşmüşlerdir. Ancak Hollande’ın Sarkozy karşısında seçimden zaferle çıkmasıyla, geçmiş yılların donuk ilişkilerine ivme kazandırılacağı izlenimi edinilse de, somut kararların alınmadığı gözlenmiştir. Bu durumda elbette ki Avrupa Konseyi dönem başkanlığı sırasının Rum Yönetimi’nde olmasının da büyük payı olmuştur.(15)


2013’ün şubat ayı içinde Paris’te düzenlenen Libya’ya Uluslararası Destek Konferansı dolayısıyla Fransa’ya giden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius ile yaptığı ikili görüşme sonucunda da Türkiye ile müzakerelerde Fransa’nın bloke ettiği başlıklardan birini açacağı haberi büyük yankı yaratmıştır. Ancak bu haberin Türkiye-AB ilişkilerinin canlanması umudunu taşıyanların beklentilerini ne derece karşılayacağı soru işaretlerini de beraberinde getirmiştir.


Fransa’nın blokajı kaldıracağını duyurduğu müzakere başlığı 22. fasıl olup “bölgesel politika ve yapısal araçların koordinasyonu” adını taşımaktadır. Bahsi geçen faslın kapsamı AB üyeleri arasındaki sosyo-ekonomik farklılıklar ve üyelerin kendi bölgeleri arasındaki dengesizliklerin azaltılması yönünde çalışmalar ile bu çerçevede Yapısal Fonlara ilişkin genel hükümleri içeren tüzüklerin uygulanması ve fonların kullanımına yönelik mekanizmaların oluşturulmasıdır. Bu fasıl bölgeler arası dengesizliklerin azaltılmasına yönelik çalışmalarla ilgili olduğundan, doğrudan mevzuat uyumu gerektirmemektedir.(16)


Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin hızlanması ve üyelik yolunda ilerlemesi için önemli olan mali başlıklardır ki Türkiye açısından 17. başlık olan Ekonomik ve Parasal Politika faslının farklı bir özelliği vardır. Sarkozy iktidara gelmeden AB ülkeleri oybirliğiyle Türkiye’nin bu alandaki performansının başlığın açılması için yeterli olduğuna karar vermişlerdir. Dönem başkanı olan Almanya, Türkiye’yi “müzakere pozisyon belgesini” hazırlamak üzere resmen davet etmiştir. Türkiye istenilen belgeyi sunmuş olmasına rağmen Sarkozy’nin Fransa’da iktidara gelmesiyle bu fasıl bloke edilmiştir. Dolayısıyla TEPAV uzmanı Nilgün Arısan Eralp’e göre blokajların kademeli olarak açılacak olması halinde ahde vefa ilkesi uyarınca ilk açılması gereken başlık ekonomik ve parasal politika başlığıdır. Euro krizi nedeniyle fasıl kriterlerinde değişiklik yapılacaksa bile bunların kapanış kriteri olarak Türkiye’ye sunularak açılması mümkündür.(17)


Sonuç Yerine…


Anlaşılacağı üzere Fransa, Türkiye’nin AB ile ilişkilerini canlandırmaktan ziyade ikili ilişkilerdeki soğukluğu gidermeye yönelik bir hamle yapmıştır. Ekonomik krizle durgunluğa girmiş olan AB ekonomisinin Türkiye’nin potansiyeline ihtiyaç duyduğu yadsınamaz. Buna karşılık Türk kamuoyunda AB üyeliğine yönelik ilginin azalması ve siyasilerin de farklı alternatiflerin her zaman mevcut olduğunu vesilelerle dile getirmeleri, AB bünyesinde Türkiye’nin kendilerinden kopacağı endişesine neden olmaktadır. Her ne kadar kültürel farklılıklar defalarca ön plana çıkarılsa ve ilerleme olmasına rağmen siyasi kriterlerin yerine getirilmediği vurgulansa da, AB Türkiye’yle ilişkilerinin canlı tutulmasını istemektedir.


Fransa müzakere başlığı üzerinde uyguladığı blokajı tek başına açma kararı vermemiştir. Bu karara Almanya Başbakanı Angela Merkel’in de onay verdiği açıklamalarından anlaşılmaktadır. Merkel son zamanlarda durgunluk dönemine girmiş olan müzakere sürecini ilerletmek amacıyla, yeni bir faslın açılmasına destek verdiğini açıklamıştır. (18) Buna karşılık Merkel, sürecin hızlandırılmasından yana tavır takındığını ancak bunun üyeliğe tamamen destek vermek anlamına gelmediğinin de altını çizmiştir. Başka bir deyişle üyelik sürecinin canlanmasından yana tavır alırken, bir yandan da Türkiye’nin AB’ye üye olmasıyla ilgili temkinli tavrını sürdürmektedir.


