Lizbon'da Yeşeren Umutlar Libya'da Soldu Mu?

A- A A+

Aralık 2009’'da yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması, daha etkin bir ortak savunma ve güvenlik politikası için umut vaat eden bir gelişme olmuştur. Ancak son dönemde Arap dünyasında meydana gelen değişimler, Lizbon Antlaşması’nın yürürlüğe girmesinden 20 ay sonra, hâlâ OGSP kapsamında önemli bir gelişme kaydedilemediğini göstermektedir.

 

Temelde Lizbon Antlaşması, daha tutarlı, daha etkin ve daha görünür bir OGSP için önemli imkânlar sunmaktadır. Öncelikle Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası adı Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası olarak değiştirilmiştir. AB bünyesinde daha sıkı bir askeri entegrasyon geliştirmek isteyen üyelerin önünü açacak “kalıcı yapısal işbirliği” mekanizması oluşturulmuştur. Ayrıca yetkileri güçlendirilen Yüksek Temsilci’nin Bakanlar Konseyi toplantılarına katılarak OGSP kapsamında alınacak kararlarda söz sahibi olması öngörülmüştür.(1)

 


OGSP çerçevesinde AB’nin sivil ve askeri kapasitesinin arttırılarak, BM’'nin yetki verdiği ve AB’'nin çıkarlarını yakından ilgilendiren ancak ABD'’nin karışmak istemediği olaylara zamanında ve etkili biçimde müdahale edebilmesi sağlanmaya çalışılmıştır. Ancak 27 üye ülke, sınırları yakınında yaşanan ve stratejik çevrenin değişimine yol açan “Arap Baharı’na” yönelik ortak bir pozisyon belirleyememiştir. Bu bağlamda özellikle Libya'’daki olaylar, Lizbon Antlaşması ile yapılan reformların pek de etkili olmadığını gözler önüne sermiştir.


OGSP'’nin Önündeki Temel Sorunlar

Libya’'da yaşanan son gelişmelerle ilgili olarak akla gelen soru neden AB'’nin Libya’'ya müdahale konusunda ortak bir karar alamadığıdır. Bu sorunun cevabı için OGSP’'nin karşılaştığı kronik sorunlara bakmak gerekmektedir.


AB’'nin askeri konulardaki politikalarını yöneten üye ülkeler OGSP önündeki temel sorundur demek yanlış olmayacaktır. Bu durum Lizbon Antlaşması’nın yürürlüğe girmesinden sonra da değişmemiştir. Dolayısıyla bu politikaların başarı veya başarısızlıkla sonuçlanması, Birlik’in askeri hususlardaki söylemlerinin uygulamaya dönüştürülmesi için ulusal hükümetlerin göstereceği siyasi irade ile doğru orantılıdır.(2)


Birlik bünyesinde demokratik meşruiyetin sağlanması konusu bir diğer önemli sorundur. Vatandaşların karar alma mekanizmalarına katılabilmesi meşruiyetin temel prensibidir. Birlik politikaları, özellikle OGSP, konusunda Avrupa vatandaşlarının seslerini duyurmakta zorlanmaları, daha geniş ve derin bütünleşme çabalarının önünde ciddi bir engel teşkil etmektedir. Zira Avrupa'’dan ne kastedildiğini ve bir operasyonun neden AB’'nin geleceği için gerekli ve önemli olduğunu bilmeden, kimse bir Fransız veya İngiliz askerine Avrupa için ölmesi emrini veremez.(3) Sadece tam anlamıyla meşru bir politik otorite böyle bir karar alabilir.


Bu bağlamda, doğrudan seçimle oluşan tek AB kurumu olan Avrupa Parlamentosu (AP) önemli bir rol üstlenmektedir. Lizbon Antlaşması ile yetkileri arttırılmış Parlamento, Konsey ile birlikte yasama yetkisini paylaşmaktadır. Avrupa Birliği bütçesini yine Konsey ile birlikte yapan AP'nin diğer Avrupa Birliği kurumları üzerinde siyasi denetim yetkisi vardır. Ayrıca Yüksek Temsilci ve Parlamento arasındaki işbirliği artırılmıştır. Böylece özellikle OGSP konusunda Parlamentonun görüşlerinin dikkate alınması sağlanmaya çalışılmaktadır.(4)


Ancak AP'’nin yetkisi güçlendirilmiş olmakla birlikte halen yetersizdir. Daha fazla siyasi katılımın sağlanması ve AP'nin tam anlamıyla yetkin hale getirilmesi, OGSP çerçevesinde yapılacak uygulamaların meşruiyeti açısından büyük önem taşımaktadır.


