Mısır’da Uyanış, Darbe ve Avrupa Birliği

Aslıhan P. TURAN
28 Ağustos 2013
A- A A+

Avrupa Birliği, söylemlerinde ve eylemlerinde, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin komşu bölgelerde teşvikine yönelik niyetini açıkça göstermektedir. Güney Akdeniz ülkeleri de bu kapsamda ele alınmakta, siyasi ve demokratik reformlarla istikrarın ve güvenliğin sağlanacağına inanılmaktadır.Bölge ülkelerinin demokratik değerlere sahip olmalarının ekonomik kalkınmayı da beraberinde getireceği, bu sayede yasadışı göç sorununa da çözüm bulunacağı düşünülmektedir. Ancak AB’nin Güney Akdeniz bölgesinde demokrasi teşviki konusunda Doğu Avrupa ülkelerinde olduğu kadar etkin olabilmesinin önünde önemli bir engel vardır ki, bu da güney Akdeniz ülkelerine sunulacak bir üyelik perspektifinin bulunmamasıdır.(1)


2010 yılına kadar AB açısından güney komşularında demokratik olmayan ülkelerdeki istikrarsızlık sorun teşkil etmemekteydi. Ticaret, terörle mücadele, enerji ve göç konularında işbirliği sürdürülürken, demokrasi ve insan hakları gibi konular arka planda bırakılmış ve AB hiçbir zeminde rejim değişikliğini dile getirmemiştir.(2)   AB açısından güney komşularıyla ilişkilerinde ekonomik unsurlar her zaman ön planda tutulmuştur. Tahrir Meydanı’nda başlayan ilk protestolarla birlikte AB, Mısır’da demokrasi ve insan hakları adına girişilen bu hareketi desteklemiş, barışçıl dönüşüm için çağrıda bulunmuştur. Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in devrilmesinden sonra seçimlerden galip çıkan Muhammed Mursi Cumhurbaşkanı olarak Brüksel’e yaptığı ziyaret sırasında, görüşmelerde ikili ilişkilerin AB-Mısır Ortaklık Antlaşması kapsamında geliştirilmesine ve yeni Avrupa Komşuluk Politikası Eylem Planı dahilinde müzakerelerin tekrar ele alınmasına karar verilmiştir.(3)


AB’nin Mısır’da Temmuz ayında gerçekleşen darbe sonrası izlediği politikaya değinmeden önce, Birlik’in Güney Akdeniz politikası kısaca hatırlanacak, ardından Arap Uyanışı’na yönelik ilk tepkiler ve temel belgeler değerlendirilecektir.


AB’nin Güney Akdeniz Politikası


1995 yılında başlatılan Barselona Süreci ile AB güney komşularıyla ekonomik ilişkilerini sürdürürken demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi normatif ilkeleri de teşvik etme amacındaydı. Ancak otoriter rejimle yönetilen Güney Akdeniz komşularıyla ticari ilişkilerini oldukça artıran AB, bu ülkelerde istikrarlı yapıların olmasını tercih etmiş, bir süre sonra mali yardımların demokratikleşmeden ziyade ekonomi ve güvenlik sektörlerine aktarılmasına başlamıştır. Başka bir ifadeyle İslami hareketlerin güçlenmesindense, bu hareketlere engel olan diktatörlüklerin baskı politikalarına sessiz kalmıştır. 11 Eylül saldırılarının ardından demokrasi ile güvenlik arasında kurulan bağ ile birlikte AB, Avrupa Komşuluk Politikası aracılığıyla siyasi reformlar konusunda ısrarcı olmaya başlamıştır. Bununla birlikte yapılan mali yardımlar yine demokratikleşmeyle ilgili projelerden çok Avrupa’nın doğrudan güvenliğini ilgilendiren terörle mücadele, göç ve sınır kontrolleri alanlarına aktarıldı. Güney Akdeniz ülkelerinin demokratikleşmesi AB açısından İslam dünyasında Batı’ya karşı girişilebilecek terör saldırılarının önlenmesine yönelik bir araç olarak algılanmıştır. Bu algıdan ise yine otoritelerini artıran diktatör rejimler fayda sağlamıştır.(4)


