Fransa-İngiltere Savunma Antlaşması: İkinci St. Malo Mu, OGSP’nin Sonu Mu?

A- A A+

ABD ve NATO önderliğindeki askeri müdahalelere alışmış olan uluslararası toplum için İngiltere ve Fransa’nın önderliğindeki Libya müdahalesi oldukça sıra dışıydı. Ancak sıra dışılığın esas başlangıç tarihi 2 Kasım 2010’da Fransa ve İngiltere arasında imzalanan savunma antlaşmalarıdır. Libya müdahalesi de, bir anlamda bu antlaşmaların sadece teknik işbirliği antlaşmalarından ibaret olmadığının göstergesi olmuştur.

 

Zıt Kutupların Ortaklığı

AB içinde nitelik ve nicelik olarak askeri açıdan en güçlü iki ülke Fransa ve İngiltere’nin, AB bütünleşme sürecine ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası’na (AGSP) bakışları en başından beri farklılık seyretmiştir. ABD ile ayrıcalıklı ilişkilerini ön planda tutan ve ulusüstü (supranasyonal) yapıya yönelmek istemeyen İngiltere bütünleşme sürecine kuşkuyla yaklaşırken Fransa, ABD karşısında güçlü bir AB oluşturmak ve siyasi bütünleşmeyi gerçekleştirmeyi amaçlamıştır. Bu farklılıklar İngiltere’nin “euroseptik”, Fransa’nın ise “europhile” yaklaşımının temel sebebidir. Yine bu nedenle İngiltere, öteden beri NATO’nun yanında bir AGSP’nin oluşumuna kuşkuyla yaklaşmıştır.


Ancak 1998 yılında İngiliz hükümetinin AGSP’yi güçlendirmek için Fransa’ya destek vermesi üzerine, aynı yıl St. Malo’da yapılan yıllık ikili zirve toplantısında, Avrupa’nın savunma yeteneklerinin ön plana çıkarılması kararlaştırılmıştır. Bu zirve, Fransız diplomasisinin bir zaferi ve o zamana kadar NATO’dan bağımsız bir askeri yapılanmaya karşı olan İngiltere politikasının da şaşırtıcı biçimde değişimi olarak nitelendirilmektedir.


İngiltere’nin politikasındaki bu değişikliğin sebebi; 1990’lardaki Balkan krizi boyunca Londra ile Washington’ın stratejik hedeflerinin farklılaşması, bunun ileride yeniden yaşanma olasılığı ve Blair’in İngiltere’yi siyasal entegrasyon hususunda Avrupa’nın lokomotif ülkesi yaparak iç politikada oy kazanma gayesidir. (1) Zirve; Süveyş Krizi’nden bu yana farklı savunma politikaları izleyen İngiltere ve Fransa’yı bu alanda yakınlaştıran en önemli adım olmanın yanında AGSP’ye de yeni bir boyut kazandırmıştır.


Fakat bugün aradan 10 yıldan uzun bir süre geçmiş olmasına ve bir takım girişimlerde bulunulmasına rağmen AGSP kapsamında önemli bir ilerleme kaydedilemediği görülmektedir. Bu bağlamda akla gelen ilk soru bu yeni antlaşmaların, Lizbon Antlaşması ile adı Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası (OGSP) olan AGSP’ye yeni bir boyut kazandırıp kazandıramayacağı yani 2. St Malo Antlaşmaları olup olamayacağıdır.


Yeni Savunma Antlaşmalarının İçeriği ve Getirileri

St. Malo Zirvesi’nden bu yana savunma alanında atılan en önemli adım olarak değerlendirilen 2 Kasım 2010 tarihli bu antlaşmalara göz atıldığında; (2)


İmzalanan iki antlaşmadan biri askeri harcamalarda ortak tasarruf için genel askeri işbirliğini,  diğeri ise nükleer güvenlik alanında 50 yıl süreli işbirliğini içermektedir. Nükleer savaş başlıklarının güvenliği ve etkinliğinin teknik araçlarla test edilmesi kapsamında biri Fransa’da (Valduc), diğeri İngiltere’de (Aldermaston) olmak üzere iki adet nükleer teknoloji test merkezi kurulması kararlaştırılmıştır.