OGSP'’nin önündeki bir diğer sorun ise yetersiz askeri kapasitedir. Bu yetersizlik sadece savunma harcamalarının düşük olmasından kaynaklanmamaktadır. Zira 2006 yılında AB üyesi ülkeler, dünyadaki toplam savunma harcamasının dörtte birine yakın bir harcama gerçekleştirmiştir. Esas sorun yurtdışı görevlerde bulunabilecek, çokuluslu, modern donanımlı ve günümüz çatışma ve operasyonlarına uygun kuvvetlerin yetersizliğidir.(5)


AB üyelerinin silah altında iki milyondan fazla askeri bulunmakla birlikte, bunların % 70’i ulusal sınırlar dışında harekat yapma olanağına sahip değildir. 2007 itibariyle sadece İngiltere ve İrlanda, NATO üyesi ülkelerin kara kuvvetlerinin % 8’inin sınır dışı operasyon yapma kapasitesine sahip olması hedefini gerçekleştirmiştir.(6)


Öte yandan, ekipman konusunda savaş tankları ve zırhlı savaş araçlarının sayısı fazla olmakla birlikte günümüz barış koruma ve barış yapma operasyonları için büyük önem taşıyan nakliye helikopter ve uçaklarının sayısı oldukça düşüktür. Bugün üye ülke silahlı kuvvetlerinin yaklaşık 9800 savaş tankına karşılık sadece 900 nakliye uçağı bulunmaktadır.(7) Ayrıca pek çok helikopter her arazi şartına uyumlu olmadığı gibi bazı Avrupa ülkelerinin de farklı konfigürasyona sahip, dolayısıyla yedek parçaları uyuşmayan helikopterler kullanması ortak operasyonlar için ciddi bir problem yaratmaktadır.(8)


İletişim konusunda da benzer bir durum söz konusudur. Eski bir NATO komutanı, “Afganistan’'daki dokuz birlik ile iletişim sağlamak için dokuz ayrı sistem kullanmam gerekiyordu. Ortak operasyonel iletişim ağına sahip olmamamız kabul edilemez.” açıklamasında bulunmuştur.(9)


Bilindiği gibi ekonomik kriz nedeniyle günümüzde çoğu AB ülkesi savunma harcamalarında kesintiye gitmektedir. Ancak bu kesintilerin aşırı seviyelerde olması durumunda, aktif bir OGSP’'na ulaşmak uzun vadede dahi oldukça zorlaşacak ve savunma konusunda Transatlantik çukur gitgide açılmaya devam edecektir. Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya ve Hollanda kuvvetlerinin sayısında ve sivil kapasitelerinde küçülmeye gitmeye başlamıştır.(10) Dolayısıyla muhtemel bir Libya operasyonunun ABD mühimmat, lojistik, istihbarat, komuta ve kontrol desteği olmadan mümkün olmayacağını söylemek yanlış olmayacaktır.


Yeniden bölünme

OGSP konusunda üye ülkelerin temel rol oynaması ve ulusal çıkarlarını ön planda tutmaları, AB bünyesinde gerek askeri gerekse sivil bir operasyon kararı alınmasını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle AB ülkeleri, daha önce Irak krizinde olduğu gibi Libya konusunda da farklı yaklaşımlar benimsemişlerdir. Ancak Libya konusunda Almanya’nın takındığı tutum neticesinde bu sefer Berlin-Paris ekseni yerini Paris-Londra eksenine bırakmıştır. Bu eksenin temeli Kasım 2010’da Fransa ve İngiltere arasında imzalanan, nükleer güvenlik alanında işbirliği, ortak sevk gücü oluşumu, uçak gemilerinin ortak kullanımı gibi maddeler içeren savunma antlaşmaları ile atılmıştır.(11)


Libya’'daki sivillerin korunması amacıyla “gerekli tüm önlemlerin alınması”nı öngören BM kararı sonucunda Fransa ve İngiltere’'nin, Libya müdahalesine öncülük etmesi ile bu savunma antlaşmaları uygulamaya dökülmüştür. Almanya ise BM oylamasında çekimser kalarak Alman silahlı kuvvetlerinin bu müdahaleye katılmasını reddetmiştir.