Avro-Akdeniz Ortaklığı ve Barselona Süreci AB’nin Akdeniz’e yönelik geliştirdiği politikanın temel unsurlarını barındırmaktaydı. Ortaklıkların yürürlüğe girebilmesi için Barselona Bildirisi’ni imzalayan taraflarla Ortaklık Antlaşması imzalanması gerekmekteydi ki bu sayede AB ile ilişkilerin hukuki bir düzleme oturması amaçlanmaktaydı. Mısır ile AB arasında 2001 yılında imzalanan Ortaklık Antlaşması 2004 yılında yürürlüğe girmiştir. Antlaşmanın 4. maddesinde siyasi diyaloğun barış, güvenlik, demokrasi ve bölgesel kalkınma konularıyla birlikte ortak çıkarları kapsadığı okunmaktadır. Demokrasi terimi her ne kadar Antlaşma içinde yerini bulmuşsa da AB’nin diyaloğu demokrasinin teşvik edilmesi için bir araç olarak gördüğü ancak demokrasiye nasıl ulaşılacağına dair bir yönlendirmenin olmadığı görülmektedir. Bunun yanında diyaloğun sürdürülmesi ve demokrasinin teşviki maksadıyla 1996 yılından beri MEDA Demokrasi Programı kapsamında yapılan mali yardımların demokrasinin inşası ve siyasi reformlar yerine ekonomi, ticaret ve eğitim gibi alanlara yönlendirildiği bilinmektedir. (5) 2007 yılında Sarkozy öncülüğünde canlandırılan Akdeniz için Birlik Girişimi AB’nin ekonomik ilişkilere yoğunlaştığının bir başka göstergesidir.


AB üyelerinin Akdeniz politikası bakımından birlik içinde hareket ettiklerini söylemek zordur. Fransa, İspanya, İtalya Akdeniz ülkeleriyle yakın ilişkiler içindeyken, Almanya Doğu Avrupa ülkelerine yönelmiş durumdadır. İlk üç ülke güvenlik ve ticari çıkarları dolayısıyla Akdeniz ülkelerinde gerçek siyasi reformların yapılmasına çok daha fazla önem atfetmektedir. Bunun yanında otoriter yönetimlerin demokrasiye geçiş sürecinde yaşadıkları kısa ve orta vadeli siyasi karmaşayı göz önünde bulunduran bu devletler, arka planda, uzun bir süre boyunca otoriter fakat istikrarlı devletlerin varlığını kabul etmişlerdir.(6) AB fonlarının çoğunlukla eğitim, terörle ve yasadışı göçle mücadele konularına odaklanmış olması, Avrupa’nın Akdeniz’deki önceliklerinin de göstergesidir. Ancak bu durum kendisini demokrasiyi teşvik eden bir aktör olarak tanıtan AB’nin inandırıcılığını zedelemektedir.


Arap Dünyasında Uyanış ve AB’nin İlk Tepkisi


Tunus’taki Yasemin Devrimi ile başlayan ve bölge devletlerine yayılan, kimilerince Arap Baharı, kimlerince Arap Uyanışı veya Ayaklanmaları olarak adlandırılan süreç Avrupa Birliği açısından dikkatle izlenmiştir. Arap dünyasında yaşanan değişimlere karşı AB’nin nasıl tepki göstereceği, Komşuluk Politikası çerçevesinde sunulan A Partnership for Democracy and Shared Prosperity With the Southern Mediterranean belgesi ile açıklanmıştır. 8 Mart 2011 tarihinde yayınlanan Birlik’in bölge politikasını tanımlayan söz konusu belgede ortak komünikasyonda yaşananların sadece bölge devletleri için değil tüm dünya ve elbette ki AB için de sonuçlar doğuracak tarihi bir süreç yaşandığı belirtilmiştir. Bölge halkları açısından insan haklarının, çoğulculuğun, hukukun üstünlüğünün ve sosyal adaletin sağlanma umutlarının yeşerdiği, buna karşılık demokrasiye geçiş dönemlerinin hiçbir zaman kolay olmadığı, geçiş sürecinde riskler ve belirsizliklerle mutlaka karşılaşılacağı belgede yer almıştır. Bu nedenledir ki AB’nin pasif davranmaması, geçiş sürecindeki devletlere belirlenen üç unsur çerçevesinde destek verilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu üç unsur demokratik dönüşüm ve kurumların yeniden inşası, halklarla güçlü ortaklıklar kurulması, sürdürülebilir büyüme ile ekonomik kalkınma şeklinde sıralanmıştır.(7)