Ayrıca iki ülke her türlü müdahaleyi hızla gerçekleştirebilecek kapasitede ortak sevk gücü oluşturacaktır. Kara, hava ve deniz güçlerini bünyesinde barındıracak bu ortak güç, sürekli hazır şekilde bekletilmeyecek, ama ihtiyaç duyulduğunda en kısa sürede gerek ikili operasyonlar, gerekse NATO ve BM operasyonları için hazırlanabilecektir. Ayrıca her iki ülkeden 5 bin kişilik tugay düzeyindeki iki birlik ortak eğitim yapacaktır.


İki ülke uluslararası krizlere birlikte müdahale edecek ve askeri savaş uçaklarını birlikte üretecektir. A400M askeri ulaşım uçaklarında, pilotsuz uçaklarda ve füze yapımıyla ilgili bakım ve personel eğitiminde ortak işbirliğine gidilecektir.


Antlaşma uyarınca İngiltere ve Fransa, denizde her zaman en az bir uçak gemisi bulunduracak ve bu uçak gemileri eğitim ve olası operasyonlar için iki ülke tarafından da kullanılabilecektir. İki ülke yeni nesil nükleer denizaltılar için gerekli olan teknoloji konusunda da ortak çalışma yapacaktır.


Ayrıca siber saldırı ve terörle mücadele konusunda da işbirliğinin derinleştirilmesi öngörülmektedir.


Tüm bu maddeler, öngörüldüğü şekilde uygulanmaları durumunda, şüphesiz iki ülke arasında savunma bazlı oldukça önemli bir işbirliği kurulmasına sağlayacak niteliktedir. St. Malo Zirvesi’nin aksine bu antlaşmalar, bu kez İngiltere diplomasisinin bir zaferi ve o zamana kadar askeri anlamda Birlik bünyesinde bir bütünleşmeyi savunan Fransız politikasının değişimi olarak yorumlanmaktadır. (3)


Önce NATO’nun askeri kanadına geri dönmesi sonra da İngiltere ile savunma antlaşması imzalaması Sarkozy’nin Atlantikçi bir çizgi izlediği görüşünü destekler niteliktedir. Dolayısıyla Fransa’nın mı İngiltere’nin “euroseptik” yaklaşımını kırdığı yoksa İngiltere’nin mi Fransa’yı “europhile” yaklaşımdan uzaklaştırdığı henüz net değildir. Bu noktada da akla gelen ikinci soru, OGSP’nin orta vadede gerçekleştirilemeyeceğine kanaat getirilerek ikili antlaşmalarla bu alanda Brüksel’in etkinliğinin kısıtlanıp kısıtlanmadığıdır.


Mart ayında İngiliz BAE System ile Fransız Dassault Aviation firmaları, ortak Orta İrtifa Uzun Havada Kalışlı (MALE) insansız hava aracı yapımı konusunda antlaşmaya varıldığını açıklamıştır. (4) Öte yandan 22-29 Haziran arasında 1.150 Fransız, 450 İngiliz askerinin katıldığı ortak Flandres tatbikatı, 2010’da imzalanan savunma antlaşmasına dayanan ve yurtdışı görevlere gönderilecek ortak görev gücünün oluşturulmasına yönelik ilk önemli faaliyet olarak görülmektedir. Bu tatbikat aynı zamanda muharebe dijital sistemlerinin ortak kullanılabilirliğinin sağlanması açısından da önem taşımaktadır.