1949’dan beri ABD'’nin önemli bir müttefiki olan ve 1990’'lardaki Balkan krizi sırasında insancıl müdahalenin önde gelen destekçilerinden Almanya’'nın oylamada çekimser kalması şaşırtıcı olarak değerlendirilmektedir. Bu karara gerekçe niteliğinde Alman Dışişleri Bakanı Westerwelle, “Takdire sayan gerekçeler ile Libya'’ya yönelik bir uluslar arası müdahaleyi destekleyen ülkeleri anlıyoruz. Ancak riskleri göz önünde bulundurarak Alman askerilerinin müdahaleye katılmaması kararını aldık” açıklamasını yapmıştır. Westerwelle ayrıca “her müdahale kaçınılmaz olarak sivil kayıplarına yola açar” ifadesinde bulunmuştur.(12)


Merkel’'in bu kararı gerek parti içinde gerekse parti dışında eleştirilere neden olmuştur. Yeşiller Partisi üyesi Joschka Fischer, “Almanya, BM içinde ve Orta Doğu’da inandırıcılığını yitirmiştir” ve “Almanya’nın BM Güvenlik Konseyi’nde sürekli üyelik hayali suya düşmüştür” açıklamasıyla tepkisini dile getirmiştir.(13)


Bu kararının temel sebeplerine gelinecek olunursa, öncelikle Alman kamuoyunun % 70’'inin Libya müdahalesine karşı olduğu görülmektedir.(14) Almanya'’da 2013 yılında genel seçimlerin yapılacak olması Merkel'’i kamuoyunun görüşünü dikkate almaya itmiştir. Öte yandan BM kararı, Libya üzerinde bir uçuşa yasak bölge oluşturulmasını öngörmektedir. Ancak Almanya uçuşa yasak bölge kararının uzun vadede yeterli olmayacağını ve bir kara harekatına da gerek duyulacağını düşünmektedir ki bu durumda operasyonun maliyeti daha da artacaktır.


Bu noktada operasyonların maliyetleri ile ilgili kısa bir açıklamada bulunmak faydalı olacaktır. Birlik ortak operasyonların finanse edilmesi amacıyla Athena mekanizmasını geliştirmiştir.  Sözü edilen mekanizma, operasyonun başlangıcı için bir fon uygun görmekle birlikte operasyon bir kez başladıktan sonra devam ettirilmesi üye devletlerin GSYH'’larına göre sağladıkları finansmana bağlıdır. Bu mekanizmaya göre ortak olarak üstlenilen  finansman yapılan operasyonun toplam finansmanın %10’'unu oluşturmaktadır. En yüksek GSYH’'ya sahip Almanya, doğal olarak politik öncelikleri arasına girmeyen konularda finansman sağlamak hususunda hassas davranmaktadır.(15)


Almanya’nın çekimser oyunun bir diğer sebebi ise ekonomi temellidir. Libya, Almanya’nın üçüncü en fazla ham petrol alımı yaptığı ülkedir ve toplam talebin % 11'’i bu ülkeden karşılanmaktadır. Ayrıca Alman firmalarının bu ülkedeki altyapı projelerine önemli yatırımlarda bulunduğu bilinmektedir. Son üç yılda da Libya, Almanya’'dan 80 milyon dolar değerinde iletişim ve polis ekipmanı ile helikopter ithalatında bulunmuştur.(16)


Almanya’'nın BM oylamasında çekimser kalışının ve müdahaleye katılmayışının nedeni ne olursa olsun, Birlik bünyesindeki bu kriz, AB’'nin ortak bir dış politika yürütmekte başarılı olamadığını yeniden gözler önüne sermiştir. Pek çok uzman Libya krizini etkin bir OGSP’'nın sonu olarak nitelendirmektedir. Avrupalı bir diplomat “ ikinci bir emre kadar OGSP bitti”(17) derken, bir diğer diplomat “ODGP, Libya'’da öldü, artık gömebiliriz” yorumunu yapmaktadır.(18)


Hükümetlerarası karar alma mekanizmasına karşı çıkan ve supranasyonel bir Avrupa eğilimde olan Spinelli Group ise AB içindeki bu bölünmenin Lizbon Antlaşması’nın 34. maddesinin ihlali olduğunu savunmaktadır. İlgili maddeye göre uluslar arası kuruluşlar ve konferanslar aracılığıyla üye devletler tutum ve davranışlarında koordinasyonu sağlamalı ve bu koordinasyon da Yüksek Temsilci tarafından yönlendirilmelidir. “Bu koordinasyonun bir an önce başlamasını istiyoruz çünkü gerçekten ortak bir dış politikaya ihtiyacımız var” açıklamasında bulunan Spinelli Group, “ Avrupa’nın dayandığı evrensel değerlere sahip olmak için müdahale eden Arap halklarının desteğe ihtiyacı var” ifadesini kullanmıştır.(19)


Sonuç

Lizbon Antlaşması’'nın temel hedefi, AB'’yi daha etkin bir aktör haline getirmek olmakla birlikte Libya krizi, Birlik’in bu hedeften halen uzak olduğunu göstermiştir. Hızlı ve etkin bir müdahale yapacak kapasiteye sahip olsa dahi AB’'nin bunu kullanma kararını alıp alamayacağı belirsizdir. AB'’nin büyük güçlerinin Libya konusunda takındıkları tavır, Birlik içindeki bölünmenin en son ve açık göstergesidir.