Halk hareketlerinin başlamasıya birlikte ortaya çıkan insani sıkıntılara kısa vadeli çözümler sunmak amacıyla AB Komisyonu 30 milyon euro’luk insani yardım paketini hayata geçirmiştir. Konsüler ilişkileri yoğunlaştırmak ve bilgi akışını hızlandırmak amacıyla Dış İlişkiler Servisi bünyesinde Durum Merkezi kurulmuştur.(8) AB Mısır’da Mübarek’in devrilmesinden sonra 20 milyon euroluk sivil toplum yardım paketi kabul etmiştir. Parlamento ve cumhurbaşkanı seçimleri için uluslararası gözlemcileri reddeden Mısır, AB’nin İstikrar Aracı Programı kapsamında sunduğu 2 milyon euroluk destek paketini kabul etmiştir.(9)


AB’nin Güney Akdeniz komşularında yaşananlar karşısında yol gösterici bir diğer önemli belge ise A New Response to a Changing Neighbourhood’dur. Bu belge ile AB Komisyonu, Birlik’in uzun vadeli bölge politiasını tanımlamıştır. Arap Uyanışı ile birlikte AB de komşuluk politikasını gözden geçirme kararı almıştır. 2004 yılından beri yürürlükte olan politika ile AB özellikle ticaret ve ekonomi alanlarında komşu devletlerle yakın işbirliği ilişkileri kurmayı başarmıştır. Akdeniz komşularında yaşanan değişimleri göz önünde bulunduran AB yeni komşuluk politikasının şu hususlar üzerine inşa edilmesine karar vermiştir:


-Demokrasi inşası aşamasında olan ortaklara daha fazla destek sağlamak

-Ekonomik kalkınmayı desteklemek

-Avrupa Komşuluk Politikası’nı coğrafi olarak Doğu Ortaklığı ve Güney Akdeniz şeklinde şekillendirerek güçlendirmek

-Bu hedeflere ulaşmak için gerekli araçları ve mekanizmaları tedarik etmek.(10)


Güney Akdeniz politikasının hedeflerine ulaşması amacıyla bölge ülkelerine tahsis edilecek mali yardımların SPRING, SANAD, Erasmus Mundus ve Sivil Toplum Enstrümanı Fonu programları çerçevesinde gerçekleştirilmesi planlanmıştır.


a)Siyasi Dönüşümün Teşviki


AB açısından halk hareketlerinin yaşandığı güney komşularında geçiş döneminde demokratik seçimlerin düzenlenmesi ve sivil toplumun desteklenmesi son derece önemliydi. Bu sayede kamunun inandırıcılığı artırmak mümkündü. Bu çerçevede Birlik temsilcileri bölge ülkelerine yaptıkları ziyaretlerle bu amaca hizmet etmekle görevlendirilmiştir. 