İngiltere’nin Fransa Büyükelçisi Sir Peter Westmacott, tüm bu gelişmelerle ilgili olarak “Antlaşma ilk meyvelerini vermeye başladı” ifadesinde bulunmuştur. (5) Ayrıca İngiliz kamuoyunda Avrupa ordusunun kurulmaya çalışıldığına ilişkin oluşan düşüncelere karşı İngiltere Başbakanı David Cameron, "Bu antlaşmaların Avrupa ordusunun ilk adımları olduğundan endişelenenlere ise amacın bu olmadığını söylemek istiyorum. Amaç, benzer düşünen iki ülkenin bağımsız kapasitelerini güçlendirip birlikte çalışabilmesini sağlamak" açıklamasını yapmıştır. (6) Sarkozy ise antlaşmaların bütçe tasarrufuna yönelik olduğunun altını çizmiştir.


Teoriden Pratiğe Geçiş

Libya operasyonu bu ikili antlaşmaların teoriden pratiğe geçiş aşamasını oluşturmuştur. BM Güvenlik Konseyi’nin Libya’ya yönelik yaptırım kararı almasının hemen ardından 19 Mart 2011’de İngiltere ve Fransa, Birleşmiş Milletler’in "uçuşa yasak bölge" kararını uygulamak için operasyona başlamıştır. Mart ayı sonunda da NATO, operasyonu devralmıştır.


1 Haziran 2011’de iki ülkenin Savunma Bakanları arasındaki toplantı sonunda resmen yürürlüğe giren antlaşmalarla ilgili olarak Fransa Savunma Bakanı Longuet, “İngiltere-Fransa ortaklığı, Libya’da bağımsızlık isteyen haklı birlikte korumamızı sağladı” açıklamasında bulunurken; İngiltere Savunma Bakanı Fox, “Bu imzalanan antlaşmalar, uluslararası barış ve güvenliği korumada ortak hareket etme isteğimizin bir ürünüdür. Zalim Kaddafi rejimine karşı yaptığımız da budur” ifadesini kullanmıştır. (7) İki ülke Savunma Bakanları bu açıklamalar vasıtasıyla imzalanan antlaşmalarla Libya müdahalesi arasındaki bağlantıya dikkat çekmiştir.


ABD’nin antlaşmaya yaklaşımıyla ilgili olarak ise Fox, “Amerika’ya bu konuda danışıldığını ve ABD hükümetinin bu antlaşmaların imzalanmasından hoşnut olduğunu” belirtmiştir. (8) Buna karşın ABD’nin BM Temsilcisi Bolton, ABD ile İngiltere arasındaki savunma ve güvenlik işbirliğinin özellikle istihbarat paylaşımı konusunda büyük önem taşıdığına, Fransa ve Almanya ile paylaşılmayan pek çok istihbaratın İngiltere ile paylaşıldığına dikkat çekmekte ve bu antlaşmaların ABD-İngiltere ilişkilerine zarar vereceğini savunmaktadır. (9) Libya müdahalesinde İngiltere ve Fransa’ya destek verdiği göz önüne alındığında, ABD’nin gerçek bakış açısı bu iki ülke ile herhangi bir konuda zıt kutuplarda yer alması durumunda ortaya çıkacaktır.


Öte yandan her daim İngiltere ve Fransa’nın çıkarlarının da örtüşeceğini beklemek gerçekçi değildir. Ortak gücün kullanılması konusunda, NATO ve AB bünyesinde olduğu gibi, politik engellerle karşılaşılması muhtemeldir. Örneğin, Güney Amerika (özellikle Brezilya) ile savunma alanında işbirliğini geliştirmek isteyen Fransa, kendi uçak gemisini Falkland Adaları’nı savunmak amacıyla göndermeye istekli olacak mıdır? (10) Dolayısıyla akla gelen üçüncü soru, OGSP kapsamında olsun olmasın Fransa ve İngiltere’nin bu ortaklığı ulusal çıkarlardan feragat uğruna devam ettirip ettiremeyeceğidir.


Sonuç Yerine

Antlaşma bütçe kısıtlamalarının bir sonucu gibi görünse de eksenin Atlantik’ten Pasifik’e kaydığı bu dönemde Avrupa’nın iki önemli gücünün konumlarını korumak adına attığı bir adım olarak da değerlendirilmelidir. NATO’nun Afganistan’daki sonu gelmeyen mücadelesi ve küreselleşen dünyanın geniş güvenlik tehdidi yelpazesi Avrupalıları kendi kıtalarının güvenliğini sağlamak konusunda girişimde bulunmaya yöneltmektedir.


