Cumhurbaşkanı'nı Kamerun’a Çeken Ne?

Hasan ÖZTÜRK
15 Mart 2010
A- A A+

Cumhurbaşkanı Gül 14-17 Mart tarihleri arasında Kamerun ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) Devlet Başkanları’nın resmi davetlisi olarak bu ülkelere resmi bir ziyarette bulunuyor. Hem Türkiye hem de konuk devletler başlıca iki nedenden dolayı bu ziyaretlere önem veriyorlar.  Birincisi, Cumhuriyet tarihimizde bu ülkelere cumhurbaşkanlığı düzeyinde yapılan ilk ziyaret olması. İkincisi ise, son yıllarda Türkiye’nin Afrika’da adının daha sıklıkla ve olumlu anlamda duyurulması. Geçmişin aksine, artık Afrikalı ülkeler Türkiye’yi kalkınmaları için işbirliği yapabilecekleri ve aynı zamanda güvenebilecekleri bir dost olarak görmeye başladılar.


Kamerun, Türk kamuoyuna pek de yabancı olmayan bir devlet.  Futbolla ilgilenenler özellikle dünya kupasındaki performansı ve ülkemize gönderdiği futbolcular vesilesiyle bu ülkeyi duymuşlardır.  Bunun yanısıra iç istikrarı yakalayabilmiş bir devlet Kamerun. Anglafon ve Frankofon ayrımı ülke içinde şimdilik ciddi bir sorun teşkil etmiyor. Kamerun halkının hoşgörülü yapısının yanı sıra bu barışçıl atmosferin arkasındaki en büyük etken, 1982’den beri devlet başkanlığını yürüten Paul Biya’nın ülke yönetiminde toplum yapısındaki dengeleri gözeten idare şeklidir. Bakanlar kurulunun oluşturulmasından bürokratların tayinine kadar toplumun her kesiminin devlet kurumlarında ve karar alma mekanizmalarında yer almasına özen gösteren Biya, bu şekilde gruplar arasında olası bir sürtüşmeyi engellemekte başarılı oldu.  Biya’nın bu politikasının başka bir faydası da şu ki; devlet kurumlarında birlikte çalışan farklı etnik grup üyeleri, zamanla kaynaşarak aralarındaki ortak noktaların farkına varmaktalar. Böylelikle, ileride olası bir etnik gruplar arası çatışmanın önüne geçilmektedir.


Kamerun, Afrika’da geleceği en parlak ülkeler arasında gösterilmekte. ABD’nin bu ülkedeki eski büyükelçisi ile tanışma ve görüşme imkânım olmuştu. Kendisi de Afrika kökenli olan büyükelçi, Kamerun’un sahip olduğu doğal kaynaklardan ve beşeri sermayaden heyecanla bahsediyor ve Amerikan hükümetinin bu ülkeyle daha fazla ilgilenmesi gerektiğini vurguluyordu. ABD de Kamerun’un jeopolitik öneminin ve doğal kaynak zenginliğinin yeterince farkında. Bu yüzden de Dünya Bankası tarafından gerçekleştirilen Çad-Kamerun petrol nakil boru hattı projesini destekledi. Ayrıca, büyükelçi yolsuzlukların önüne geçilmesi ve ekonomik kalkınmanın sağlanması halinde kısa zamanda Kamerun’un kimsenin tahmin edemeyeceği kadar önemli bir konumda olabileceğini söylerken oldukça samimi idi.


Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC)ise Türk kamuoyu tarafından pek tanınan bir ülke değil. Tanıyanlarımız da bir ihtimal onlarca yıldır süren iç savaş dolayısıyla ülkenin adını duymuşlardır. KDC’yi önemli kılan başlıca iki husus var. Birincisi ülkenin Afrika kıtasının tam ortasında yer alması. Sahip olduğu stratejik konum gereği Soğuk Savaş döneminde süper güçler tarafından bu ülkeye oldukça önem verildi. İkinci neden ise KDC’nin sahip olduğu mineraller ki bunlar aynı zamanda yıllardır devam eden iç savaşın da arkasında yatan faktör. KDC dünyanın bir numaralı kobalt üreticisi. Kobalt dayanıklılığından dolayı uçak tribünlerinde ve daha birçok alanda kullanılan (radyoaktif içerikli) bir madde. KDC ayrıca bakır, elmas ve tantalum üretiminde dünyada sayılı ülkelerden biri. Tantalum ise daha çok elektronik sektöründe kullanılmakta. Kimi bilim adamlarınca, şimdiye kadar üretilen en dayanıklı metalin kaynağı olan tantalumun erime noktası 3,738 derece.


Tıpkı Kamerun gibi, KDC de birgün iç barışı sağladığında sahip olduğu bu hammaddeler ülkenin hızlı kalkınmasını sağlayacaktır. İşte o gün geldiğinde bu ülkelerin dost olarak görebileceği müttefikleri arasında neden Türkiye olmasın? Bundan hem o ülkeler hem de Türkiye istifade edecektir. İşte bu tür ziyaretler gelecekte kurulacak ilişkilerin temellerini teşkil edecektir. Gül’ün KDC ve Kamerun ziyaretleri sırasında iş forumlarında konuşacak olması ve yanına Türk işadamlarını da alması kendisinin bu fırsatları günü birlik geziler olarak değerlendirmediğini göstermektedir. Doğrusu da bu tür davetleri daha geniş bir vizyon ile ele almak ve Türkiye’nin ekonomik ilişkilerini genişletecek şartların oluşması için kullanmaktır.


Türkiye’de siyasi çekişmeler ve toplumsal gerilim dilden düşmezken bu geziyi yaptığı için Cumhurbaşkanı’nı eleştirenler olacaktır. Belki de kimileri ülkemizin gündemi yaşamsal sorunlarla doluyken Gül’ün bu gezisi karşısında şaşıracaklar. Peki, sizce şaşırılması gereken Gül’ün bu ziyaretleri yapması mı yoksa şimdiye kadar hiç bir Cumhurbaşkanımızın bu ülkelere gitmemiş olması mı? Bizce doğrusu Gül’ün yaptığı gibi, kamuoyunun dikkatini ve ilgisini çekmese de, yeni dış açılımlara devam etmektir.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top