Fransa ve Almanya, Türkiye’nin AB’ye üyeliğine karşı çıktıklarını defalarca açıklamıştır. Müzakere sürecinin canlandırılması ve Türkiye’ye yeniden üyelik perspektifinin devam ettiğinin kanıtlanması amacıyla atılan bu adımın ekonomik ve stratejik nedenlerinin olduğu söylenebilir. Özellikle Suriye’deki iç savaş ve İran ile yaşanan gerginlikler göz önünde bulundurulduğunda, NATO üyesi olan bir Türkiye’nin AB’den uzaklaşmaması da önem arz etmektedir. Bunun yanında ekonomik olarak büyüyen dinamik bir Türkiye de Almanya açısından dikkatle izlenmektedir. Alman Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle “dikkat etmezsek, bir gün AB Türkiye ile, Türkiye’nin AB’yle ilgilendiğinden daha fazla ilgilenir duruma gelecektir” sözü de bu durumun bir göstergesidir. (19) Kısacası başlığın açılma kararı hem AB ile ilişkileri donma noktasına gelen Türkiye’nin kaybedilmesini önlemeye hem de Türkiye-Fransa ikili ilişkilerindeki gerginliğin yumuşatılmasına yönelik alınmış bir karardır.



Sonnotlar:


(1) La Politique Etrangère de Nicolas Sarkozy: Rupture ou Continuité?, Compte Rendu de la Conférence, Maison de l’Europe, 13 Avril 2010, s 2.

(2) Marcel H. Van Herpen, The Foreign Polcy of François Hollande: U-Turn or Continuity, Cicero Foundation Great Debate Paper, No:12/03, May 2012, s 3-4.

(3) La Politique Etrangère de Nicolas Sarkozy: Rupture ou Continuité?, Compte Rendu de la Conférence, Maison de l’Europe, 13 Avril 2010, s 4.

(4) Marcel H. Van Herpen, The Foreign Polcy of François Hollande: U-Turn or Continuity, Cicero Foundation Great Debate Paper, No:12/03, May 2012, s 7-9.

(5) La Victoire de François Holanda Offre une Nouvelle Chance à l’Europe, http://pontransat.com/10691/la-victoire-de-francois-hollande-offre-une-nouvelle-chance-a-leurope/, erişim tarihi 10 Mart 2013

(6) Marcel H. Van Herpen, The Foreign Polcy of François Hollande: U-Turn or Continuity, Cicero Foundation Great Debate Paper, No:12/03, May 2012, s 2.

(7) Marcel H. Van Herpen, The Foreign Polcy of François Hollande: U-Turn or Continuity, Cicero Foundation Great Debate Paper, No:12/03, May 2012, s 3.

(8) La Nouvelle Politique Etrangère de François Hollande, François Nordmann, Incidencez, Mardi 9 Octobre 2012, http://pontransat.com/10691/la-victoire-de-francois-hollande-offre-une-nouvelle-chance-a-leurope/

(9) Diba Nigar Göksel, Turkey and the EU: What’s Next?, GMF Analysis, December 5, 2012, s 1.

(10) Ahmet İnsel, Boosting Negociations with Turkey: What Can France Do?, IPC Policy Brief 04, November 2012, s 2.

(11) Didier Billion, De Nouvelles PErspectives Dans les Relations Franco-Turques, IRIS-Observatoire de la Turquie et de son environnement Géopolitique, 12 Décembre 2012 s 2.

(12) Nilgün Arısan Eralp, Fransa’nın Bölgesel Politika Faslında Blokajı Kaldırması Katılım Müzakerelerini Güvenilir Kılar mı?, Şubat 2013, N201308, Tepav Değerlendirme Notu, s 3.

(13) Diba Nigar Göksel, Turkey and the EU: What’s Next?, GMF Analysis, December 5, 2012, s 2.

(14) Conseil de l’Union Européenne, Communiqué de Presse, 3120em session du Conseil / Affaires Générales, Bruxelles, 11 Décembre 2012,17439/12,   http://www.consilium.europa.eu/uedocs/cms_data/docs/pressdata/FR/genaff/134396.pdf

(15) Didier Billion, De Nouvelles PErspectives Dans les Relations Franco-Turques, IRIS-Observatoire de la Turquie et de son environnement Géopolitique, 12 Décembre 2012, s 2.

(16) Avrupa Birliği Bakanlığı resmi internet sitesi, http://www.abgs.gov.tr/index.php?p=87&l=1 erişim tarihi 27 Şubat 2013

(17) Nilgün Arısan Eralp, Fransa’nın Bölgesel Politika Faslında Blokajı Kaldırması Katılım Müzakerelerini Güvenilir Kılar mı?, Şubat 2013, N201308, Tepav Değerlendirme Notu, s 4.

(18) Angela Merkel relance les négociationss d’adhésion à l’UE avec la Turquie,  http://www.lemonde.fr/europe/article/2013/02/25/angela-merkel-relance-les-negociations-d-adhesion-a-l-ue-avec-la-turquie_1838618_3214.html, erişim tarihi 25 Şubat 2013

(19) Angela Merkel relance les négociationss d’adhésion à l’UE avec la Turquie,  http://www.lemonde.fr/europe/article/2013/02/25/angela-merkel-relance-les-negociations-d-adhesion-a-l-ue-avec-la-turquie_1838618_3214.html, erişim tarihi 25 Şubat 2013

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top