Bugüne kadar önemli bir ilerleme kaydedememiş OGSP’nin AB’ye maliyeti sadece 300 milyar doların üzerindeki (2009 yılında) savunma harcaması değil, aynı zamanda bu miktarın işbirliği eksikliği, endüstriyel üslerin dağınıklığı, savunma stratejilerinin uyumsuzluğu neticesinde gereği gibi kullanılamamasıdır. Askeri ekipman konusunda prosedürler, araştırma harcamaları ve diğer askeri maliyetler 27 kez tekrarlanmaktadır.


Dolayısıyla Fransa ve İngiltere’nin ortak tatbikat düzenleme, teknoloji ve donanım tedariki konusunda işbirliğine gitme, bilgi paylaşımı, uyum kapasitesinin artırılması konusunda anlaşmaya varması aslında AB bünyesinde yapılması arzu edilen önemli bir gelişmedir. Bu bakımdan bu işbirliğinin diğer AB ülkelerine de açık olması büyük önem taşımaktadır.


Bu ikili antlaşmalar ile şu an için OGSP kapsamında bir ilerleme hedeflenmiyor olsa bile Lizbon Antlaşması’nın bu alanda “kalıcı yapısal işbirliği” olanağı öngören maddesi uzun vadede böyle bir girişimi destekleyecek niteliktedir. Bu maddede, askeri olanakları daha fazla olan ve diğerlerine göre daha fazla bağlayıcı taahhütleri bulunan üye devletlerin Birlik çerçevesinde aralarında “kalıcı yapısal işbirliği” tesis edebileceği belirtilmiştir. (11)


Askeri bütünleşme zor ve uzun zaman isteyen bir süreç olmakla birlikte Birlik bunu sağlayacak mekanizmalara sahiptir. Tek eksiklik siyasi iradedir ki Fransa ve İngiltere örneğinde olduğu gibi ortak çıkarlar (ekonomik krizin ortaya çıkardıkları gibi), bu siyasi iradenin oluşmasına olanak sağlayabilir.

 

Sonnotlar:

(1) Michèle Bacot-Decrıaud, “Une politique de défense pour l’Union européenne: de la virtualité à la réalité? De quelques raisons d’un scepticisme”, Arès, No. 44, février 2000

(2) Britain and France sign landmark 50-year defence deal, The Guardian, 2 November 2010 Bkz.  www.guardian.co.uk/politics/2010/nov/02/britain-france-landmark-50-year-defence-deal (erişim 29 Ağustos 2011)

(3) Frederico Santopınto, “L France et l’Europe dela défense: deux énigmes”, GRIP, 28 Mars 2011

(4) Bkz.  www.baesystems.com/Newsroom/NewsReleases/autoGen_111214112312.html (erişim 29 Ağustos 2011)

(5) Bkz. www.defensenews.com/story.php?i=5975267 (erişim 31 Ağustos 2011)

(6) Bkz. www.abhaber.com/ozelhaber.php?id=7826 (erişim 31 Ağustos 2011)

(7) Bkz. en.mercopress.com/2011/05/12/uk-france-ratify-defence-and-security-co-operation-treaty (erişim 29 Ağustos 2011)

(8) Bkz. www.bbc.co.uk/news/uk-politics-11670247 (erişim 31 Ağustos 2011)

(9) Bkz. www.dailymail.co.uk/news/article-1326033/UK-defence-pact-French-risks-alliance-US-warns-ex-UN-ambassador.html (erişim 31 Ağustos 2011)

(10) Judah Grunsteın, “France-UK Defense Treaty: Shotgun wedding or strategic union?”, World Politics Review, 3 November 2010)

(11) Lisbon Treaty, eur-lex.europa.eu/JOHtml.do?uri=OJ:C:2007:306:SOM:EN:HTML (erişim 27 Ağustos 2011)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top