Avrupa Birliği, 2012 yılı boyunca geçiş döneminde Arap ülkelerindeki demokratik seçimleri mali yardım veya gözlemci misyonlarıyla desteklemiştir. Ayrıca Avrupa Konseyi ve Dış İlişkiler Konseyi bünyelerinde AB’nin Arap Uyanışı konusunda nasıl bir yol izleyeceği konusunda düzenli toplantılar yapılmıştır. AB Komisyonu Başkanı Barosso, Avrupa Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy ve AB Dışişleri ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton bölge ülkelerine düzenledikleri ikili ziyaretlerle bir yandan bölgenin nabzını tutmuş, diğer yandan AB’nin izleyeceği politikalar konusunda bölge ülkelerini bilgilendirmiştir. Güney Akdeniz Özel Temsilciliği ise dönüşüm sürecindeki bölge ülkelerinde tüm taraflarla diyaloğun sürdürülmesine özen göstermiştir. Avrupa Komşuluk Politikası kapsamında geliştirilen Eylem Planları bölge ülkelerinde reformların teşvik edilmesi amacıyla kullanılan önemli araçlardır.(11)


b)Ekonomik dönüşüme destek


Ekonomik dönüşüm konusunda son iki yılda bölge ülkelerinde yaşananlar dolayısıyla ekonomik durumun kötüleştiğini söylemek yanlış olmayacaktır. AB’ye göre bu durum sosyal birlikteliğe zarar vereceği için demokratik dönüşümün sağlam temellere oturmasını da engelleyecektir. Bu sebepledir ki AB’nin ekonomik büyümeye verdiği destek demokratik kurumların teşvikiyle paralel bir çizgide ilerlemektedir. SPRING yardım programı kapsamında sağlanan mali destek 2011 yılından beri 700 milyon euroluk bir seviyeye ulaşmıştır. Özel sektörün demokratik dönüşüme destek vermesinin sağlanması için görevlendirilen Görev Güçleri ise önümüzdeki dönemde yatırımların artırılması için koordinasyon işlevi görmektedir. 2011 yılında Konsey’in onayladığı üzere Derin ve Kapsamlı Serbest Ticaret Antlaşmaları da AB’nin bölge ülkelerine dönüşüm sürecinde verdiği ekonomik desteğin bir başka ayağıdır. (12)


Mısır’daki Son Gelişmelerde AB’nin Tutumu


Mısır’da 2011 yılı başlarında başlayan halk hareketi sonucunda görevinden alınan Hüsnü Mübarek’in ardından parlamento seçimleri yapılmıştır. Akabinde düzenlenen başkanlık seçimlerinde ise Muhammed Mursi yeni Mısır Başkanı olarak seçilmiştir. Başlangıçta siyasi ve ekonomik reformlar yapan Mursi’ye karşı, anayasa reformu hazırlık sürecinde muhalefet ortaya çıkmıştır. Mursi’ye yürütme ve yargı alanlarında geniş yetkiler tanıyan anayasa taslağı Meclis tarafından da kabul edilmiş ve referanduma sunulmasına karar verilmiştir.(13)


Temmuz ayında Mısır’da yaşanan darbe sonrası Muhammed Mursi’nin görevden alınması, Tahrir ve Adeviye Meydanları’nda karşıt grupların toplanması üzerine AB kesin bir yorum yapmaktan imtina etmiş, tüm tarafların dahil edildiği bir geçiş süreci önermekten ileriye gitmemiştir. AB’nin Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton’ın Mısır ziyareti sırasında hem Genelkurmay Başkanı Sisi hem de devrik cumhurbaşkanı Mursi ile görüşmesi ise bir yandan şaşkınlık yaratırken diğer yandan Mısır’da uzlaşı sağlayabilecek uluslararası arabulucu AB olabilir mi sorusunu gündeme getirmiştir. Ashton’ın ziyareti sırasında defalarca sivil yönetime geçmek üzere kapsamlı müzakerelere başlanması ve Müslüman Kardeşlerin de görüşmelerde yer alması gerektiğini yinelemiştir.