Farklı öncelik ve çıkarlara sahip 27 ülkenin dış politika ve güvenlik politikası konusunda tek sesliliği sağlayamaması şüphesiz şaşırtıcı değildir. Bununla birlikte üye devletlerin bu konuda karalı bir tavır sergilediklerini söylemek de mümkün değildir. Eğer Avrupalı güçler siyasi ve askeri olarak OGSP'’na daha fazla yatırım yapmak konusunda hassas davranmazlarsa bu durum AB’nin uluslararası imajı açısından sorun teşkil edecektir.


Bu bağlamda Centre for European Reform’un başkanı Charles Grant, “Günümüz güvenlik tehditleri konusunda AB oldukça ilgisiz davranmaktadır. Rus, Çin'li ve Hint politikacıları için AB, güç iddiasında bulunan bir ticaret bloğudur çünkü kendi aralarında bölünmekte ve iyi organize olamamaktadırlar.” ifadesiyle AB’'nin uluslararası arenada, ticari konular dışında, etkin bir aktör imajına sahip olmadığına dikkat çekmektedir.(20)

Günümüzün diğer büyük güçleri gibi AB de, Libya'’nın ve Arap dünyasının geleceğini tartışmaktadır, ancak AB'’nin belirsiz bir yönde ilerleyen dış ve güvenlik politikasını göz önüne alarak kendi geleceğini de tartışmaya başlaması yerinde olacaktır.


Notlar:

(1) The Lisbon Treaty,
eur-lex.europa.eu/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=OJ:C:2007:306:0010:0041:EN:PDF accessed 10 September 2011.

(2) Anand Menon, “European Defence Policy from Lisbon to Libya”, Survival, Vol.53, No.3, June-July 2011, p.76.

(3) Pierre Henri d’Argenson, “The Future of European Defence Policy”, Survival, Vol.51, No.5, October-November 2009, p.152.

(4) The Lisbon Treaty, eur-lex.europa.eu/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=OJ:C:2007:306:0010:0041:EN:PDF accessed 10 September 2011.

(5) Anand Menon, op.cit., p.79.

(6) European Military Capabilities:Building Armed Forces for Modern Operations,

International Institute for Strategic Studies,  London, 2008, p.13.

(7) Strength in numbers, ISS Policy Brief, December 2009

http://www.iss.europa.eu/uploads/media/PolicyBrief-05.pdf accessed 15 September 2011.

(8) Anand Menon, op. cit., p.79.

(9) European Military Capabilities:Building Armed Forces for Modern Operations, International Institute for Strategic Studies, London, 2008, p.22.

(10) Jan Techau, “Forget CSDP, It’s time to plan B”, Carnegie Middle East Center, August 26, 2011.

(11) France and UK to sign historic defence pact, November 2, 2010 euobserver.com/13/31174 Accessed 15 September 2011.

(12) Berlin defends abstention on Libya action, considers alternative aid, March 18, 2011,

www.dw-world.de/dw/article/0,,14922890,00.html Accessed 17 September 2011.

(13) Steven Erlanger and Judy Dempsey, “Germany Steps Away From European Unity”, New York Times, March 23, 2011.

(14) Forschungsgruppe Wahlen, Politbaroameter April 1, Mannheim, 2011.

(15) Anand Menon, op. cit., p.79.

(16) German interests in Libya, March 4,2011, www.wsws.org/articles/2011/mar2011/germ-m04.shtml Accessed 17 September 2011.

(17) EU’s Defence Project Sidelined in Libya Crisis’, EUbusiness, March 30,  2011

www.eubusiness.com/news-eu/libya-conflict.9c6 Accessed 16 September 2011.

(18) Diplomats Mourn “Death” of  EU Defence Policy Over Libya,  Deutsche Press-Agentur, March 24, 2011 www.monstersandcritics.com/news/africa/news/article_1628333.php/Diplomats-mourn-death-of-EUdefence-policy-over-Libya Accessed 18 September 2011.

(19) ‘Shadow’ Summit Slams EU Leaders For Lack Of Initiative, March 23, 2011

www.eurasiareview.com/23032011-shadow-summit-slams-eu-leaders-for-lack-of-initiative Accessed 17 September 2011.

(20) Doug Bandow, “Libya’s Lesson for Europe”, American Spectator, March 16, 2011.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top