Süreç boyunca yapıcı bir tutum sergileme amacıyla hareket eden AB, Mısır ordusunun Mursi yanlılarına yönelik yüzlerce kişinin ölmesine neden olan şiddet politikası karşısında, üye ülkelerin dışişleri bakanlarını acil toplantıya çağırmıştır. 21 Ağustos tarihinde düzenlenen toplantıdan Mısır’a, iç şiddet aracı olarak kullanılabilecek her türlü mala ambargo uygulanması kararı alınmıştır. Ayrıca Mısır’a yapılan mali yardımın da gözden geçirebileceği görüşülmüştür.(14)


Sonuç


Genel olarak Arap Uyanışı sürecinde, özelde ise Mısır’da yaşananlara bakıldığında, AB’nin olaylara hazırlıksız yakalanmasının da etkisiyle oldukça etkisiz kaldığını söylemek yanlış olmayacaktır. Özellikle ODGP Yüksek Temsilciliği makamı ile AB’nin uluslararası arenada görünürlüğünü ve etkinliğini artırma amacıyla Lizbon Antlaşması’yla gerçekleştirilen yeni düzenlemelerin bir anlamda deneme şansı yakaladığı bu süreç Birlik’in hedeflendiği ölçüde uluslararası bir aktör olmasının kolay olmadığını göstermiştir. Bunun yanında olaylar karşısında ani açıklamalarda bulunmaktan kaçınan AB bu sayede gelişmeler boyunca sürece dahil olma fırsatı yakalamakta ve diyalog kapısını açık bırakmaktadır.

Öte yandan AB’nin Mısır’a mali yardım üzerinden yaptırım uygulamasının ne derece tatminkar olacağı belirsizdir. Avrupa Komşuluk Politikası ve ulusal hükümetler nezdinde yapılan yardımlar toplamda 600 milyon euro civarındadır. Oysa ki Suudi Arabistan, Kuveyt ve BAE toplamda 12 milyar dolarlık yardım teklifinde bulunmuştur ki, AB’nin mali yardımı kesmesinin etki etmesini önlemektedir. Bu noktada etkili olacak husus Mısır’daki askeri yönetimin AB ile ticari ilişkilere atfedeceği önemdir.




Kaynakça


1)Nesreen Khaled El Molla, The EU’s Role in Political Reform and Democracy Building in the Southern Öediterranean Region: an Egyptian Perspective, International Institute for Democracy and Electoral Assistance, 2009, s 4

2)Mikael Eriksson & Kristina Zetterlund, Dealing With Change: EU and AU Responses to the Uprisings in Tunisia, Egypt and Libya, FOI, January 2013, s 13, www.foi.se

3)EU’s Response to the Arab Spring: The State-of-Play after Two Years, European Commission Memo/13/81, Bruselles, 8 February 2013

4)AB’nin Ortadoğu Politikası ve Arap Baharına Bakışı, Seta Analiz, s 7-8

5)Nesreen Khaled El Molla, a.g.m., 2009, s 6

6)A.g.m., s 10-11

7)A Partnership for Democracy and Shared Prosperity With the Southern Mediterranean, Joint Communication to the European Council, the European Parliament, The Council, The European Economic and Social Committee and the Committee of the Regions, Brussels, 8.3.2011, COM(2011) 200 final

8)A.g.e.

9)The EU’s Response to the Arab Spring, Memo/11/918, Brussels, 16 December 2011

10)A New Response to a Changing Neighbourhood: A Review of European Neighbourhood Policy, Joint Communication by the High Representative of the Union for Foreign Affairs and Security Policy and the European Commission, Brussels, 25 May 2011, COM(2011)303

11)Implementation of the European Neighbourhood Policy in 2012 Regional Report: A Partnership for Democracy and Shared Prosperity with the Southern Mediterranean / European Neighbourhood Policy: Working Towards a Stronger Partnership, Brussels, 20.3.2013, SWD(2013)86 final

12)EU’S Response to rhe Arab Spring: The State-of-Play After Two Years, Brussels, 08 February 2013, MEMO/13/81

13)Mikael Eriksson & Kristina Zetterlund, a.g.m., s 15-17

14)Council of the European Union, Foreign Affairs Council Meeting, Brussels, 21 August 2013

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top